7 Nisan 2023 Cuma

Erdoğan - Perinçek görüşmesinin ayrıntıları


Doğu Perinçek
:
 29 Mart 2023 günlü basın toplantısında:

          "Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli 
              Amerika'dan korktukları için, 
Vatan Partisi'yle beraber olmayı, Asya yolunu değil, 
   Atlantik yolunuHÜDA PAR'la beraber olmayı 
 ve Atlantik'in dayattığı sisteme boyun eğme yolunu 
                                 seçtiler."
demişti. 

Olayı şöyle vermiştim:
Erdoğan uslandı, Perinçek bombaladı 

Sayın H.S.T. bu yazım üzerine:
"Kabul etseydi cumhur ittifakına girecektiniz bu utanç size yeter."
karşılığını verdi.

Şimdi 20 yıl geriden alarak 4 ittifak önerisini görelim:

+++

Birinci ittifak önerisi

2002 yılında Irak'ı işgale hazırlanan ABD, Başbakan Ecevit'ten ve Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'dan destek göremeyince hükûmeti devirmeye karar verdi.

Ziyaret ettiği Ecevit "İşgale karşıyız", Kıvrıkoğlu da "(Irak'ta) Kürt devleti kurulmasına karşıyız" deyince ABD Başkan Yardımcısı Cheney, basın toplantısını iptal ederek ABD'ye döndü. 19 Mart 2002

ABD planına uygun olarak İsmail Cem dirsek vurup Bahçeli "3 Kasım'da seçim" deyince hükûmet yıkılmış oldu.

Yine ABD planına göre hareket eden MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun Ecevit'in önüne "Ergenekon Terör Örgütü" şemasını koyarak Terör Örgütü Lideri (!) Org.  Kıvrıkoğlu'nun görev süresinin uzatılmasını önledi.

İşçi Partisi, AKP iktidarını önlemek için bir Milli Hükümet tasarımı yaptı.
Doğu Perinçek, tasarımı  Ecevit'e iletti.
8 Eylül 2002 günlü 790 sayılı Aydınlık, tasarımı kapaktan açıkladı:

Ecevit önderliğinde Atilla Ateş, Şükrü Sina Gürel, Org. Karadayı, Suphi Karaman, Murat Karayalçın, Org. Kıvrıkoğlu, Yekta Güngör Özden, Doğu Perinçek, Vural Savaş, Mümtaz Soysal, Sadettin Tantan, Zekeriya Temizel gibi isimler DSP adayı gösterilerek çok geniş bir yurtsever kitleden tek başına hükümet kurmaya yetecek kadar oy alınabilirdi.

Bu öneriye bir mektupla karşılık veren Ecevit şöyle yazıyordu:
"Ulusal bir hükümetin kurulmasından yanayım, ancak bunun 
demokratik kurallar içinde yapılması gerektiğini düşünüyorum"

Şaşırmıştık. Demokrasi dışı bir şey önermiyorduk ki. Mit Müsteşarı Atasagun'un Ecevit'in önüne "Ergenekon Terör Örgütü" şemasını koymuş olduğunu çok sonra öğrendik. Kandırılan Ecevit, terör örgütü üyesi (!) Perinçek'in teklifini reddetmişti.

Böylece, ilk ittifak önerimiz reddedilmiş ve AKP iktidara gelmişti.

Ayrıntılı bilgi için bakınız:
Perinçek: "İntihar ediyorsunuz" - Ecevit: "İntihar ettik" 

+++

İkinci ittifak önerisi

2015 seçimlerinde Perinçek Kılıçdaroğlu'na önce Renaissance Oteli'ndeki, sonra İşçi Partisi Genel Merkezi'ndeki buluşmalarında ittifak teklif etti.

Tek şartımız HDP'nin ittifak içinde olmaması idi.

Kılıçdaroğlu "HDP olmazsa ittifak olmaz, fay hatlarını çatlatırız" yanıtını verdi. Ayrıca, altında imzası olan mektupta "Fay hatlarını çatlatırız" diye de yazdı.

Sonuçta AKP iktidarda kaldı. 

+++
    
Üçüncü ittifak önerisi

Perinçek, hem Kılıçdaroğlu'nu hem de İYİ Parti'yi ziyaret etti, HDP dışarıda kalmak kaydıyla ittifak teklif etti.

"HDP - PKK ile birlikte görüntü vermeyin. PKK ile birlikte olana bu halk oy vermez. İktidarı AKP'ye hediye edersiniz" dedik.

Perinçek defalarca bizzat Kılıçdaroğlu'na "HDP'yi bırak, gel birlikte olalım" önerisini getirdi. "Olmaz, fay hatlarını çatlatırız" yanıtını aldı.

Bu seçimde de aynı öneriyi götürdük. Perinçek Kılıçdaroğlu'na "CHP, İYİ Parti ve Vatan Partisi ittifak yapsın, siz Cumhurbaşkanı olun, Akşener de yardımcınız olsun, ben bir şey istemiyorum, yeter ki HDP'den elinizi çekin" önerisini yaptı. 

2 Mayıs 2018 günü CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan telefonla Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan'ı arayarak Vatan Partisi ile seçim ittifakı yapamayacaklarını bildirdi.

HDP ile örtülü ittifak yaparak oy alamayacaklarını delillendirdik. Geçmişten örnek verdik. Dedik ki:

AKP 2015 Haziranına kadar PKK ile Açılım yaptı. HDP ile al takke ver külah ilişkisini götürdü. Haziran seçiminde oyları düştü, hükumeti kuramadı.

Bunun üzerine Açılımı bitirdi. Haziran'dan Kasım'a kadar PKK'yı hendeklere gömdü ve oylarını %8 artırarak hükumeti kurdu.

Buradan da görmeniz gerekir ki, PKK ile birlikte olanın oyları düşüyor, aksine PKK ile mücadele edenin oyları yükseliyor.

Bunu AKP anladı, siz de anlayın artık. PKK ile AKP'den daha iyi mücadele edeceğinizi  söylerseniz oyunuzu artırabilirsiniz. "Barış istiyoruz", "Afrin'e girmeyelim" diyerek PKK ile mücadeleye karşı çıkarsanız bu millet size oy vermez.

