26 Ocak 2013 Cumartesi

Durdurun bu hayasızlığı


Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız
Aydınlık, 25 Ocak 2012  




arşiv:
********
Ahlaksızlar... Böyle İddianame olur mu?

Gölcük Donanma Komutanı: "Bu kadar gözyaşının üstüne oturamam"


Saygı Öztürk bildiriyor. Sözcü, 25 Ocak 2013
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması beklenen Gölcük Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner, Ankara'ya giderek Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramirat Murat Bilgel ile görüştükten sonra istifa dilekçesini verdi.

Nusret Güner aslında daha önce istifaya karar vermiş, ancak o zaman vazgeçmesi sağlanmıştı.
SÖZCÜ, Nusret Güner'in Balyoz Davası'nda 323 asker hakkında hapis cezası verilmesi üzerine 28 Eylül 2012 günü istifaya karar verdiğini öğrendi.
Ankara'ya giden Nusret Güner, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Başbakan ile görüşmeleri sırasında istifadan vazgeçirilmişti.
Ancak, İzmir'deki Casusluk Davası İddianamesi üzerine Komutan bu defa istifa dilekçesini verdi.

Sözcü, 25 Ocak 2013

Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güler'in eşi Fatma Güner, Sözcü'den Saygı Öztürk'e konuştu:

"Balyoz'da çok sayıda komutanan hüküm giymesi, İzmir'de Casusluk ve Şantaj adı altında yapılan soruşturmalarda Deniz Kuvvetleri personelinin haksız biçimde tutuklanması, İddianamedeki cümleler bizleri çok derinden sarstı. İçimiz parçalanıyor. Eşim bu şartlar altında çalışmaktan rahatsızdı. Bu durumu Başbakan'a da anlattı. Ancak sorunlar çözülmedi."
"Eşim salı günü Ankara'ya gitti. Bazı görüşmeler yaptı. Sonuç alamamış olacak ki, istifa etmeye karar verdi. Deniz Kuvvetleri personeline yapılanlara ve yaşanan acıya yürek dayanmaz. Eşim bu kadar gözyaşının üstüne oturamadığı için ayrıldı. Bundan sonra yeni operasyonlar yapılabilir."

Sözcü, iç sayfa

Gölcük'e yapılan baskın sırasında Savcılar Balyoz Davası'nda kullanılan belgeleri elleri ile koymuş gibi buldular.
Baskın sırasında Donanma Komutanı olan şimdiki Deniz Kuvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel hiçbir şekilde karşı koymadı ve aksine savcılara kravat hediye etti.
Nusret Güner, bu durumdan ciddi şekilde rahatsızlık duydu. Bu rahatsızlığını Murat Bilgel'e iletmesine rağmen, ciddiye alınmadığı izlenimi edindi.

Tutuklanan Tümamiral Semih Çetin, ihanetin kitabını yazdı.
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Tümamiral Semih Çetin "Bir İhanetin Öyküsü" adlı kitabında kravat olayını şöyle anlatıyor:

"Saat neredeyse gecenin 2'si olmuştu. Üs Komutanı'na, Savcılarla birlikte Komutan'ın makamına geçmelerini söyledim.
Genel Sekreteri, içinde kravatlar olan hediye torbalarıyla gördüm. Hediyeleri Donanma Komutanı'nın savcılara vereceğini söyledi.

Donanma Komutanı, "Sizi biraz üzdük bu akşam" diyerek gülümseyen Savcıya "Gerçekten çok üzüldüm" diyerek hediyesini takdim ederken, sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum"

25 Ocak 2013 Cuma

Akyürek sigaramı yaktı. "Sen bizim Yeşil'imiz olacaksın"


Ergenekon ve Balyoz tertiplerini düzenleyen örgütün merkezindeki isim Orhan Aykut, anlatmaya devam ediyor:

