25 Temmuz 2026 Cumartesi

Deniz Baykal'ı yok etme kumpası: Yılmaz Özdil anlatıyor

         18 Temmuz 2026, Olcay Baykal'ın cenaze töreni
+++

1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM oylamasında reddi sonrasında ABD Deniz Baykal'ın ve Tayyip Erdoğan'ın 
üstünü çizdi. İkisini de kara listeye aldı.

Irak'ı kuzeyden, Türkiye sınırından işgale hazırlanan ABD'nin İskenderun Körfezi'ne gönderdiği gemilerdeki askerlerin ve silahların indirilmesi için tezkerenin kabulü bekleniyordu.

Tezkere kabul edilirse 65 bin ABD askeri Hatay'dan Hakkari'ye kadar topraklarımıza yerleşecek, buradan Irak'ı kuzeyden işgale başlayacak, Saddam'ı devirip önce Irak'ta sonra Suriye'de sözde bağımsız Kürt devletçikleri kuracaktı. Sonra da sıra Türkiye'den ve İran'dan parça  koparmaya gelecekti. Güneydoğumuza yerleşen ABD buradan hiç çıkmayacaktı.

O dönemde Ak Parti'nin 363, CHP'nin 178 Milletvekili vardı. Tezkerenin kabulü için 267 kabul oyu gerekiyordu. 

Oylama sonucu: 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser

99 Ak Partili ret, 264 Ak Partili kabul oyu kullandı.

Oylama öncesi CHP'li Önder Sav Meclis konuşmasında "İskenderun Limanı'ndaki düşman gemiler" diyerek CHP'nin tezkereye karşı olduğunu açıkladı.

İşçi (o günkü Vatan) Partisi Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Tezkere Anayasa'nın 92. maddesine aykırı idi. 

Aydınlık ve ULUSAL KANAL
tezkereye karşı halkı uyardı

Tayyip Erdoğan o sırada henüz Milletvekili olmadığı halde AKP gurubunda yaptığı konuşmada "Tezkereye hayır derseniz Doğu Perinçek'e oy vermiş olursunuz" diyordu. 

Tayyip Erdoğan o sırada yasaklı olduğundan Milletvekili değildi ama, AKP'nin yöneticisi olarak kabul görüyordu. 
Bu yüzden ABD, faturayı ona kesti. 99 Ak Partilinin hayır oyu vermesini nasıl olup da engelleyememişti? Haziran-Kasım 2015 seçimleri, 17-25 Aralık ve yolsuzluk soruşturması ve  
15 -16 Temmuz darbe girişimi faturayı tahsil teşebbüsleri idi.

Tezkereye karşı çıkan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın faturası ise kaset kumpası ile tahsil edildi. 

1 Mart tezkeresi konusunda ayrıntılı bilgi için bakınız: 
Ülkemizi uçurumların kenarından kurtaran ULUSAL KANAL

Ayrıca bakınız:
1 Mart tezkeresi 

+++

ABD o günden sonra Deniz Baykal'ı yok etme kumpasını örgütlemeye başladı. "Ak Parti'ye muhalif" görünümlü ABD güdümlü elemanlar Baykal hakkında karalama kampanyası düzenlediler.

Amerikan derin devletinin kontrolündeki John Hopkins Üniversitesi'ne bağlı ABD-İsveç merkezli Silk Road Enstitüsü yani CIA'nın yan kuruluşu 18 Ekim 2008 tarihinde 75 sayfalık bir rapor hazırladı. 

Raporun 72. sayfasında aynen şunları okuyoruz.

"Yolsuzluklar konusunda kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığından istifa etmeye ikna edilecek olan Deniz Baykal'ın yerine geçecek

Raporu hazırlayanlardan biri olan Svante E. Cornell, bu raporu dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e verdi. 

(Öymen bunu bir TV programında ve kitabında anlattı)

Onur Öymen, bu raporu Genel Başkanı Baykal'a ulaştırdı.

Baykal, "Yahu beni böyle bir şeye nasıl ikna edebilirler ki" diye düşünmüş olmalı ki, raporu ciddiye almadı.
Amerika'nın gücünü küçümsedi.
Kaset ortaya çıkınca, iş işten geçmişti.

Baykal güzellikle istifaya ikna edilemeyince FETÖ'nün kaset darbesi ile ikna edildi ve Silk Road raporundan 19 ay sonra Kılıçdaroğlu CHP Genel başkanı oldu. Tarih 22 Mayıs 2010.

Amerika eskiden nasıl Erdoğan'ı Türkiye'nin başına oturtmuşsa,
şimdi de Kemal Bey'i CHP'nin tepesine paraşütle indirmişti.

Silkroad Paper 0810 Turkey olarak bilinen Prospects for a ‘Torn’ Turkey başlıklı bu raporun İngilizce aslını şu adresten isteyebilirsiniz:  serdarbolat@superonline.com 

Ayrıntılı bilgi için bakınız: 

ABD'nin 2008 tarihli CHP Raporu: 

"Baykal gitsin Kemal gelsin" 

+++


Onur Öymen'in kitabı ve açıklamaları için bakınız:
"Perinçek'in kendini Silivri'de bulması 5 dakikaya bakar" 


+++

Olayların sıralaması:
1999 Kılıçdaroğlu emekli olunca DSP'ye üye oldu
2001 Kılıçdaroğlu Baykal'ın daveti ile CHP'ye üye oldu
2003 1 Mart Irak tezkeresi
2008 18 Ekim Silk Road "Baykal gitsin Kemal gelsin" Raporu
2008 Ekrem İmamoğlu CHP'ye üye oldu
2009 29 Ocak Özgür Özel CHP'ye üye oldu
2010 10 Mayıs Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığından
                         istifa etti
2010 22 Mayıs Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı seçildi.

