16 Ağustos 2020 Pazar

Berat Albayrak ve Özal ekonomisinin sonu

AK Parti, Menderes ve Özal'ın izinde olduğunu beyan ediyordu. 
Seçimlerde de bu yolda pankartlar asmışlardı.


Menderes ve Özal'ın yolu aynı gibi görünse de aslında değildi. Menderes 
Cumhuriyet'in sanayileşme hamlesini devam ettirmek istiyordu.

Alman Ekonomi Bakanı Erhard, ağır sanayi kurmak için istediğimiz krediyi
vermemiş ve Menderes'e şöyle demişti:

"Siz niçin ağır sanayide bu kadar ısrar ediyorsunuz Ekselans? Size avans
verelim, Avrupa'nın hububat, sebze ve meyve tedarikçisi olun."

Aynı kredi teklifimizi ABD de reddetmiş ve Menderes teklife olumlu yaklaşan
Sovyetler'e yönelmişti.

Rockefeller, ABD Başkanı Eisenhower'a 1956 yılında yazdığı mektupta
Türkiye'nin oltaya takılmış bir balık olduğunu, ona daha fazla yem (kredi)
vermeye gerek olmadığını söylüyordu.

+++

Aynı şeyler Demirel'in de başına geldi.

İskenderun Demir Çelik Fabrikası'nın eskiyen teknolojisini yenileme isteğimizi
Almanya ve ABD reddedince Demirel bu yenilemeyi Sovyetler'e yaptırdığı
gibi Seydişehir Aluminyum Fabrikası'nı da Sovyetler'e kurdurdu.

+++

1970'lere gelindiğinde ABD, Türkiye'nin sanayileşme sevdasını tamamen 
durdurma ve "Dünya ekonomisi ile bütünleşme" kılıfı altında ülkemizi tam
denetim altına alma projesinin düğmesine bastı.

Bu proje demokratik bir iktidar altında uygulanamayacağı için, eli sopalı bir
iktidar gerekiyordu. Ancak bu eli sopalı iktidar, Türk halkı tarafından da kabul
görmeliydi.

Bunun için sağ - sol çatışması başlatıldı. Kan gövdeyi götürdü. 12 Eylül darbe-
sinin eli sopalı iktidarı, bu anarşiye son verdiği için halkın desteğini aldı. Ve
Özal, bu eli sopalı iktidarın yani ABD'nin "Dünya ekonomisi ile bütünleşme"
programını "24 Ocak Kararları" adı altında yürürlüğe koydu. 

-- İthal ikamesi sona erdirildi. Yani yurt içinde üretilebilen malların ithaline
   yönelik kısıtlamalar kaldırıldı. İthal mallarla rekabet edemeyen yerli sa-
   nayinin üretimden vazgeçmesi sağlandı.

-- "Siz niye zahmet edip üretim yapacaksınız? Size borç verelim, bu para ile
   bizim malları alın rahat edin" diyordu emperyalist merkezler.

-- "Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT'ler) zarar ediyor, küçültün, satın" dediler.
   TEKEL'lerden Sümerbank'lara her şeyimiz satıldı.

-- Türk Parası'nın Kıymetini Koruma hakkındaki 1930 tarihli Kanun çöpe atıldı.
   Yabancı paraların ülkeye serbestçe girip çıkması, alınıp satılabilmesi sağ-
   landı. Her köşeye döviz büfeleri açıldı.

12 Eylül'den bu yana tüm iktidarlar bu kararları uyguladı.

AK Parti'nin 12 Eylül'e sözde karşı çıkması kandırmacadan başka bir şey
değildi. Sözde darbeye karşı çıkıyor, ama darbenin ekonomisini, yani Özal'ın
24 Ocak Kararları'nı uygulamaya devam ediyordu. Bu durum, emperyalizme
bağlı olmanın, BOP Eşbaşkanlığı'nın doğal bir sonucu idi.

+++

Ancak Erdoğan ile FETÖ'nün ve PKK'nın (dolayısıyla ABD'nin) arasının açıl-
ması ve halkımızın Silivri duvarlarını yıkması sonrasında gelişen olaylar
(PKK'nın hendeklere gömülmesi, 15 Temmuz darbe kalkışması, Cerablus,
Afrin ve Barış Pınarı Harekatları ile  Libya Anlaşması) sonrasında artık 24
Ocak kararları ile devam etmek olanaksız hale gelmişti.

