24 Kasım 2012 Cumartesi

"Maocu" olmak bilimsel bir zorunluluktur


"Bunlar eskiden Maocu idiler, sonradan aniden Atatürkçü oldular" diye zırvalayıp duruyorlar.
"Bunlar" dedikleri Aydınlıkçılar, Doğu Perinçek ve İşçi Partisi.
 
Bu iddianın bilimsel bir dayanağı yok. Yani, bilimsel değil. Farklı ülkelerin devrimcilerini birbirine düşman gibi gösterme amacına yönelik bir saptırma.
Asıl önemli nokta, iddiayı ortaya atanların Atatürkçü değil, tam tersine Atatürk düşmanları olması. Amaç, Atatürkçü siyaseti savunan tek hareket olan Aydınlıkçılar aleyhinde şüpheler yaratarak Atatürkçüleri bu hareketten uzak tutmak.
 
Atatürk ve Lenin düşman değil, müttefik idiler. Batı emperyalizmine karşı ülkelerinin bağımsızlığını savunuyorlar ve birbirlerine destek oluyorlardı.
Atatürk'ü örnek alarak yurdundan istilacı emperyalistleri kovan Mao da "Çin'in Atatürk'ü benim" diyordu. Eğer aynı dönemde yaşamış olsa idiler, Atatürk ve Mao arasında da benzer bir ittifak olması kaçınılmazdı. Aynı amaç uğrunda aynı düşmana karşı savaşan devrimciler arasında bir düşmanlık düşünülemez.
 
1934 yılında Atatürk'ün Milletvekili ve Atatürk'ün çıkardığı Hakimiyet-i Milliye Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni olan Falih Rıfkı Atay, "Leninizm ve Kemalizm birlikte gelişecektir" diyordu.
Rus, Çin ve diğer ülke devrimcilerini sanki Türkiye ve Atatürk düşmanı imişler gibi gösterme taktiği, Atatürk düşmanlarının eskiden beri kullandıkları bir taktiktir.
 
Aydınlıkçılar sanki "Biz eskiden Maocu idik, şimdi fikir değiştirdik, artık Mao'yu savunmuyoruz, Atatürkçü olduk" demişler gibi bir hava yaratılıyor.
Halbuki böyle bir şey yok. Aydınlık hareketinin doğduğu 1960'lı yıllardan bu yana çıkardıkları yayın organlarından örnekleri vermiştim. Şimdi ne kadar Atatürk varsa, 1960'lardan beri o kadar Atatürk var. Yani Atatürkçülük yeni bir şey değil Aydınlıkçılar için...Bakınız: http://aliserdarbolat.blogspot.com/2012/11/sonradan-kemalist-oldular-eskiden-maocu.html
 
Maoculuk ne demektir
+++++++++++++++++++
 
Bir kere, Maoculuk diye bir şey yok.
Mao'nun bilimsel sosyalizme yaptığı katkıyı öğrenme ve doğru olduğunu anlayıp kabul etme var.
Eskiden, üretim araçlarının devletleştirilmesinden sonra, yani fabrikaların ve her türlü üretim araçlarının burjuvazinin elinden alınmasından sonra, yani burjuva sınıfı mülksüzleştirilerek yok edildikten sonra (öldürerek değil, üretim araçlarını ellerinden alarak sınıfı yok etme anlamında) kapitalizme geri dönüşün mümkün olmadığı sanılıyordu.
Deniyordu ki: İşte, devleti Komünist Partisi yönetiyor, üretim araçları da devletin malı oldu,
Burjuvazinin hiçbir kuvveti kalmadı. Parası, fabrikası, silahlı kuvvetleri yok. Nasıl gelip de fabrikaları devletin elinden alacak??
 