Silk Road Raporu yazılmadan önce Kılıçdaroğlu'nun onayı alınmış olması gerekir. Yani Kılıçdaroğlu ABD / CIA'nın Baykal'ı devirme kumpasına onay vermiştir. Bunun aksi düşünülemez. Onayı alınmadan adı rapora yazılamazdı.

Onur Öymen kitabında şöyle yazıyor:
"Kılıçdaroğlu ile Meclis kulisinde karşılaştığımızda bu rapordan kendisine de bahsettim. O da dinlemekle yetindi, 
bir yorum yapmadı."

"Bu nasıl şey, nasıl olur, böyle bir şeyi kabul edemem" dememiş, susmuş. Bu da onayı ve bilgisi olduğunu gösterir.

Bakınız:
Baykal operasyonundan yeni bilgiler 

+++

Kılıçdaroğlu devlet memuru olarak çalışırken de CHP yandaşı idi ama emekli olduktan sonra üye olabilmişti. Özgür Özel ve İmamoğlu ise sonradan CHP üyesi oldu. Henüz tanınmayan bu iki isim o dönemde CHP'nin başına önerilemezdi. CIA bu yüzden zorunlu olarak Kılıçdaroğlu'nu Genel Başkan yaptı. Asıl adamları Özgür ve Ekrem Beyleri de onun yakın çevresine soktu.

+++

Yılmaz Özdil Baykal'ı karalama olayını "Bir Cenaze İki Çelenk Üç CHP Genel Başkanı" başlıklı konuşmasında şöyle anlattı:
Video kaydı: (24. dakikadan sonrası)

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eşi Olcay Baykal'ın cenazesinde iki çelenk görüyoruz.

Guguk Kuşu operasyonunu bu fotoğraf özetliyor.

Birinde "Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı"
diğerinde "Özgür Özel CHP Genel Başkanı" yazıyor.
İkisi de cenaze namazında en önde saf tuttular, sanki Baykal Ailesi'nin en yakınlarıymış gibi, en çok onlar üzülmüş gibi.


Türkiye'nin algı operasyonları ile nasıl teslim alındığını görün diye anlatıyorum. CHP'nin feci durumunu bu fotoğraf anlatıyor, bu ikiyüzlülük anlatıyor: 


Kronolojik (zamandizinsel) olarak somut olayları aktarıyorum:

Her CHP Kurultayı öncesinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal aleyhine iftira salvosu başlıyor. Ne yapıp edip Baykal'ı CHP'nin başından uzaklaştırmak istiyorlar. Ve sözde muhalif medya ile de bunu köpürterek CHP seçmenlerinin en sevmediği adam haline getiriyorlar. Şimdi sorun CHP seçmeni "Felaket adamdı, onunla seçim kazanılmaz" der. "Neden" de, cevap veremez.

"4 trilyon liralık hisse senedi var, mal beyanında bunu göstermedi" dedi iktidar medyası ve şu anda muhalif zannettiğiniz, muhalif TV'lerde CHP'li imiş gibi poz veren pek çok gazeteci. Bu iddianın üstünde tepindiler.

Baykal basın toplantısı yaptı, belgeleri dağıttı. 4 trilyon dedikleri hisse senedi 4 bin liraydı. Bu yalan haberi manşet yapan tetikçi gazeteciler sırıtıp "Pardon, sıfır hatası yapmışız" dediler.

2004 yerel seçim öncesi "Mersin Belediyesi'nden rüşvet aldı, Pentagon'un da bununla ilgili belgesi var" dediler. Pentagon yani ABD Savunma Bakanlığı. "Pentagon Belgesi" diye uydurma belge yayınladılar. Kimse "Ne alaka" demedi. CHP gazetecileri de bunu körükledi. CHP seçmenleri bile "Pentagon bile söylüyorsa herhalde doğrudur" dediler. Bu arada ABD'den çıt çıkmıyor. CHP bu inanılmaz iftira ile acayip oy kaybetti. Seçim biter bitmez ABD'nin Ankara Büyükelçisi "Böyle bir belge yok, bu yayınlanan belge düzmece" diye resmî açıklama yaptı.

"İsviçre'de kızının adına gizli hesabı var, milyonlarca dolar oraya yatırıldı" dediler. İki türlü anlatıyorlar: Biri "Baykal çok büyük yolsuzluklar yapıyor, çok büyük rüşvetler alıyor." Diğeri "Baykal aslında AKP'den milyonlarca dolar alıyor." Baykal dava açtı, Adalet Bakanlığı'na "Bunu takip edin" dedi. Bakanlık resmî olarak İsviçre'ye sordu. İsviçre Devleti resmî olarak: "Baykal'a, kızına ve ailesine ait burada bir hesap yok" dedi.

Olcay Baykal bu iftira sistematiğini sessizce izledi.

Bülent Ersoy dedi ki: "12 Eylül'den sonra sahne yasağım vardı, Deniz Baykal bu yasağı kaldırmak için bugünün parasıyla benden 1 trilyon lira istedi". Bunu köpürttüler: "Baykal sahne yasağını rüşvet dağıtarak kaldıracaktı" dediler. Baykal dava açtı, Bülent Ersoy tazminat ödedi.