"Esad ile birleşerek PYD - PKK'yı yeneceğiz. Tayyip Esad düşmanlığı yaptığı için PKK ile mücadeleyi başarı ile sonuçlandıramıyor. PKK'yı ancak biz yeneriz" derseniz başarılı olursunuz.

İşte CHP'ye bunları söyledik. Buna karşılık CHP'li arkadaşlar bize "Oyları bölmeyin", "Tayyip'i destekliyorsunuz" gibi suçlamalar yönelttiler, seçim çadırına gelip hakaret edenler bile oldu.

Gerçekleri söyledik, suçlu olduk.

Kendileri "Her evden 2 oy CHP'ye 1 oy HDP'ye" dediler, HDP'ye oy verince CHP oyları bölünmüyordu. Ama Vatan Partisi'ne verilen oylar CHP oylarını bölüyordu. Bu mantığın sakatlığını da bir türlü anlamak istemediler.

Muharrem İnce'nin oy oranı %31, CHP'nin oy oranı %23. 
Nereye gitti %8 CHP oyu? Bir kısmı HDP'ye, diğer kısmı İYİ'ye. 
CHP'nin oylarını kim bölüyormuş, şimdi anlaşıldı mı acaba? 

İstanbul'da Demirtaş'ın oyu %7,2. HDP'nin oyu: %12.4
Ülke genelinde Demirtaş'ın oyu %8. HDP'nin oyu %11
Peki bu fazla oyları kim verdi? CHP'liler.

"CHP'ye neden bu kadar düşmansınız, neden hep CHP'yi eleştiriyorsunuz, biraz da AKP'yi eleştirin" dediler, söylediklerimizi anlamak istemediler. Şimdi Tayyip yine kazandı. Kim suçlu? Tabii ki Vatan Partisi suçlu.

Ayrıntılı bilgi için bakınız:

"Vatan Partisi ile seçim ittifakı yapamayız" dediler 

Uyardık dinlemediniz, kaybettiniz suçlu biz olduk  

+++

Dördüncü ittifak önerisi

Geldik 2023 seçimlerine. Artık HDP ile tamamen bütünleşmiş olan CHP'ye bir kez daha ittifak önerisi yapmak anlamsızdı.

CHP'yi HDP'den kopartamamıştık. 
Acaba Ak Parti'yi HÜDA PAR'dan kurtarabilir miydik?

Ak Parti - HÜDA PAR  ittifakı söylentileri başladığında, Perinçek Erdoğan'ı ziyaret etti. 22 Mart 2023 (Cumhurbaşkanı Adaylığı için 6 günlük imza toplama sürecinin ilk günü) 

Perinçek bu ziyareti HABER GLOBAL'de Buket Aydın'a şöyle anlatıyor:

"Tayyip Erdoğan korkmasaydı Amerika'dan - sağolsunlar kabul ettiler bizi - ona bir öneride bulunduk, dedik ki: Hem seçime kadar hükûmeti paylaşalım, seçimden sonra da Türkiye'ye yön verelim, beraber hükûmet edelim. Bu şekilde Cumhur İttifakı'na katılma önerisi ile gittik. Onlar bizi reddettiler.

Niçin reddettiler? 2 gün sonra NATO'ya verdikleri oy ortada. HÜDA PAR'ı tercih ettiler. Dolayısıyla ABD'nin Türkiye'ye karşı baskı ve tehditleri karşısında korktular. Vatan Partisi ile birlikte oldukları zaman ABD'ye, emperyalizme bir meydan okuma olurdu. O yolu seçemedler.

Korktuğu çok açık. NATO gibi Türkiye'nin düşmanı olan - bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız söylemiyor mu, Yunanistan'ın Ege'nin kıyılarına ABD 9 üs kurdu diye. Oradan Kıbrıs'ın güneyi, Suriye ve Irak'ın kuzeyi - ABD namlularını Türkiye'ye çevirmiş, onlardan korktu. Ekonomik baskılarından da korktu.

(Buket Aydın'ın "Kırıldınız mı Sayın Erdoğan'a?" sorusu üzerine:) 

Kırılmadım ama Türkiye adına üzüldüm. Demek ki önümüzdeki işler daha zor. Ama kendi adına özellikle üzüldüm. Çünkü o kendi geleceği ile ilgili çok vahim diyebileceğim olumsuz bir karar aldı. Kendisini Türkiye'nin geleceğinden silmiş oldu.

Sayın Cumhurbaşkanımıza Türkiye'nin zor bir döneme girdiğini, bu zorluklardan tecrübesi olan güçlerle çıkacağımızı söyledim: Bizim ittifakımız 15-16 Temmuz gecesi kurulmuştu, biz o zaman elimizi değil, başımızı taşın altına sokmuştuk...  Darbe başarılı olsaydı, toprağın altında komşu olacaktık. Önümüzde de bu tür zorluklar olacak ve o zaman sınavdan geçmiş olanlarla Türkiye yönetilebilir dedim, teşekkür etti, yarın Kahramanmaraş'ta bu önerinizi Devlet Bahçeli ile görüşeceğim dedi. İki gün sonra Binali Yıldırım telefon etti, ayrı ayrı seçimlere girme kararında olduklarını söyledi."

Bakınız: 
Aşağıdaki sesli görüntü kaydının 6:12 - 10:24 dakikaları arası  

Bu önerimiz hem seçime kadar, hem seçimden sonra bir programa dayanan ortak hükûmet kurma temelinde yapılmıştı.

Vatan Partisi ne MHP gibi dışarıdan destek verir, ne de Milletvekili pazarlığı yaparak seçim ittifakına katılır. Ancak programını birlikte yaptığımız bir hükûmette yer alır.

Mevcut ittifaklarla Vatan Partisi'nin önerisi arasındaki fark budur.