Çünkü, ABD emperyalizminin dayattığı ekonomi programını uygulamaya 
devam ederek ABD ile mücadeleyi sürdüremezsiniz. PKK ile mücadeleyi
kesin sonuca ulaştırmak, Kıbrıs ve Mavi Vatan'da sağlam durmak ve Libya
ile anlaşmamızın meyvelerini toplamak ancak bağımsız bir ekonomi ile
mümkün olabilir.

Emperyalizme göbekten bağlı kalarak emperyalizmle mücadele edilemez.

+++

Bu durumu önceden gören Vatan Partisi, 2 program hazırladı
1- Üretim Devrimi
2- Milli Hükumet

Dışarıdan borç para alarak ithalat yapmak, yerli üreticiyi ezmek,
yabancı ülkelerin üreticisini kollamak, ithalatçıyı ve yabancı ser-
mayeyi palazlandırmak şeklinde özetlenebilecek olan "Sıcak Para
Diktası"nın sonuna gelinmiştir.

Alınan borç geri ödenemeyecek boyutlara ulaştı. Borç ödemek için
limanlarımızdan bankalarımıza, fabrikalarımızdan işletmelerimize ne
buldularsa sattılar, artık satacak bir şey de kalmadı.

Ülkemizde üretilebilecek malları üretmek, bunun için üreticiyi destek-
lemek, bu malların ithalatını kısıtlamak veya yasaklamak.

Üretim Ekonomisi, Üreten Türkiye... Artık bir zorunluluktur.

Geniş bilgi için bakınız:

Sıcak paraya son, üretim ekonomisine geçiş


Dolar yasaklanacak


+++

Vatan Partisi Seçim Bildirgesi 2018

Madde 6:
Atatürk'ün 1930'lu yıllarda uyguladığı planlı ve karma ekonomi.
Devletin ve özel sektörün uyum içinde üretimi geliştirmesi.

Madde 7:
Borç dilenenlerin yönetimine son. Üreticilerin hükumeti.
Borcun borçla çevrilmesi uygulaması duvara dayandı. İflas noktasına
geldik. Dış borcumuzun milli gelire oranı %54'ü aştı.
Yırtığa yama arama devri bitti. Artık elbise dikeceğiz.
Borç dilenen yöneticiler devri bitti. Üretim ekonomisine geçecek olan
yöneticilerin devri geldi.

+++

"FETÖ ve PKK ile mücadele" konularında Vatan Partisi ile aynı çizgiye 
gelmiş olan AK Parti, bu geldiği konumun mantıki sonucu olarak yine
Vatan Partisi'nin Üretim Devrimi Programı'na doğru bir adım attı.


İşte Berat Albayrak'ın CNN canlı yayınında yaptığı açıklamalar:

-- Eski model artık sürdürülemez

-- İthalat cenneti olduk

-- Üretim ve istihdam odaklı ekonomiye geçiyoruz

-- Önceliğimiz bağımsız milli ekonomi

-- Neydi eski model? Yüksek faiz, düşük kur. 
   "Siz oturun, sıcak para verelim, ucuza ithal edin, üretmenize gerek yok"
   Böyle bir ekonomi modeli artık sürdürülebilir değil.


Aslında Berat Albayrak'ın sözünü ettiği yeni ekonomik model, yeni değil,
Türkiye'nin 12 Eylül 1980'den önce uyguladığı, temeli Atatürk tarafından
atılan model: Karma ekonomi.

İbrahim Kalın'ın Milli Mücadele'yi oryantalizme karşı en güçlü antiemperyalist
hereket olarak nitelemesi de, AK Parti'nin 2014 sonrası aldığı yeni konumun
ideolojik yansımasıdır. Atatürk karşıtlığı her geçen gün biraz daha törpülene-
cektir ve törpülenmelidir. Bu konumun ekonomiyi de yeni konuma sürüklemesi
kaçınılmazdı. 

