6 Eylül 2013 Cuma

Kılıçdaroğlu'nun Fettoş ile dansı - 1

Kılıçdaroğlu VATAN gaz tenekesine konuştu. 1 Eylül 2013


Bay Kemal'e göre, Fettoş Cemaati "hizmet" yapıyor. Bay Kemal, Tayyip Bey'in bu "hizmet"lerden niçin rahatsız olduğunu bir türlü anlayamıyor. Tayyip Bey'in, sözkonusu "hizmet"lerden biri olan dershaneleri kapatmak istemesini de anlayamıyor. Bir iktidar, ülkeye yapılan "hizmet"lerden niçin rahatsız olur? Bay Kemal şaşıp kalıyor. :))


Bay Kemal, Fettoş Cemaati'ne bağlı sermayenin yaptığı "hizmet"lerin ülkemiz için çok faydalı olduğunu düşünüyor. Bu faydalı "hizmet"leri yapan "iş dünyası"nın gücünü kırmak isteyen Tayyip Bey'in Türkiye'ye zarar vereceğini düşünüyor. İşte Bay Kemal'in o sözleri: "Cemaatin iş dünyasının gücünü kıracağım derseniz Türkiye zarar görür."

Bay Kemal, Fettoş adına Tayyip Bey'e parmağını sallıyor. Obama'ya göz kırpıyor. "Tayyip Bey'i deliğe süpürmeye karar verirsen bil ki Fettoş'un "hizmet"lerine devam etmesi için çırpınan bir Kemal var burada."

Bay Kemal (Yani Yeni CHP) ve Fettoş ittifakı, Tayyip Bey'in yerini doldurmak için yeterli değil. Güçlü bir müttefik daha gerekli. Bay Kemal'den dinleyelim: "30 Ağustos Resepsiyonu'na katılmayışımın özel bir nedeni yok. Gül ile bağlantılı değil. Cumhurbaşkanı ile bir sorunumuz yok. Gitmemezlik gibi bir sorunumuz olmaz.".

Bay Kemal zaten uzun zamandır Gül'ü parlatıyor, Cumhuriyet de parlatmaları manşetlere taşıyordu. Tayyip Bey'in karşı olduğu her uygulamasına Gül'ün müdahale etmesi için çağrı yapıyordu. Gezi olaylarına müdahale çağrısı yapması gibi. Bay Kemal'e göre Gül'ün müdahaleleri, Tayyip Bey'in kötü uygulamalarını engelleyecekti.

Bay Kemal'in bu sözleri CHP içinde büyük tepki gördü. CHP Milletvekili İsa Gök isyan etti: "Dinsel cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin birisini meşru görürseniz, tümünü meşrulaştırırsınız. Hiç bir şekilde cemaat yapılanmalarını kabul etmemek şarttır. Hele bunların siyasi muhatap alınarak Türkiye'nin geleceği konusunda söz söyleyebilme yetkileri olduğunu düşünmek daha tehlikelidir".

Ancak, gerek Sayın Gök'ün, gerekse CHP içindeki diğer Atatürkçülerin bu itirazları hiç bir şekilde etkili olmamakta, Bay Kemal ve çevresi istedikleri her şeyi engelsiz yapmaktadırlar.

Aydınlık, 4 Eylül 2013  

Gül + Gülen + Kılıçdaroğlu "Restorasyon Hükümeti"planını Doğu Perinçek ayrıntılı olarak açıkladı.

Haziran isyanı, AKP iktidarını yıkma ve Milli Hükümet kurma hedefini Türkiye'nin önüne koydu. İşçi Partisi Milli İktidar matematiğini CHP + MHP + İP olarak tespit etti.

Tayyip Bey'in Gezi, Mısır, Nusra/PYD çatışması ve Fettoş Cemaati konularındaki tavırları Obama'yı da sinirlendirmeye başlamıştı. Haziran isyanı tarafından sallanan ve yönetim zafiyeti içine giren Tayyip Bey'in kontrolü kaybetmesi durumunda Milli Hükümet seçeneğinin önüne geçilebilmesi için, AKP iktidarının Tayyip Bey feda edilerek CHP takviyeli olarak devam ettirilmesi planı yapıldı. Planı yapan merkez Atlantik ötesindedir.