Aydınlık, 20 Ocak 2013

"Eski AKP Milletvekili İhsan Arslan'ın ekibinin içindeki üst düzey Emniyetçi, Eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.
Akyürek, Emniyet'teki Fethullahçı yapılanmanın en önemli isimlerinden biri.
Akyürek'le Trabzon'dan Ankara'ya geldiği zaman tanıştık. İhsan Arslan: "Bu, Orhan Aykut. Bizimle hareket edecek artık. Her konuda güvenmeni rica ediyorum." diye tanıştırdı.
Akyürek bana özel bir kimlik verdi. İstediğim yere girip çıkıyordum. Kimlik adıma düzenlenmişti, sahte değildi. "Görevi" bölümünde  "terör uzmanı" yazıyordu. Akyürek bana Keleş (Kalaşnikov) de verdi.
2 fotoğraf istedi verdim. O kimliği düzenledi. Üzerinde "Her türlü silahı taşıyabilir, arama yapılamaz" yazıyordu. Polisevi'nde, Orduevi'nde kalıyordum. Gel keyfim gel...
O kimliği 3-4 sene taşıdım. Arabamda TBMM giriş kartı ile o kimlik de vardı.
 
Akyürek'in Ankara'daki İstihbarat Daire Başkanlığı'ndaki çalışma odasında koltuğuna oturdum. Sigaramı yaktı.
İhsan Arslan'ın ekibinde bin kişi çalışıyor. Ramazan Akyürek işin başı. İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer de yapının başındaki isimlerden.
 
Akyürek'in "Bunları tutuklamamız lazım" diye bana verdiği listede Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Veli Küçük var. Eski Edirne Emniyet Müdürü hanefi Avcı sık sık İhsan Arslan'la görüşüyordu. Hanefi Avcı bu işleri biliyor.
 
İhsan Arslan bana "Sen bizim Yeşil'imiz olacaksın" teklifini yaptı. Ben AKP'nin tetikçisi olmadım. Reddettim. Telefon tapelerinde var.
 
Kanal-Türk baskınının ve Tuncay Özkan'a suikast girişiminin perde arkasında İhsan Arslan ekibi var.
İhsan Arslan, Tuncay Özkan'ın susturulması için beni kullandı. Diyarbakır Eski Milletvekili Aziz Akgül, Eski Milletvekili Haşim Haşimi, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Tuncay Özkan. Bunların vurulması için talimat verdi.
Tuncay Özkan'ın vurulması talimatı verip Dubai'ye gitti. Ben yokum hesabı. Ramazan Akyürek'in görevlendirdiği 6 polis benim emrimdeydi. O polisleri teşhis ederim. Televizyon basılıp kurşunlandı. Tarama işini Nesip diye bir polis yaptı. Nesip beni aradı, dedi ki: "Ağabey biz kurşunladık" "Tamam" dedim. Ben de İhsan Arslan'ı aradım "Ağabey, kurşunlanmış". "Tamam" dedi. Ben o zaman İstanbul Aksaray'dayım, İhsan Arslan Dubai'de. Telefon görüşmelerimiz tapelerde var.
 
Tuncay Özkan, İhsan Arslan'ın Azerbaycan'daki fabrikası ile ilgili haber yapacaktı. İhsan Arslan bu haberin yapılmaması için 10 milyon dolar teklif etti. Tuncay Özkan "200 milyon da teklif etseniz ben yayınlarım bunu" dedi. Gayrıresmi olarak bu fabrikalarda PKK'lılarla işbirliği ile ilgili bir durum vardı. Haber buydu.
 
Ramazan Akyürek ile olan 90 telefon görüşmemin tapeleri imha ediliyor."
 
İhsan Arslan - Orhan Aykut ilişkisi:
Tayyip Erdoğan Özel Örgütü
++++++++++++++++++++++++++++
 
Doğu Perinçek, 23 Ocak 2013 günlü Aydınlık köşe yazısında ilişkiyi yerli yerine oturttu: "Tayyip Erdoğan Özel Örgütü"
Gazeteci Yavuz Donat'ın 11 Temmuz 2003 günlü Sabah gazetesi manşetinden ilan ettiği adıyla "Erdoğan'ın Özel Timi"

Sabah, 11 Temmuz 2003

 Yavuz Donat, Erdoğan Özel Timi'ni Sabah gazetesi manşetinden şöyle anlatıyordu:
-- Çalışmalar gizli
-- Doğrudan Başbakan'a bağlı
-- Bütün iç güvenlik birimleri bu organizasyonun içinde
-- Meclis'e 500 metre mesafede
 
İşte size yasadışı örgüt.
NATO ülkelerindeki Gladyo tanımına dört dörtlük oturuyor.
 