+++

Erdoğan, Perinçek ile görüşmesinden bir gün sonra 23 Mart'ta Kahramanmaraş'a gitti. Bu da görüşmenin 22 Mart'ta yapıldığının kanıtı. Çünkü Erdoğan Perinçek'e "Yarın Kahramanmaraş'ta bu önerinizi Devlet Bahçeli ile görüşeceğim" demişti. Bakınız: 


+++

Dört ittifak önerimiz de reddedilmiş oldu.

Bunların ikisi CHP'yi HDP ile, diğeri de Ak Parti'yi HÜDA PAR ile ittifaktan vazgeçirme amaçlı önerilerdi.

Partilerimizi ülkemizi bölmeye çalışan güçlerle ittifak yapmaktan vazgeçirme amaçlı bu önerilerimizde utanç duyulacak bir taraf göremiyorum.

Sayın H.S.T. utancı yanlış tarafta aramaktadır.

+++


4 Nisan 2023 Salı

NATO'ya verilen destek sopa olarak geri döndü

Aydınlık, 27 Mart 2023

Cumhurbaşkanı her şeyi bilmek, tarih profesörü olmak zorunda değil. Yunanistan'ın Türk katliamını "Bağımsızlık Günü" olarak kutladığını bilmeyebilir.

O kutlama mesajını önüne kim koydu? İmzalanacak mesajları bol maaşlı danışmanları gözden geçirmiyorlarsa ne işe yarıyorlar?

Ama Cumhurbaşkanının sorumluluğu, NATO için değil, bu ülke için çalışacak danışmanlar tutmaktır.

Erdoğan, 25 Mart'ta Yunanistan Başbakanı Miçotakis'e Yunan Ulusal Günü dolayısıyla kutlama mesajı gönderdi. Yunanistan'ın kutladığı o gün, Mora'da 30 binden fazla Türk katledilmişti.

Yunan basını mesaj üzerine “Türk siyasi liderliğinin tutumu etkileyici ve eşi benzeri görülmemiş”, “Türkiye Cumhurbaşkanı, yıkıcı depremlerden sonra dayanışma gösteren hükumete ve Yunan halkına da teşekkür ediyor” yorumları yaptı.

Ülkemizdeki depremden ve Yunanistan'daki tren kazasından dolayı dayanışma başka bir şey, 1821 yılında on binlerce Türk'ün öldürülmesini kutlamak ayrı. Bunları birbirine karıştırmak hiç bir şekilde onaylanamaz.

Mora isyanı ve Türk katliamı için bakınız: 

+++

Bu kutlamaya Vatan Partisi, Aydınlık Gazetesi, ULUSAL KANAL dışında karşı çıkan olmadı. Bize "Tayyipçi oldunuz" diyenler Erdoğan'ın ülkemiz menfaatlerine karşı her uygulamasını desteklediler. Son destekleri, Finlandiya'nın NATO'ya girmesine tek bir fire vermeden onay vermeleridir.

Demek ki, Erdoğan'ın ülkemiz lehine uygulamalarını (PKK ile silahla mücadele, Rusya ve Çin başta olmak üzere Avrasya ülkeleri ile dostluk, Şangay İşbirliği Örgütüne gözlemci üye olmak gibi) destekleyince Tayyipçi olunuyor, ancak Erdoğan'ın ülkemiz aleyhine uygulamalarını (Kırım'ın Ukrayna toprağı olduğunu iddia etmek, Esad'a katil demek, NATO ne isterse vermek gibi) destekleyince asla Tayyipçi olunmuyor.

Bu yüzden Vatan Partisi Tayyipçi olur, ama Altılı Masa asla olmaz. İşte Tayyipçilik safsatasının röntgeni budur.

+++

Erdoğan'ın verdiği bütün tavizler:
- Finlandiya'nın NATO'ya girmesine onay verilmesi
- Ege'de Adalar üzerinde yapılan uçuşların durdurulması
- Rumlarla yeniden görüşmelere başlanması
- Akdeniz'de sondaj çalışmalarının durdurulması
- Kırım'ın Ukrayna toprağı olduğunun söylenmesi
- Yunanlıların  Mora'daki Türk katliamının kutlanması
- ABD'ye "Gel Suriye'de ortak iş tutalım" çağrısı yapılması
- "Rusya'ya ambargonun delinmesine izin vermeyiz" denilmesi
- HDP'ye yani PKK'ya Devlet Hazinesi'nden 540 milyon TL
  seçim yardımı yapılması
- 6 Komutana Balyoz tertibinden tekrar hapis cezası verilmesi
The Economist'in "Erdoğan uslandı" yorumu yapması sonucunu verdi.
Bakınız: 



Peki, Erdoğan'ın "uslanması" ne sonuç verdi?
NATO Türkiye'ye karşı konumunu değiştirdi mi?

Hayır, aksine 
- Rumlar Londra'da KKTC Başbakanı Tatar'a saldırıyor
- Baf'ta (Güney Kıbrıs) Türk Bayrağı'nı indiriyor
- ABD, PKK'ya helikopter veriyor
- ABD'nin New Jersey Eyaleti Milli Muhafızları ile Güney Kıbrıs 
  Rum Yönetimi Savunma Bakanlığı anlaşma imzalıyor.
  (Daha önce Ekim 2022'de Güney Kıbrıs, ABD Savunma Bakanlığı
  bünyesindeki Ulusal Muhafızlar Bürosu Eyalet Ortaklığı Programı’na
  dahil edilmiş, Güney Kıbrıs'a silah ambargosu kaldırılmıştı.)

ABD - Güney Kıbrıs arasında yapılan bu anlaşma, ülkelerin NATO'ya alınması  yolunda bir ilk adımdır. Eyalet Ortaklığı Programı (SPP) ile ülkeler NATO üyeliğine hazırlanıyor. Daha önce Estonya, Litvanya, Letonya, Polonya, Kosova gibi ülkeler de bu programlardan geçerek NATO üyesi olmuşlardı.