Baykal Ailesi bugün poz veren sözde gazeteciler tarafından yerden yere vuruluyordu.

CHP içindeki Baykal muhalifleri içten içe seviniyordu.

"Baykal'ın Ankara'da oturduğu villa kaçak" dediler. Deniz Baykal tapusunu gösterdi.

"Baykal Antalya'da acayip büyük araziler satın aldı, CHP'li Belediye'ye de imarı değiştirtti, büyük voli vurdu" dediler. Baykal'ın söz konusu araziyi 1987 yılında, CHP'nin askeri darbe yüzünden kapalı olduğu dönemde satın aldığı, imar değişikliğinin CHP'li Belediyelerle ilişkisi olmadığı anlaşıldı.

Ergenekon döneminde kafasında kipa olan Kanada'da bir denyo vardı (Tuncay Güney).Bu sahte hahamı TRT'de canlı yayına çıkardılar. "Ergenekon'un kara kutusu" diye sundular.
Herif "Deniz Baykal MİT ajanıdır" dedi. Baykal yine dava açtı, elbette bu da yalan çıktı. TRT, tarihinin en büyük tazminatını Baykal'a ödemek zorunda kaldı. 

Ama muhalif medya olayı köpürtüyor, yalan çıktığında da görmüyor veya küçücük görüyordu.

Yani Deniz Baykal'ı imha operasyonu aslında sizin "muhalif" (AKP karşıtı) bildiğiniz medya tarafından yürütüldü.

Ergenekon İddanamesi kabul edildi, Türkiye "gizli tanık" kavramı ile tanıştı, 17 gizli tanık vardı. Deniz Baykal'a elden beş milyon dolar rüşvet verildiğini söylediler.

Sonra Balyoz kumpası başladı. Bu sırada Genelkurmay bilgisayarları hacker (korsan) saldırısına uğradı. Güya polis ekipleri inceledi "kim bu hekırlar" diye. 3 ayrı adresten giriş yapılmıştı. Bu adreslerden biri basıldı, medya çağırıldı. Baykal'ın şoförünün evi idi. Uzmanlar inceledi, şoförün haberi bile yoktu. Kablosuz ağ üzerinden şoförün bilgisayarından giriş yapılmış gibi gösterilmişti.

"Deniz Baykal ultra lüks yat aldı 340,000 dolara" dediler. "Göcek'te demirli" dediler, yat fotoğrafları yayınladılar. Baykal tazminat davası açtı ve kazandı, haber yalandı. 
"Deniz Baykal ultra lüks yat aldı" diye yazanlar, tazminat kazanmasına rağmen, yat haberinin yalan olduğunu yazmadılar.

Kılıçdaroğlu ile çok yakın çalışan kadın gazetecilerden biri, yurt dışına kaçan (FETÖ'cü) Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'e gitti, ifade verdi. "Deniz Baykal'ın tacizine uğradım" dedi. Tacize uğrayınca Kılıçdaroğlu'na gittiğini, "Bana bir kayıt cihazı verirseniz tacizi ispat ederim" dediğini, Kılıçdaroğlu'nun da "Sen kendin çek bana getir" dediğini anlattı. Bunu gümbür gümbür yazdılar. Baykal yine dava açtı, yine tazminat kazandı.

BU ŞİMDİ CENAZESİNDE ÜZÜLÜYORMUŞ GİBİ POZ VERDİKLERİ RAHMETLİ OLCAY BAYKAL, İŞTE BUNLARA MARUZ KALMIŞTI.

18 Temmuz 2026, Olcay Baykal'ın cenaze töreni
SANKİ ÜZÜLÜYORMUŞ GİBİ POZ VERENLER

En son kaset suikastı patladı. Deniz Baykal'ın itibarı yerden yere vuruldu. Linç edildi. Silivri'ye gönderilemediği için evine gönderildi. CHP'den tamamen elini çekmesi sağlandı.

Yerine kim oturdu? Kılıçdaroğlu.
Kılıçdaroğlu oturur oturmaz sağ kolu kim oldu?
Özgür Özel oldu.

Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak 2010 yılından beri ısrarla anlatıyorum:


İsveç'te Amerikan John Hopkins Üniversitesi ile ortak çalışan İpek Yolu Enstitüsü adında bir düşünce kuruluşu var. Washington ve Stockholm'de ofisleri var. Amerikan Dış Politika Konseyi'ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Orta Asya ve Kafkaslar üzerine analizler yapıyor. Olası senaryolar üzerine raporlar hazırlıyor. 

Bu dolaylı Amerikan  kuruluşunun 2008 yılında yazdığı bir senaryo raporu var. Senaryoya göre Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığı'ndan ayrılmaya mecbur edilecekti, onun yerine Kılıçdaroğlu gelecekti ve parti politikaları tamamen değişecekti ve CHP iktidara gelecekti.

Özetle, Türkiye'de ana muhalefetin nasıl dizayn edileceğini anlatıyordu rapor, senaryo ayaklarıyla.

2008 yılında aralarında benim de bulunduğum çok çok az kişinin haberdar olduğu bu rapor o dönemde elbette hiç önemsenmedi. Ama Sayın medyamıza 2009 başından itibaren adeta sihirli bir değnek değdi. Kılıçdaroğlu'nu parlattılar parlattılar, kamuoyunu hazırladılar ve 2010'da şak kaset kumpası patladı. Senaryo denilenler birebir gerçek oldu.