Bakınız:
İbrahim Kalın ve oryantalizmin sonu

+++

arşiv:

Üretim ekonomisi için halk hareketi

YÖRSAN kamulaştırılsın - Üretim Devrimi - Altı Ok

+++

Okuma önerisi:





+++


13 Ağustos 2020 Perşembe

İbrahim Kalın ve oryantalizmin sonu

Hz. Ömer eve gelince kızkardeşinin bir şeyler okumakta olduğunu gördü.
Merakla ne okuduğunu sordu. Kızkardeşi gizlemek isteyince zorla elin-
den aldı ve bunun Hz. Muhammed'in yazdırdıklarından (Kur'an parçası) 
olduğunu görünce deliye döndü. Demek bu din düşmanının sözleri kendi 
evine bile girmişti. O kızgınlıkla kızı iyice dövdükten sonra kılıcını çekti ve 
Muhammed'i öldürmek amacıyla hızla evden çıktı.

Mevlana, bu olayı Fihi Ma Fih adlı eserinde güçlü bir şekilde anlatır.

Hz. Ömer daha sonra Müslümanların halifesi bile olmuştu. Ama hiç kimse
"Yahu bu adam Kur'an okudu diye kardeşinin ağzını  burnunu kırmış, hatta
peygamberi öldürmek istemişti" dememiş, halife olmasına karşı çıkmamıştı.

+++

Herkesin yanlışlarını düzeltme, doğru yolu bulma hakkı vardır.

Atatürk de İstanbul'dan milli mücadeleye katılmaya gelen komutanları garda
kırmızı halı sererek karşılamış, onlara kimse geçmişteki tutumlarından dolayı
hesap sormamıştı.

+++

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Avrupa merkezciliğe ve oryantalizme
karşı açıklamalarda bulundu. Ancak bundan memnun olması gereken bazı çev-
reler Kalın'ın geçmişteki konumunu öne sürerek bu olumlu açıklamalara burun
kıvırdılar. Bu çevreler o dönemde yaşamış olsalardı, Ömer'in Müslüman olmasına
karşı çıkacaklardı. Onlara göre Kalın'ın doğru yolu bulma hakkı yoktur.

+++

Oryantalizm, Avrupalı beyaz adamın Doğu'ya (Fransızca Orient'e) bakışıdır. 
Orientalisme olarak yazılan oryantalizm, doğuculuk yani şarkiyat demektir.
Avrupa'dan doğuya bakan beyaz adam, orada oryantal (doğuya ait) danslar
yapan, göbek atan kadınlar ve bununla eğlenen sultanlar görmektedir.

Doğu toplumları taşlaşmıştır. Kendisini ilerletecek iç dinamiklerden yoksundur.
Kendi başlarına bırakılsalar sonsuza kadar hiç değişmeyecekler, uygarlaşma-
yacaklardır. Doğu toplumlarına medeniyet götürmek, onları ilerletmek için
Avrupalı beyaz adam devreye girmelidir. Doğulular Avrupalı beyaz adama
teslim olmalı, uygarlaşmak için onun her dediğini yapmalıdır.

Bu oryantalizmi bilimsel (!) bir temele oturtmak için Asya Tipi Üretim Tarzı diye
bir şey icat ettiler. Buna göre doğu toplumlarında üretim ilişkileri hiç değişmeye-
cek şekilde düzenlenmiştir. Bir yanda ceberrut devlet, diğer yanda toprağa bağ-
lanmış köylüler vardır ve bu devlet her türlü gelişmeye engel olmaktadır.

Avrupa dışındaki toprakların sömürge haline getirilmesi bu sözde bilimsel kılıf
altında medeniyet götürme, ilerletme olarak meşrulaştırılmıştı.

Günümüzde emperyalizm, bu uygulamayı "demokrasi götürme" olarak devam
ettiriyor. Ülkeleri işgal ederek diktatörleri deviriyor, demokrasi getiriyor. Bize de
15 Temmuz'da demokrasi getireceklerdi, olmadı.

KAYNAK YAYINLARI
Türk Devrimi'nin yayınevi

İbrahim Kalın, oryantalizme karşı çıkışını şu sözlerle anlattı: 30 Temmuz 2020

"Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikayeleri 
anlatıldı. Artık kendi hikayemizi yazma zamanıdır"

Ancak bu sözler "Kalın bizi Ortaçağ'a davet ediyor" şeklinde yanlış anlaşıldı.
Hatta bazı Aydınlık yazarları "Kalın Jön Türkleri ve İttihat Terakki geleneğini
hedef alıyor." bile dediler.