Susurluk'ta kamyonun çarpması ile Çiller Özel Örgütü ortaya çıkmıştı. Yavuz Donat, Yavuz Demirağ, Emin Çölaşan ve Orhan Aykut'un verdikleri bilgilerle de Tayyip Erdoğan Özel Örgütü ortaya çıkıyor.
Bu gizli örgüt, "Yolsuzlukla mücadele" maskesi altında gizli çalışmalar yürütüyor.
Ergenekon, Balyoz, Amirallere Suikast vesaire tertiplerini kim hazırladı dersiniz?
 
AKP Milletvekili İhsan Arslan'a bağlı olarak çalışan bin kişi.
Sadettin Bilgiç'e götürdüğü hediye paketine 4 dinamit lokumu koyma ihtisası olan AKP Milletvekili İhsan Arslan, Tayyip Erdoğan Gizli Örgütü'nün neresinde?

İhsan Arslan gibi tarikatçı kimliğini saklamayan bir gencin cemaatler aleminde itibarlı bir yeri olan Adalet Partisi içindeki en muhafazakar gurubun liderinin evine dinamit yerleştirmesi ideoloji ve inançla açıklanamaz. 
Bu eylem, Gladyo bağlantısına işaret ediyor.
Gladyo bağlantısı ömür boyudur. Gladyodan istifa olmaz. İşledikleri her suç, onları biraz daha köleleştirir.
 
İhsan Arslan ile Orhan Aykut arasındaki ilişki ispatlıdır.
Orhan Aykut mahkeme kararı ile dinlendiği zaman, İhsan Arslan ile çok sayıda telefon görüşmesi yapıyor. O konuşmalar tutanağa kaydedilmiştir, hukuken kanıt değeri olan bir tutanağa. İnkarı mümkün değildir.
İhsan Arslan, telefonda Orhan Aykut'a "Sen bizim Yeşil'imiz ol." diyor. İlişkinin özünü bu cümle yansıtıyor ve Aydınlık bu cümleyi manşete taşıdı.
İhsan Arslan'ın "Biz" dediği örgüt hangisidir?
Bu örgüt, niçin bir Yeşil, yani bir tetikçi istihdam etmek istiyor?
 
İhsan Arslan kimdir?
AKP Diyarbakır Eski Milletvekili
Tayyip Erdoğan'ın en yakınlarından Mücahit Arslan'ın babası.
 
Bunca tertip tezgahlandı, bu bir gerçek; ve artık bütün karanlık boyutlarıyla ortada.
Bu karanlık marifetleri cinler ve şeytanlar yapmadı.
CHP ve MHP, AKP iktidarının karanlık faaliyetinin ve gizli örgütünün üzerine gitmiyorlar.
Tayyip Erdoğan ile düzeysiz atışmalar muhalefet yapmak değildir.
Muhalefet yapmak, bugün bu örgütün üzerine gitmektir.
Ancak, Gladyo'nun özünde bir ABD örgütlenmesi olması, CHP ve MHP yönetici kliklerinin elini kolunu bağlamaktadır.
Tayyip Erdoğan Özel Örgütü'ne karşı mücadele, Amerika'ya karşı mücadele demektir ve aslan muhalefet (!) partilerinin buna hiç niyeti yoktur.

arşiv:
********
AKP Milletvekili İhsan Arslan: "PKK zulme karşı mücadele ediyor"
********
"Silahları gömün" talimatını AKP Milletvekili Arslan verdi




24 Ocak 2013 Perşembe

Ahlaksızlar... Böyle İddianame olur mu?


14 yaşındaki bir kız için yazılan şu alçakça tanımlara bakın:
"Ergen azgını. Samimiyeti ilerlettiği bir çocuk var, bu çocukla çok kısa zamanda yatar"
 
Kızın kimliği:
Şerefli bir üst düzey komutanımızın kızı.
 
Yukarıdaki sözlerin yazıldığı yer:
"Askeri Casusluk" İddianamesi
 
Böyle İddianame olur mu?
Şerefli Türk Subaylarının akrabaları hakkında ne idüğü belirsiz kişilerce yapılmış olan bu ve benzeri fişlemeler, Cumhuriyet (!) Savcısı tarafından mal bulmuş magrıbi misali İddianameye doldurulmuş.
Maksat komutanlarımızın onurları ile oynamak. Bir komutanımızın eşi hakkında asılsız dedikodu çıkarmışlar, komutanımızın intiharına yol açmışlardı. Aynı ahlaksız oyunu tekrarlıyorlar.
 