CHP seçmeni sözde muhalif medyadaki mutant gazeteciler tarafından yıllarca manipüle edildi. Deniz Baykal giderse CHP'nin %100 iktidar olacağına inandırdılar seçmeni.
Halbuki: GUGUK KUŞU OPERASYONU
CHP'yi CHP'sizleştirme operasyonu idi.
CHP'yi İMHA OPERASYONU idi.
Şu andaki bölünme de, GUGUK KUŞU yumurtalarının işi.

Baykal'a karşı Kılıçdaroğlu'nu parlatan gazeteciler, ikinci cumhuriyetçilerin CHP'ye monte edilmesini alkışladılar.
Birbirlerini kendi TV programlarına konuk ettiler. Köşe yazılarında birbirlerine övgüler yağdırdılar, kitaplarını tanıttılar. Beraber imza günleri düzenlediler. Birbirlerine ödül verdiler.

Böylece "muhalif" tabir ettiğimiz medyayı komple ele geçirdiler. Bu GUGUK KUŞU operasyonu hepimizin gözü önünde yapıldı. Kaset kumpası demokrasi tarihimizin kırılma noktası idi. CHP bu kumpas ile dizayn edildi.

Zamanlama mükemmeldi. Kaset kumpasından 15 gün sonra CHP Kurultayı vardı. DENİZ BAYKAL ULUSALCI BİR YÖNETİM LİSTESİ HAZIRLAMIŞTI. Şak, imha edildi.
Basın basınçla bastırdı: Kılıçdaroğlu'nun  mutlaka CHP'nin başına geçmesi gerektiğini anlattılar. CHP en az %60 oy alacak, Avrupa Birliği CHP'yi destekleyecek dediler.

İsveç'teki İpek Yolu Enstitüsü'nün 2 yıl önce senaryo olarak hazırladığı rapor, kelimesi kelimesine gerçek oldu.

Kaset soruşturmasının sonucunu bile beklemeden yeni Genel Başkan'ı omuzlara aldılar, 2 saniye bile sürmedi.

Böyle bir ikiyüzlülük.

Kumpası yapanların peşine düşeceklerine koltuk kavgasına düştüler. "Kim yaptıysa yaptı, bize ne ya? Biz yeni yönetimden pay kapalım" duygusu hakim oldu. 

Kılıçdaroğlu sadece bir gün bekleseydi aday olamayacaktı. Bu Önder Sav numaraları hep bu. 

Çünkü Kılıçdaroğlu adaylığını açıkladıktan sadece bir gün sonra mahkemelere yeminli bilirkişi hizmeti veren ULUSAL KRİMİNAL BÜROSU kaset raporunu açıkladı: MONTAJDI. Dört dörtlük kumpastı.

Sonra Deniz Baykal beyin kanaması geçirdi. Sol yanı felç oldu. Çünkü kaset travmasına, bu toplumsal lincin travmasına ancak bu kadar dayanabildi.

rkiye'nin algı operasyonlarıyla nasıl yönlendirildiğini gösteren hazin bir durum.

CHP'yi tanınmaz hale getiren Kılıçdaroğlu alkışlanıyor,  CHP'nin kurumsal kimliğini korumaya çalışan Baykal'ın felç geçirip tekerlekli sandalyeye mahkum olmasına bile hakaret ediliyordu. Alay ediliyordu. Açın bakın arşivlere. Gözlerinize inanamazsınız. Böyle bir ahlaksızlıkla saldırdılar.

Şu anda muhalif medyada CHP'li görünen pek çok aparat gazeteciler Deniz Baykal'ın cenazesine bile hakaret ettiler.

Şimdi iki çelenkle cenazesinde poz verilen Olcay Hanım da bunları yaşadı, yalnız Deniz Baykal yaşamadı. Dost bildiklerinin ikiyüzlü, bin bir suratını defalarca gördü.

Olcay Hanım bunları yaşarken şimdi bu çelenk gönderenler neredeydi? Kılıçdaroğlu ne yapıyordu? Gayet memnundu.
Özgür Özel ne yapıyordu? Gayet memnundu. Kılıçdaroğlu'nun sağ koltuğuna kurulmuştu, sağ koluydu.

Deniz Baykal'ın kasetlerle imha edilmesi, bu çelenk gönderen iki kişinin önünü açtı. Aksi halde bu iki kişinin CHP Genel Başkanı olması imkansızdı. Rüyalarında bile göremezlerdi.

CHP bu kafada olduğu sürece, CHP'den para alan medya bu kadar ahlaksız olduğu sürece, bu hançerleme, bu vefasızlık, bu ikiyüzlülük olduğu sürece CHP birinci parti olur ama iktidar olması imkansızdır. Çünkü bir siyasi partiyi parti yapan, oy oranından önce omurgasıdır. Yöneticilerin koltuk kapma kabiliyeti değil, insani vasıflarıdır.

Deniz ve Olcay Baykal'ın kızı bu iki çelenk üzerine sosyal medyada bir mesaj yayınlıyor: 

"Acı, insanın çevresini sessizce tanıtır. Annemi uğurlarken bunu bir kez daha gördüm. Annemle birlikte yıllarca zorluk yaşarken yanımızda olmayan, ne halimizi soran, ne kapımızı çalan, hatta kimi zaman bizi inciten insanların en önde yer alışını izledim.

