14 Mayıs 2013 Salı

CHP içindeki 25 AKP- PKK'li


"Kalıcı Barış İçin 111 İmza"  başlıklı bir bildiri ile bölünme sürecine destek verildi.
Bildiriyi imzalayanlar arasında 15 CHP Milletvekili, 4 CHP Parti Meclisi Üyesi, 2 CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı ve CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı vardı.
 
Bildiride öne çıkan görüşler ve eleştirisi
+++++++++++++++++++++++++++++++++
 
"Kürt sorunu askeri değil, siyasi yöntemlerle çözülmeli."
Tercümesi: Türk ordusu PKK'yı yenemez, boşuna uğraşmayın. PKK ne isterse verelim gitsin.
 
"Sürecin kalıcı barış ve tüm Türkiye için özgürlükçü bir demokrasi sağlayacak şekilde sonlandırılması için sürmekte olan yeni anayasa hazırlama süreci de önemli bir fırsattır."
Tercümesi: AKP'nin Yeni anayasasını destekleyelim. AKP ve PKK ile birlikte ülkeye özgürlükçü bir demokrasi getirilebilir. Çünkü AKP ve PKK'nın da isteği özgürlükçü demokrasi.
 
"Kürt sorunu açısından bakıldığında Kürt siyasi hareketi anayasal taleplerini ilk defa bu netlikte ve kapsamda ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu husus demokratik bir tartışma ortamı için büyük bir fırsattır."
Tercümesi: Ülkemizdeki Kürtleri PKK temsil etmektedir. PKK ile demokratik bir tartışma yapılabilir.
Soru: PKK Kürt siyasi hareketi ise, Türk siyasi hareketi hangisidir?
Bu, Ortaçağ kafasıdır. Bir etnisiteyi günümüzde tek bir siyasi hareket temsil edebilir mi? Demokrsilerde etnik temsiliyet, dinsel temsiliyet olur mu?
Bu sözler: "Ey Kürtler, sizi PKK temsil ediyor, hepiniz PKK etrafında birleşin" çağrısı değil de nedir?
 
"...etnisite temeli olmayan bir yurttaşlık tanımı ile eşit yurttaşlık anlayışını güçlendiren.... anayasa değişikliği"
Tercümesi: Gericilerin bölücülerin diliyle konuşuyorlar. Bile bile yalan söylüyorlar. Atatürk döneminden beri Anayasalarımızda bulunan millet tarifi etnik bir tarif değildir. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olanlara etnik ve dinsel ayrım gözetilmeksizin Türk denir. Bütün vatandaşlar Türk milletinin bir ferdidir ve kanun karşısında eşittir.
 
Bu bildiriyi imzalayanlar, CHP'li değil, CHP içindeki AKP - PKK'lilerdir. Yani "Yeni CHP"liler.
Milleti ve vatanı etnik temele göre bölme planına onay vermek başka nasıl değerlendirilebilir?
 
Kılıçdaroğlu'nun konumu
++++++++++++++++++++++
 
Bazı Milletvekillerinin bildiriyi imzalamadan görüş sorduğu Kılıçdaroğlu'nun "Benim için kabul edilebilir bir metin, imza atmanızda sakınca yok" dediği belirtildi. Aradan 1 hafta geçmesine rağmen bu haber tekzip edilmedi. İmzacıların Kılıçdaroğlu tarafından bizzat seçilip Milletvekili yapıldığı hatta Parti Meclisi üyeliğine paraşütle indirildiği hatırlanırsa, taşlar yerine oturur.
 