Aydınlık, 23 Ocak 2013

"Ben nereye takılacaklarını bildiririm siz fotoğraflarsınız... kızının çocukla elele fotoğrafı bile onu delirtir"
Komutanı delirtmek için kurdukları tuzağı çekinmeden İddianameye koymuşlar.
 
".... odasına yerleştirdiği kamerayı almış. Kullanılabilecek görüntüler var."
Yapan kendileri, sözde ihbar maili ile gelmiş. (!) Her zamanki gibi.
 
Balyoz davasından haklarında hüküm verilen bazı askerler ve çocukları da İddianamede mağdur sıfatı ile yer aldı.
Sözde bazı komutanlar, diğer komutanların çocukları için yukarda örneği görülen ahlaksız fişlemeleri tutmuşlar, şantaj yapmak için. Maksat komutanları birbirine düşman etmek.
Bu kadar alçakça şeytani oyunları düşman bile yapmaz.

Aydınlık, 24 Ocak 2013

1762 sayfalık Askeri Casusluk İddianamesinde yok yok.
Askerler ve aileleri hakkında akıl almaz fişlemeler, MİT'çiler, eskort kızlar, dedikodular...
 
357 sanıktan 310'u subay. (Kara K. 133, Deniz K. 76, Hava K. 56, Jandarma 45)
Davada 20'yi aşkın görevde kurmay albay yargılanacak.
Soruşturma aşamasında ilen hukukçular tarafından "Deniz Kuvvetleri'ni bitirme projesi" olarak değerlendirilen İddianamede, askerler "suç örgütü ile işbirliği ve ajanlık" ile suçlanıyor.
 
Sözde komutanların eskort kızlarla birliktelikleri kamera kaydına alınmış, bilgi ve belge getirmeleri için şantaj olarak kullanılmış.
Ama bu, sadece söylenti. Kamera kaydı falan yok. Delil yok yani.
 
Sanıklar arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay başkanı Koramiral Veysel Kösele ve Emekli Tümgeneral Alaettin Parmaksız da var.
Tümg. Alaettin Parmaksız'ın basılmış kitapları:
Burası Hakkari. Ankara'dan Görüldüğü Gibi Değil.
Komutanım Ben Şehit Miyim
PKK Gerçeği
Türk Ordusu'nda General Olmak
Dağlıca Baskını'ndan Güneş Harekatı'na
Türk - Amerikan Savaşı Kanlı Deprem
Singer Toplar

Komutanlarımıza yapılan alçakça tertibi en iyi açıklayan yazıyı veriyorum. Yılmaz Özdil yazdı.
Hürriyet, 24 Ocak 2013 