Abdullah Gül ve Fettoş Cemaati bir yandan AKP içinde güç toplarken, diğer yandan CHP yönetimi ile kol kola giriyor. Cemil Çiçek de bu tezgahın içindedir. Bay Kemal, Vatan'da yaptığı söyleşide, Gül'ün Cumhurbaşkanlığını desteklediğini söylüyor. "Esad yerinde kalsın demedik" diyerek de, dış politikada AKP ile aynı çizgide olduğunu ilan ediyor. AKP güdümlü iktidar tasarımının en dikkate değer yanı, MHP'yi dışlamasıdır.

Yıkılan AKP iktidarı restore edilmek isteniyor. Türkçesi, AKP iktidarı yenilenerek devam edecek. Obama destekli Gül + Gülen + Kılıçdaroğlu Restorasyon Hükümeti bu anlama geliyor. Tayyip Bey gidecek, boşluğu Y-CHP dolduracak. 

Ama zorluklar var. "Kırmadan dökmeden" diyorlar ama, AKP'yi parçalamadan bu planı nasıl uygulayacaklar? Ya CHP'nin Atatürkçü, laik, yurtsever, üniter devlet yanlısı tabanı? Onlar CHP'nin PKK işbirlikçisi, ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma yapan, laikliğe karşı odak olduğu tescilli olanlarla işbirliği yapmasını kabul edecekler mi? NATO cephesinin işi çok zor.

*********
Geniş bilgi için bakınız
*********

5 Eylül 2013 Perşembe

Merdiven Devrimi ve Eşcinsellik

Beyoğlu sakinlerinden 64 yaşındaki Emekli Orman Mühendisi Hüseyin Çetinel gri merdivenlerin çirkinliğini kapatmak için Fındıklı'dan Cihangir'e çıkan 250 kadar basamağı damadının da yardımıyla bir haftada rengarenk boyadı. 

Gökkuşağını andıran renkler büyük ilgi ile karşılandı. Sayısız insan buraya gelerek kısa filmler, hatıra fotoğrafları çektiler. Merdivenler TV programlarına da konu oldu.

Aydınlık, 1 Eylül 2013

Bir sabah semt sakinleri bir sürprizle karşılaştılar. AKP'li Beyoğlu Belediyesi ekipleri bir gecede merdivenleri griye boyamıştı.
AKP ile karşılaşan tüm renkler grileşiyordu. AKP'nin kendisinden farklı görüşlere, fikirlere, renklere kapısı kapalıydı.


Aklıevvel bir AKP'li "Bu renkler eşcinsellerin işareti, gökkuşağı onların sembolü" deyivermişti Etekleri tutuşan Belediye hemen günahın üzerini örtmeye koşuyordu.

Semt sakinleri 31 Ağustos günü toplanıp merdivenleri yeniden renklendirmeye karar vermişlerdi. Ancak ikinci bir Gezi olayından çekinen ve bu şerefi mahalleliye tattırmak istemeyen Belediye, bir gecede merdivenleri tekrar rengarenk boyadı.
Bundan sonra yurdun her tarafında merdiven devrimi patlak verdi. Eşcinsel dernekleri de olaya el attı.


İslamiyete göre eşcinsellik büyük günahtı. Bu sapıkların nasıl öldürüleceklerine dair (üzerlerine duvar yıkıp altında bırakmak gibi) hadisler söyleniyordu. İslamiyet, eşcinselliği kişisel bir suç olarak görüyordu.

Halbuki bu durum kişilerin suçu değildi. Avrupa Birliği ajanlarının beyin yıkamak için öne sürdükleri gibi "cinsel tercih" de değildi. İnsanlar kendi istekleri, kendi tercihleri ile eşcinsel olmuyorlardı. Vücudun salgıladığı hormonlar nedeni ile oluşan bir durumdu bu.

Erkek görünümünde doğan bir kişide kadınlık hormonlarının fazlalığı veya erkeklik hormonlarının azlığı nedeni ile kişi kendisini kadın olarak hissediyor, duygu ve düşünceleri hormonlarının tesirinde kalarak bu şekilde oluşuyor.
Diğer taraftan, aynı nedenle, kadın görünümünde doğan kişi erkeksi duygu ve düşünce yapısına sahip oluyordu.

Yani burada eğer bir suç varsa, bu suç doğaya aitti, dinsel terimlerle konuşursak, Yüce Yaratıcı'ya aitti. Bu durumda kendisini kadın gibi hisseden erkek görünümlüler ve erkek gibi hisseden kadın görünümlüler nasıl "cinsi sapık" olarak suçlanabilir? Böyle bir suçlama yapmak, vicdansızlık değil de nedir? Onların kendilerini hissettikleri gibi davranmalarına karşı çıkmak doğaya karşı çıkmak demek değil midir?