Halbuki bu sözler tam da İstanbul Sözleşmesi denilen Avrupa Birliği cenderesi
reddedilirken söylenmişti. Arkadaşlar bu bağlantıyı kuramadılar.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Serhan Bolluk 7 Ağustos günlü
Aydınlık yazısında konuya açıklık getirdi:

İki hikaye var: 

Birincisi Tanzimat ile başlar. Prens Sabahattin ve Serbest Fırka ile devam eder.
Atatürk döneminde hikaye kesintiye uğrar. Atatürk'ten sonra "Küçük Amerika"
olma sürecinde, Avrupa Birliği Aday Üyeliği ihanetiyle, 12 Mart ve 12 Eylüllerle, 
Özallarla 2014 yılına kadar gelir.

Oryantalizme, yani emperyalizme boyun eğiş hikayesidir Tanzimatçılık.
Buna modernleşme, Batılılaşma da deniliyor.

                                     29 Ekim 1930
    Associated Press (ABD Ajansı) muhabiri Atatürk'e soruyor:
                    "Türkiye ne zaman Batılılaşacak?"

                                   Atatürk yanıtlıyor:
"Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti taklit etmeyecektir.
          Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır.
                     Türkiye yalnızca özüne dönecektir" 
                          
İkinci hikaye yani bizim hikayemiz, emperyalizme karşı, ülkemizin iç dinamikleri
ile gelişme, oryantalizme karşı çıkma hikayemiz Namık Kemallerle, Jön Türk-
lerle, İttihat Terakki ile başlar, Meşrutiyetlerle devam eder ve 23 Nisan 1923
Devrimi ile taçlanır. Atatürk'ün ölümünden sonra kesintiye uğrayan hikayemiz
2014'te yeniden başlar. Bu başlangıçta Vatan Partisi belirleyicidir.

Halkımız 2014'te Silivri duvarlarını yıktı ve 15 Temmuz 2016 Amerikancı
FETÖ darbe teşebbüsü ezildi. Kalın'ın "Bizim hikayemiz" dediği işte bu.


Sözlerinin yanlış yorumlandığını gören İbrahim Kalın, CNN televizyonunda
ayrıntılı açıklama yaptı. Milli Mücadele oryantalizme karşı en güçlü antiem-
peryalist hareketti ve bu ruhu Türkiye şimdi yeniden kuşanmıştı:



Her şey değişir. İnsanlar değişir, kurumlar, üretim ilişkileri, üretici güçler
değişir. Öküzün yerini traktör, köle ve marabanın yerini toprak sahibi köylü
ve işçi alır, ilkel toplum feodal topluma dönüşür, sonra kapitalizm gelir,
onu sosyalizm ve komünizm takip edecektir. Tanri'nın hakimiyetini temsil
ettiğini iddia eden krallar, sultanlar devrilir, yerini halk hakimiyeti alır.

Ona bakarsanız Erdoğan 2002 ABD darbesi ile gelmişti ve Kürt Devleti kurma
amaçlı BOP'un Eşbaşkanı idi. Bu kapsamda PKK ile Açılım yapıyor, Barzani
ile sarmaş dolaş oluyordu. Geniş bilgi için bakınız:

2002 darbesi

Ama şimdi BOP'a karşı mücadele ediyor, bu kapsamda PKK'yı hendeklere gö-
müyor, Suriye sınırımızda Kürt Koridoru kurulmasını engelliyor, buna karşılık
olarak da ABD Erdoğan'ı devirmek istiyor.

Bu durumda ne yapmalıyız? "Ey Erdoğan, sen PKK ile mücadele edemezsin,
çünkü BOP Eşbaşkanı idin, PKK ile Açılım'a devam et, ordumuzu da Suriye'den
geri çek, bırak orada PKK - PYD devleti kurulsun. Biz iktidara geldiğimizde PKK
ile mücadele ederiz, sen etme, git ABD ile anlaş, tekrar BOP Eşbaşkanı ol"
mu diyelim? Böyle bir şey demeye hakkımız var mı?

+++

Efendim, İbrahim Kalın bir zamanlar Vaşington'da Fethullahçı kurumlara gidiyor,
ZAMAN'da yazıyor, Taraf'a demeç veriyor, Gölge CIA Stratfor'a istihbarat veriyor
falan filanmış. Evet ama şimdi başka şeyler söylüyor, Erdoğan gibi o da şimdi
ABD'nin hedefinde. 

Evet, Esad'a "katil, işkenceci" dediği zaman eleştirdik. Bakınız:

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ABD'nin sesi mi?

Yine katil derse yine eleştiririz. Eleştiri doğru yolu göstermek içindir.
Karşı tarafa itip kemikleştirmek için değil.

Ancak doğru söylediği zaman karşı çıkmak çelişkiye düşmek olur.
Yukarıdaki sözlerin altına imza atacak olan arkadaşlar bunları Kalın'ın söyle-
diğini öğreninca karşı çıkıyorlarsa, burada büyük bir sorun var demektir.

Bu arkadaşlara göre Kalın Milli Mücadele'ye sahip çıkamaz mı, oryantalizme,
emperyalizme karşı olamaz mı, Kalın illa ki Amerikancı, FETÖ'cü, Atatürk
düşmanı olmak zorunda mıdır, Kalın'ın doğru yolu bulma hakkı yok mudur?

                                                                   Aydınlık, 11 Ağustos 2020

+++

Okuma önerisi:

Avrupa Birliği için Atatürk'ü kullanmak

Tanzimatçılık mı, devrimcilik mi - Ali Karşılayan

Von Sadriştaynlar - Serhan Bolluk

+++

2 Ağustos 2020 Pazar

Kurban kesmek yalnızca hacca gidenlere vaciptir

Kurban Bayramı'nın Arapçası: عيد الأضحى  
Okunuşu: Iyd el-Adha
Adha sözcüğünün Farsçası Kurban
İbranice Korban
Türkçesi Yağış (Divanu Lügat it-Türk)
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kurban
https://tr.wikipedia.org/wiki/Korban


+++

Tevrat'a göre, Hz. İbrahim oğlu İshak'ı kurban etmek üzere iken Rabbin meleği ona oğlunun yerine kurban edilmek üzere bir koç göndermişti.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kurban_Bayram%C4%B1


+++

Eski Türklerde Hakan'ın sevdiği atlardan birisi tüm budun adına Tengri Dağı'nda Kök Tengri'ye (Gök Tanrı) kurban edilirdi. 

Eski Türklerdeki diğer kansız ve kanlı kurbanlar için bakınız:
http://www.cukurovabarisgazetesi.net/yazar/turklerde-kurban-bayrami-2727.html


+++


Kurban uygulaması, Hicret'in ikinci yılından (Miladi 624) bu yana yapılmaktadır.

Kurban, hacca gidenlerce Mekke'de kesilir.
22 Hac Suresi 27 - 28 - 29. Ayetler bu konuya açıklık getiriyor:


Ayet 27:
İnsanlar içinde haccı ilan et, yürüyerek veya uzak yollardan (yorgunluktan) incelmiş binitler (develer) üzerinde sana (Mekke'ye) gelsinler.

Ayet 28:
Kendileri için bir takım faydalara şahit olsunlar, kendilerine rızk olarak verilmiş olan yürüyen hayvanları belirli günlerde (Hac sırasında) (kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar, (siz de onların etlerini) yiyin ve sıkıntı içinde olan fakire yedirin

Ayet 29:
Sonra kirlerini temizlesinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.

Her Arapça sözcüğün Türkçe karşılığı için bakınız:

(Çeviriler tarafımdan yeniden düzenlenmiştir. Ayıraç içlerindeki sözcükler ayetlerde yoktur, açıklama olarak tarafımdan eklenmiştir.)

22 Hac Suresi 36-37. ayetlerde de: 

"... O hayvanlar, yanları yere yaslandığı zaman onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah, o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki şükredebilesiniz. Kurbanların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz, Allah'a sizin takvanız (tanrısal iradeye ters düşmekten sakınmanız) ulaşır..."  

denilmektedir. Burada da Kurban kesimi Hac ile ilgili olarak söylenmiştir.

Hac ibadetinin bir parçası olan Arafat vakfesi, Zilhicce ayının 9. gününde yağılır ve ertesi gün kurban kesilir. 