İnsanın en zor günlerinde yanında olmayanların en görünür anında en önde olması düşündürücüdür.

Vefa kalabalıkların önünde görünmek değil, kimsenin görmediği zamanlarda yanında olabilmektir."

+++

Yılmaz Özdil bu konuşmasında iki noktanın üzerinden atlıyor.

Birincisi: Guguk Kuşu operasyonları ile Atatürkçülerin CHP'den atılması, yerlerine ikinci cumhuriyetçilerin, Kürt milliyetçilerinin, cemaatçilerin vesaire alınmasını kınıyor ama bu operasyonu sosyal demokratların yaptığını söylemiyor.

Bakınız:
Yılmaz Özdil: “Böcek gibi ezilen gerçek CHP’liler”

İkincisi, güncele gelemiyor: Evet, Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve İmamoğlu ABD (Silk Road) kumpas planı uyarınca Baykal'ın yok edilmesine ortak olmuşlardı ve ABD talimatı ile Guguk Kuşu operasyonunu uygulamışlardı. Ama...

Kılıçdaroğlu şimdi Batı ile arasına mesafe koymaya çalışmakta ve Guguk Kuşu operasyonu ile CHP'ye yerleştirilen FETÖ ajanlarını fark edemediği için özür dilemektedir. Bunda ne kadar samimi olduğu zaman içinde görülecektir.

Özgür Özel ve İmamoğlu ise Batı medyasında yayımlanan yazıları ile Batı'dan yardım istemekte, NATO'nun güvenliği için mücadele ettiklerini açıklamaktalar.

Yolları ayrılmış görünmektedir.

Yılmaz Özdil onları hala aynı gurup gibi göstermektedir.

Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız:

Özgür Bey NATO’nun güvenliği için 
mücadele ettiğini açıkladı    3 Haziran 2026

CHP’de 2 çizgi kavgası: 
Mandacılığa karşı Tam Bağımsızlık    6 Haziran 2026

Ekrem ve Özgür Beylere NATO - FETÖ desteği
ve SEZGİN TANRIKULU dosyası    26 Haziran 2026

+++

Eğer samimi ise, Batı yandaşlığından kurtulup Altı Ok yoluna dönmeyi gerçekten istiyorsa neler yapması gerektiğini Bay Kemal'e madde madde iletmeye başladık.

İlk maddeler şöyle:
1
Sosyal Demokrasi'yi parti programından çıkar, Kemalizmi koy.
CHP'yi Sosyalist Enternasyonal denen uğursuz örgütten çıkar.
Bay Kemal’e 6 OK yol haritası – 
Bölüm 1: Sosyal Demokrasi
2
Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne üye yapma boş hedefinden vazgeç
Yüzünü Avrasya'ya dön.
3
NATO yandaşlığından vazgeç. NATO'dan çıkmayı savun.
Türkiye - Rusya - Çin - İran İttifakı'nı programına koy
4
12 Eylül-Özal rejiminin başlattığı Kamu İktisadi Teşekküllerinin satışına son vermeyi, özelleştirilen KİTleri  kamulaştırmayı programına koy.
Bay Kemal’e 6 OK yol haritası – 
Bölüm 4: Atatürk’ün KİT’leri
5
Büyükşehir Yasası'nı iptal etmeyi, köyleri tekrar köy yapma, tarım ve hayvancılığın önünü açma hedefini programına koy.
Bay Kemal’e 6 OK yol haritası – 
Bölüm 5: Büyükşehir felaketi

Onlarca yıllık Batı yandaşlığından kurtulup Altı Ok'a geri dönmek kolay değil. Kemal Bey'e yol haritasının diğer maddelerini bildirmeye devam edeceğiz.

Altıncı madde şu olacak:
Atatürk'ün çıkardığı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu"nu yeniden yürürlüğe koymayı, paranın serbestçe ülkeye giriş-çıkışını yasaklamayı, döviz büfelerini kapatmayı, bankaların halka serbestçe döviz satmasını, döviz hesabı açmasını yasaklamayı programına koy. 

Yedinci madde:
Anayasa'dan "Türk Milleti"ni çıkarıp yerine "Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı"nı koyma ihanetinden vazgeç.

Sekizinci madde:
"Ben Dersimli Kemal. Avrupa Özerklik Şartı'nı uygulayacağım" ihanetinden vazgeç.

Böyle devam edip gidiyor maddeler.

O kadar çok madde var ki Altı Ok'a geri dönmek için.
İmkansız gibi görünüyor. Çünkü: Gericiler tarafından ele geçirilen devrimci bir partinin tekrar devrimcilerin eline geçmesinin dünyada bir örneği yok.

En büyük örnek: Sovyetler Birliği Komünist Partisi gericilerin eline geçti ve kendisini feshetti, sosyalizmi bitirdi.

Ama Bay Kemal Batı'dan kaç adım uzaklaşabilir, Altı Ok'a doğru kaç adım atabilir, göreceğiz. Bir adım bile değerlidir.
Bize doğru bir adım atana biz on adım yaklaşırız.

+++

22 Temmuz 2026 Çarşamba

NATO'dan katile koruma, AP'den Akın Gürlek'e yaptırım

Bir yandan Yazıcıoğlu suikastçılarına NATO koruması sağlanırken, diğer yandan da Avrupa Parlamentosu (AP) Yazıcıoğlu Dosyası'nı raftan indiren Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında yaptırım isteyen raporu kabul etti.