Onur Öymen'in demeci:
++++++++++++++++++++
 
Eski CHP Milletvekili, Emekli Büyükelçi Onur Öymen:
"Bu süreci alkışladığınız zaman, yasalara aykırı bir süreci alkışlamış oluyorsunuz. Eğer Genel Başkan parti içine bir gurubun eylemine onay vermiş ise, öbür gurupların da açıklama yapmasının önünü açmış olur"
 
Yedilerin cevabı ve cevabın eleştirisi
+++++++++++++++++++++++++++++++
 
7 CHP Milletvekili Meclis'te ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamada öne çıkan görüşler:
 
"CHP, terör örgütü PKK ile pazarlık sürecinin ve "barış" adı altında sergilenen çözülme senaryosunun paydaşı olmamıştır ve olmayacaktır."
Siz olmuyorsunuz ama CHP yönetimi oluyor. Masada oturanlar kimler?
"CHP'nin öncülük etmediği bildirilere imza atmak CHP'nin birliği ve bütünlüğüne zarar verir"
Birlik ve bütünlük mü kaldı? Kendinizi kandırıyorsunuz. "Öcalan'lı Açılım" sürecine destek verenlerle nasıl birlik ve bütünlük içinde olabilirsiniz?
İmza atmasalar bile, bu kişilerin görüşü belli. Bu görüşleri her yerde savunurken CHP'nin birliğine zarar vermiyorlardı da yazıp altına imza atınca mı zarar veriyorlar?
"Bu açılım süreci, Türk Milleti ve Türk Vatandaşlığı kavramının Anayasa'dan çıkarılmasını öngörmektedir. Öcalan'ın yeniden yargılanıp salıverilmesinin yolu açılmaktadır"
Peki, bu açıkladığınız süreci destekleyenlerle nasıl birlik ve bütünlük içinde olacaksınız?
"Yerel yönetimlerden değil, yerel iktidarlardan söz ederek federasyonun yolunu açmaktadırlar."
Kelime fetişizmine takılıp kalmışsınız. Yerel yönetimlere yerel iktidar kurma olanağı sağlayan yetkiler verilip de adına "yerel iktidar" denmese, adı yine "yerel yönetim" kalsa, federasyonun yolu açılmamış mı olacak?
Bir şeyin adının değil, içeriğinin asıl olduğunu bilmiyor musunuz?
 
Açıklamayı yapan 7 Milletvekili:
Gürkut Acar, Süheyl Batum, Birgül Ayman Güler, İsa Gök, Şevki Kulkuloğlu, Nur Serter, Dilek Akagün Yılmaz.
 
Öcalan'lı Açılıma karşı bu yediliden başka birçok Milletvekili var. Açılımcılar, CHP içindeki AKP-PKK'liler, topluca görüş beyan ediyorlar da, yurtsever CHP'liler neden bir araya gelip güçlü bir cevap vermiyorlar?
 
Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik imzacılara sahip çıktı
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
"Bir kısım CHP'linin cesaret göstererek buna imza atmasını önemsiyoruz. Bir rivayete göre Sayın Kılıçdaroğlu'nun bilgisi dahilinde imza atılmış. O zaman bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. O zaman gelin bu işin içinde olun. Bu şerefte sizin de payınız olsun"
 
İşte imzacıların listesi ve bildirinin tamamı:
+++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
CHP Milletvekilleri:
Alaattin Yüksel, Aykan Erdemir, Ayşe Danişoğlu, Binnaz Toprak, Hülya Güven, Hüseyin Aygün, İlhan Cihaner, Kadir Gökmen Öğüt, Melda Onur, Mustafa Moroğlu, Nurettin Demir, Rıza Türmen, Sena Kaleli,
Veli Ağbaba, Sezgin Tanrıkulu
 
CHP Parti Meclisi Üyeleri:
Burhan Şenatalar, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar, Gülseren Onanç,
 
Diğer CHP'liler:
Canan Kaftancıoğlu: CHP İstanbul İl Başkan Yard.
Zeynep Altıok: CHP İstanbul İl Başkan Yard.
İrfan İnanç Yıldız: CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı
Barış Antik: Eski CHP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı
Ahmet İsvan, İstanbul Eski Belediye Başkanı
Mehmet Karlı: Hukukçu, GS Üniversitesi
 
Gazeteciler:
Ahmet Şık: Birgün
Ertuğrul Mavioğlu: Birgün
Ece Temelkuran: Birgün
Ayşenur Arslan: Yurt
Bağış Erten: Radikal
Can Dündar: Milliyet
 
Diğer sahte solcular:
Akın Birdal: BDP Eski Milletvekili
Oya Ersoy: Halkevleri Genel Başkanı
 