Fakat Mao, süreci bilimsel olarak tahlil etti.
Üretim araçları ellerinden alınan eski burjuvaziden tehdit gelemezdi, ama esas tehdit, Komünist Partisi içindeki kapitalist yolculardan geliyordu.
Mao, SBKP'nin (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) Stalin'den sonra gelen yönetimlerini, uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikaları ve dış siyasetlerini tahlil etti ve partinin üst kademesinin revizyonistlerin, yani kapitalist yolcuların eline geçtiğini saptadı. Yöneticiler bir süre sonra sosyalizmi inkar edecek ve kapitalizme geçeceklerdi.
Yani, sosyalizm süreci boyunca geri dönüş tehlikesi vardı. Eskiden yok sanılıyordu.
Türkiye'de Perinçek gurubu Mao'nun tezlerini inceledi, Sovyetlerin tezleri ile karşılaştırdı, mevcut durumu inceledi ve Mao'nun haklı olduğu kanaatine vardı.
Mao'nun tezi bilimseldi. Çünkü atmasyona değil, somut durumun tahliline dayanıyordu. Bütün göstergeler Sovyetlerin hızla kapitalizme yöneldiğini gösteriyordu.
Başını İGD ve TKP'nin çektiği diğer sol guruplar, bu tezi şiddetle reddettiler. Perinçek'i "Sovyet düşmanı, sosyalizm düşmanı" ilan ettiler.
Moskova Radyosu'nun o yıllarda Sovyetler Birliği yöneticilerinin aslında sosyalist değil, kapitalizm yolcusu olduklarını açıklayan Perinçek gurubunu suçlamak için kullandığı  "Maocu Bozkurtlar" tanımlaması, CIA dahil tüm gerici odakların Aydınlıkçılara yönelttiği "Maocu" suçlamasının kaynağıdır.

Doğu Perinçek 1979 yılında Taksim'de partisinin düzenlediği "Rus Filosu Defol" mitinginde.
 


İşte olay budur.
Bilimsel bir tez kabul edilmiştir. Daha sonra hayat bu tezin doğru olduğunu kanıtlamıştır. Gorbaçov ile birlikte sosyalist sistem yıkılmış, üretim araçları devletin elinden alınarak özel kişilere verilmiş, yeni bir burjuva sınıfı yaratılmıştı.
Böylece, Mao'nun tezinin bilimsel olarak doğru olduğu anlaşıldı. Fizik biliminde, kimya biliminde nasıl kanunlar varsa, örneğin Newton ve Lavazye gibi bilim adamları bu kanunları bulmuş iseler, Mao da sosyal bilimler alanında geçerli bir kanun bulmuştu: Gereken uyanıklık gösterilmezse, komünist partisinin yönetimi kapitalistlerin eline geçer ve ülke sosyalizmden kapitalizme geri döner.
Maoculuk denen şey budur. Eğer buna Maoculuk deniyorsa, Perinçek gurubu hala Maocudur.
Çünkü, bilimsel bir tez önce kabul sonra red edilebilir mi?
Hatta bütün dünya Maocudur. Çünkü artık hiçbir Allah'ın kulu "Hayır, sosyalizmden kapitalizme geri dönülemez" dememektedir. Diyemez, çünkü önünde Sovyetler ve Doğu Avrupa örneği var. Bu gerçeği olmadan önce gördüğü için mi Perinçek gurubuna Maocu deniliyor? Olayı herkesten önce görmek suç mu oluyor?
 
Mao'nun "Sosyalizmden kapitalizme geri dönüş olabilir" bilimsel tezini kabul eden kişi Maocu mu olur?
Kopernik'in bilimsel tezlerini kabul eden kişi Kopernikçi mi olur?
Görelilik kuramının bilimsel bir tez olduğunu kabul eden kişi Aynştayncı mıdır?
 
Bu anlamda Atatürkçülük ile Mao'nun tezini kabul etme arasında ne gibi bir karşıtlık vardır?
Atatürkçülerin bilimsel tezleri incelemesi ve doğru olanları kabul etmesi yasak mıdır? Atatürk "Benden sonra sosyal bilimler alanında yapılacak keşifleri kabul etmeniz yasaktır" mı demiştir?
"Hayır efendim, geri dönüş imkansızdır" deyip kafamızı kuma gömüp sonra da Gorbaçov'a mı çarpsaydık?
 
Devrimciler, her devrimciyi kabul ederler ve saygı duyarlar.
Ama bu demek değildir ki, saygı duyuyorlar diye onların yaptıklarını taklit etmek isterler. Böyle bir şey yok.
Hz. Muhammed'in köleci-feodal devrimini kabul ederiz, ama onun aynısını yapmaya çalışmayız.
Robespiyerlerin demokratik devrimini kabul ederiz, ama onların Fransa'da yaptıklarının aynısını yapmak diye bir şey düşünülemez.
Rus devrimini kabul etmemiz, Lenin Rusya'da ne yaptı ise bizim de Türkiye'de aynı şeyi yapmamızı gerektirmez.
Mao'yu kabul etmek demek, Mao gibi kızıl ordu kurup uzun yürüyüşe çıkmak ve Japonlarla çarpışmak değildir.
Kastro'nun bir devrimci olduğunu kabul etmek, onun yaptığı gibi bir gerilla gurubu kurup Silifke sahillerinden ülkeye çıkartma yapmamız gerektiği anlamına gelmez.
Mümkün de değildir zaten.
Bütün bu yukarıda saydığım devrimler, başka zamanların, şartları değişik olan başka ülkelerin, başka toplumsal düzenlerin devrimleridir.
Biz dünyadaki bütün devrimcileri kabul ederiz, onların bilime yaptıkları katkılar varsa kabul ederiz, ama biz Türkiye'nin devrimcileriyiz, Yeni Osmanlı'lardan, Genç Türkler'den, Meşrutiyet Devrimlerinden, Cumhuriyet Devrimi'nden gelen bir geleneğin takipçileriyiz. Her ülkenin devriminin farklı olması gibi, bizim ülkemizin devrimi de farklıdır ve tüm devrimcilerin, yurtseverlerin Atatürk Devrimleri etrafında birleşmesi ile başarıya ulaşabilir.
 
Hikmet Kıvılcımlı'nın Vatan Partisi programından bugünkü İşçi Partisi programına kadar tüm parti programları Cumhuriyet Devrimlerini koruma ve tamamlama ana fikrine dayanmaktadır.
Bu, ayrı bir yazı konusudur.
 
 
 
Okuma parçası:
+++++++++++++

SSCB Ağır Sanayi Halk Komiserliği (Bakanlığı) yayın organı Stroim (Kuruyoruz) dergisinin Mayıs 1934 tarihli sayısı "SSCB ve Türkiye halklarının dostluğuna" adanmış.
 
Derginin kapağının bir köşesinde ay-yıldız, diğer köşesinde ise orak-çekiç var.
 
İçinde, başta Atatürk olmak üzere dönemin Türk ve Sovyet yöneticilerinin makale ve demeçleri fotoğraf ve imzaları ile yer alıyor.
İşte bazı çarpıcı örnekler:
 
Mustafa Kemal'in demeci:
+++++++++++++++++++++
"Birçok sınavlardan geçmiş olan ve her seferinde daha da güçlenen, herhangi bir üçüncü devlete karşı yönelmiş olmayan, iki ülkeye tam güvenlik sağlayan yeni Türkiye ve Sovyet Rusya arasındaki dostluk, halklar arasındaki ilişkilere nezaketin, güvenin ve mantığa uygunluğun mükemmel bir örneği olmaktadır."
 
İsmet Paşa'nın demeci:
+++++++++++++++++++
"Devrimci ülkelerin 10. yıldönümlerinin ilham veren değerini iyi biliriz. Sovyetler'in 10. yıldönümünü Ankara'da değerli dostumuz Büyükelçi Surits'in ailesiyle birlikte kutlarken o büyük mutluluğu hissettik. Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. yılı kutlamalarında ise Sovyet heyeti bulunmuş ve bayramın değerine değer katmıştır. İki devrimin ortak temel özelliği, zaferi ve mutluluğu teknşkte, toplumsal ve endüstriyel kalkınmada, insan emeğinde görmesidir.
 
Sovyetler'in en önemli dostluk hamlesi, sanayinin kurulması konusunda Türkiye'yi teşvik etmesidir. Kalkınmanın ana kaynağı olan sanayileşme, Türkiye'de SSCB ile işbirliği içerisinde başlamıştır."
 
Falih Rıfkı (Atay) Bey'in demeci:
++++++++++++++++++++++++++
(Hakimiyet-i Milliye Gazetesi Yayın Yönetmeni ve Milletvekilidir)
"Türk-Sovyet dostluğu asla coğrafi ve siyasal düzenin çıkarlarının dikte ettiği resmi bir dostluk değildir. Bu dostluk, her şeyden önce, iki devrimin önünde duran temel görevlerin aynı olmasından, kaderlerinin ortaklığından kaynaklanmaktadır.
 
Birbirini tanımaya başladığı, birbirine elini uzattığı dönemde her iki devrim de yalnızdı. İki devrimin emperyalist çıkarlara ters düşen karakteri, izole edilmelerine yol açmıştı. Mustafa Kemal, Anadolu'ya geçme kararı aldığında daha Moskova ile ilişki kurmamıştı. Ancak yüce Lenin'in bu davada doğal müttefiki olduğunu çok iyi biliyordu.
 
Kemalizm, bir kurtuluş hareketidir. Siyasi, toplumsal, ekonomik, manevi birçok açıdan Kemalizm, terinin son damlasına kadar emperyalizm ve içerde ise emperyalizmin silahları olan küçük bir azınlık ve feodal beyler tarafından sömürülen ve canı çıkarılan halkın hareketidir. Kızıl devrimin önderleri ve kitleleri, bu kadar köklü bir devrimi onaylamaktan, onunla övünmekten geri duramazlardı.
 