Yılmaz Özdil – Casuslarımızı ziyaret ettim

 
İzmir’e geldim.
Casuslarımıza gittim!
*
Diyeceksiniz ki…
Kimdir bu casuslar?
*
Bilmemeniz çok normal…
Gözden ırak oldukları için, gönülden de ırak onlar.
*
Her şey, e-posta’yla polise gönderilen, ne idüğü belirsiz, isimsiz, imzasız ihbar mektubuyla başladı. Tuzağa düşürülen genç kızlara fuhuş yaptırıldığı, kameraya alındığı, sonra da bu görüntülerle kameraya alınan kişilere şantaj yapıldığı iddia ediliyordu.
*
Şak… İhbar mektubunda elebaşı görünen adamın evi basıldı. Siidi bulundu. Tıpkı Ergenekon’da Balyoz’da olduğu gibi, bu siidi’de de subayların isim listesi vardı! Siidi’deki şemaya göre, fuhuş yoluyla şantaj yapılan subaylar, devletin gizli bilgilerini veriyordu.
*
Şak… Genç subaylarla aşna fişne yapan 22 yaşındaki bi kızın evi basıldı. Kızın bilgisayarında “bycasus” isimli belge bulundu iyi mi! Casus filmlerinde zaten olmaz ama, böylesi komedi filmlerinde bile olmaz. Casusluk şebekesi, casusları, casus isimli belgeye yazmıştı.
*
Ki, maazallah “yazmazsak, unuturuz casus isimlerini” diye herhalde!
*
Ele geçirilen “dijital” materyallere göre… Casus subaylar sadece fuhuş yapmakla kalmıyor, hükümet, TSK, MİT aleyhine faaliyette bulunuyor, PKK’ya yardım ediyor, devletin gizli askeri bilgilerini para karşılığında satıyor, kuryeler aracılığıyla yurtdışına gönderiyordu.
*
Şakır şakır tutuklama başladı; teğmen, yüzbaşı, albay, amiral’e kadar.
*
Küçücük bi pürüz vardı…
*
Tutuklanan subayların o kızla veya bir başka kadınla çekilmiş görüntüsü, fotoğrafı var mı? Yok.
Telefonla görüşmüşlükleri var mı? Yok.
Cepten mesaj? Yok.
İnternetten yazışmışlıkları var mı? Yok.
Kız veya bi başka kadın, ben bunlarla yattım diyor mu? Demiyor.
Tanıyorum diyor mu? Demiyor.
Subaylarda ele geçirilmiş devlete ait belge var mı? Yok.
Para trafiği tespit edilmiş mi? Edilmemiş.
Kurye yakalanmış mı? Yakalanmamış.
Tanık var mı? Yok.
Gizli tanık? Yok.
Hangi devlete bilgi verilmiş? O da yok.
*
E, ne var?
Elebaşı denilen adamın evindeki siidi’de isimleri var.
*
Elebaşı siidi için ne diyor? "Benim değil" diyor.
Subayları tanıyor mu? Tanımıyor.
Telefon, internet, yüz yüze, herhangi bi yolla irtibat tespit edilmiş mi? Edilmemiş.
*
Ayrıca…
Elebaşı Marmaris’te,kız İzmir’de.
Ama, subayların yüzde 95’i alakasız şehirlerden tutuklanıyor. Mersin, Kocaeli, Çanakkale, Ankara, Anadolu’nun dört bi tarafından toplanıp toplanıp İzmir’e getiriliyor.
*
Hatta…
Bir tanesi, "benim burda ne işim var" diye soruyor, savcı, "valla bence de burda olmaman lazım, polis isimlerinizi verdi" diyor. Vaziyet bu.
*
8 aydır yatıyorlar.
Kimsenin ruhu duymuyor.
*
İstanbul’da tıpatıp aynı fuhuş-şantaj iddiasıyla askeri casusluk davası açılmış, İstanbul medyası habere vakıf olabilmiş, İstanbullu avukatlar medyayı bilgilendirebilmiş, neticede, iftiradan ibaret olduğu kısa sürede ortaya çıkmış, apar topar hepsi beraat etmişti.
*
Bu dava ise, sanırım bu nedenle İzmir’de açıldı… Subayların aileleri Anadolu’nun dört bir tarafında yaşıyor, dayanışma için organize olamıyorlar, İzmirli avukatlar İstanbul’a seslerini duyuramıyor, İstanbul medyası habere vakıf olamıyor. İddianame anca dün açıklandı, 8 aydır yatıyorlar, daha duruşmaya bile çıkamadılar.
*
Bir albayın kızı ve bir albayın arkadaşının isteğiyle, askeri savcının izni ve askeri cezaevi komutanlarının iyi niyeti sayesinde onlarla görüşebildim. Maltepe’deki arkadaşlarım gibi, pırıl pırıl, madalyalı, masterli, şerefli, kahraman subaylar… “Askeri casusluk ve fuhuş davası” denilmesi onurlarına dokunuyor, “lütfen yazın, bu dava, öbür  davalar gibi Atatürkçü subayları tasfiye davasıdır” diyorlar.
*
Peki, kimdir bu subaylar? Ortak özellikleri ne? Hangi görevdeydiler? Hangisi tutuklanınca, hangi milli proje durduruldu? 2010’dan önce neden hiç casusluk iddiası yoktu? Esrarengiz “kara kutu”da ne var? Bana neler anlattılar? Hangi kitabı okumanızı istiyorlar? Casusluk öyle olmaz, böyle olur, Suriye’nin düşürdüğü Fantom…  Yarın!