LGBT zırıltıları:
Mehmet Tarhan: LGBT aktivisti
Remzi Altunpolat: Kaos GL
 
Düşkün Aleviler:
Ercan Geçmez, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı
Selahattin Özel: Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı

Çizelgeyi büyütmek için üzerine tıklayınız:
Radikal'de yayımlanan bildirinin tamamı:

Kamuoyunda ‘Barış Süreci’ olarak bilinen görüşmeler, Kürt sorununun çözümünün askeri yöntemlerle değil siyasi yöntemlerle sağlanabileceğinin anlaşılması açısından önemli bir adımdır. Bu süreç Türkiye için hayati bir imkandır.
İlan edilen çatışmasızlık kararı ve silahların bırakılması niyeti Kürt sorununun artık tüm boyutları ile demokratik ve sivil bir şekilde tartışılmasının önünü açmıştır. 

Sürecin kalıcı barış ve tüm Türkiye için özgürlükçü bir demokrasi sağlayacak şekilde sonlandırılması için sürmekte olan yeni anayasa hazırlama süreci de önemli bir fırsattır. TBMM’de grubu bulunan tüm partiler kapsamlı anayasa önerilerini kısa süre önce açıklamış bulunmaktadırlar. Kürt sorunu açısından bakıldığında Kürt siyasi hareketi anayasal taleplerini ilk defa bu netlikte ve kapsamda ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu husus demokratik bir tartışma ortamı için büyük bir fırsattır.
Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kendilerini tam anlamıyla eşit yurttaş olarak hissetmelerini sağlayacak ve üzerinde geniş bir uzlaşma sağlanabilecek birçok anayasal adım bulunmaktadır. Farklılıkları koruyan; çoğulculuk, özgürlükçülük ve eşitlik ilkelerine dayanan; etnisite temelli olmayan bir yurttaşlık tanımı ile eşit yurttaşlık anlayışını güçlendiren; Türkiye’de yaşayan her yurttaşın kendi dil ve kültürünü korumasını, geliştirmesini ve gelecek kuşaklara aktarmasını sağlayacak; yurttaşların demokratik süreçlere katılımını artıracak şekilde yerel iktidarları ve karar alma süreçlerini güçlendirecek değişikliklerin yapılması ve geçmişte Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyacak bir geçmişle yüzleşme mekanizmasının kurulması gibi adımların atılması sadece Kürt sorununun değil Türkiye’nin genel demokrasi sorununun çözümü için de hayati önemdedir. Barıştan ve demokrasiden yana olan tüm aktörler demokratik ilkeler temelinde bir anayasal uzlaşı sağlanması için çalışmalıdır.

Bu yönde anayasal uzlaşının sağlanmasına kolaylık sağlayacak, yol temizliği niteliğinde kısa vadede de atılabilecek birçok adım vardır. Kısa vadede bu adımlar atılarak sürece olan güvenin artırılması sağlanmalıdır. Seçim barajının düşürülmesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, bu mahkemelerin verdikleri tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi ve yol açtıkları mağduriyetleri giderecek adımların atılması, terörle mücadele yasasının kaldırılması, Siyasal Partiler ve Seçim Kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılarak Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılabilmesinin önünün açılması gibi birçok değişiklik hiçbir anayasal değişiklik gerektirmeden çok kısa bir sürede gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirilmelidir. Bu adımların hepsi temel hak ve özgürlükleri ilgilendirmektedir. Temel hak ve özgürlükler al-ver konusu yapılamayacak, müzakere malzemesi edilemeyecek hususlardır. Bu adımların atılması süreç açısından güven artırıcı bir işlev görecektir.

Bu hedefler ışığında incelenince sürecin mevcut ilerleyişi bazı kaygılara yol açmaktadır. Bu kaygıları dile getirmek ve sürecin bu kaygıları giderecek şekilde güçlendirilmesini sağlamak ise Türkiye’de kalıcı barışın tesis edilmesini isteyen her yurttaş için bir görevdir.