Yazıcıoğlu suikastını sevk ve idare eden kişinin Emekli Yarbay E.G. olduğu ifade ediliyor.

Emeklilik sonrası özel bir şirkette çalışıyor. Suikast sonrası istifa ederek Yunanistan'a gidiyor. NATO'nun yan şirketi Ergotem onu hemen işe alıyor ve Güvenlik Müdürü yapıyor.

Ergotem, NATO ve ABD üslerinin gizlilik içeren işlerini, kritk altyapılarını üstlenen firma.

E.G. şu anda Cibuti'de ABD üssü inşaatında görev yapıyor.

FETÖ içinde Davut Uçum'un da üzerinde bir mevkide.
Mahkeme dosyasındaki bilgilere göre o gün suikasta katılan bütün ekipleri E.G. yönetmiş.

Tanıyanların değerlendirmesi:
"Ülkücü - Türkçü olarak geçinir
Ama NATO'ya hizmet eder.
Gladyo tarafından yetiştirildi
MAK timlerini eğitti."

E.G. tıpkı diğer FETÖ firarileri gibi NATO korumasında. Bu çok doğal, çünkü FETÖ bir NATO yapılanması, NATO örgütü. Gladyo'nun Türkiye şubesi.

Bize anlatılan masallardaki gibi ABD'den, NATO'dan ayrı, bağımsız bir FETÖ örgütü yok. "NATO güvenlik örgütümüz, FETÖ düşmanımız" söylemi bir masal bile olamayacak kadar saçma ötesidir.

+++

Yazıcıoğlu Dosyası'nın raftan indirileceği duyulunca Avrupa Parlamentosu Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında yaygara koparmaya başladı. NATO ile aynı kaptan içiyorlar çünkü.

Akın Gürlek 11 Şubat 2026'da Adalet Bakanı olarak atanmıştı.

17 Haziran 2026

Akın Gürlek hakkında yaptırım isteyen "AP Türkiye Raporu" 381 evet, 107 hayır ve 171 çekimser oyla kabul edildi. Bu raporun yasal bağlayıcılığı yok ancak AP'nin geleneksel "Türkiye AB üyeliği için hazır değil" görüşünü yansıtıyor.

Raporun Akın Gürlek hakkındaki bölümü şöyle:

"Ciddi demokratik gerileme göz önüne alındığında

İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere karşı, 

AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında,

AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmasının değerlendirilmesi gerekmektedir. 

Bu yetkililer arasında, kayyum rolünü üstlenenler ve onları atayanlar veya devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayanlar, örneğin eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek de yer almaktadır. 

Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasından duyulan dehşeti dile getirirken, yaşanan durumun kariyeri boyunca her zaman siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör olduğunu ortaya koyduğunu belirtiriz." 

https://www.birgun.net/haber/akin-gurlek-icin-yaptirim-isteyen-ap-turkiye-raporu-kabul-edildi-718861

+++


Avrupa Parlamentosu, PKK ve Özel-İmamoğlu çizgisindeki Belediyelere kayyum atayanlara ve atanan kayyumlara yaptırım uygulanmasını istemektedir.

CHP için verilen Mutlak Butlan kararı da kayyum atanması olarak görülmektedir.

Bunlardan dolayı AP, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasından DEHŞET duymaktadır. 

+++

Rapordaki diğer naneler:

"AP, Yunanistan'ın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını kullanması durumunda Türkiye'nin resmi savaş tehdidini (casus belli) masada tutmasından derin endişe duymaktadır."

"AP, Türkiye'nin 'Mavi Vatan' doktrinini teşvik etme yoluyla Yunanistan ve Kıbrıs'ın egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesini kınamaktadır,"

"AP ,Kıbrıs sorunu konusunda iki devletli çözümden vazgeçilmesi talebini yinelemektedir."

denilmekte, yani "Kıbrıs'tan çıkın, Ege'yi ve Doğu Akdeniz'i Avrupa Birliği'ne terk edin" geleneksel çağrıları yinelenmekte.

Ayrıca:
Türkiye'ye, kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgelerdeki doğal kaynak arama faaliyetlerinde AB üyelerinin haklarına saygı duyması ve bu haklarla çelişecek herhangi bir yasal düzenlemeye gitmemesi çağrısı yapılmaktadır. 

Kısacası, Avrupa, ülkemizi sömürge olarak görmek istiyor.
Sömürge Valileri olarak da Özgür Özeller, İmamoğulları seçilmiş durumda.

+++

arşiv:

Fetullah Gülen cinayeti üstlenip tehdit ediyor:
Sonunuz Yazıcıoğlu gibi olur”  18-07-2026 

Yazıcıoğlu’nun helikopteri nasıl düşürüldü? 

NATO’nun Yazıcıoğlu’nu şehit etme nedenleri 
ve Alper Akpak cinayeti         15-07-2026 

AKP Amerika'yı Amerika'ya şikayet etti  27-06-2015 


+++

"LOZAN'a İHANET" konulu HEYBELİADA Toplantısı'na çağrı

Devlet denetimi dışında Ruhban Okulu açma girişimleri ve Fener Patrikhanesinin LOZAN'a aykırı olarak EKÜMENİKLİK (Katolik Vatikan benzeri evrensel Ortodoks Devletçiği) iddiaları Ruhban Okulu'nun açılmak istendiği HEYBELİADA'da protesto edilecek.