 


Ulusal Kanal Gönüllüleri Üsküdar'da kahvaltıda buluşuyor


 
27 Ocak Pazar   Saat 10:00  -  13:00
 
Damalis Restoran
 
Kız Kulesi'nden sonra Harem'e doğru 200 metre ilerde sahil yolu üzerinde
 
İletişim:     0533 - 495 49 69          0532 - 266 49 45
 


Şeytan Patriottur


Eren Erdem, Aydınlık'taki köşesinde yazdı:
Eğer bu Patriot füzeleri Ecevit döneminde gelseydi, bu ülke yıkılırdı.
Cuma çıkışlarında yakılan ABD bayrakları hasebi ile bayrak üreticileri holdingleşirdi.
Ne oldu size ey Müslümanlar? Ne o? Deri koltukların, ihalelerin kas gevşetici etkisinden midir bu suskunluk?

Aydınlık, 24 Ocak 2013

Bu ülkenin topraklarında kurulmuş bir ABD üssünde camiye saldırılıyor!
Namlusu Müslümanlara doğrultulmuş Patriot füzeleri ülkeye sokuluyor, sizin "kafir, komünist" dediğiniz adamlar dışında bir tek kişinin çıtı çıkmıyor.

Evet, İskenderun'da NATO askerinin başına çuval geçiren "mücahit" kardeşlerime selam olsun.
İslam'ın onuru, bu genç kardeşlerimin eliyle kurtulmuştur.

Bakara Suresi 268. Ayet diyor ki:
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez çirkinliklere sürükler"

Bugün kapitalist ekonomi, insanları fakirlik endişesine sürüklemek sureti ile kenz yapmaya, yani mal toplamaya yöneltmektedir.
İslam'ın en büyük haramlarından biri olan "mal istifleme, servet yığma", artık bu "endişe" ile meşrulaşmıştır.

İnsanlar fakirlikten korktuğundan "rekabet ediyor", fakirleşmemek için mal biriktiriyor ve Kur'an'ın haram saydığı bu işi icra etmek zorunda kalıyor.
O halde bugün en büyük şeytan kapitalist sistemdir. Ve o sistemin yayılmacı eğilimleridir (Emperyalizm)

Sayın Başbakan ırkçılığı (asabiyeti) diline doladığı kadar kapitalizmi ve emperyalizmi diline dolasaydı, Kur'an okuduğuna inanırdım.
Başbakan'ın Kur'an okuduğunu anlamanın tek yolu, mevcut savaş kabinesini dağıtması, Patriot adlı tecavüz araçlarını geri göndermesi, emperyalist Batı ile tüm ilişkileri dondurması akabinde mümkündür.

Evet! başbakan Şeytandan bahsediyor.
Başbakan ve zihniyeti Hacc'da "şeytan taşlama" adı altında kuru taşı taşlarken, yaşayan Şeytan bizi taşlıyor.
Yaşayan Şeytan füzesiyle, finans kapitaliyle bizi topa-taşa tutarken, meseleyi es geçen tevil ve analizler ardına sığınarak içtihad yapan bir Başbakan'a sahip olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz.

arşiv:
********
TGB Almanya'yı uyardı: Size "gelmeyin" demiştik
********
Çuvalı geçirdik... Söz verdiğimiz gibi...
********

23 Ocak 2013 Çarşamba

Erdoğan - Fidan - Öcalan Üçlüsü Fethullah'a karşı


Susurluk Başbakanı Tansu Çiller'in Basın Danışmanı Mehmet Bican, yeni kitabında bakın neleri ifşa ediyor:
 
"Çiller, 1995 yılında Başbakanlık Konutu'nda yaptıkları görüşmede Fethullah Gülen'den yardım istiyor."
"Necmettin Erbakan, bundan 17 yıl önce 1996'da Tansu Çiller'i tehdit ediyor, "Benimle koalisyon kurmazsan seni Yüce Divan'a gönderirim" diyor."

Önce Fethullah'tan yardım isteme konusuna bir göz atalım:
Bir Başbakan, bir din adamından, bir cemaat liderinden hangi konularda yardım isteyebilir?
"Teröre karşı mücadele" konusunda yardım istiyormuş.Dedikodu falan değil, Mehmet Bican açıklıyor.
Bu bilgi, Çiller-Fettoş ortaklığının eksenine işaret ediyor.  "Teröre karşı mücadele" devletin güvenlik güçlerinin görevidir. Muska yazarak, üfleyerek terörle mücadele edilemeyeceğine göre, istenen yardım anlam kazanıyor.
 