İslamiyetin bunu sapıklık olarak nitelemesi ve bu nedenle bu durumdaki kişileri suçlaması, Hz. Muhammed döneminde genler ve hormonlarla ilgili bu bilgilerin bilinmemesinden kaynaklanıyordu. İnsanlık bu bilgilere bin küsur sene sonra ulaşacaktı.


Kur'an'da 26 Şuara Suresi 165-175. Ayetlerde ve 27 Neml Suresi 54-58. Ayetlerde Lut Peygamber kavmine "Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp erkeklere mi gidiyorsunuz" demekte, Lut ve ailesi kurtarılarak, geri kalan tüm şehir halkı bir çeşit yağmur ile tamamen yok edilmektedir.

Kızıl Deniz'in kuzey tarafında ve adının Sodom olduğu söylenen şehirde yaşayan her erkek ya oğlan, ya da oğlancıdır. Sadece Lut ve ailesi normaldir. Halbuki, bilimsel araştırmalarda, eşcinsellik oranının hiçbir toplulukta yüzde birin üzerine çıkmadığı tespit edilmiştir. Bu eşcinsellere ilgi duyan ve oğlancı denilenlerin de bunun 3-4 misli olduğunu kabul etsek, (oğlan + oğlancı) oranı yüzde beşler civarındadır. Bir toplumdaki erkeklerin yüzde yüzünün cinsi sapık olduğunu iddia etmek, büyük bir abartıdır.

Bir an için bu iddianın doğru olduğunu düşünsek, yani Sodom'da yaşayan erkeklerin hepsinin eşcinsel olduklarını kabul etsek bile, binlerce insanın kendilerinden kaynaklanmayan bir nedenle suçlanıp toptan yok edilmeleri adil bir davranış değildir. Çünkü, o şehirdeki erkeklerin büyük bir kısmını eşcinsel olarak yaratan, diğer erkeklerin de kadınların yanısıra bunlara meyletmeleri için ortam yaratmış olan bizatihi Yüce Yaratıcı'nın kendisi değil midir? Hem o şekilde yaratıp hem de "vay, demek ki sapıksınız" diye onları toptan öldürmek Yüce Yaratıcı'ya yakışan bir davranış mıdır?

Peki, sapıktır diye erkeklerin hepsini öldürdü Yüce Yaratıcı, ya kadınları niçin öldürdü? "Sadece erkekler ölsün" diye buyurması yetmez miydi? Şehrin üzerine taş yağdırıp kurunun yanında yaşı da yakmak adalete sığar mı?
Bir şey daha var: çocuklar. Onlar niçin öldürülüyor? Ya henüz ana karnında olanlar?

29 Ankebut Suresi 29-34. Ayetlerde Lut Peygamber kavmine: "Sizden önce alemlerde hiç kimsenin yapmadığı bir fuhuş yapıyorsunuz" demektedir. Demek ki, Kur'an'a göre, o zamana kadar dünya yüzünde eşcinsellik görülmüyordu ve o dönemde Sodom'da ortaya çıkmıştı. Bu dahi mümkün değildir. Çünkü hayvanlarda bile hormon dengesizliğinden kaynaklanan eşcinsellik görülmektedir. İnsanların oluştuğu (veya dinsel terimlerle konuşursak yaratıldığı) günden Sodom dönemine kadar eşcinselliğin görülmediğini iddia etmek bilimsellikle bağdaşmaz.


Doğal eşcinsellik sadece hormon dengesizliğinden olmuyor. Son derece az görülen diğer doğal eşcinsellik tipleri örneğin kızlarını erkek gibi veya erkek çocukları kız gibi büyüten ailelerin bu yanlış davranışı sonucunda, veya Pekin Operası gibi yerlerde kızlar-kadınlar sahneye çıkamadığı için kız-kadın rolüne çıkan erkeklerin zamanla bu rollerini içselleştirmeleri dolayısıyla ortaya çıkıyor.  (Pekin Operası'na küçük yaşta başlarken kız rolü biçilen kişi, bu rolünü ömür boyu değiştiremiyor, diğer roller için seçilen kişiler için de geçerli bu kural.) Bundan 40 sene kadar önce bu konuyu işleyen bir Çin filmi seyretmiştim. Bulabilirsem paylaşacağım.