Bugüne kadar özellikle hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda hep çatışmasızlığın sağlanmasına yönelik taktik adımlar ön plana çıkarılmaktadır. Geldiğimiz aşamada eş zamanlı olarak hangi kalıcı demokratikleşme adımlarının da atılacağının konuşulması bir zorunluluktur. Türkiye’nin tüm yurttaşları için insan haklarının tam anlamıyla hayata geçirilmesini sağlayacak adımlar atılmadan Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması mümkün olmayacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, 1 Mayıs 2013 tarihinde uygulanan orantısız ve gayri-meşru devlet şiddeti haklı olarak demokratikleşme çabalarına dönük endişeleri artırmıştır. Eğer Türkiye siyasetine şiddet değil barışçıl tartışmalar hakim olacaksa, öncelikle hükümet ve kolluk kuvvetleri bu hedeflere uygun davranmalıdır.

Benzer şekilde, Kürt sorununun çözümü ile doğrudan bir ilişkisi olmayan ve geniş toplum kesimlerinde haklı otoriterleşme kaygıları yaratan başkanlık sistemi tartışmalarının bu sürece dahil edilmesi yukarda bahsedilen geniş anayasal uzlaşının sağlanması önünde tıkayıcı bir unsurdur. Yasama ve yargının çok büyük oranda yürütmenin kontrolüne sokulacağı bir değişiklik Türkiye’nin genel demokrasi sorununa ve Kürt sorununun çözümüne yönelik atılacak adımların kalıcılığı konusunda şüphe uyandıracaktır. Şeffaf bir şekilde halkın önünde yapılması gereken anayasal hazırlıkların gizli yürütüldüğü ve bir emrivaki ile halkın önüne sunulacağı izlenimi veren her türlü adım da sürece zarar verecektir. Dolayısıyla anayasaya ilişkin tüm görüşmeler TBMM çatısı altında kurulmuş olan anayasa uzlaşma komisyonunda yürütülmelidir. Kürt sorununun çözümü için atılacak anayasal adımların başkanlık sistemi gibi bağlantısız konularla birleştirilerek tek bir anayasal paket halinde referanduma sunulması ne demokratik etik ile bağdaşacaktır ne de toplumsal barışa hizmet edecektir. Türkiye’de barış ile demokrasiyi karşı kaşıya getirmek kimseye yarar sağlamayacaktır. Bu tarzda getirilen bir anayasa toplumsal kutuplaşmayı artıracak ve anayasanın toplumsal meşruiyetini azaltacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni kutuplaşmalar değil, kutuplaşmaları azaltacak uzlaşmalardır.

Kürt sorununun çözümü için gereken barış dili hiçbir etnik ve inanç grubunu ötekileştirmemelidir. Barış ve demokrasi için gereken yeni, herkesi içine alan gerçek bir çoğulcu, özgürlükçü ve eşitlikçi siyasal anlayıştır. Barış süreci geliştirilirken imtina edilmesi gereken bir diğer eğilim de barışın amacı olarak uluslararası politika hedeflerinin gösterilmesidir. Barış dili içte de dışta da ötekileştirici olmamalıdır. Yurtta barış bölgede barışla beraber düşünülmelidir. Türkiye’nin Ortadoğu politikasının emperyal ve mezhepsel saiklerle belirlenmesine son verilmelidir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin önünde açılan tarihi fırsattan istifade edebilmesi için ivedilikle kapsamlı demokratikleşme adımlarını atmaya başlaması gerekmektedir. İçinde bulunduğumuz tarihi çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa evrilmesi için bizlere gereken daha fazla demokrasidir. Barış sürecinde demokrasiyi zedeleyecek girişimler yürütülmesi tarihi bir hata olacaktır. Çatışmasızlık ortamı Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenleri zayıflatan değil güçlendiren bir adım olmuştur. Bu ortam sürdürülebilir hale dönüştürülmelidir. Silahların konuşmadığı bir ortamda demokrasi tartışmaları çok daha anlamlı ve kapsamlı bir şekilde yapılabilecektir; böylece her geçen gün yeni yurttaşların demokrasi isteyenlerin saflarına katılması sağlanabilecektir.
Barışın teminatı çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasidir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder