8 Haziran 2013 Cumartesi

9 Haziran taksim mitingi : Biber gazı fayda etmedi, Öcalan posterini deneyelim

Halkımızı sadece Türk bayrakları taşıyarak Taksim'e gelmeye çağırıyoruz.
12:30'da TGB çadırı önünde Ekrem Ataer konseri için toplanıyoruz. Bu toplanma, 16:00 daki miting için bir ön hazırlıktır.
Alandaki duruma göre mitinge katılıp katılmama konusunda bir karar vereceğiz.
Kırmızı çizgilerimiz şunlardır:
PKK - BDP bayrakları, Öcalan posterleri anlamlı bir oranın üzerine çıkarsa katılmayız.
Çatışma riski varsa katılmayız.
Gerçi Taksim Platformu sözcüsü Ulusal Kanal'a Sırrı Süreyya Önder veya herhangi bir parti yetkilisinin konuşma yapmayacağını söyledi, ancak böyle bir olasılık yine gündeme gelirse katılmayız.
Bizim katılacağımız mitingde alan %95 oranında kırmızı - beyaz olmalıdır. Bölücüler konuşma yapmamalıdır.
 
Tüm halkımızı saat 12:30 dan itibaren Türk bayrakları ile TGB çadırı çevresinde toplanmaya, bizimle birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.
AKP - PKK - BDP - MHP cephesinin planını bozalım, "Hükümet istifa" noktasındaki örgütleri PKK çekim alanından kurtaralım.
 
********
 
8 Haziran 2013 günlü Aydınlık

Mitingde bölücülerin konuşma yapması olasılığının ortaya çıkmasından 12 saat önce önce basılmıştır.


********
 
AKP - PKK - BDP - MHP cephesi, isyanı bastırma planını elbirliği ile hazırladı.
Biber gazı, tazyikli su, cop, tekme, cinayet ve gözaltına alma taktikleri ile dağıtamadıkları isyanı PKK bayrakları ve Öcalan posterleri ile dağıtmayı planlıyorlar.
 
Planın ortaya çıkması şu adımlarla gerçekleşti:
 
MHP Müdürü Bahçeli, "Taksim'de olaylara katılmayız. Katılmak isteyen istifa etsin." diyerek MHP üyelerini ve ülkücüleri tehdit etti.
Bahane olarak da, eylemin başını İmralı ulağının (BDP'li Süreyya Önder'in) çektiğini, eylemcilerin PKK bayrakları, Öcalan posterleri taşıdıkları palavrasını öne sürdü.
Milli kuvvetlerin önemli bir bileşeni, bu suretle AKP karşıtı mücadeleden alıkonulmuş oluyordu.
(Bakınız: Halka sırtlarını döndüler, Gül'e sarıldılar   http://aliserdarbolat.blogspot.com/2013/06/halka-srtlarn-donduler-gule-sarldlar.html)
 
PKK - BDP kanadı ise, örgüt propagandası yapmak amacıyla direnişin ilk günlerinde Sırrı Süreyya Önder'i Taksim'e göndermiş, ancak gösteriler yurt çapına yayılıp Atatürk posterleri ve Türk bayrakları, "Hükümet istifa" sloganları belirleyici hale gelince, açılımın tehlikeye girdiğini görüp kenara çekilmişlerdi.
 
Çünkü, hayallerindeki Bağımsız Kürdistan'a giden yolda büyük bir adım olan "açılım", ancak AKP hükümetinin iktidarda kalması ile uygulanabilirdi. Eylemin "üç ağaç, yeşil alan" talebinden çıkıp "Hükümet istifa" aşamasına gelmesi, PKK - BDP cephesi için bir kabustan farksızdı. Devletin çekilerek PKK - BDP'nin hakimiyetine bıraktığı illerimizde destek eylemleri bu yüzden yapılmıyordu. PKK, KCK ve BDP sözcüleri, eylemlerde Türk bayrağı ve Atatürk posterlerinin, Ergenekoncuların hakim olduğunu söyleyerek, hangi nedenlerle olursa olsun bu güçlerle bir arada olamayacaklarını beyan ediyorlardı. PKK etkisindeki vatandaşlarımız da bu suretle AKP karşıtı mücadeleye katılmaktan alıkonuluyorlardı.
(Bakınız: PKK, hükümeti koruma altına aldı  http://aliserdarbolat.blogspot.com/2013/06/pkk-hukumeti-koruma-altna-ald.html)
 
Ancak MHP'nin, BDP tabanının eylemlere katılmasını önlemek yetmezdi. Eylemlerin dağıtılması gerekiyordu.
Bunun için bölücüler alana girecek, yurtseverlerin alanları terk etmesi sağlanacaktı.
 
İlk deneme Ankara'da yapıldı. Mitinge konuşmacı olarak katılan BDP sözcüsü dağa selam yollayınca kalabalık dağıldı. İşin içine PKK girince biber gazına gerek kalmadan halkın dağıtılabileceği anlaşıldı.
İkinci deneme Taksim'de yapıldı. İki gün önce gece yarısından sonra saat 02 sularında, kalabalık büyük ölçüde dağılınca, 40 - 50 kişilik bölücü bir gurup PKK bayrakları ile Taksim'e girdi.
Ertesi gün, Öcalan posterleri açtılar. Bugün ise posterleri bazı yerlere astılar. İki gündür Taksim'e gelenler yüzlerini buruşturarak ayrılmaya veya Ulusal Kanal ile TGB masalarının bulunduğu Gezi Parkı'na yönelmeye başladılar.
Kalabalığı şiddet kullanmadan dağıtma taktiği işe yaramaya başlamıştı.
 
MHP Müdürü Bahçeli de, "Ben dememiş miydim" deme şansına kavuşmuş oldu.
 
Önce Tayyip Erdoğan işareti verdi, BDP'ye hitaben:
"Muhalefet, çözüm sürecine mani olmak gayretinde. Gezi Parkı'ndakilerin bir kısmını da kendilerine çekmek istiyorlar. Çözüm sürecini istemeyenler de bu olayların içinde"
diyerek, çözüm yani açılım sürecine engel olmak isteyenlerin Gezi Parkı eyleminden dışlanması hedefini gösterdi.
"İşçi Partisi'nin, TGB'nin destek verdiğine dair bilgiler var" diyerek de sözlerine açıklık getirdi.
 
Tayyip Bey'in verdiği işaret, Öcalan tarafından anında değerlendirildi.
Öcalan, kendisini ziyaret eden BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş vasıtasıyla "Meydan Ergenekonculara bırakılmamalıdır" talimatı gönderdi.
Talimatın can alıcı bölümü şöyle:
"Direnişi anlamlı buluyor ve selamlıyorum. Ancak hiç kimse, ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere kendini kullandırmamalı. Bu hareketin onların denetimine girmesine Türkiyeli demokrat, devrimci, yurtsever ve ilerici çevreler izin vermemelidir. Meydan Ergenekonculara bırakılmamalıdır."
 
Kendi hakimiyetlerindeki Doğu illerimizde direnişe destek eylemi yapılmasına izin vermeyen PKK, kitleyi bölmek amacı ile Taksim'e geliyordu.
Çünkü: Taksim'i bölen, Türkiye'yi böler.
PKK ve Öcalan posterleri yüzünden Taksim'de katılım azalırsa, diğer il ve ilçelerdeki halkın da morali bozulur. Katılım azalır.
Hele İşçi Partisi ve TGB ile PKK arasında bir arbede çıkarsa, eylemin ivmesi azalır, çöküş başlar. Türk bayrakları ve Atatürk posterleri Taksim'i terk eder. Orada yalnızca 15-20 civarınca örgüt ve 3-5 bin kişi kalır. Onlar da kolayca dağıtılır ve eylem biter.
İşte AKP - PKK - BDP - MHP cephesinin planı bu.
 
Planın diğer bileşeni, sol ve sosyalist gurupların, Kürt kökenli vatandaşların İşçi Partisi-TGB tarafından estirilen rüzgara kapılmalarını önlemek.
Mücadele, Türk bayrağına ve Atatürk'e mesafeli veya karşıt olan bu gurupları da en azından Türk bayrağı allerjisinden kurtarmıştı. Türk bayrağı görünce sarımsak görmüş vampir gibi yolunu değiştiren, 1 Mayıslarda Türk bayrağı taşıdığımız için bize saldırmaya yeltenen bu guruplar, Türk bayrağı ile yanyana eylem yapmaktan rahatsız olmamaya başlamışlardı. Hatta bazı gençler "Artık biz de Türk bayrağı taşıyacağız. Halkımız bunu kabul etti" demeye başlamışlardı. Mücadelenin bastırılması, bu gurupların doğru çizgiye yönelmesinin önüne geçilmesi açısından da hayati önem kazanıyordu. Öcalan posterleri görünce alanı terk edenlerin yerini PKK - BDP alacak, sosyalist guruplar tekrar bölücü çekim alanına gireceklerdi.
 
Yalnız bu planın bir açmazı var. Tüm sosyalist guruplar "Hükümet istifa" noktasındadırlar. PKK, bu gurupları "üç ağaç, yeşil alan" noktasına geri çekme gücünde değildir.
 
9 Haziran Cuma günü saat 16'da yapılacak olan Taksim mitingi, AKP - PKK - BDP - MHP cephesinin planının sınanması açısından belirleyici olacaktır.
(MHP derken MHP Müdürü Bahçeli'yi kastediyorum sadece.)
 
Halkımızı sadece Türk bayrakları taşıyarak Taksim'e gelmeye çağırıyoruz.
12:30'da TGB çadırı önünde Ekrem Ataer konseri için toplanıyoruz. Bu toplanma, 16:00 daki miting için bir ön hazırlıktır.
Alandaki duruma göre mitinge katılıp katılmama konusunda bir karar vereceğiz.
Kırmızı çizgilerimiz şunlardır:
PKK - BDP bayrakları, Öcalan posterleri anlamlı bir oranın üzerine çıkarsa katılmayız.
Çatışma riski varsa katılmayız.
Gerçi Taksim Platformu sözcüsü Ulusal Kanal'a Sırrı Süreyya Önder veya herhangi bir parti yetkilisinin konuşma yapmayacağını söyledi, ancak böyle bir olasılık yine gündeme gelirse katılmayız.
Bizim katılacağımız mitingde alan %95 oranında kırmızı - beyaz olmalıdır. Bölücüler konuşma yapmamalıdır.
 
Tüm halkımızı saat 12:30 dan itibaren Türk bayrakları ile TGB çadırı çevresinde toplanmaya, bizimle birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.
AKP - PKK - BDP - MHP cephesinin planını bozalım, "Hükümet istifa" noktasındaki örgütleri PKK çekim alanından kurtaralım.
 
********
arşiv
 
Taksim Cumhuriyetle Hesaplaşma Projesi   3 Haziran 2013

"AKP'ye 8 isyan günü" fotoromanı   4 Haziran 2013

Abdocan elinde Türk bayrağı ile vuruldu     5 Haziran 2013
********

PKK, hükümeti koruma altına aldı

Türkiye'yi karpuz gibi ortadan ikiye bölmeyi amaçlayan açılımı yürütmekte olan AKP hükümetinin ortağı PKK, direnişe cepheden karşı çıkıyor.
 
MHP Müdürü "Orada bölücüler var gitmeyin, gideni kovarım" diye tehditler yağdırırken, bölücüler "Orada Atatürk posterleri, Türk bayrakları var. Hükümetin istifasını istiyorlar. Ergenekoncular, CHP'liler başı çekiyor. Militaristlerle yan yana gelmeyiz. Biz, açılım sürecinde isteklerimizi yapan AKP hükümetinin gitmesini istemiyoruz" diyorlar.
 
Hangi açıklamanın doğru olduğunu gazetelerden, ekranlardan her gün izliyorsunuz. Meydanlarda hangi bayraklar, hangi sloganlar var görüyor, duyuyorsunuz.
MHP Müdürü, PKK ile ittifak halinde, ayaklanan halka karşı AKP hükümetini koruma görevini yerine getirmektedir.
 
Devlet Bahçeli'nin gerçeğin tam tersini söylediğini gösteren PKK / BDP / KCK feryatlarını aşağıda veriyorum.
 
MHP'liler, ülkücüler, size sesleniyorum:
 
AKP faşizmine karşı iseniz, bu hükümetin başımızdan bir an önce gitmesini istiyorsanız, öncelikle Devlet Bahçeli'ye isyan ediniz, onu dinlemeyiniz, yalanlarına itibar etmeyiniz, tehditlerine pabuç bırakmayınız, alanlara, yurtsever kardeşlerinizin yanına geliniz, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye mücadelesine katılınız.
 
Az da olsa ülkücüler, MHP'liler alanlardadır. Yetmez. Alanlar hepinizi bekliyor.
 
********
 
PKK denetimindeki Fırat Haber Ajansı İnternet Sitesi'nde aynı zamanda Özgür Gündem yazarı da olan Cahit Mervan imzası ile çıkan analizin başlığı : "Meşru direnişin üstünde ırkçı gölge var"



İşte analizde öne çıkan görüşler:
 
"Dahası haklı ve meşru talepler etrafında harekete geçen milyonlar öncüsüz ve örgütsüz olunca AKP hükümetiyle iktidar kavgasında pozisyon almak isteyen güçleri bir anda umutlandırdı. Bu güçlerin başında da Ergenekoncu güçler, CHP ve Gülen Cemaati gelmekte."
 
"Yitip giden iktidar hayalleri, darbecilik arzuları tekrardan canlanınca, meşru ve haklı direnişinin üzerine en az AKP kadar demokrasi karşıtı olan bu güçlerin gölgesi düştü."
 
"Görünen o ki ‘isyanın’ inisiyatifi demokrasi güçlerinin ve Kürt siyasi hareketinin dışına çıkmıştır. Bir bütün olmasa da ‘ayaklanma’ AKP iktidarıyla gizli ve açık iktidar savaşları yürüten güçlerin ‘öncülüğünde’ devam etmektedir. Ve haklı ve meşru hedeflerinin dışına çıkmakla yüz yüze kalmıştır. Direnişte birlikte ortaya çıkan kalpaklı Atatürk posterleri, Türk bayrakları ona ister istemez yer yer ırkçı ve gerici bir karakter kazandırmıştır. Demokrasi ve özgürlük taleplerinin üzerine ırkçı ve faşizan sembol ve sloganların gölgesi düşmüştür."  
 
"Öte taraftan AKP elbette ki karakteri itibariyle demokrasiyi savunan, onun yerleşmesi için çalışan bir parti değildir." 
 
"Ancak tüm bunlar Kürtler için AKP rejimi ile ırkçı-Ergenekoncu yapılar, örgüt ve kuruluşlar arasında bir tercihin nedeni olamaz. Barış ve çözüm sürecinde hiç olamaz."
 
"Bu nedenle esas dertleri demokrasi ve özgürlük olmayan statükocu güçlerle hangi nedenlerle olursa olsun yan yana gelmek yerine, araya bayağı kalın ve görünür bir kırmızı çizgi çekmenin tam zamanıdır."  
 
"Kaldı ki  ‘hükümet istifa’ talepleri de bu güçlerin ortaya attığı ve ileri sürdüğü bir slogandır. Şu an itibariyle demokrasi güçleri açısından hiçbir manası da yoktur."
"Gördüğümüz kadarıyla Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin kısa ve orta vadeli talepleri arasında ‘hükümet istifa’ diye bir talep yoktur. Ne var peki? Daha çok demokrasi ve özgürlük var. Çünkü burada esas olan hükümetin istifa edip yerine, onun siyam ikizi olan CHP-Ergenekon ittifakının veya Gülencilerin daha çok iktidara yerleşmesi değildir."
 
********
 
KCK açıklaması:
 
"amaçları demokrasi olmayan “fırsat bu fırsattır” deyip Demokratik Çözüm Süreci’ni sabote etmeyi hedefleyen ırkçı-ulusalcı güçler de var gücüyle toplumun refleksini istismar etmeye çalışmaktadır."
 
********
 
BDP Gurup Başkanvekili İdris Baluken: 

"Başından beri hem milletvekili arkadaşlarımız hem Sırı Süreyya Önder bu Gezi Parkı direnişinin ilk örgütlendiği çalışmaların tamamında aktif katkı sunmuşlardır. Sonradan gelişen demokratik sol bütün tepkilere açıkça destek verdiğimizi onlarla yan yana olduğumuzu ifade ettik. Ancak, bu itirazın bazı çevreler tarafından farklı alana çekilmesi AKP hükümeti ile Kemalist statüko rövanşına çekilmesi noktasına itiraz ettik ve bunun kabul edilemez olduğu ifade ettik." 
 
 
 
"Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz" 
 
"Dönüşen bu eylemlilikler ekolojik yıkıma karşı olmak, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük talep etmek, karar süreçlerinde halkın katılımcı yaklaşımını gözönünde bulundurmak yerine Türkiye'de toplumu esaret altında tutan güç odaklarının rövanşist yaklaşımlarına rövanşist karşılaşmalarına doğru evrilmektedir."
 
"Bizim karşı çıktığımız nokta 90 yıldır herkesi tekleştirmeye çalışan bir anlayışın AKP hükümetiyle, zihniyetiyle bir rövanş durumuna geçmesidir"
 
 
********
 
Devlet Bahçeli:
 
"Daha da ilginç olanı, İmralı canisinin kanlı posterlerinin sallandığı, PKK paçavralarının taşındığı ve bölücü örgüt militanlarının da ... meydanlara inmeleridir."
"Bölücü mihrakların da sahneye çıktığı olaylarla nereye varılmak istenmektedir?"
 
MHP Müdürü Bahçeli, dünyada bugüne kadar görülmüş olan tüm şeylerden başka bir şeydir. Onu tarif edecek kelime bulamıyorum.
 
********
arşiv:
Halka sırtlarını döndüler, Gül'e sarıldılar
********

6 Haziran 2013 Perşembe

Halka sırtlarını döndüler, Gül'e sarıldılar

Kötü polis Tayyip Bey'e karşı iyi polis olarak Gül Bey vitrine konuldu.
Yandaş medyanın Gül'ü parlatma kampanyasına Kılıçdaroğlu ve Bahçeli de katıldı. Meydanlardan yükselen "Hükümet istifa" seslerini duymazdan geldiler, halkla birleşip "Hükümet istifa" talebine destek olmak, halka önderlik etmek yerine Gül'e sarıldılar. Her ikisi de, AKP'nin yıkılmaması için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar.
Ancak, isyan eden kitlelere Tayyip Bey yerine Gül Bey'i sunmaları boşa gayret olacaktı. Çünkü, İP Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey'in belirttiği gibi, halkın "Tayyip istifa" talebi "Gül istifa" talebini de içeriyordu.


Aydınlık, 5 Haziran 2013

 
Bahçeli Bey, hükümet karşıtı gösterilere katılmayacaklarını şöyle ilan etti:
"Parti olarak, Taksim'de olayların kıyısında köşesinde olmamız dahi söz konusu değildir... Milliyetçi Hareket'in hiçbir mensubu olayların içinde yer almayacaktır"
Sonra, her ihtimale karşı partilileri tehdit etmeyi ihmal etmedi, Milletvekillerini kastederek: "İstifanı ver, eyleme git" dedi. Arkasından Ülkü Ocakları açıklama yaptı: "Gösterilerde kurumsal olarak hiçbir mensubumuz yer almamıştır, almasını da istemiyoruz."
 
Bahçeli Bey, tehlikeyi savuşturarak iktidarını devam ettirebilmesi için Tayyip Bey'e şöyle akıl verdi:
"Başbakan Erdoğan, açtığı gedik büyümeden, dışarda ve içerde el ovuşturan akbabalar daha fazla meseleyi başka yerlere çekmeden sorumlu, vicdanlı ve faziletli hareket edecek tavrı göstermelidir"
Hayrettir. Görülmemiş bir şeydir. Muhalefetin görevi, açılan gediği büyüterek iktidarı yıkmak ve yerine geçmeye çalışmaktır. Bu ise koltuk değneği görevi yapıyor.
 
Bahçeli Bey, bakınız, AKP hükümetinin devam etmesini istediğini nasıl açıkça ifade ediyor:
"AKP'nin devrileceği tek yer sandıktır."
"Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak, toplumsal yaraları saracak ve işbirliğini tesis edecek siyasi iradeyi kalan iktidar yıllarında göstermelidir."
Peki, hani "BOP Eşbaşkanı" diyordu Tayyip Bey'e? Bölücü diyordu? Türkiye'yi bölmeyi amaçlayan BOP'un Eşbaşkanı olan, Türk Milleti'ni ayaklar altına alan AKP hükümetinden Türkiye'yi düzlüğe çıkarmasını nasıl bekliyor? Ondan nasıl vicdanlı ve faziletli olmasını bekliyor? Demek ki, eleştirileri tabanının gazını almak içindir. Esas görevi AKP'ye destek olmaktır. Sabahattin Önkibar'ın deyişi ile, Bahçeli Bey MHP'nin müdürüdür. Müdür, yani tayinle gelmiş ve maaşla çalışan eleman.
 
Bahçeli Bey, yanıltıcı, gerçek dışı bilgi vermektedir:
"Daha da ilginç olanı, İmralı canisinin kanlı posterlerinin sallandığı, PKK paçavralarının taşındığı ve bölücü örgüt militanlarının da ... meydanlara inmeleridir."
"Bölücü mihrakların da sahneye çıktığı olaylarla nereye varılmak istenmektedir?"
Açılmak istenen Öcalan posterine tarafımızdan anında engel olunmuş, bölücü gurup alanı terk etmiştir. PKK bayrağı ise asla açılmamıştır. Bölücü gurupların alanlarda olduğuna dair tek bir fotoğraf yoktur.
Bölücü mihraklar sahneye çıkmamıştır, aksine onlar AKP ile birliktir. Alanlara Türk bayrakları ve Atatürk posterleri, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganları hakimdir. Bölücü poster, bayrak ve slogan yoktur. Bahçeli Bey, insafsızca iftira atarak eylemleri karalamak amacındadır.
Göstericileri karalamak için ağzından zehir saçılıyor:
"Ormanları yakan, yeşili kapatan, çevreyi kirleten, insan ve doğa sevgisinden zerre kadar nasiplenmemiş terör guruplarının Gezi Parkı'na sahip çıkması eşyanın tabiatına aykırıdır."
Göstericiler içinde böyle guruplar yok, bu sıfatlar AKP'yi tanımlıyor, göstericileri değil.

Ona göre, AKP karşıtı gösteri yapmak anarşidir:
"Muhalefet potansiyelini Türkiye'yi anarşiye ve asayişsizliğe sokmak için kışkırtanların arkasında kimler vardır?"
Tabii bu iddia bir palavradan ibaret olduğu için, "kışkırtan"ların kimler, hangi güçler olduğunu söylemiyor.
 
Bahçeli Bey, Gül'ün açıklamalarını "Yerinde ve zamanında" olarak niteledi, Gül'e sarıldı.
 
********
 
Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül'ü "sağduyunun sesi" ilan etti:
"Bir sağduyulu ses var, Sayın Cumhurbaşkanı"
 
Sanki çok övünülecek bir şeymiş gibi, eylemlerin başını CHP'nin çekmediğini açıkladı:
"Eylemi CHP'liler mi çıkardı, hayır. Taksim'de CHP'liler mi toplandı, hayır." Halbuki, özeleştiri yaparak, eylemi ana muhalefet partisi olarak CHP'nin başlatması gerektiği halde gereken uyanıklığı gösteremediklerini, bundan sonra eylemin başına geçmeye çalışacaklarını söylemesi ve başta CHP Milletvekilleri olmak üzere tüm CHP'lileri eyleme katılmaya çağırması gerekirdi.
 
Aynen Bahçeli Bey gibi, Kılıçdaroğlu da, eylemi basit bir yeşili koruma kaygısı olarak görmek istediğinden, halkın "Hükümet istifa" haykırışlarını duymazdan geldi ve isyanın AKP'ye bir zarar vermeden bastırılması için Gül'e sarıldı. Gül'den randevu istedi. Görüşmede Gül'den gelişmelere müdahale etmesini istedi. Görüşme sonrasında "Güzel bir görüşme oldu" dedi.
Tayyip Bey'e akıl verdi: "Başbakan demokrasiyi ve özgürlüğü savunmak zorundadır."
Böylece, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli Beyler, halkın "Hükümet istifa" haykırışlarını duymamak için kulaklarını tıkadıklarını ilan etmiş oldular. AKP'nin sağ ve sol koltuk değnekleri olarak görevlerine devam edeceklerini Atlantik ötesine duyurdular.
 
********
 
BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Taksim olaylarına müdahil olup bölücü propaganda yapma umudu ile polis müdahalesi öncesi parka gelmiş, ağaçların sökülmesine karşı eyleme katılmıştı. Bu katkıyı kullanarak önce BDP bayrakları ile 40 kişilik bir gurup, polisin çekilmesinden sonra Taksim'e geldi (1 Haziran). Bölücü slogan atmadılar. Tepki ölçtüler. Guruba karşı bir müdahalede bulunmadık. Bundan cesaret alarak ertesi gün Öcalan posteri açmak istediler. Derhal engel olduk. Tutunamayacaklarını anlayınca bir daha gelmediler. Sırrı Süreyya da, Gül'ü parlatma ve eylemi sonlandırma çabasına katıldı.
 
Süreyya Bey, önce Bülent Arınç, ardından Köşk'e çıkarak Gül ile görüşme yaptı. Görüşmenin ardından: "Bundan sonrasını demokratik mekanizmalarla yürütmek gerekiyor. Bundan sonrası bir şölene dönüşmelidir. Böyle bir dönüşüme vesile olmuş bir hareketi, şiddete dönüşmüş, kamusal alana zarar veren bir görüntüye çevirmemeli" diyerek göstericilere Bahçeli Bey ile aynı çamuru attı. "Yeter artık, eylemi bitirin" çağrısı yaptı.
 
Süreyya Bey, düşüncelerini Gül'e de anlattığını, Gül'ün notlar aldığını, Sayın Başbakan'a da anlatmak istediğini söyledi. Zaten belli olan tarafını bir kere daha belli etmiş oldu.
 
********
 
BDP ve MHP, eylemlere katılmama konusunda görüş birliği içindeler.
Kılıçdaroğlu ise, CHP üyelerine bir yasak getirmedi. Zaten getiremezdi. Atatürkçü taban onu dinlemezdi. Bir kısım MHP'liler bile Bahçeli'yi takmayarak eylemlere katılıyorlar. Hatta, BDP'ye oy vermiş olanlardan bile katılanlar var.
AKP'ye karşı demokrasi hareketi, Türk bayrağı ve Atatürk, bir araya gelmeleri düşünülemeyecek gurupları birleştirdi.
19 Mayıs, 23 Nisan, 10 Kasım etkinliklerine katılmayan, Türk bayrağı taşıdığımız için 1 Mayıslarda bize saldırmaya yeltenen guruplar bile, Türk bayrağı ve Atatürk posterleri ile yan yana aynı saflarda olmaktan rahatsızlık duymadıkları gibi, dayanışma içine bile girdiler.
AKP'ye isyan, milleti birleştirdi. Milleti bölme çabası geri tepti
 
********

5 Haziran 2013 Çarşamba

Abdocan elinde Türk bayrağı ile vuruldu

Abdullah Cömert'in sosyal medyada, cep telefonundan paylaştığı son mesaj : 

3 günde sadece 5 saat uyudum. Sayısız biber gazı yedim, 3 defa ölüm tehlikesi atlattım. Ve insanlar ne diyor biliyor musunuz? "Boşver !  ülkeyi sen mi kurtaracaksın?"  Evet, kurtaramasak ta bu yolda öleceğiz. O kadar yorgunum ki, 3 günde 7 tane enerji içeceği 9 tane ağrı kesici ile ayaktayım. Sesim kısık vaziyette, ama gene saat 6'da alanlardayım sadece DEVRİM için"


TGB (Türkiye Gençlik Birliği) üyesi ve CHP Gençlik Kolları Yöneticisi olan narenciye işçisi Abdullah Cömert, 4 Haziran akşamı Antakya Armutlu Mahallesi'nde yapılan eylemden sonra evine dönerken 23:30 sularında vuruldu.
Babası Ali Edip Cömert: "Oğlumun katili Tayyip Erdoğan'dır" dedi.


 
Bir cinayet işlenmiştir. Sorumlu polisler korunmakta, cinayetin üstü örtülmek istenmektedir.
Ölüm nedeni gaz bombası fişeği veya gerçek mermidir. Ailesi, kafada kurşun deliği olduğunu söylemektedir. Ancak biber gazı kapsülü de kurşun benzeri iz bırakmaktadır.
 
Hatay Valisi Lekesiz, otopsi sonucunda mermi giriş çıkış izi bulunmadığını söyledi. Kapsül olasılığı için "Bir şey söyleyemem" dedi. Ölüm nedenini açıklamadı.
Aile, TRT ekibini eve sokmadı. Ulusal Kanal, Aydınlık, Halk TV ve HRT dışında hiçbir basın kuruluşu eve kabul edilmedi.


Abdullah Cömert gözyaşlarıyla değil direnişe yakışır bir şekilde uğurlandı. 
"Abdullah Cömert Ölümsüzdür" pankartı ve Cömert'in resminin olduğu dev fotoğraflar taşındı.
Tabutta Türk bayrağı sarılıydı. Yoldan geçen araçlar da kornalarıyla polis şiddetine tepki gösterdi. 




4 Haziran 2013 Salı

"AKP'ye 8 isyan günü" fotoromanı

Birçok şey yazıp birçok fotoğraf ekleyecektim. Ancak,  http://showdiscontent.com/   sayfasını izleyince vazgeçtim. Bu sayfada 27 Mayıs sabahından 3 Haziran akşamına kadar 8 isyan günü fotoğraflarla verilmiş. Tek kusuru İngilizce olması.
 
Bu sayfadan gaz bombası ile ilgili fotoğrafları ayırdım.
 
Değişik tiplerdeki kapsüllerin  menşei: ABD. Bu da, neden bu kadar çok gaz bombası atıldığını açıklıyor: maksat Amerikan silah fabrikaları para kazansın. Doğal olarak AKP yandaşı ithalatçılar da...
 
Gaz bombası kapsüllerinin üzerinde şu uyarı var:
"Doğrudan insanların üzerine ateş etmeyiniz"
"Direkt olarak insanların üzerine atış yapmayınız"
İşte yerden toplanan 2 değişik kapsül:

(fotoğrafları büyütmek için üzerilerine tıklayınız)



Peki, bu uyarının nedeni nedir? Niçin doğrudan insanların üzerine ateş edilmemeli?
Çünkü, mermi etkisi yapıyor. Şiddetle çarpıyor ve ağır yaralanmalara yol açıyor. İşte örneği: Bir parmak kalınlığındaki vitrin camını delmiş. 



 Şimdi, bu kapsülün kafaya, göze, vücuda geldiğini düşünün.
İşte polis, kapsülün üzerindeki bu uyarıya rağmen bilinçli olarak göstericileri üzerine atıyor. Hem de hedef seçip nişan alarak.
AKP yöneticileri ve diğer devlet erkanı bu vahşeti nasıl savunabiliyor? Bu, kasten öldürmeye, en azından yaralamaya teşebbüstür ve teşebbüs olarak da kalmamıştır.
 
İşte New York Times gazetesinde çıkan fotoğraf: Polis göstericinin kafasına nişan alarak ateş ediyor, fırlayan kapsül kafa seviyesinde gidiyor.
Bu, cinayete tam teşebbüs değil midir? Kanunlarımızda "Göstericiler öldürülebilir" diye bir madde var mıdır?


İşte bir örnek daha.


"Katil polis" diye bağıranlara, sağı solu kırıp dökenlere, polis aracını yakanlara kızabilir miyiz bu vahşeti gördükten sonra?


Öldürme kastıyla içinden ateş ettiği aracın üzerinde "Halk için emniyet" yazıyor. Halk emniyette mi, tehlikede mi siz söyleyin.
Polis, halk için tehdit ve tehlike haline gelmiştir.


Taksim'e helikopterden gaz bombası atılıyor. Kafaya gelse ölüm kesin.


İşte sonuçlar: Polis tarafından kasten, bilerek, kafalarına nişan alınarak yaralanan insanlarımızdan birkaçı:






Ahmet Şık da kapsülle kafasından yaralandı

Cadde değil, gaz bombası tarlası

3 Haziran 2013 Pazartesi

Taksim Cumhuriyetle Hesaplaşma Projesi

AKP faşizmi Taksim'de Cumhuriyet ile hesaplaşma peşinde.
O ağaçlara düşman olmalarının nedeni Cumhuriyet yönetimi tarafından dikilmiş olmaları.
Projeye tepkiler sadece çevreyi ve yeşili korumakla sınırlı değil. Burada bir hayat tarzı değişikliği yapılıyor.
 
Atatürk Kültür Merkezi yıkılşacak, yerine cami yapılacak. Olmazsa, Topçu Kışlası veya AVM her ne ise, onun içine cami veya mescit yapacaklar.
Opera, bale, konser, tiyatro gerekmez. Kültüre gerek yok. Hele mekanın adında Atatürk kelimesi varsa... Maazallah... Günde 5 vakit namaz yeter.
 
Diğer yandan, 31 Mart yobaz ayaklanmasının bastırılmasının sözümona intikamını almış olacaklar.
Abdülhamit, alaylı topçu subaylarını ve askerleri Topçu Kışlası'na yerleştirmişti. Said-i Nursi, Derviş Vahdeti gibi yobazlar, alaylı subayları mektepli subaylara karşı kışkırtttılar. Çünkü mektepli subayların çoğunlukla desteklediği İttihat ve Terakki Fırkası'nın baskıları sonucunda Abdülhamit, 1908 yılında Meşrutiyeti yeniden kabul etmek zorunda kalmıştı. Yobazlar, meşrutiyetin dinsizlik olduğu yolunda yaygara koparıyorlar ve şeriat istiyorlardı. 31 Mart 1909 (yeni takvimle 13 Nisan) günü Topçu Kışlası'ndan tekbirlerle dışarı çıkan isyancı gürüh yolda gördükleri mektepli subayları, mebusları öldürmeye başladılar. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu kanlı çarpışmalardan sonra duruma hakim oldu, Topçu Kışlası yoğun top ateşi ile yerle bir edildi, gerici isyan bastırıldı.
 
Hareket Ordusu'nun Komutanı Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanı ise Yüzbaşı Mustafa Kemal idi.
İşte, Cumhuriyet'in diktiği ağaçları keserek bu kışlayı yeniden yapmak sureti ile gerici isyanın bastırılmasının intikamı alınmak isteniyor.

Gezi Parkı Projesi, bu anlamda, Mustafa Kemal düşmanlığının somut bir dışavurumudur.

                                                 Kırmızı Elbiseli Kız : Ceyda Sungur
                              Taksim Gezi Parkı    28 Mayıs 2013   Foto: Osman Örsal

Olaylar, kendiliğinden gelişen bir "yeter artık" hareketi idi. Sabah 05 saldırısı, bardağı taşıran damla oldu.
Bazı yurtsever yazarlar ise, olayın önceden planlandığını öne sürüyorlar. İşte onlardan ikisi:
 
Selcan Taşçı, şöyle diyor: (Yeniçağ, 2 Haziran 2013)
"Ortada parkta oturup sohbet eden, kitap okuyan, şarkı türkü söyleyen küçük bir gruptan başka hiçbir şey yokken, taş atan kimse yokken, slogan atan kimse yokken, taşkınlık yokken, neden  olmayan bir eyleme müdahale edildi? Neden yoktan bir  “isyan”  var edildi?
Neden “öncü” görevini İmralı ulağı üstlendi?"

Selcan Taşçı'ya göre, polis AKP'ye karşı büyük bir eylemi başlatmak amacı ile sabah 05 müdahalesini yapmış. "Slogan atan, taşkınlık yapan yokken" diyor. Oradakiler ağaçların sökülmesine engel oluyorlardı, sökülen ağaçları tekrar dikiyorlardı. Bunu yaparken slogan atmak gerekmez ki... İnşaat hazırlıklarının devam edebilmesi için, ağaçların sökülmesine engel olanlara müdahale kaçınılmazdı. Ayrıca, polise emir veren bizzat Tayyip Bey değil mi? Tayyip Bey kendine karşı komplo mu hazırladı yani?
 
"Neden öncü görevini İmralı ulağı üslendi?" diyor. BDP'li Süreyya Önder ve avanesi de ilk günlerde (28-29 Mayıs) oradaydı. Amaçları BDP propagandası yapmaktı. 1 Haziran'da Taksim'e BDP bayrakları ile 40 kişilik bir gurupla girdiler. Bölücü slogan atmadılar. Ertesi gün Öcalan posteri açmak istediler hemen engel olduk. Tutunamadılar. Birkaç saat sonra alanı terk ettiler.
 
Taksim dahil tüm alanlarda Türk bayrağı ve Atatürk posterleri hakimdi. Bölücülere yakın olan EMEP ve diğer guruplar bile "halklar" edebiyatı yapamadılar.
AKP istifa. Hükümet istifa.
Mustafa Kemal'in askerleriyiz.
Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek
Faşizme karşı omuz omuza
Ya istiklal ya ölüm, tam bağımsız Türkiye
Ana sloganlar bunlardı. Hiç bir bölücü slogan duymadım. Tek hedef AKP ve polis idi.
 
Selcan Taşçı, yazının devamında şöyle diyor:
"Tunus’un, Mısır’ın, Libya’nın  “bahar” larının nasıl kan dondurduğunu unutmayın!
Allah’ın bildiğini kuldan saklamaya gerek yok, iktidarın gidişine en çok sevinenlerden biri olurum ama  “gönderen”  “milli irade”  olursa!
Bu akıl almaz saldırganlığın, siyasi intihar kararı almadılarsa bu izahı mümkün olmayan kışkırtıcılığın tek bir anlamı var:
Biri  “darbe zemini”  hazırlıyor şu anda!
Biri  “dış müdahale” ye açık hale getirmeye çalışıyor ülkeyi!"
 
Tamamen mantık dışıdır. Kim darbe zemini hazırlıyor? Polise kumanda eden AKP değil mi? AKP kendine karşı darbe mi yapılsın istiyor?
Eğer öyle ise, yandaş yalaka medyanın olayları görmezden gelmesini nasıl açıklayacak Selcan Hanım? Tahrir'den canlı yayın yapanlar, Taksim'i neden görmedi?


Banu Avar'a göre AKP'nin kullanım süresi bitmiştir. Emperyalizm, hakimiyetini başka bir seçenekle (örneğin Y-CHP + BDP) sürdürme eğilimine girmiştir. Olayları bu yüzden körüklemiştir.
Banu Avar şöyle diyor:
"Türk milleti gerçek bir muhalefet oluşturup geçen yüzyıl başında olduğu gibi Batıya büyük bir kazık atabilir. İşte bunu önlemenin yolu AKP ile ülkenin içinde sıkışan gazdan kurtulmak, Erdoğan'ı deliğe süpürmektir. Ve yerine bir süre milleti oyalayacak, Y-CHP ve BDP koalisyonuna yer açılır. Yeni bölünme Anayasası o hengâmede çıkarılır. Federe Türk devletine yol alınır. Enazından onların planları budur. O nedenle kendi adamları da olsa Erdoğan'a yol gözükür."
 
Banu Avar'ın yanılgısı şuradadır: CHP'nin tabanı yurtseverdir, Atatürk düşmanı değildir, bölücülüğe karşıdır.
CHP yönetim kademeleri Y-CHP haline gelebilir, ancak Y-CHP + BDP koalisyonu mümkün değildir, CHP tabanı bunu asla kabul etmez. Böyle bir şey olursa CHP bölünür. Koalisyon çöker. Yurtsever CHP tabanı devrimcileşir. Milli Merkez güçlenir. Devrimin ayak sesleri duyulmaya başlar. Bu nedenle, Banu Avar'ın senaryosu gerçekçi olamaz. Emperyalizm bu kadar sersem değildir.
 
Banu Avar, devamla şöyle diyor:
"Mısır’daki meydanda tek slogan ‘DİRENİŞ’di. Ne AB ne ABD ne de küresel sırtlanlara atıf vardı. Tek amaç Mübarek’i devirmekti, yerine CIAnin yeni baronları gelecekti. Bu amaç tüm sloganlara yansımıştı. Meydanda Mısır bayrağından çok sıkılı yumruklu Otpor darbe teşkilatı bayrağı vardı."

Mısır ve Türkiye direnişçilerinin bilinç seviyesi aynı mıdır? Mısır'da bir aydınlanma devrimi olmadı. Bizim Atatürk Devrimimiz var, 27 Mayıs Devrimimiz var. Sayısız sol, sosyalist örgütümüz var. Bölücülüğe ve Atatürk'e karşı tutumlarını eleştiriyor olsak da, temelde emperyalizme karşıdırlar. CHP tabanı da her ne kadar "Avrupa Birliği demokrasinin beşiği" dolması ile zehirlenmiş olsa da, Amerikan emperyalizmine karşı uyanıktır. En azından Atatürk düşmanı değildir. Arap ülkelerindeki din ağırlıklı isyan ile ülkemizdeki aydınlanmacı karakterdeki isyan arasında nasıl bir benzerlik kurulabilir? AKP devrilirse, yerine İslamcı bir hükümetin gelmesi olasılığı var mıdır? Otpor veya benzeri bir Sorosçu darbe teşkilatı var mı meydanlarda? Yok. O halde?
 
Banu Avar da bu durumun farkında. Yazısının devamında geri adım atarak şöyle diyor:
"Türkiye Mısır’a benzemez. Bayrağına sarınmış, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE şiarıyla meydanları dolduranları kimse ezemez! Ama; kışkırtanların mutsuzlukları haberlere yansımaya başladı bile!
Demirtaş: ‘Milliyetçiler halkı kışkırtıyor,’ beyanatı verdi."
 
Ancak hala kışkırtma olduğunda, kışkırtıcının da BDP / PKK olduğunda ısrarcı... Milyonlarca insan BDP'nin kışkırtması ile meydanları doldurmuş. Bu iddia da tamamen mantık dışıdır.
 
Banu Avar, yazısının sonuna doğru şu uyarıyı yapıyor:
"Kitleyi yönlendirenlere dikkat edilmelidir. Bu uyarıyı yaptığımız için bize olmadık hakareti yapanlara, Reyhanlı'da sus pus olan Batı basınının, Taksim için neden dünyayı ayağa kaldırıp 'Arslan Türkler! Çılgın Türkler!' diye gaz verdiğini düşünmelerini öneririz."
 
Banu Hanım'a kim hakaret etmiş bilmiyorum, hakaret edenleri kınıyorum.
Ancak, Banu Hanım, kitleyi yönlendirenlere dikkat edilmesini söylemekle haklı olmakla beraber, kitleyi yönlendirenleri tanımadığını, bilmediğini de açık etmiş olmaktadır. Demek ki hareketin içinde değildir. Bilgi eksikliği vardır. Kitleyi yönlendirenler devrimcilerdir. Nereden biliyorsun derseniz içindeyim de ondan. Her şey kontrol altındadır. BDP'ye Öcalan posteri, Genç Türk provokatörlerine de "Ordu Göreve" pankartı açtırmadık. Genelkurmay lisanıyla "etkisiz hale getirildiler" ve çekildiler.
 
Selcan Taşçı, Banu Avar ve diğer yurtsever arkadaşların samimi bir şekilde endişe duyduklarını biliyorum. Ama içleri rahat olsun. Onyıllardır denenmiş, sınanmış kaptan dümendedir. Pruvamız netadır.