Bir de doğal olmayan, toplumsal ve siyasi olarak meydana gelen eşcinsellik var.

Örneğin, Eski Atina toplumunda devlet adamı olarak yetişmek isteyen erkek çocukların bir devlet adamının yatağından geçmek zorunda olmaları gibi. Bir devlet adamının eğitimine giren çocuk, eğitimi süresince onun oğlanı olmak zorunda idi. Yetişip bir devlet adamı olunca, o da yetiştireceği çocukları oğlan olarak kullanacaktı. Aslında o çocuklar kendilerini kadın gibi hissetmiyorlardı. Ama devlet adamı olabilmek için bu işe razı olmaları gerekiyordu. İşte doğal olmayan eşcinselliğin bir çeşidi bu. (Tarih kitaplarında bize ballandırarak anlatılan "Atina Demokrasisi" işte bu.)

Atina'dan Bizans'a, oradan da Osmanlı'ya geçen bu gelenek, insanları siyasi olarak egemenlik altına almak için makak maymunlarının yaptığından daha ileri bir yöntem bulamamış olduklarını göstermektedir.

Toplumsal ve siyasi eşcinsellik konusunda Doğu Perinçek'in "Eşcinsellik ve Yabancılaşma" adlı incelemesi, ülkemizde ilk ve tek kaynak olma özelliği taşımaktadır. (Perinçek'in bu incelemesinde doğal eşcinsellik ele alınmamıştır)

***********

Oramiral Güner: Yandaş muhalefet bize sahip çıkmadı

Gamze Çınlar'ın haberi:

Deniz Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılırken Donanma Komutanlığı görevinden istifa eden Oramiral Nusret Güner, izlemeye geldiği Poyrazköy Davası'nın duruşma arasında Aydınlık'a konuştu:

"Maalesef meclisteki muhalefetimiz yandaş muhalefettir. Askerini korumamaktadır. Bunlar baştaki birkaç kişiyi koruyor gözükmektedir. Bu Türk milleti için çok tehlikelidir. Bu durum Türkiye’nin geleceğini 50 yıl etkileyecektir."


"Herkes ‘askeri darbeye karşıyım’ derken, askere karşı tavır almaktadır. "


"Beni esas üzen milletimizin sessiz kalmasıdır. ‘Yandaş basın’ deniyor, ben burada bir de ‘yandaş ana muhalefet’ ifadesini kullanıyorum. Bizi ne bağlı olduğumuz komutanlar ve amirler ne de muhalefet kesimi korumaktadır. Herkes ‘askeri darbeye karşıyım’ derken, askere karşı tavır almaktadır.Ana muhalefet ‘bugüne kadar asker yanlısı göründük’ endişesiyle imaj peşinde."

"Ana muhalefet partisi liderinin gidip eski Genel Kurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’u ziyaret etmesi bana göre bir anlam ifade etmemektedir. Öyle göstermelik ziyarete gitmek olmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı içerdedir. Böyle bir şey kabullenilemez. Ben buna vefasızlık, inançsızlık diyorum."

Aydınlık, 4 Eylül 2013

"Askerlerin, generallerin yüzde 15’i tutuklu diyoruz, ancak Deniz Kuvvetleri’nde bu oran amirallerde yüzde 60-70’e, kurmay albaylarda yüzde 80’e ulaşmıştır. TSK, Deniz Kuvvetleri üzerinden etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır."

‘Deniz Kuvvetleri 30 yıl kendine gelemez’
"En çok üzüldüğüm nokta, üç tane ağaç için gerçekten çok güzel bir başarı gösteren milletimiz, buradaki fidanlara sesini çıkartmamaktadır. Deniz Kuvvetlerimiz 25-30 yıl kendine gelemeyecek şekilde yıpranmıştır."

"41 yıl eşimi, çocuğumu, sağlığımı, her şeyimi bir kenara attım ve karşılaştığım tablo ortada. Benim kızım 14 yaşındayken ismini iddianameye yazmışlar. Kızım şimdi 16 yaşında. Hadi bunu ahlaksız bir adam yazmış diyelim, ya sen devletin savcısı olarak bunu nasıl iddianameye koyabiliyorsun? Bin defa söylüyorum, yargıya inancım sıfır."

***********
Haberin tamamı için bakınız:
***********

3 Eylül 2013 Salı

Putin: "Esad kimyasal silah kullandı diyen ahmaktır."

Vladivostok'ta gazetecilerin sorularını cevaplayan Putin şöyle dedi:
"Suriye ordusunun taarruza geçtiği koşullarda Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığını söylemek büyük bir ahmaklıktır. Eğer Suriye yönetiminin kimyasal silah kullandığına dair delil varsa BM Güvenlik Konseyi'ne ibraz edilmelidir. İbraz edilmiyorsa delil yok demektir."

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç:
"ABD'nin Suriye'ye karşı sınırlı askeri operasyon yapacağı yönündeki tehditleri kabul edilemez. Her türlü müdahale sınırlı da olsa uluslararası hukuk kurallarını ihlal anlamına gelir. Olası bir operasyon yeni çatışmalara ve ölümlere yol açacaktır. Buna müsaade edilemez."

Yeniçağ, 3 Eylül 2013

Putin "Esad kimyasal kullandı diyen ahmaktır" demiş ve kanıt istemişti.
Obama ahmaklıkla suçlanmayı göze alarak sözde kanıtları Rusya ve Çin'e gönderdi.

Rusya Dişişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"Bize bazı harita ve isimlerin bulunduğu bir şeyler gösterdiler. Orada birçok kuşku var ve tutarlı değil. Kanıt olarak sunulanlar gerçekler değil. Önceden bildiğimiz şeyleri söylüyorlar, daha fazla ayrıntı sorulduğunda bize gösteremeyeceklerini söylüyorlar. Bu, yeterli kanıt yok anlamına geliyor."

Çin ise, bu sözde kanıtlarla ilgili yorum yapmaya bile gerek duymadı. "Konuyu BM incelesin" cevabını verdi. Çin'in bu tavrı resmen hakaret anlamına geliyor. Obama'ya "Bu sözde kanıtlar beş para etmez, üzerinde konuşmaya değmez" demiş oluyor.

Yeni Mesaj, 3 Eylül 2013

Geçen hafta savaş çığırtkanlığı yapan ülkelerin sesi Putin'in güçlü çıkışıyla birlikte kesildi. İngiltere'nin koalisyondan tümüyle çekilmesi, Fransa'nın geri adım atması, ABD'nin işi sürüncemeye bırakması, Başbakan Erdoğan'ın altından toprağı kaydırdı.

Rus İnterfaks Ajansı, Rusya'nın Akdeniz'e denizaltı avcısı ve kruvazör olmak üzere 2 gemi göndereceğini bildirdi. Rus askeri yetkililer, Suriye'de yaşanan krizden dolayı bölgedeki donanma gücünün arttırılacağını söylediler. Üst düzey askeri yetkili, gemilerde bazı düzenlemeler yapılacağını ve 2 gün içinde gemilerin yola çıkacağını söyledi.

Putin'in Lavrov'u uyardığı belirtiliyor. "Rusya Suriye'ye askeri bir müdahale olması durumunda bile kimseyle savaşma niyetinde değil" açıklamasını yapan Lavrov, geçen salı gününden düne kadar kamuoyuna açıklamada bulunmadı. Bu olağandışı durumun nedeninin Putin'in uyarısı olduğu Rus yetkililer tarafından el altından yayılıyor.

Putin'in çıkışı üzerine, Arap Birliği'nde ülkeler seslerini daha bir güvenle yükselttiler. "Uluslararası Toplum"u müdahaleye çağıran Suudiler yalnız kaldı. Kahire'de yapılan Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında Mısır, Cezayir, Irak, Lübnan, Tunus ve Fas müdahaleye karşı çıktı.

Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi: "Herhangi bir askeri müdahaleye karşıyız."
Fas: "Askeri müdahaleye karşıyız. Sorun görüşmeler yoluyla çözülmeli."
Ürdün: "Hava ve kara sahamızı kapatırız. Ürdün toprakları Suriye'ye saldırı üssü olarak kullanılamaz."