+++

Bu ayetlerden anlıyoruz ki, hac için Mekke'ye gelenler Kâbe tavafı, Safa ile Merve tepeleri arasında 7 tur (sa'y) , Arafat vakfesi ve Mina'da Şeytan taşlama sonrasına Kurban kesecektir. Kurban, yalnızca hacca gidenler için emredilmiştir
"Hacca gitmeyenler de bulundukları yerde kurban kessinler"
anlamında bir ayet yoktur.

Aşağıda verdiğimiz Diyanet tefsiri, kurban kesmenin de her hacca gidene değil, aynı yıl hem umreye hem de hacca gidenlere vacip olduğunu söylemektedir. (Vacip, yani farz değil, mutlaka yapılması gerekmeyen bir uygulama.)

Diyanet halkı aydınlatma görevini yerine getirmemekte, insanlarımız hem de her sene hac ve umreye gitmedikleri halde bütçelerini zorlayarak kurban kesmektedir.

(Burada Hac zamanı kesilen kurbandan bahsediyoruz. Adak gibi diğer amaçlı kurban kesimleri konumuzun dışındadır)

+++

Yaşar Nuri Öztürk'e göre:
"... kurban kesmek zengin sıfatı olan kişilere düşer. Yani bir kişinin kurban sünnetini yerine getirmesi için mali bakımdan zekat verecek, hacca gidecek güçte olması gerekir."

Mali durumu hacca gitmeye yetmeyenlerin kurban kesmesi sünnet bile değildir. Bakınız: 
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/10082


+++

Kur'an'da  Iyd el-Adha (Kurban Bayramı) sözleri geçmemektedir.

Kurban, hac olayı içindeki uygulamalardan yalnızca biridir. (Şeytan taşlama, Kâbe tavafı, Safa-Merve arasında yürüyüş gibi).

Bu bayram aslında hac bayramıdır.
Kurban Bayramı (Hacca gitmeyenlerin de kurban kesmesi) sonradan uydurulmuş, dinde olmayan bir uygulamadır,

+++

Ciddi İslami araştırma kurumları, kurban kesmenin herkes için vacip değil, ancak geleneksel bir uygulama olduğunu söylemektedir. 

"Ayetlere göre Kurban, bir Hac uygulamasıdır."

"Hac dışında olan Kurban kesme uygulaması dinsel değil, tamamen GELENEKSEL BİR UYGULAMA olmaktadır. "

Bakınız:

+++

22 Hac Suresi Ayet 33, kurbanın Mekke'ye getirilmesi gerektiğini çok açık bir şekilde belirtmektedir:

لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ
Lekum fîhâ menâfiu ilâ ecelin musemmen summe mahılluhâ ilel beytil atîk

Sizin için onlarda (kurbanlık hayvanlarda) belli bir zamana kadar menfaatler vardır (kurban edene kadar sütünden, yününden, deve ise binit olarak yararlanırsınız). Sonra, kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-il Atik (Eski Ev = Kâbe)'dir.

Hayvanların kurban edilmek üzere Kâbe'ye getirilmesi emrediliyor. "Bulunduğunuz yerde kurbanı kesin" denilmiyor Kur'an'da. 
https://acikkuran.com/hac-suresi/33-ayet-meali

+++

Bakara Suresi 196. Ayet şu emirleri veriyor:

Hacca gitmeye niyetlendiği halde hastalandığı veya düşman yolunu kestiği için Mekke'ye ulaşamayanlar, kurbanlarını Mekke'ye gönderecekler ve kurban Mekke'ye ulaşıncaya kadar tıraş olmayacaklardır.

Gönderdikleri kurban Mekke'ye ulaşmadan önce hastalanırlar veya başlarından rahatsızlanırlar da başlarını tıraş etmek zorunda kalırlarsa fidye olarak ya oruç tutacaklar, ya sadaka verecekler ya da kurban keseceklerdir. Bu bir fidye kurbanı olduğu için, bu kurbanı Mekke'ye göndermeyip bulundukları yerde keseceklerdir. 

Ayette, Mekke'ye gönderilecek kurban için hediye deniliyor. 
Hediye sözcüğü aşağıda kırmızı renkle gösterilmiştir.