Ne kadar taviz verirsen, ABD o kadar cesaret bulur.
Sen de o kadar sopa yersin. 
Altılı Masa da sevinçle ellerini ovuşturur

Şimdi Dışişleri Bakanlığımız ABD'ye tepki vermiş.
"Rumları nasıl SPP programına alırsın, nasıl silahlandırısın" demiş. ABD'yi "Bu politikasını gözden geçirmeye" davet etmiş. Açıkça kınayamamış bile. Son derece ezik bir açıklama. Buyurun bakın:

Sen karşısında o kadar eğilirsen, o da bu kadar üzerine gelir.
"Tepki vermek" yalnızca laftır. Lafla peynir gemisi yürümez.
İcraat var mı icraat? Yok.
ABD'nin bütün istediklerini yap, sonra lafa gelince tepki ver.
O lafları, tepkileri ABD hiç takmaz. Güler geçer
Kınayamadın bile. Sade suya tepki.
Veriyorsun desteği, sokuyorsun Finlandiya'yı NATO'ya, 
                    karşılığında yiyorsun sopayı, tepki neye yarar?
Türkiye'yi dünyanın gözünde küçük düşürdünüz.


İşte Finlandiya'ya onay vermenizle güçlenen NATO, daha güçlenmiş ve şımarmış olarak üzerimize geliyor. Sebep olan sizsiniz. 

Artık Rumların (Tıpkı AB'ye girdikleri gibi "Kıbrıs'ın tamamını temsil eden Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla) NATO'ya girişine de onay verir, sonra da "NATO toprağını işgalden kurtarma" amacıyla NATO güçleri ile birlikte KKTC'ye hücum edersiniz.

Şimdiye kadar "Kıbrıs AB toprağı, Türk askeri Kıbrıs'tan çıksın" diye yaygara yapıyorlardı, buna "Kıbrıs NATO toprağı" yaygarası eklenecek.

Ne o, çok mu komik, buyurun:


+++

arşiv:

Guterres Çerçevesi: KKTC'ye ABD saldırısı - 1. Bölüm 
https://aliserdarbolat.blogspot.com/2018/07/guterres-cercevesi-kktcye-amerikan.html

Noble Dina tatbikatları: KKTC'ye ABD saldırısı - 2. Bölüm 

Kıbrıs'a ABD şahini: KKTC'ye ABD saldırısı - 3. Bölüm 

Erdoğan Kıbrıs'ta hangi konumda: KKTC'ye ABD saldırısı - 4. Bölüm 

Amerika'nın gerçek dostu Millet İttifakı 

Nemesis 2018: Hedef Doğu Akdeniz  

Kıta sahanlığımızı işgal girişimi: Hedef Doğu Akdeniz 

EAST-MED şer ekseni: Hedef Doğu Akdeniz 

Meis Adası civarında Navtex: Hedef Doğu Akdeniz 

+++

1 Nisan 2023 Cumartesi

Savulun Said-i Nursi geliyor




+++

Kılıçdaroğlu:
"Risale-i Nur yasağını biz iptal ettirdik"

"Şeriat getirecek" dedikleri Tayyip Erdoğan Risale-i Nur basım ve yayımını devlet tekeline alma yasası çıkarıyor, CHP yasayı iptal ettiriyor.
Bakınız:
Kılıçdaroğlu: Risale-i Nur yasağını biz iptal ettirdik 

Niye iptal ettirmiş? Çünkü Tayyip Risale basım ve dağıtımını kısıtlayacak, hatta gizli yasak koyacakmış. Bu da fikir özgürlüğüne aykırı imiş.
Bakınız.
AYM, Risale-i Nur yasağını iptal etti 

Sonra da Atatürkçüleri kandırmak için Atatürk maskesi arkasına gizlenerek: "Tayyip şeriatçı biz laik. NATO ve AB desteğiyle iktidara gelip laiklik yapacağız"

Bakınız:
Biden tayfası Furkan Vakfı'na sahip çıktı 

+++

Altılı Masa'dan DP Genel Başkanı Gültekin Uysal:

DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Bediüzzaman Said Nursî′nin koymuş olduğu tüm ölçüler hepimiz için önemli meselelerdir. Bunun için sadece bizim değil, Türkiye’nin bugün Said Nursî modeline ihtiyacı olduğunu düşünüyorum” dedi.
3.227
Görüntülenme

Bakınız:
"Zavallı CHP" demişti Orhan Veli 
CHP şimdi daha da zavallı

+++

27 Mart 2017 günlü yazımı tekrar veriyorum:

      Bediüzzaman Said-i Nursi'nin 
Ulu Hakan Abdülhamit Han'a mektubu 

"Hür Adam" adıyla filmi çekilen bu zatın adları şöyle.

Said-i Meşhur (Meşhur Sait, Sultan Abdülhamit'e verdiği dilekçeyi bu isimle imzalamış)
                  
Said-i Nursi (Yani Nurs'lu Sait. Bitlis'in Nurs Köyü doğumlu olduğu için bu adla da anılıyor. Nur Risaleleri'ni bu isimle imzalamış)                    

Said-i Kürdi (Kürt Sait. Atatürk'e yazdığı mektubu bu isimle imzalamış)  

Bediüzzaman Molla Said (Kürdistan Teali Cemiyeti'nin kuruluşuna  bu adla katılmış)                                        

Melaye Said-i Kürdi (Molla Kürt Sait)


Başbakan Binali Yıldırım Bitlis'de yaptığı "EVET" isteme konuşmasında bölücü Kürtçü Said-i Nursi'ye övgüler dizdi, onun bir alim, kahraman ve vatansever olduğunu söyledi, bölücülerin oylarına böylece talip oldu.

"Merhumu hapislerde çürüten tek parti CHP zihniyetidir" diyerek Atatürk ve İnönü düşmanlığı yaptı. Abdülhamid Han'ın onu tımarhaneye kapatmış olduğunu görmezden geldi.


Bölücü Kürtçüye "alim, kahraman, vatansever" diyen zihniyete HAYIR diyoruz           

+++

Said-i Meşhur'un tımarhane günleri

Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti (Kürdistan Güçlü Karar Derneği) tarafından yönlendirilen Said-i Kürdi, mahalli Kürt kıyafeti içinde, boynunda dürbün, belinde tabanca, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde 1907 yılında İstanbul'a gelerek Padişah Abdülhamit'e bir dilekçe verir.

Dilekçeyi "Molla Said-i Meşhur" diye imzalar. Kendi kendisini "meşhur" yani "tanınmış, şöhretli" ilan etmesi ruh halini açığa vurmaktadır.

Dilekçesinde "Kürdistan'da eğitim Türkçe yapılıyor, buna karşıyım, burada Kürtçe eğitim veren üç okul açılmasını talep ediyorum" demektedir.

Said-i Nursi'nin aklından zoru olduğunu (ülkeyi bölmek istediğini) anlayan Yüce Hakan Abdülhamit Han, onu derhal Toptaşı Akıl Hastanesi'ne yollamış, bir süre orada tutulmuştur.

Said-i Nursi bu olayı kendine yontarak şöyle anlatıyor:
"Nasıl zaman-ı istibdatta tımarhaneye düştüm...."
"Ey Kürtler, tımarhaneyi bunun için kabul ettim. Kürtlüğü lekedar etmemek için, irade-i padişahiyi, maaşını, ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim."

Demek istiyor ki:
"Abdülhamit bana maaş ve para teklif etti, ya al maaşını otur, Kürtçe okul talebini unut, veya atarım seni tımarhaneye dedi. Ben de Kürtlüğe leke gelmemesi için tımarhaneye gitmeyi kabul ettim, Kürtçe okuldan vazgeçmedim"

İşte Binali Bey'in "vatansever" dediği zatın Kürdistan aşkı bu kadar büyük.

Şimdi AKP yöneticileri bir karar vermek zorunda:

"Ulu Hakan" diye yücelttikleri Abdülhamit, Said-i Nursi'nin dediği gibi bir müstebit, yani zorba mıdır? Abdülhamit dönemi istibdat dönemi midir?

Yoksa, "Ulu din adamı, kahraman vatansever" diye yücettikleri Said-i Nursi Abdülhamit'in dediği gibi tımarhanelik bir Kürtçü müdür?

İkisi bir arada olamaz, AKP'nin çarşafa dolaştığı an işte bu andır.

+++

"Şark ve Kürdistan" ve "Volkan" gazeteleri

"Şark ve Kürdistan" gazetesi

Said-i Kürdi, 1908 yılında yayına başlayan
Şark ve Kürdistan gazetesinde Kürdistan'da Kürtçe okul talebini yineleyen yazılar yazmaktadır.

Daha sonra Derviş Vahdeti ile birlikte İngilizci Volkan gazetesinde yazar.
Vahdeti'nin ipleri İngiliz İstihbarat Servisi elemanı Fitz Maurice'nin elindedir.

Derviş Vahdeti. Osmanlı'nın Kıbrıs'ı İngilizlere bedavadan teslim etmesini gazetede şu sözlerle alkışlayacak kadar İngilizcidir:
"İngiliz idaresi altında Kıbrıs adası adeta küçük bir İsviçre olacaktır."

Bu güruhla birlikte 31 Mart ayaklanmasına katılan Said-i Kürdi, Isparta'ya sürgün cezası ile kurtulur. Derviş Vahdeti ise asılır.

+++

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ve gazetesi

1908 yılında Şeyh Abdülkadir ve Prens Emin Bedirhan tarafından kurulan dernek, aynı adla bir de gazete yayınladı. Derneğin programı Kürdistan'da okullar açmak, Meclis'e Kürt Vekiller sokmak, idare ve yargı makamlarına Kürtlerin atanmasını sağlamaktı. Said-i Kürdi'nin gazetede yayımlanan makalelerinden bir örnek görelim:

"Ey Kürt Milleti !
Biliniz ki bizim vazgeçilmez üç temel cevherimiz vardır. Dinimiz, milliyetimiz ve insanlığımız. Üç düşmanınız vardır: Cehalet, fakirlik ve anlaşmazlık. Bu düşmanlarımıza karşı üç kılıcımız: Eğitim, sanat ve milli birlik (Kürdistan)"

Cemiyet, 3 büyük Kürt aşiretini (Bedirhani, Şemdiranzade, Babanzade) bir araya getirerek Kürtler arasındaki bölünmeyi büyük ölçüde ortadan kaldırmayı başardı. Derneğin sadece Bitlis şubesinin üye sayısı 80 bin gibiydi.

İttihat ve Terakki, Anayasa'ya aykırı çalışmaları nedeniyle Cemiyeti kapattı.


+++

Kürdistan Teali Cemiyeti

1918 yılında kurulan Cemiyetin amacı bağımsız bir Kürt devleti idi.
İngiliz devleti ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişki içindeydi. 
Mustafa Kemal, Cemiyetin amacının İngiliz himayesinde Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmişti. Cemiyet, İngilizler ve İstanbul Hükumeti ile işbirliği yaparak Kurtuluş Savaşı'nı baltalama faaliyetleri yürüttü.

Cemiyet, Peyam-ı Sabah gazetesinde yayınladığı bildiride şöyle diyor:
"Kuvva-yı Milliye Bolşevik fikirlere sahip yurtsuz serserilerden ibarettir."

Derneğin 4 kurucusundan biri Bediüzzaman Molla Said adını kullanan Said-i Kürdi idi.

+++

Kürt Bağımsızlık Komitesi 1923

Şeyh Sait'in de içinde olduğu Komite, 1924'te yapılan ilk kongresinde Kürdistan'da genel bir ayaklanma başlatılması, İngiliz, Fransız ve Ruslardan destek alınması için çalışmalar yapılması, zaferden sonra bağımsız Kürdistan ilan edilmesi kararlaştırıldı.

Yapılan görüşmelerde İngiliz ve Fransızlar destek vereceklerini teyit ettiler, Ruslar (Bolşevikler) ise kabul etmediler.

Genç Eski Milletvekili Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği şifreli yazıda şu bilgiyi veriyordu:

"Molla Said-i Kürdi diye bilinen kişi İstanbul'da bulunan Kürt Cemiyeti'nce kararlaştırıldığı üzere Kürdistan adıyla özerk bir devlet kurmak için Erzurum'a gelerek Varto Aşiret Reisi Miralay Kürt Halil Bey ile, sonra da Oğnut Bucağından geçerken Aşiret Reisi Binbaşı Baba ile görüşerek....."

Hazırlıkları haber alan hükumet, isyancılardan çoğunu tutuklar. Yakalanamayanlardan Şeyh Sait isyanı başlatır.


+++

Şeyh Sait İsyanı

İsyanın bastırılmasından sonra idam edilen Şeyh Sait'in oğullarından Ali Rıza ve Selahaddin, 1960 yılında Ankara'da Said-i Nursi ile görüşürler.

Said-i Nursi isyana neden katılamadığını onlara şöyle anlatır:

"Kardeşim Şeyh Sait kıyama başladığı vakit Van'da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım. Mektubumun cevabını alamadan duydum ki, kardeşim Şeyh Sait yakalanmıştır. Düşündüm ki, mağaradan çıksam bile faydam olmazdı. Sonra beni mağarada yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihaddan mahrum kaldım."

+++

Nurcu Sait

Hükumetin güçlendiğini, silahlı isyanın sonuç vermeyeceğini anlayan Said-i Kürdi, taktik değiştirdi. Kürtçülükten sözde vazgeçecek, bir tarikat lideri haline gelecek ve Türklük bilincini yok etmek için uğraşacaktı. Bu taktiğe uygun olarak adını Said-i Nursi olarak değiştirdi.

Bir yandan o güne kadarki yazdıklarından Kürtlük ile ilgili söylemler traşlanırken, diğer yandan Türkleri de kucaklayacak ümmetçi söylemler ön plana çıkarılacaktır. İngiliz uşaklığının yerini Amerikan uşaklığı alacaktır. Papa'ya yazdığı mektup bunun nişanesi olacaktır. (1950)


+++

Musa Anter:
"Muhterem Hocam, çocukluğumdan beri duyduğum ve tüm Kürtlere sempatik gelen adınız Melaye Said-i Kürdi idi. Şimdi de her gün Türkler sizi oradan oraya sürüyor, hapsediyor, mahkemelerde süründürüyor, ama siz hala Türkleri Cennete götürme çabası içerisindesiniz.. Bu nasıl iştir, ben anlamadım."


Said-i Nursi:
"Kure min, hin zaro yi, tu nizani ez çi dikim. Bixwine ulm hin be."
(Oğlum, dünkü çocuksun. Ne yaptığımı bilmiyorsun. Oku, ilim öğren."


+++

Ne yaptığı, 15 Temmuz 2016 gecesi çok iyi anlaşıldı.
Amerikan darbesi yaptırmak ve darbecilere Kürdistan kurdurtmak.

Said-i Nursi'nin yetiştirdikleri 9 parçaya ayrıldı.
Diğer sekizinin toplamından 100000 kat daha büyük olanı Fethullahçılar.
Yani Nurcuların temsilcisi Fethullahçılar.

Şimdi Binali Bey kalkmış yok Said-i Nursi alim vatansever falan.
"FETÖ Said-i Nursi'ye ihanet etti" diyor. Hayır, tam da onun istediğini yaptı.

15 Temmuz başarıya ulaşsaydı Fırat Kalkanı iptal edilecek, açılıma geri dönülecek ve PKK'ya özerklik verilecekti. Binali Bey de hayatta olmayacaktı bugün.

FETÖ demek, Said-i Nursi demektir, Şeyh Sait demektir, PKK demektir.


Kendi ayağına kurşun sıkanlara HAYIR diyoruz

+++

12 Ocak 2011 günlü yazımı tekrar veriyorum:

"Said-i Nursi Atatürk'ün yüzüne 
         kapıyı nasıl çarptı" 

Bir Nur müridinin kaleminden, Sait'in Atatürk ile konuşmasına dair sahneyi okuyalım:
 
“...Paşa'nın alnında nohut nohut terler belirmiştiSaid Nursi Bediüzzaman Radiyallahu-anh Hazretlerinin karşısında hazan yaprağı gibi titriyordu. Çoğu zaman emir erlerine İsmet Paşalara hakaret ve emirler yağdırdığı makamında küçülüp kalmış, ayağının altındaki halinin püskülünü ecnebi potinlerinin kenarıyla kah o yana kah bu yana sallıyordu.

Radiyallahu-anh ve la illa abidune kadesallahu sırrahul aziz haşmetli hazretleri Said i Nursi delici bakışlarıyla paşanın içinden geçenleri okuyordu.

Paşanın tuzağına düşmemiş onu kündeye getirmişti.

- "efendi diyeceğin bir şey yoksa izninle ben selametle gidiyorum" dedi.

Paşaya boğmaca salgını olmuşcasına bir ateş kapladı, boğazı şişti, garip sesler çıkararak konuşmaya çalıştı, fakat nafile, dili donmuştu bir kere...”
 
+++

Efsane (yani palavra) şöyle:
 
1922 yılında Ankara’ya teşrif eden Kürt Sait için Meclis önünde hoş geldin töreni düzenlenir, bütün milletvekilleri ve Kemal Paşa hazretlerini karşılamak üzere Meclis Binası önünde hazır olda beklemektedirler. Kemal Paşa millevekillerinin hazır olduğu bu ortamda Kürt Sait hazretlerine seslenir:

“Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek  için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz” der.

Onun bu sözlerine karşı Kürt Sait Hazretleri, Kemal Paşa’ya şu şekilde bağırır :
“Paşa! Paşa! İslamiyette imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur.”

Hikayenin gerisi Kürt Sait’in anlatımı ile şöyle:

“Bir zaman dünyanın büyük bir makamını işgal eden bir küçük adama bu dersi verdim.
 Fakat ben enaniyetten nefsimi kurtaramadığım içindir ki, çok sarstı; fakat intibaha gelmedi. Mektubattaki Desise-i şeytaniyeyi ona ders vermiş, konuşmamız üç saatten fazla sürmüştürBana ilişemedi ve tarziye vermeye mecbur kaldı..”

"Hür Adam" filminde geçen sahne budur, akabinde Kürt Sait, Kemal Paşa'nın yüzüne kapıyı çarparak odayı terk eder.. .

+++
 
Bütün bu anlatılanlar tam bir palavradır.
Çünkü, Kürt Sait, "Said-i Kürdi" imzasıyla Atatürk'e yazdığı mektuba şöyle başlıyor:
 
"İslâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne
Ey Şanlı Gazi,
Yüce şahsiyetiniz hem başarılı ordunun hem de yüce Meclis’in manevi kişiliğini temsil ediyor. Bu vesileyle kişilerin kusuru, onların manevi kişiliğine ve temsilcisinin hesabına geçer. Dolayısıyla kişileri ve temsilcileri doğru yola teşvik etmek, yönlendirmek en önemli görevinizdir. İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, bir meselede 10 sözünü, tavsiyesini, birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum."
 
ve mektup şöyle sona eriyor:
 
"23 Kasım 1922 Duacınız Said-i Kürdi 
Meclis Riyaseti 5/3218 Evraka 2/12/338 Hıfzı"
 
Hem Atatürk'e "Efendi" diye küçümseyerek hitap edecek, "Paşa, Paşa" diye çıkışacak, yüzüne kapıyı çarpacak;
hem de "İslam aleminin kahramanı", "Ey Şanlı Gazi", "Yüce şahsiyetiniz" diye hitap edecek ve mektubunu "Duacınız" diye bitirecek.
Böyle bir şey olabilir mi?
 
Mektup bir gerçek olduğuna ve halen Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde bulunduğuna göre, "Efendi" hitabı ve kapı çarpma palavradır.
 
+++
 
İşte o mektubun tamamı:
 

İNNESSELATE KÂNET ALE’L-MÜ’MİNİNE KİTABEN MEVKUTA
“Şüphesiz namaz belli vakitlerde müminlere farz kılınmıştır.” (Nisa Suresi , 103)

İslâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne

Ey şanlı Gazi,

Yüce şahsiyetiniz hem başarılı ordunun hem de yüce Meclis’in manevi kişiliğini temsil ediyor. Bu vesileyle kişilerin kusuru, onların manevi kişiliğine ve temsilcisinin hesabına geçer. Dolayısıyla kişileri ve temsilcileri doğru yola teşvik etmek, yönlendirmek en önemli görevinizdir. İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, bir meselede 10 sözünü, tavsiyesini, birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum.

1) Allah’ın verdiği olağanüstü bu başarılar, bir teşekkür ister ki sürekli olsun, artmaya devam etsin. Eğer nimet, şükür görmezse gider. Madem Allah’ın yardımıyla Kuran’ı düşmanın saldırılarından kurtardınız, Kuran’ın en açık ve kesin emri olan “namaz” gibi farzları yerine getirmeniz gerekir. Böylece namazın feyzi (ilmi, bolluğu, hazzı) şahane işleriniz için sürekli bir şekilde üstünüzde olsun ve devam etsin.

2) İslam dünyasını mutlu ettiniz, sevgilerini ve yakın ilgilerini kazandınız. Ancak o yakın ilgi, alaka ve sevginin devamlılığı, İslami yaşamın gereklerini yerine getirmekle olur. Çünkü Müslümanlar, İslamiyet adına sizi severler. Siz de İslami yaşantınızla ahretinizi güçlendirin ve İslamiyet’e bağlılığınızı ortaya koyunuz.

3) Başta yüce şahsiyetiniz olmak üzere siz ve silah arkadaşlarınız olan kahramanlar, bu dünyada Allah dostları (evliyaullah) hükmünde olan gazi ve şehitlere komutanlık ettiniz. Kuran’ın kesin emirlerini uygulamak ve uygulatmakla öteki âlemde de nurlu gruba önder olmaya çalışmak, sizin gibi büyük yardıma mazhar olanlara layıktır. Aksi takdirde burada kumandanken orada bir neferde  yardım dilenme zorunda kalabilirsiniz. Bu basit, boş dünya şan ve şerefiyle, öyle madde değil ki, sizin gibi yüce ruhlu, karakterli insanları doyursun, tatmin etsin ve onların gerçek amacı bunlar olsun.

4) Bu milletin Müslüman toplulukları, o kadar ki bir cemaat namazsız kalsa, sapkın günahkâr olsa bile yine de başlarındakini dini bütün görmek ister. Hatta bütün Kürdistan’da, görev verilen tüm memurlara yönelik ilk önce sorulan soru şudur: “Acaba namaz kılıyor mu?” Namaz kılan memura kesinlikle güvenirler, kılmayan memur da ne kadar başarılı ve etkili olsa bile onlara göre suçludur. Bir zamanlar “Beytüşşebap” aşiretlerinde isyan vardı. Ben gittim, sordum: “Sebep nedir?” Dediler ki: “Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?” Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıya (hırsız, haydut) idiler.

5) Peygamberlerin çoğunluğunun Doğu’dan, âlim ve bilginlerin önemli bir kısmının ise Batı’dan çıkması, ezeli bir kaderin işaretidir. Bu nedenle Doğu’yu ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değildir. Doğu’yu uyandırdınız, hak ettiği yere getirdiniz, o halde tabiatına uygun davranınız. Aksi halde bütün emeğiniz ya boşa gider veya başarılarınız çok yüzeysel kalır.

6) Düşmanınız ve İslamiyet düşmanı olan melun İngiliz, İslam dinine karşı olan duyarsızlığımızdan pek fazla istifade etti ve ediyor. Hatta diyebilirim ki, Yunan kadar İslam’a zarar veren, dinde ihmalimizi bahane edip bundan faydalanan iç düşmanlarımızdır. İslamiyet’in faydası ve milletin güvenliği için bu ihmali ortadan kaldırmamız gerekir. İttihatçılar o kadar harika, gayretli, istikrarlı olmalarına ve fedakârlık göstermelerine rağmen, hatta İslam’ın uyanışına sebep oldukları halde, dinde kısmen laubalilik tavrı gösterdikleri için içerideki millet onlardan nefret etti ve değersiz görüldüler. Dışarıdaki Müslümanlar ise İttihatçıların dindeki ihmallerini görmedikleri için hürmet gösterdiler, gösteriyorlar.