Bu güçlü çıkışlar üzerine Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Arabi de eski tavrından dönerek topu Güvenlik Konseyi'ne attı, 2. Cenevre toplantısına işaret etti. Suriye karşıtı cephe Arap Birliği içinde tamamen çöktü. Suudiler sap gibi yalnız kaldılar. Tayyip Bey'e soğuk duş...
Arap ülkelerinin bu toplantı öncesi durumları için bakınız: Suriye'ye saldırı konusunda ilgili ülkelerin konumları http://aliserdarbolat.blogspot.com/2013/08/suriyeye-saldr-konusunda-ilgili.html

Aydınlık 31 Ağustos 2013

Fransız gazetesi Le Figaro'nun haberi, 21 Ağustos 2013:
"Amerikalıların komuta ettiği 300 kişilik iki birlik 17 ve 19 Ağustos'ta Ürdün'den Suriye'ye sızarak Şam'a doğru ilerledi. Birliklere Amerikalıların yanısıra İsrailliler ve Ürdünlüler de komuta ediyordu. Bu birlikler, Amerikalıların Ürdün'de gerilla eğitimi verdiği Suriyelilerden oluşuyordu. Kimyasal silah kullanımı, Şam'a doğru ilerleyen bu birliklerle açıklanabilir."

Aydınlık Dış Haberler Sorumlusu Şafak Terzi, bu konu hakkında, Şam Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Bessam Ebu Abdullah ile bir söyleşi yaptı.

İşte Dr. Abdullah'ın anlattıkları:
"ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim'i geçen Perşembe telefonla aradı. "Biz Esad rejimini tanımıyoruz" bahanesi ile iki yıldır hiçbir Suriyeli yetkili ile temas kurmayan  Amerikalılardan gelen bu telefon, çok önemli bir sorunla karşılaştıklarını gösteriyordu. Kerry, Muallim'den, Guta'da yapılan operasyonu bitirmesini istedi. Çünkü Suriye Ordusu Guta'da, Amerikalıların Ürdün'de yetiştirip yolladığı 300 kişilik ekibi imha etmek üzereydi. Muallim Suriye Ordusunun operasyonu durdurmayacağını söyledi. Ayın 20'sini 21'ine bağlayan gece saat 03 dolaylarında ekip tamamen imha edildi. 21 Ağustos sabahı kimyasal silah yaygarası başladı. Fransız gazetesi Le Figaro'nun haberinde 19 Ağustos günü başka bir ekibin daha Şam'a gittiği belirtiliyordu. Kimyasal saldırı bu ekibin de imha edilmesini önlemek için bir tezgah olabilir. Zaman ve yer çakışıyor. İngiliz İstihbarat Birliği "Joint Intelligence Committee", 22 ve 29 Ağustos tarihli iki raporunda Şam yönetiminin kimyasal saldırı düzenlemesinin akılcı olmadığını belirtiyor. BBC internet sitesinde haberi çıktı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Türkiye'den resmi olarak Adana'da sarin gazı ile yakalanan Nusra teröristleri ile ilgili bilgi sordu. Ama Türk hükümeti süreklü üzerini örtüyor. Bu kimyasal silahların Libya'dan geldiği tespit edildi"

Yeniçağ, 2 Eylül 2013
Nusra militanları, AP (Associated Press) muhabiri Dave Gavlak'a şunları anlattılar:

"Bu bir kaza idi. Suudiler tarafından verilen kimyasal silah hatalı bir davranış nedeni ile patladı. Bunları nasıl kullanacağımız bize anlatılmadı, bu konuda eğitim görmedik. Hatta kimyasal silah oldukları bile bize söylenmedi."

"J" adlı militan: "Bu silahları çok merak ediyorduk. Ancak bazı savaşçılar uygun olmayan şekilde kurcaladıklarından dolayı patlama meydana geldi."

"K" adlı kadın militan: "Bize bunları nasıl kullanacağımızı anlatmadılar. Bunların kimyasal silah olduğunu bilmiyorduk."

Ebu Abdel-Muneym (Bir teröristin babası): "Oğlum iki hafta kadar önce bana geldi, taşımaları istenen silahların nasıl silahlar olabileceğini sordu. Anlattığına göre, şekilleri tüp gibi imiş. Bazıları da büyük gaz şişelerine benziyormuş. Bu silahlar bir tünelde patladı, 12 isyancı öldü."
Bu olay, (12 isyancının tünelde ölümü), isyancı teröristlerin elinde kimyasal silah olduğunu kanıtlıyor.