2 Bakara (İnek) Suresi Ayet 196:

وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُواْ رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Ve etimmûl hacce vel umrete lillâh(lillâhi), fe in uhsirtum fe mesteysera minel hedyi ve lâ tahlikû ruûsekum hattâ yeblugal hedyu mahilleh(mahillehu), fe men kâne minkum marîdan ev bihî ezen min ra’sihî fe fidyetun min sıyâmin ev sadakatin ev nusuk(nusukin) fe izâ emintum, fe men temettea bil umreti ilel haccı fe mesteysera minel hedyi, fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâmin fîl haccı ve seb’atin izâ reca’tum tilke aşaratun kâmileh(kâmiletun), zâlike li men lem yekun ehluhu hâdırıl mescidil harâm(harâmi), vettekûllâhe va’lemû ennellâhe şedîdul ikâb(ikâbi).

Çevirisi:,
Hac ve umreyi Allah için tamamlayın. 
Eğer engellenirseniz (Mekke'ye hastalık veya düşmanın yol kesmesinden dolayı ulaşamazsanız), kolayınıza gelen bir hediyeyi (kurbanı) (Mekke'ye gönderin ve) hediye
yerine (Mekke'ye) varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta veya başından bir rahatsızlığı olup (da başını tıraş etmek zorunda kalırsanız) ya oruç, ya sadaka veya nusuk (kurban) dan bir fidye (verin). 

"Bu, ailesi Mekke'de olmayanlar içindir." =  "zâlike li men lem yekun ehluhu hâdırıl mescidil harâm(harâmi)" diyerek de Mekke dışındakilerin de (Hacca gelerek) kurbanlarını Mekke'de kesmeleri gerektiğini söylüyor. Yani nerede oturuyorsan kurbanı orada kes demiyor. Bu kadar açık.

Demek ki, hacca gitmeyenlerin kurban kesmesi din emri değil, tamamen geleneksel bir uygulamadır.

+++

Bu Ayette geçen hediye, Diyanet tefsirinde "Kâbe'ye hediye olarak kesilen kurban" olarak açıklanıyor: 


Âyette, “Engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin” buyurulmaktadır. Buradaki engelden maksat ağırlıklı görüşe göre, hac yapma imkânını ortadan kaldıran veya tehlikeye düşüren hastalık, yol emniyetinin olmayışı, düşman tehlikesi gibi iç ve dış olumsuzluklardır. Nitekim âyetin devamındaki “güvenlikte olduğunuzda” ifadesi de bunu desteklemektedir. Meâlinde “kurban” diye çevirdiğimiz hedy kelimesi, sözlükte “gönderilen, hediye edilen” demektir veya hediye kelimesinin çoğuludur (İbn Âşûr, II, 224). Dinî bir terim olarak, “Kâbe’ye hediye olarak kesilen kurban” anlamına gelir. 

Konumuz olan âyette de işaret buyurulduğu üzere, aynı hac döneminde hem hac hem de umre yapanların (kırân ve temettu‘ haccı) kurban kesmesi vâciptir; sadece hac (ifrad haccı) yapanlar ise isterlerse kurban kesmeyebilirler.

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/203/196-ayet-tefsiri

Diyanet açıkça söylüyor:
Aynı hac döneminde (aynı yıl) hem hac, hem de umre yapanların kurban kesmesi vaciptir. (Farz değil)

Yalnızca hacca gidip umreye gitmezsen, veya yalnızca umreye gidip hacca gitmezsen kurban kesmen vacip değil. (İstersen kesersin, istemezsen kesmezsin)

Ancak halkımız "Bu bir din emridir" diye düşünerek hacca da, umreye de gitmediği halde, hem de her yıl, kurban kesiyor.

Diyanet, sitesinde yazdığı gerçeği açıkça halka söylemediği için bu yanlış inanış devam edip gitmektedir.

+++

Yaşar Nuri Öztürk, ULUSAL KANAL'da konuyu açıklıyor: 


+++

Herkesin insanca bir yaşam düzeyine ulaştığı, zengin - fakir ayırımının kalktığı, dolayısıyla fakire dağıtmak üzere kurban kesmeye, zekat ve fitre dağıtmaya, sadaka vermeye gerek kalmayan bir düzene kavuşma dileğiyle bayramınızı 
kutlarım. 


Güncelleme: 6 Haziran 2025
1266 + 350 görüntülenme

+++
+++