7) Küfür âlemi bütün vasıtalarıyla, medeniyetiyle, felsefesiyle, ilim ve sanatlarıyla  misyonerleriyle İslam âlemine saldırdı ve maddi olarak uzun zamandan beri galip olduğu halde İslam âlemine dinen galip gelemedi. İçeride sapkınlığa düşmüş bütün grupların, İslam’a az miktarda zarar verecek ölçüde kaldığı, İslamiyet direncini ve sağlamlığını sünnete bağlılık ve birliktelikle koruduğu, şimdi ise üstün bir konuma geçmeye hazırlandığı bir zamanda, ayrıca sizin gibi yüce bir kahramanı İslam’ın koruyucusu ve savunucusu bulduğu bir anda, laubali bir şekilde pis Avrupa medeniyetinden süzülen uydurma bir akım gönlünde yer tutamaz. İslâm âlemi içinde önemli ve devrim niteliğinde bir iş yapmak, ancak İslamiyet’in kurallarına teslimiyetle mümkün olabilir. Aksi olamaz ve olmamıştır. Olsa dahi kısa sürede sönüp gitmiştir.

8) Dinin zayıflayıp etkisini kaybetmesine sebep olan alçak Avrupa medeniyeti yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve Kuran medeniyetinin ortaya çıkmasının vakti geldiği bir anda lakayt ve ihmalkâr bir şekilde “olumlu bir iş yapılamaz”; olumsuz ve yıkıcı işe ise bu kadar yıkıma maruz kalan İslam zaten muhtaç değildir. Napolyon’a değil belki Selahaddin-i Eyyubi gibi İslâm kahramanlarına tabi olmanız gerekir.

9) Sizin bu başarınızı, yüce hizmetinizi takdir eden ve sizi canı gönülden sevenlerin çoğunluğu inananlardır ve özellikle halk tabakasıdır ki, bunlar da sağlam Müslüman’dırlar. Sizi ciddi anlamda sever, tutar ve size minnet duyarlar. Fedakârlığınızı takdir eder, uyanışa geçmiş en büyük ve en müthiş bir kuvveti size sunarlar. Siz dahi Kuran’ın emirlerini uygulayıp, onlara bağlanıp dayanmanız, İslam’ın yararı adına gereklidir. Yoksa İslamiyet’ten soyutlanmış olan bedbaht, milliyetsiz Avrupa düşkünü, Batı taklitçilerini Müslüman halka tercih etmek İslam’ın yararına aykırı olduğundan İslam âlemi bakışını başka tarafa çevirmeye ve başkasından yardım istemeye mecbur kalacaktır.

10) Bir yolda dokuz yok olma ve bir kurtuluş ihtimali varsa, hayatından vazgeçmiş cesur bir kişi gerekir ki, o kurtuluş yoluna yönelsin. Şimdi 24 saatten bir saati işgal eden namaz gibi bir dini zorunluluğun uygulamasında yüzde 99 kurtuluş ihtimali vardır. Yalnız gaflet ve tembellik gibi bir hisle belki dünyevi bir zarar olabilir. Halbuki farzların terk edilmesinde doksan dokuz zarar ihtimali bulunuyor. Yalnız gaflete, sapkınlığa dayanan tek bir kurtuluş ihtimali olabilir. Acaba dine ve dünyaya zarar olan ihmal ve farzların terkine ne bahane olabilir? Onur ve haysiyet buna nasıl izin verir? Mücahit grubun ve yüce Meclis’in hal ve hareketleri halk tarafından taklit edilir. Kusurlarını millet ya taklit edecektir ya da eleştirecektir ki her ikisi de zarardır. Demek ki onlardaki Allah’ın hukuku, kulların haklarını da kapsıyor.

Sırr-ı tevatür (sağlam bilgilerin, güvenilir isimler tarafından nesilden nesile nakledilmesi) ve fikir birlikteliğini kapsayan hadsiz, haberleri ve delilleri dinlemeyen ve nefsin safsatalarını ve şeytanın vesveselerinden gelen vehimleri kabul eden adamlarla hakiki ve ciddi bir iş görülmez. Bu büyük inkılabın temel taşlarının sağlam olması gerekir. Bilirsiniz ki ebedi düşmanlarınız, sapkınlıklarınız ve hasımlarınız, İslâm’ın gerekliliklerini tahrip ediyorlar. Öyle ise mecburi göreviniz İslam’ın gerekliliklerini yaşatmak ve korumaktır. İslam’ın değerlerini hafife alma, milletin zayıflığını gösterir, zayıflık ise düşmanı durdurmaz, bilakis cesaretlendirir.

-Hasbunallahu ve ni’me’lvekîl, ni’me’l-mevlâ ve ni’me’nnasîr“Allah bize yeter. O ne güzel vekildir (Al-i İmran Suresi, 173). O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır (Enfal Suresi, 40).”

23 Kasım 1922 Duacınız Said-i Kürdi 
Meclis Riyaseti 5/3218 Evraka 2/12/338 Hıfzı

+++

Said-i Nursi'nin 1924 Şeyh Sait isyanının hazırlıklarına katılması ve bölücülükte sonuna kadar ısrar etmesi, Atatürk'e yazdığı mektubun takiye olduğunu göstermektedir. Musa Anter'e yanıtı bunu kanıtlamaktadır. 1950'de Papa'ya yazdığı mektup, Atatürk'e yazdığı mektuptaki Batı karşıtı sözlerin de takiye olduğunu kanıtlamaktadır.

http://orajpoyraz.blogspot.com.tr/2011/01/hur-adam-ataturkun-yuzune-kapy-carpt.html


+++
arşiv

PKK'nın selefi Şeyh Sait'e Fatiha 

Mehmetçikleri şehit eden Şeyh Sait'e 


Perinçek gurubunun hazım sıkıntısı 11 Haziran 2019

+++