Konuşmacılar:

Müstafi Amiral Prof. Dr. CİHAT YAYCI

Vatan Partisi İstanbul İl Başkanı İBRAHİM OKAN ÖZKAN

Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi
Basın Sözcüsü SELÇUK ERENEROL


ULAŞIM aşağıda kalkış saati verilen vapurlar ile yapılacaktır:

Kabataş Vapur İskelesi'nden saat 14.00’te  

Beşiktaş Vapur İskelesi'nden saat 13.00’te 

Eminönü (TURYOL) İskelesi'nden saat 13.40'ta 

Kadıköy Vapur İskelesi'nden saat 14.25’te 

Bostancı Vapur İskelesi'nden saat 15.10’da 

Maltepe Vapur İskelesi'nden saat 15.35’te 

Kartal (PRESTUR) İskelesi'nden saat 15.30 ve 16.00'da 

+++

Selçuk Erenerol'un konu ile ilgili açıklamaları:
Video kaydı: 

+++



+++

21 Temmuz 2026 Salı

Yılmaz Özdil: "Böcek gibi ezilen gerçek CHP'liler"

Yılmaz Özdil, Atatürkçülerin CHP'den atılıp yerine Atatürkçü olmayanların konulmasına "Guguk Kuşu Operasyonu" diyor:

"Atatürkçüleri, yurtseverleri, ulusalcıları yuvadan dışarı atıp 
ikinci cumhuriyetçileri, siyasal İslamcıları, Kürt milliyetçilerini, liboşları, cemaatçileri, soykırımcıları, tescilli ajanları, Sorosçuları monte etmek... Gözümüzün içine baka baka  Guguk Kuşu Operasyonu'dur."

Yılmaz Özdil'in burada göz ardı ettiği şey Kemalizm ve Sosyal Demokrasi'nin birbirine düşman iki ayrı ideoloji olduğudur.


CHP Kemalizm'den vazgeçip içeriği belirsiz bir "Atatürkçülük" icat ettikten sonra Atatürk düşmanı Sosyal Demokrasi'ye demir attı. Sonrasında CHP içindeki Kemalistler etkisiz bir azınlık konumuna geldiler. Bildiğimiz son Kemalist, "Sosyal Demokrat değilim, Kemalistim" diyen Şahin Mengü idi.
Bakınız:

CHP Gençlik Kolları Başkanı Emre Doğan, 30 Ocak 2013'te: 
"Atatürk'te birleşmek nafile çaba, zira biz sosyal demokratız
diyordu. 

+++

Yılmaz Özdil, ikinci cumhuriyetçilerden, siyasal İslamcılardan, Kürt milliyetçilerinden, cemaatçilerden söz ederken sosyal demokratları görmezden geliyor. Halbuki Atatürkçüleri CHP'den atıp yerine bunları koyanlar sosyal demokratlardır.
YILANIN BAŞI SOSYAL DEMOKRASİDİR.

Şahin Mengü'den başka CHP içinde Kemalist kalmış mıdır bilemiyoruz. Şahin Mengü gibi "Sosyal Demokrat değilim, Kemalistim. CHP Sosyalist Enternasyonal'den çıkmalı, yeniden Altı Ok yoluna girmelidir" diyenler çıkmadıkça da bilemeyeceğiz.

+++

Şimdi CHP içinde Kemalist göremiyoruz ama başlıca iki ana gurup görüyoruz:

1 - Kendisini Atatürkçü sanan ama aynı zamanda 'sosyal demokratız' diyen bilinçsiz yönetici, üye ve taraftarlar.
Bunlar sözde Atatürkçülük yaptıklarını sanarak Atatürk düşmanlarının peşinden gidiyorlar.

Yılmaz Özdil'in aşağıdaki konuşmasında "gerçek CHP'liler" dediği bu guruptur. 

2- Atatürk ile yakından uzaktan ilgileri olmadığı halde ABD - NATO ile işbirliği içinde CHP'yi ele geçirme amacıyla yüzlerine "Atatürkçü" maskesi takanlar. 

Yılmaz Özdil'in "Gerçek CHP'lileri böcek gibi ezdiler" dediği de bu gurup, yani Özgür Özel - İmamoğlu gurubudur.

+++


Şimdi Yılmaz Özdil'in konuşmasının bant çözümünü görelim:
(Video kaydı bant çözümünün altında verildi)

"Veli Ağbaba istediği gibi at koştursun diye, Özgür Özel 100 yıllık partiyi babasının partisi gibi kullansın diye, gerçek CHP'lilerin üstüne bastılar, adeta böcek gibi (ezdiler). 

Hayatını partiye adamış insanlara kullanılmış pet şişe muamelesi yaptılar, kapının önüne koydular. 

Özgür Özel yönetiminden para alan sözde muhalif medya bu gerçekleri topluma anlatmadığı için CHP seçmenlerinin bunlardan haberi olmuyor. Bizim gibi gerçekleri anlatanlara "Saray'ın Adamı" iftirası atıyorlar.

Cuma günkü yayınımda: Özgür Özel yönetiminin bazı TV kanallarına para verdiğini, bazı internet sitelerini maaşa bağladığını, sosyal medyada trol ordusu beslediklerini, sırf bu trollere 750 milyon TL'den fazla para verdiklerini, gazeteci gibi görünen bu kiralık aparatlarla CHP seçmenlerini manipüle ettiklerini, işlerine gelmeyen gazeteciler hakkında da linç kampanyaları yürüttüklerini anlattım. 