İşte burada, Doğu Perinçek'in Cumhurbaşkanı Demirel'e sunduğu "Çiller Özel Örgütü" dosyasına istinaden MİT tarafından hazırlanarak 17 Aralık 1996 günü Başbakan Erbakan'a sunulan "Susurluk Raporu", konuyu aydınlatıyor.
Çiller ile Fethullah arasındaki ortaklığı tanımlayan Rapor, içinde Çiller, Fethullah, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür, Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'nın da bulunduğu "Çiller Özel Örgütü"nün karanlık faaliyetini mercek altına alıyor.
 
MİT Raporu şunu saptıyor:
Çiller Özel Örgütü, faili meçhulleri ve özel zenginleşme faaliyetini "Terörle mücadele" perdesi altında yürütüyor.
Bu faaliyetin kilit konumlarında bulunan isim ise Fethullah.
 
ZAMAN gaz tenekesinin palavradan feryatları
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
ZAMAN gaz tenekesi, Feto'nun avukatları ile eşgüdüm halinde feryadı basıyor:
"Fethullah Gülen - Tansu Çiller ilişkisi hakkındaki yalanlar Perinçek'in Demirel'e verdiği dosyada bulunuyor. Aydınlık, kendi itiraflarını  bugün MİT Raporu gibi sunuyor"
diye palavraları desteksiz atıyor.
 
Bir gün de doğru söyleseler mum yakacağım kiliseye.
 
İlk olarak, Perinçek'in Demirel'e sunduğu 600 sayfalık dosyada Fethullah - Çiller ilişkisi yok. Hatta, bu dosyada Fethullah'ın adı bile geçmiyor.
Çünkü Perinçek o dosyayı hazırlarken bu ilişkiyi bilmiyor.
İşte Perinçek'in dosyasında yer alan Çiller Özel Örgütü şeması (Bakınız: Çiller Özel Örgütü, Kaynak Yayınları, 6. Basım, sayfa 42):


MİT ise, hazırladığı Raporda, Çiller Özel Örgütü'nün faaliyetlerinde Fethullah'ın kilit konumlarda olduğunu belirtiyor.
Böylece MİT, Fettoş'u şemaya dahil ederek, Perinçek'in şemasındaki en önemli eksikliği tamamlamış oluyor
Hem de somut bilgilerle, Fethullah'ın Çatlı ve Kırcı gibi faili meçhullerde tetiği çekmiş kişilerle ilişkisi olduğuna dikkat çekiyor MİT Raporu.
 
Yani, Fethullah Gülen adını "Çiller Özel Örgütü Raporu"na koyan doğrudan doğruya MİT'tir, Perinçek değil.
Feto, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ın imzaladığı raporla suçlanıyor. Bu raporun tamamını Nusret Senem'in Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Fethullah ve Susurluk" adlı kitabında bulabilirsiniz.

Faili meçhullerin yanısıra, Fethullah'ın "Çiller'in kara para aklama işinde gizli ortağı olduğu" da aynı MİT Raporu'nda belirtilmiş. "Araştırılmasında Fayda Görülenler" başlığı altında.
MİT Raporuna göre, "kara para aklama işinde gizli ortaklık" faaliyeti, "teröre karşı mücadele" örtüsü altında yürütülmüş.
 
ZAMAN'ın ikinci palavarasına gelince, bugün bu konuyu açan Aydınlık değil, Milliyet gazetesi.
Milliyet'in konuyu açmasına önayak olan da, Tayyip Erdoğan'ın özel temsilcisi sıfatını haiz olan günümüz MİT Müsteşarı Hakan Fidan.
Tayyip ve Fidan Beyler, bu suretle, Fethullahçı savcıların Fidan Bey hakkında başlatmayı amaçladığı soruşturma olayına cevap veriyorlar.
Tayyip Bey Fethullah'a "Tek Adam benim, ayağıma dolaşma yakarım, Obama ile arama kimse giremez!" sinyali gönderiyor.
 