Aynı duyguları Sovyetler'e karşı Türk devriminin önderleri ve kitleleri de beslemektedir. Leninizm ve Kemalizm, bütün halk kitlelerinin özgürleştiği, yeryüzünde yeni bir düzen kurulduğu güne kadar birlikte gelişecektir. Dünya, eksenini Bering ile Çanakkale Boğazlarını ve Beyaz Deniz ile Akdeniz'i kesen iki çizgi temelinde değiştirmektedir. Köleleştirilen halk kitlelerinin özgürlük davasını görev edinmiş devrimlere şan olsun"
 
Kazım Paşa'nın (Karabekir) demeci:
++++++++++++++++++++++++++++
(TBMM Başkanı)
"Devrim ve savaşın zor şartlarında başlayan Sovyet-Türk dostluğu, kurucuları yüce Lenin ve kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal'in yüksek önderliğinde bütün halkların can attığı dünya barışının binasına ilk taşı koymuştur. Sadece iki ülkenin hükümetlerinin çabalarına dayanmayan, ayrıca iki barışçıl halkın karşılıklı anlayışında temellerini bulan bu dostluğun anlam ve önemi büyüktür."
 
B. Tal'ın demeci:
+++++++++++++
(Stroim Dergisi Yayın Yönetmeni)
(5 Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde Türk tekstil fabrikalarının kuruluşunda ve kadrolarının yetiştirilmesinde Sovyetler'in oynadığı rolü vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor:)
"Çarlık Rusyası, Sultan Türkiyesi'ne metali ölüm getiren bomba ve kurşun olarak 'gönderiyordu'. Sovyet ülkesi ise, Türkiye Cumhuriyeti'ne en dostane duygularla metali Türk sanayisinin gelişmesine ve teknik-ekonomik bağımsızlığının güçlenmesine yardımcı olan makinalar olarak gönderiyor.
 
İki ülkenin barış ve üreten emek  için verdiği yiğit ve direngen mücadelesinin parlak örneklerinin yer aldığı çağdaş tarihimizin sembolü budur. Bu sembol, büyük devrimin parlatyan ateşinin aydınlattığı yoldur."
 
Karahan'ın demeci:
+++++++++++++++
(SSCB Dişişleri Halk Komiser Yardımcısı)
"Türk halk kitleleri, yüksek manevi gücüyle, öğretmenlerimiz Marx ve Engels'te hayranlık ve saygı uyandırmıştır. Engels, W. Braecke'ye yazdığı 25 haziran 1877 tarihli mektupta şunları belirtir: 'Türk halk kitleleri, yani Türk köylüleri, ve hatta orta ölçekli toprak sahipleri sağlam durduğu sürece, Doğu'nun toplumsal organizması, sert darbelere dayanabilir. Bizanslılardan miras kalan 400 yıllık başkent yolsuzlukları, başka herhangi bir halkı mahvederdi. Ancak Türklere sadece üst tabakayı alaşağı etmek kalıyor, ve onlar, kesinlikle Rusya'nın gücüyle boy ölçüşebilir.'
 
Türkler, 'üst tabakayı' alt ettiler. Sultanın ve halifenin tahakkümüne son verdiler. Ancak devamlı olarak Türkiye'yi tehdit eden eski emperyalist Çarlık Rusyası ile 'boy ölçüşmesi'ne artık gerek kalmadı, çünkü bu eski Rusya'nın işçi sınıfı, Rus Çarlığını ve emperyalizmini tamamen alt etme görevini yerine getirdi ve Türkiye'nin komşusu, güçlü ve dost Sovyet cumhuriyetlerine dönüştü. Ama Türklerin, Türkiye'yi yağma ve talan etmeye ve Türk halkını Avrupa emperyalizminin kölesi yapmaya hazırlanan emperyalist devletlerin birleşik cephesi ile 'boy ölçüşmesi' gerekti. Türk halkı, bu savaşta zafer kazandı ve her yeni savaşta da kazanacaktır"
 
++++++++++++++++++++++
Bugün de, Avrupa Birliği emperyalizmine karşı, AB aday üyeliği ve gümrük birliği ihanetlerine karşı mücadelemizde Karahan'ın bu sözleri geçerliğini koruyacaktır.
++++++++++++++++++++++
Teori Dergisi Eylül 2008 sayısındaki Mehmet Perinçek'in yazısından alınmıştır.
++++++++++++++++++++++
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder