27 Mayıs 2013 Pazartesi

27 Mayıs, darbeye karşı yapılmış bir devrimdir


Çeşitli baskı uygulamalarından sonra 18 Nisan 1960 günü "Tahkikat Komisyonu" kurarak yasal yoldan diktatörlük kuran Demokrat Parti iktidarına karşı halk ve ordunun gösterdiği ortak tepki olan 27 Mayıs 1960 Devrimi'nin 53. yıldönümünü selamlıyoruz.
Darbeyi her zaman asker yapmaz. Siviller de darbe yapar.
27 Mayıs Devrimi'ni gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi'nin üyesi Şefik Soyuyüce, Aydınlık'a yaptığı açıklamada: "Bizim yaptığımız, DP'nin yaptığı sivil darbeye karşı bir devrimdir" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"27 Mayıs özgürlüklerin ve demokrasinin önünü açmıştır. Türkiye'yi fikir açısından ve sol örgütlenmeler açısından ileriye doğru geliştirmiştir. 1961 Anayasası ile yasaklar kaldırılmış, yargı bağımsızlığı sağlanmıştır. 27 Mayıs darbe değil, devrimdir."

Aydınlık, 27 Mayıs 2013

E. Tuğg. Noyan Umruk, DP'nin baskılarını şöyle özetledi (Aydınlık, 26 Mayıs 2013):
 
* DP, “Çoğunluk Sistemi” garabetinden aldığı güçle 1954-1956 arasında yaptığı düzenlemelerle “basını” ve “üniversiteyi” tamamen susturdu; CHP’nin tüm mallarına el koydu.
* O günlerin tek kitlesel iletişim aracı radyoyu DP çığırtkanı haline getirdi, hergün saatlerce VATAN CEPHESİ’ne katılan sağ ya da çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş vatandaşların isimleri okundu...
* Muhalif milletvekili Osman Bölükbaşı’yı hapse attı ve 1954 seçiminde onu seçtiği için Kırşehir’i cezalandırıp, il yaptığı eski ilçesi Nevşehir’e bağladı.
* Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii Faik, Metin Toker, Şinasi Nahit Berker, Ahmet Emin Yalman, Cemal Sağlam, Cüneyt Arcayürek, Ülkü Arman, Beyhan Cenkçi, Kurtul Altuğ, Yusuf Ziya Ademhan, Cemalettin Ünlü, Tarık Halulu gibi pek çok gazeteciyi hapse attı.
* Yargı ve üniversiteyi kendi buyruğu altına alabilmek ve istediği kişiyi gerekçe göstermeksizin emekli etmek için yasal düzenlemeler yaptı. Nitekim 1inci Başkanı dahil 23 yargıtay üyesini ve 65 yaşını doldurmuş tüm yargıçları emekliye sevk etti. İktidara yakın varsaydığı daha genç yargıçlara kapıları açtı. Ancak, ikballerini başka iradelere bağlamaya alıştırılmış olan bu yargıçlardan oluşan bir özel mahkeme de maalesef onu astı.
* Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nı değiştirerek miting düzenlemesini imkânsız hale getirdi. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Rize’de, esnafın elini sıktığı için 6 ay hapse mahkûm edildi.
* Bütün bunlar, yetmedi. CHP’yi kapatmayı, basını tamamen susturmayı amaçlayan, yargı yetkisini haiz Meclis Tahkikat Komisyonu’nu kurdu.

Çok acıdır ki, belleği karartılmış muhalefet partilerimiz, bilhassa Yeni CHP görevlileri, darbe olarak suçladıkları 27 Mayıs'a savaş açtılar. Hatta Kılıçdaroğlu "27 Mayıs'ı yapanlar şimdi utanıyor" diye palavra atmaktan bile utanmamıştır. Hiçbir MBK üyesi böyle bir şey söylemediği gibi, ima dahi etmemiştir.
Bu bağlamda, Okan İrtem'in "AKP'nin destekçileri: CHP, MHP, BDP" başlıklı yazısının bir özetini sunuyorum (Aydınlık, 11 Nisan 2012):
 
AKP'ye verilen desteğin son örneği: "Darbeleri araştırma" önergeleri.
AKP, CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurulması için Meclis'e dilekçe verdiler.
Kurulması istenen komisyon 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan'ı araştıracak.
4 partinin önergeleri 11 Nisan'da Meclis'te birleştirilerek görüşülecek.
 
8 Mart 2012 günü Tayyip Erdoğan Meclis'te bir "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurulacağını ilan etmişti.
Bunu  bir "çağrı" olarak kabul eden "muhalefet" partileri koşarak çağrıya uydular.
 
BDP'li Aysel Tuğluk, Hasip Kaplan ve Ahmet Türk, İnternet Andıcı Davası'na kapatılan DTP adına müdahil olmak için başvurdular.
 
Emine Ülker Tarhan CHP gurup toplantısında "12 Eylül Davası'na müdahil olmalıyız" dedi.
Kılıçdaroğlu bu öneriye hemen sahip çıktı.
4 Nisan 2012'de yine Emine Hanımefendi:
"Kaç yöneticimiz gözaltına alındı, onu da topluyoruz. O dönemi yaşayan yöneticilerimiz ağlayarak beni arıyorlar"
 
"Darbeleri Araştırma" projesine destek veren Kılıçdaroğlu, görünen o ki, 27 Mayıs'ı sadece Bülent Arınç'tan dinlemiştir.
1960'da Anayasa Komisyonu'nda görev alan Mümtaz Soysal'ın öğrencisi diyebileceğimiz Birgül Ayman Güler, gurup toplantılarında 27 Mayıs'ı hiç mi anlatmamıştır.
Emine Ülker Tarhan, Anayasa Mahkemesi'ni, yargıç güvencesini 27 Mayıs'ın getirdiğini hiç  mi hatırlamıyordur.
27 Mayıs'ın yıktığı düzenin bir diktatörlük olduğunu da mı duymamışlardır.
Kılıçdaroğlu, "27 Mayıs'ı yapanlar şimdi utanıyorlar" diyerek gerçek dışı bir beyanda bulunmuştur.
Anlaşılan, Kılıçdaroğlu ve kurmayları, AKP'ye baka baka kararmışlardır.
 
CHP'liler için kısa 27 Mayıs tarihi
+++++++++++++++++++++++++++
 
Devrim ile darbeyi birbirine karıştıran Kılıçdaroğlu CHP'si, 27 Mayıs'ı "demokrasiye karşı darbe" sanıyor.
Halbuki 27 Mayıs, bir diktatörlüğü yıkmıştı.
 
Demokrat Parti, 18 Nisan 1960 günü bir "Tahkikat Komisyonu" kurdu.
Bu komisyon, DP Milletvekillerinden oluşuyordu.
28 Nisan 1960'da 7468 sayılı kanun ile komisyon yasallaştırıldı.
DP'nin amacı, bu komisyon aracılığı ile CHP'yi kapatmak ve tüm muhalifleri hapsetmekti.
 
Bu kanun ile, Tahkikat Komisyonu'na şu yetkiler veriliyordu:
"-- Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu,
-- Askeri Muhakeme Usul Kanunu,
-- Basın Kanunu,
-- ve diğer kanunlarda
Cumhuriyet Savcısına,
sorgu hakimine,
sulh hakimine,
ve askeri ve adli amirlere
tanınmış olan bilcümle hak ve salahiyetler"
 
DP Milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu, bu kanun sayesinde, tutuklama ve yargılama yetkilerine kavuşuyordu.
Böylelikle yürütme, yasama ve yargı erkleri birleştirilmiş, kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılmıştı.
DP Milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu bir savcı gibi tutuklama yapabilecek, iddianame hazırlayabilecek, bir hakim gibi yargılama yapabilecek ve ceza verebilecekti.
 
DP diktatörlüğü "kanun" yoluyla ilan edilmişti.

19 Nisan 1960 günlü Akşam gazetesi


28-29 Nisan öğrenci gösterileri, bu diktatörlük kanununa karşı başlamıştı.
Menderes Hükümeti sıkıyönetim ilan etti.
Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, öğrencilere ateş edilmesi için emir verdi.
 
Üniversite öğrencilerinin eylemlerinden etkilenen Harp Okulu öğrenciler 21 Mayıs günü yürüdüler.
26 Mayıs saat 20:30'da subaylar İstanbul Üniversitesi bahçesinde son toplantı için buluştular.
Bu toplantı nedeniyle yapılan heykel hala orada durmaktadır.
 
Milli Birlik Komitesi Üyesi Suphi Gürsoytrak 27 Mayıs'ın nedenini şöyle açıkladı:
"Subaylar ya kendi halkına ateş edecekti, ya da artık gayrımeşru ve kanunsuz olan iktidara karşı tavır alacaktı."
 
Subaylar, Genelkurmay Başkanı'nın "Öğrencilere ateş edin" emrini reddetmişlerdi.
Devrim yapmaktan başka çareleri kalmamıştı.
 
********

"PKK çekiliyor" balonu bir kere daha patladı


Redhack 3 adet Jandarma raporu yayımlamıştı. Bunlardan biri, Reyhanlı bombalarının El Nusra'ya ait olduğunu belgeleyen rapordu.
Diğeri, Reyhanlı olayından sonra Jandarma'ya adını açıklamayan bir kişiden telefonla gelen ihbar idi.
 
Üçüncü rapor, PKK'nın çekilmesi ile ilgili idi. İşte 17 Mayıs 2013 günlü o raporda yazılanlar:
 
********
 
İlgi: (A) Bartın İl Jandarma Komutanlığının 17.05.2013 tarihli yazısı
       (B) Jandarma Genel Komutanlığının 17.05.2013 tarihli yazısı
 
1
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) organizesinde, bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerin ardından, Türkiye'de çözüm sürecine girilmesi ile birlikte Avrupa'da, Irak-Erbil şehrinde, Diyarbakır'da ve Ankara'da olmak üzere 4 ayrı Demokrasi ve Barış Konferansı  düzenleneceği, bu konferanslardan ilkinin 25-26 Mayıs 2013 tarihlerinde Ankara ilinde, çeşitli sivil toplum kuruluşları ile bölücü ve aşırı sol terör örgütlerin sempatizanlarının da katılımıyla düzenleneceği bilgisi ilgi (A) ile bildirilmiştir.
2
Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) elabaşılarının katılımı ile Kandil Bölgesinde Nisan 2013 ayı sonunda bir toplantı yapıldığı, Cemal (K) Murat Karayılan'ın başkanlık ettiği toplantı sonucunda:
A. Yurt içerisinde bulunan ve Irak kuzeyi barınma alanlarına çekilecek olan terörist gurupların TSK unsurları ile herhangi bir temastan kaçınmaları, TSK unsurlarını rahatsız edecek eylem ve hareketlerden uzak durmaları
B. Sürece zarar verecek herhangi bir durumda eylemi gerçekleştiren teröristlerin sözde askeri mahkemede yargılanıp en ağır şekilde cezalandırılacakları, terörist gurupların verilen talimatlara harfiyen uyacakları
C. Sürecin terör örgütü adına propaganda malzemesi yapılması ve süreçten terör örgütü adına kazançlı çıkılması için geri çekilmenin emniyetli, kademeli ve yavaş yapılması gerektiği
Ç. Sürecin olumsuz sonuçlanması ve terörist eylemlere yeniden başlanması ihtimali göz önüne alınarak barınma alanlarında yurt içerisine yönelik düzenleme yapılması, sözde askeri ve siyasi eğitimlere devam edilmesi
D. IKYY yetkilileri ile irtibata geçilerek özellikle Mesut Barzani'nin süreçte Türkiye ve terör örgütü arasında arabuluculuğa ikna edilmeye çalışılması
E. Geri çekilmeyi müteakip Suriye kökenli teröristlerin (özellikle sözde tabur, bölük ve tabur komutanı seviyesinde) Suriye içine gönderilerek sözde askeri faaliyetlerde görevlendirilmeleri kararlarının alındığı ilgi (B) ile bildirilmiştir.
 
(Belgenin fotokopisi aşağıda)
 
********
 
Eğitimliler kente, acemiler Kandil'e
 
Rapordaki Ç maddesi, "sözde barış, özde bölünme sürecinin silah tehdidi altında yürütüldüğü ve yürütüleceği" şeklindeki öngörümüzü doğrulamaktadır.
Tayyip Bey'in "Silahlarını gömüp te gitsinler" sözde talimatını iplemeyen PKK'lılar, elde silah sözde "çekilme" amacı ile yurt içinde dolaşıp gövde gösterisi yapmakta, bu gövde gösterisinin sadece geçtikleri yöre halkı tarafından değil, dünya çapında görülebilmesi için de yayın organlarının muhabirlerini çağırmakta, silahlı askeri yürüyüş düzeninde pozları dünya basınında çıkmaktadır.

14 Mayıs 2013 gazeteci.tv

BDP ve AKP sözcülerinin "PKK zaten çekildi" açıklamalarını yalanlayan bu fotoğraflardan ve Genelkurmay'ın "PKK'lıların çekilmesi ile ilgili elimizde görüntü yok" açıklamasından sonra Jandarmanın bu belgesi sözde çekilmenin içyüzünü ortaya koymaktadır.
 
Elde silah sınırın karşı tarafında bekleyecekler, bakacaklar: AKP hükümeti verdiği sözleri yerine getiriypor mu. Yani ülkeyi parçalama yolunda yerel iktidar kurup sağlamlaştırmak için gereken yasalar ve düzenlemeler çıkarılacak, Yeni Anayasa yapılacak, Öcalan'ın durumu iyileştirilecek mi.
Baktılar ki olmuyor, yani Jandarma belgesinin Ç maddesinde yazıldığı gibi "süreç olumsuz sonuçlanıyor", terörist eylemlere yeniden başlayacaklar.
Yani ki yani, CHP ve MHP'nin de etrafına kurulmuş olduğu "Anayasa Uzlaşma Komisyonu" masası, çalışmalarına PKK'nın silahlı tehdidi altında devam etmektedir. Sözde muhalefet partileri, hala uyanmamakta ısrar edecek midirler?
 
Bölgede görev yapmış güvenlik birimleri Aydınlık'a açıkladılar: (25 Mayıs 2013):
Askerlerimizi şehit ettikleri halde tespit edilemedikleri için haklarında dava açılmamış, sicilleri "temiz" görünen deneyimli PKK'lılar değişik görevler verilerek büyük kentlere kaydırılıyor. Yeniden dağa çıkma durumu doğar doğmaz bir iki gün içinde eski konumlarını alacaklar.
Deneyimsiz yeni kadrolar ise, askeri eğitim almak üzere Kandil'e götürülüyorlar. Bir süre sonra onların tekrar Türkiye'ye sokulacakları kesin. Daha önceki dönemlerde de aynısı oldu.
 
********
 
Suriyeli PKK'lılar Suriye'ye
 
Suriye kökenliler de Esad'a karşı Tayyip Bey'in evlatlarının, El Kaide ve El Nusra yamyamlarının yanısıra savaşmak üzere Suriye'ye gönderilecekler.
 
********
 
"Türkiye bölündü" diye sevinçten havalara uçtular
 
Jandarma belgesinin 1. maddesinde haber verilen toplantılardan ilki Ankara'da toplandı. Belgede, toplantıya bölücü ve aşırı sol örgütlerin katılacağı söyleniyordu ama, esas olarak AKP yandaşları katıldı.
Murathan Mungan "Türkiye çoktan bölündü" deyince salon alkıştan yıkıldı.
Türkiye bölündüğü için sevinçten kendilerinden geçtiler. "Çözüm süreci"nin içyüzü bir kere daha açığa çıktı.
Ayrıntılar bir sonraki yazıda...

Belgeyi büyütmek için üzerine tıklayınız



26 Mayıs 2013 Pazar

Tayyip Bey'in Reyhanlı mitingi fotoromanı


Tayyip Bey, bombalar patladıktan ancak 2 hafta sonra Reyhanlı'ya gidebildi.
Her yer temizlenmiş, çukurlar doldurulmuş, bombalanan yerler pırıl pırıl yapılmıştı.

Ziyaretten önce yapılmış olan bu karikatür gerçek oldu.
 
Reyhanlı'ya bindirilmiş kıtalar taşındı.
Reyhanlı'daki mitingde Reyhanlı halkı yoktu.
 
Tayyip Bey mitingde Reyhanlı halkına değil, ÖSO teröristlerine moral verdi.
Reyhanlı halkına gözdağı verdi. “Şimdi onları (Suriyelileri) buradan kovma gayreti içerisine girenlere asla iltifat etmeyin. Bize inandıkları için buradadırlar. Bize güvendikleri için buradadırlar” diye konuştu.


 Bindirilmiş kıta olduklar o kadar belli ki... Hepsine aynı şapka verilmiş. hangi mitingde böyle bir manzara olabilir?