Bu gazeteci kiralama işine Kılıçdaroğlu döneminde başladıklarını, Özgür Özel döneminde buna sosyal medyayı eklediklerini, kirli bir kampanya yürüttüklerini anlattım."

+++

"CHP'li Çankaya Belediyesi'ne operasyon yapıldı. Başkan Hüseyin Can Güner dahil 36 kişi gözaltına alındı. Kimdir Can Güner? Her taşın altından çıkan Veli Ağbaba'nın yeğeni. Özgür Özel'in de şahsi avukatı. Başka bir özelliği yok. Henüz 30 yaşındaydı. Ne özelde, ne devlette en ufak yöneticilik tecrübesi yoktu. Avukat olarak bile esamesi okunmuyordu.
Üstelik, Belediye Başkan Aday Adayı bile değildi.

Tıpkı Haluk Levent'i Hatay'ın başına getirmek istedikleri gibi paraşütle getirip Belediye Başkanı yaptılar.

Anıt Kabir, Çankaya Köşkü, TBMM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Genelkurmay, İsmet İnönü'nün evi, Hitit Güneş Kursu, Kocatepe Camisi, ODTÜ, Hacettepe, Gazi Üniversitesi bütün elçilikler Çankaya'da. Böyle bir ilçe Türkiye'de yok. Sırf Veli Ağbaba'nın yeğeni diye en ufak bir tecrübesi olmadığı halde paraşütle oturttular.

2024 seçiminden önce Özgür Özel bir Genelge yayınlamış, 'Belediye Aday Adayı olmak isteyenler en geç 5-12-2023'e kadar başvuru yapmalı.' demişti.

Can Güner başvurmadı. Öyle bir niyeti yoktu, haberi bile yoktu. 25 Aday Aday resmi olarak başvuru yaptı. Aday Adaylığı için CHP'ye bir ödeme yapılması gerekiyordu. Bu yapmadı. Çünkü aday değil.

Sonra açıklama yapıldı: Aday Can Güner. Niye? Açıklama yok.
Resmi başvuru yapan 25 Aday Adayı ortak bildiri yayınlıyor. Ortak basın toplantısında. "Biz para yatırdık, çalışma yaptık, para harcadık, aramızdan seçileni diğerleri tebrik edecekti. Aday Adayı olmayan birini neden aday yaptınız?" dediler. Özgür Özel oralı bile olmadı."

+++

"Seçimden sonra Özgür Özel, 7 yıldır CHP Çankaya İlçe Başkanı olan Fahri Yıldırım'ı şak diye görevden aldı. En ufak bir sebep bile göstermeden. Halbuki en sevilen CHP İlçe Başkanlarının başında geliyordu. Ömrü boyunca CHP için mücadele etmiş. Ne Milletvekili olmak istemiş, ne de Belediye Başkanı."

+++

"Böylece Çankaya'nın Belediye Başkanlığı ile İlçe Başkanlığı Özgür Özel ile Veli Ağbaba'nın oldu.

Şimdi Özgür Özel diyor ki "Seçilmiş İl Başkanlarını Butlan Yönetimi görevden alıyor, böyle demokrasi olur mu?"

+++

"Mutlak Butlan ile Genel Başkan olan Kılıçdaroğlu, Özgür Özel'in Ankara İl Başkanı'nı görevden alıp kimi İl Başkanı yaptı? Özgür Özel'in görevden aldığı Fahri Yıldırım'ı.

Zamanında yenen hurmalar, işte böyle tırmalar."


Bu video ile ilgili olarak Özgür Özel'e sesleniş:

Seçilmiş, atanmış... Öyle mi?
25 Aday Adayı varken, aday adayı bile olmayan kişiyi Cumhuriyet'in kalbi Çankaya'ya tepeden paraşütle hangi tecrübesi ve özelliği ile neden Belediye Başkan Adayı yapmıştınız?
Daha sonra da, Türkiye'nin 57 ilinden büyük Çankaya İlçesi'nin CHP İlçe Başkanı'nı ortada hiç bir şey yokken neden görevden alıp yerine atama yapmıştınız?
İzmir'de ve birçok ilde, il ve ilçe başkanı adaylarını telefon açıp tehdit ederek aday olmalarını engelleyip, neden görevlendirmeler yapmıştınız?
Hiçbir gerekçe bile göstermeden, yeni seçilmiş kaç tane ili ilçeyi neden görevden almıştınız?

Bugünkü gibi, Genel Başkan'a alenen hakaret mi etmişler, "Tanımıyorum" mu demişlerdi?
2 Ay önce seçilmiş Hatay İl Başkanı'nı, "Ben sana aday olma demedim mi" diye azarlayıp neden istifa ettirmiştiniz.
Şimdi seçilmiş, atanmış... Öyle mi?
Kurultay'ın satın alındığı ayan beyan evrakları ile ortada iken halen daha "Seçilmiş Genel Başkan" titrini kullanarak,
"Paralel CHP" ile açıkça bölücülük yapmaya utanmıyor musunuz?
Evet utanmıyorsunuz.

Yoksa çalınmış bir koltuğu "seçilmiş" diye güzellemeye devam etmek nasıl olabilir ki?

+++