***********
arşiv:
Suriye'ye saldırı konusunda ilgili ülkelerin konumları 31 Ağustos 2013
Kimyasal bomba bulgusu yok. Çocukları teröristler öldürdü. 30 Ağustos 2013
Yobazların son çırpınışı: Şam'da kimyasal silah 24 Ağustos 2013
Somali saldırısının anlamı 31 Temmuz 2013

***********

2 Eylül 2013 Pazartesi

İzinsiz Türk Bayrağı asılamaz. Atatürklü Bayrak da yasak

24 Ağustos 2013 günü Didim İlçesi Akbük Beldesi Jandarma Karakolu'nun oğlunu evlendiren Mehmet Ali Özdemir'e imzalattırdığı Düğün İzin Belgesi:

(Belgeyi büyütmek için üzerine tıklayınız)

Baba Özdemir şöyle dedi:
"Bu sadece bize uygulanan bir şey değil. Hükümet politikası. Bu ülkede PKK bayrağı astırıyorlar ama oğlumuzun düğününde Türk Bayrağımızı asamadık. İnsanın kanına dokunuyor. Olay çıksın istemedik. Türk Bayrağı asmak tahrik unsuru oluyormuş. İçişleri bakanlığı'nın böyle bir genelgesi olduğunu söylediler."

Didim Kaymakamı Emiroğlu, nasıl kıvıracağını bilemedi, işte söylediği laf salatası:
"Ortada yanlış anlaşılma söz konusu. Daha önce bayrağın nerelere asılacağı belli idi. Vilayet önlerine asılır ama özel iş yerlerine asılmazdı. Daha önceden nerelere bayrak asılacağı yazardı, mevzuat değişince nerelere yasak olduğu açıklandı. Masa üstüne örtü olarak asmak, yere koymak gibi yasaklar var onun haricinde bayrak asılabiliyor. Karakolda bulunan evrak eski mevzuat döneminden kalmış olmalı ve dikkat edilmediği için evrak yenilenmemiş. Bunun dışında bir kötü düşüncenin olması mümkün değil"


İzmir Valisi de 30 Ağustos'ta Atatürklü Bayrak asılmasını yasakladı.
Başbakan Erdoğan, Gezi eylemlerine yanıt olarak düzenlediği Kazlıçeşme mitinginde Türk bayrağını göstererek “Bayrak Yasası’ndaki Türk bayrağının tanımı budur. Bunun dışındaki bayraklar, Bayrak Yasası’na uygun değildir. Bunları balkonlarınıza asmanızı istiyorum, bunları balkonlarınıza asarak birilerine en güzel cevabı vereceksiniz” demişti.

Zafer Bayramı öncesinde İzmir Valisi Mustafa Toprak tarafından kamu kuruluşlarına gönderilen yazıda şu uyarılar yer aldı: “Zafer Bayramı, 30 Ağustos 2013 Cuma günü saat 07.00’de başlayacak, saat 24.00’te sona erecektir. Resmi daire ve kuruluşlara ait binalar, meskenler, özel işyerleri, cadde ve sokaklar Türk Bayrağı Kanunu’nda yazılı niteliklere uygun bayraklarla süslenecek ve gece ışıklarla aydınlatılacaktır. Zafer Bayramı’nın 91. yıldönümü kutlama programıyla ilgili olarak görev verilen kamu kurum ve kuruluşları tarafından emrin herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek şekilde gereğini, diğer kuruluşlar ve basınımızın bilgi edinmesini önemle rica ederim.”

Yasağı dinlemeyen İzmirliler, Atatürklü Bayrakları ev ve işyerlerine astılar.  

Aydınlık, 2 Eylül 2013

Törende Türk Bayrağı geçerken Savcı ayağa kalkmadı

Bergama'da düzenlenen 30 Ağustos töreninde Türk Bayrağı geçerken, Cumhuriyet Savcısı Hasan Yüksel, uyarılmasına rağmen, ayağa kalkmamakta direndi.
Yukarıdaki fotoğrafta görülen "oturan adam" işte bu adam.

AKP Hükümeti döneminde Türk Bayrağı ve Atatürk düşmanlığı tüm devlet kademelerini ahtapot gibi sarmıştır.

Eskiden birkaç çapulcu Atatürk büstlerini gizlice kırardı. Şimdi düşmanlık gösterileri devlet ve hükümet görevlileri tarafından alenen sergilenmektedir.

***********

Blaze TV: Vaşington'dakileri durdurmalıyız

Amerika'da da gerçekleri gören, Amerikalıları uyaran vicdanlı insanlar var.
Sayın Tuncay Erciyes'in gönderdiği 3 dakika 43 saniyelik TV yayınını veriyorum:

Tarih: 17 Haziran 2013

Glenn Beck

The Blaze TV sunucusu Glenn Beck, öldürdüğü Suriye askerinin göğsünü yarıp çıkardığı ciğerini ve kalbini dişleyen şeriatçı teröristin bu eyleminin video kaydını gösteriyor.