Erbakan: "Benimle koalisyon kurmazsan seni Yüce Divan'a gönderirim"
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Gelelim Erbakan'ın Tansu Çiller'i tehdit etmesi olayına.
"Çiller'in Başbakan koltuğuna oturtulması karanlık bir olaydır." demiştik. Bakınız: http://aliserdarbolat.blogspot.com/2013/01/ciller-nicin-amerikada-tarihi-bulusma.html
İşte karanlık olay bu. Türkiye'de "demokrasi" işte böyle işliyor. Mafya yönetimine, yani Mafyokrasiye demokrasi deniyor.
Erbakan, Çiller'e "Benimle koalisyon kurmazsan seni Yüce Divan'a gönderirim" diyor. Çiller tehdide boyun eğiyor.
Erbakan, Çiller'i bu tehditle ikna ettiğine göre, demek ki tehdide konu olan suçlamalar doğru. Yani faili meçhuller ve kara para aklama işleri bir "Feto-Çillo Co-production". Yani Fethullah - Çiller ortak yapımı.
Her şey MİT Raporları ile ayan beyan belli iken, iyi saatte olsunlar harıl harıl Türk Ordusu içinde faili meçhullerin suçlularını aramaktalar.
 
Fethullah ve Çiller'e yaylım ateş korosu
+++++++++++++++++++++++++++++++++
 
MİT, 16 yıl sonra, 2012'nin son ayında Susurluk raporu'nu tekrar TBMM'ye yolluyor.
Milliyet gazetesi, bunun üzerine, 31 Aralık 2012 günü, günler sürecek "Çiller Özel Örgütü" yayınına başlıyor.
Derya Sazak "Demek ki MİT o zamanki saptamalarında ısrar ediyor" saptamasını yapıyor.
Ardından Mehmet Bican yeni kitabında Fethullah - Çiller ilişkisinin ayrıntılarını ortaya döküyor.
En sonra Ertuğrul Özkök bu ilişkinin altını çiziyor. (Hürriyet, 17 ocak 2013)
Hep birlikte koro halinde Tayyip Bey'in gösterdiği hedefe vuruyorlar.
 
Hakan Fidan'ın "Yol Haritası Arkadaşı" Öcalan da koroya katıldı
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Tayyip Bey'in işareti ile yaylım ateşe başlayan MİT - Bican - Milliyet - Hürriyet korosuna Öcalan da katılıyor.
Öcalan, Paris'te öldürülen 3 PKK'lı kadın suikastinde Fethullah'ı suçluyor.
İşte Öcalan'ın sözleri:
"Sakine Cansız suikastını gerçekleştirenler, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yönelik soruşturmanın perde arkasındaki güçlerle aynıdır"
(Bakınız: Hüseyin Yayman, hürriyet.com.tr ; aktaran Orhan Bursalı Cumhuriyet 17 Ocak 2013)
 
Öcalan açıkça, "MİT Müstaşarı Hakan Fidan'ı hedef alan Fethullah Örgütü, beni de hedef alıyor" diyor.
Tayyip Bey'in  cinayetten sonra "Açılımı engelleyemeyecekler" anlamındaki sözleri durumu açıklığa kavuşturuyor.
Tayyip Erdoğan - Hakan Fidan - Abdullah Öcalan üçlüsü Fethullah'a karşı ortak tavır almış oluyorlar
 
Çiller ise "Aman arada ben de kaynamayayım" korkusuyla Fethullah ile buluşmak üzere Amerika'ya uçtu.
"Ne halt edcez hinci" deyu kafa kafaya verecekler???
 
Tayyip Erdoğan Özel Örgütü, Fethullah'ı dışlıyor.
Halbuki Çiller Özel Örgütü Fethullah ile sarmaş dolaştı.
İki özel örgüt arasındaki fark bu. Çeşit çeşit Gladyo. Seç beğen al.
 
Çiller ve ortaklarını kim kurtardı?
+++++++++++++++++++++++++++
 
Peki, hangi güç odağı 16 sene önce MİT'in gönderdiği raporları hasır altı ettirip Çiller'i ve ortaklarını kurtarmıştı?
Biz susalım, arşiv konuşsun. İşte 3 Ağustos 2009 günlü Vatan gazetesi kesiği:
"ABD, Susurluk'tan korktu, skandalın üzerini kapattı"


arşiv:

Çiller niçin Amerika'da? Tarihi buluşma