THIS Is Who We Are Helping In Syria!
İşte Suriye'de yardım ettiklerimiz bunlar!

"Cumhuriyetçiler, Demokratlar... Hükümetiniz sizi tekrar Ortadoğu bataklığına sokmak istiyor. Amerikalıları yüzde onbeşi bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor, yüzde onbiri ise Suriyeli isyancılara silah göndermemiz gerektiğini düşünüyor. Fakat hiçbir bilgileri yok. Eğer bu videoyu arkadaşlarınıza gösterirseniz, bu oranlar çok daha aşağı düşecektir."

Daha sonra, Putin'in basın toplantısından bir bölümü gösteriyor. Putin şöyle diyor: "Siz de gördünüz, öldürdüğü düşmanının organlarını yiyor. Bunları mı destekleyeceksiniz, bunlara mı silah göndereceksiniz."

Glenn Beck, Amerikalılara sesleniyor:

"Demokratlar, Cumhuriyetçiler, ilerici insanlar. Yalvarıyorum. "Kalp ve ciğer yiyenlere silah mı vereceksiniz?" diye soruyor Putin. Vaşington'dakileri durdurmalıyız. Ortadoğu'daki savaşlara katılmayı durdurmalıyız. İstiyorlarsa bırakın birbirlerini öldürsünler, biz (bu durumun devamına) yardımcı olmamalıyız. Lütfen..."

**********

3 dakika 43 saniyelik TV yayını kaydı için tıklayınız:
veya

**********

Askerin göğsünü yarıp kalbini ve ciğerini söküp çıkarıyor, gösteriyor:
ve yiyor. Dişleme olayı fotoğrafta sansürlü:

Published on Jun 24, 2013
From the June 17, 2013 edition of "Glenn Beck" on TheBlaze TV: WARNING- This video contains DISTURBING images. The Obama administration, along with PROGRESSIVE Republicans AND Democrats are OK providing assistance to the Syrian 'rebels'...the same 'rebels' who have pledged allegiance to Al Qaeda and who cut the heart and liver out of their enemies and eat it.WE MUST NOT GET INVOLVED IN THIS WAR!

Obama yönetimi, ilerici Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Suriye "isyancılar"a yardım göndermekte anlaşıyorlar... Ancak bu "isyancılar", El-Kaide ile birlikteler ve düşmanlarının kalp ve ciğerini söküp yiyorlar. BU SAVAŞA KARIŞMAMALIYIZ!

1 Eylül 2013 Pazar

Mısırlı TRT spikeri Erdoğan'ı eleştirdi ve istifa etti

TRT Arapça kanalında program yapan Mısırlı sunucu Beşir Abdelfettah, Başbakan Erdoğan'ın Mısır politikasına ağır eleştiriler yönelterek, canlı yayında istifa ettiğini açıkladı.


2 dakika 40 saniye süreli Türkçe alt yazılı Arapça istifa konuşması için tıklayınız:
veya:

Şok – 31 Ağustos 2013


Tüm Mısır halkından bugüne kadar TRT 'de çalıştığı için özür dilediğini açıklayan Abdelfettah, özetle şunları söyledi:

"Mısır halkı Türk halkını çok sevmektedir. Bunda şüphe yok. Liderler kendi aralarında ihtilafa düşebilirler. Ama halklar arasında bir ihtilaf yoktur. Tarihi ilişkilerimiz vardır, bu ilişkiler devam edecektir. Ancak Sayın Erdoğan'ın söylediği şeyler, Ezher hakkında ve Mısır hakkında söylediği şeyler ve siyasi duruşu hatalıdır.

"ERDOĞAN'IN MISIR HALKINA ÖZÜR BORCU VARDIR"

Biz Mısırlıların kırmızı çizgileri vardır. Kişisel çıkarlar ve diğer şeyler bir kenaradır. Vatan sevgisi aslolandır. Bu sebeple bugün burada son programımı yaptığımı ve TRT Arapça kanalı ile bütün ilişkimi kestiğimi açıklıyorum.

Sayın Erdoğan'ın Mısır halkına bir özür borcu vardır. Kendisi özür dilememiştir. Ama ben burada özür diliyorum. Mısır halkından özür diliyorum. Özür dilemeyen utansın. Ben de bu kanalda ve bu programda çalıştığım için utanıyorum. Şimdi herkesin gözü önünde istifa ediyorum. Allah'a emanet olunuz. "

**********
***********