Reyhanlı’ya değil taşıdığı AKP’lilere seslendi

Başbakan Erdoğan, bombalı saldırının üzerinden iki hafta geçtikten sonra gidebildiği Reyhanlı’da protestolardan korktuğu için çevre illerden otobüslerle adam taşıttı

Reyhanlı’da dolaşmayan Erdoğan, patlamanın olduğu belediye binasının önünde yalnızca 10 dakikalık bir konuşma yaptı. Protestodan ve katılımın düşük olmasından korkan AKP, Osmaniye, Adana ve Hatay’ın ilçelerinden otobüslerle Reyhanlı’ya adam taşıdı.
Yüzün üzerinde otobüs çevre il ve ilçelerden AKP’lileri Erdoğan’ı karşılamaya getirdi.
Muhtarlar, Suriyelilerin yerleştirildiği Yayladağ, Apaydın, Boynuyoğun kamplarından da Suriyeli sığınmacıları taşıdı.
Köy muhtarları Erdoğan’ı karşılamaya zorlandı. Burak Karaca adlı vatandaş AKP’lilerin katılanlara “Yeterki ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ sloganı atılsın. Para da veririz” dediğini aktardı.

 Tayyip Bey'in Koruması şehit yakınına: "Seni parçalarım"
 
Koruma ordusuna rağmen Erdoğan protestodan kurtulamadı. Başbakanı protesto eden bir yurttaş apar topar alandan uzaklaştırıldı. Korumalar bununla da yetinmedi. "Şehit yakınıyım bana dokunamasın" diyen gence “seni parçalarım” diye hitap etti. Korumalar eşliğinde gözlerden uzaklaştırılan gence çevredeki yurttaşlar sahip çıktı. Koruma dehşetine tepki gösteren yurttaşlar “Neden içeri aldınız,bırakın” sözleriyle korumalara seslendi.
1 dakika 46 saniyelik video için tıklayınız:



********
arşiv:
 
Tayyip Bey'in evlatları Türk polisini öldürdü   2 Mayıs 2013
 
Tayyip bey'in evlatları Türkiye'de terörü tırmandırıyor   11 Mayıs 2013
Bombalar, Reyhanlı halkına teröristlerin gözdağı  12 Mayıs 2013
 
Reyhanlı "Tayyip istifa" sesleriyle inledi  12 Mayıs 2013
********

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Reyhanlı halkı suçlu; bombacı El Nusra mağdur...


Reyhanlı'da patlatılan bombalı araçların sahibinin sözde şeriatçı yamyam El Nusra olduğu Jandarma raporu ile belgelenince AKP hop oturup hop kalkmaya başladı.

Aydınlık, 23 Mayıs 2013

Tayyip Bey, Jandarma belgesi konusundaki soruları yanıtlarken: "Bu konularda "şu örgüt bu örgüt" gibi yakıştırmaların, nihai neticesi alınmadan açıklanması sadece örgütlerin propagandasına yarar. Yazılı ve görsel medya olarak bunlara itibar etmeyin. Şu anda bu belgeler ortaya çıkana kadar bunların lüzumsuz yere propagandasını yapıyorsunuz." diyerek belgelerin sansürlenmesini istedi. Yandaş basın belgeyi görmedi.
 
İçişleri Bakanı Güler, belgenin bir asker tarafından sızdırıldığını iddia etti. "Bir İl jandarma Komutanlığındaki bir askerin cep telefonu ile fotoğrafını çekerek e-mail ile o bilgisayar korsanlarına ulaştırdığı tespit edildi" dedi.
 
Her iki tepki, belgenin doğru olduğunu gösteren birer itiraftan başka bir şey değildi. "Bu belge sahte" diyemiyorlardı. Ergenekon belgeleri gibi sahte değildi bu belge çünkü.
 
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, "Reyhanlı saldırıları, istihbarata rağmen neden durdurulamadı?" sorusuna şu laf salatası ile karşılık verdi:
"Bizim bu konularda her zaman yaptığımız bir şey vardır: Bunları ayrıntılı şekilde incelemek. Başbakanlık Teftiş Kurulu görevlendirildi. Ondan sonra bu konuda bir ihmal var mı göreceğiz."
 
Daha ne ihmal olsun. Araçların rengi, plakası, modeli, markası saldırıdan 2 hafta önce Jandarma'ya bildirilmiş. Jandarma da Emniyet'e ve MİT'e haber vermiş. Haliyle hükümetin de haberi var. Buna rağmen araçlar sınırı geçip Reyhanlı'ya kadar gelmişler. Burada ihmal değil, teröristlere karşı davranma zaafı var. Buna ihmal değil, "görmezden gelerek yardımcı olmak" denir.
 
Bombaları El Nusra yamyamlarının patlattığını bildikleri, patlamadan sonra telaşla verdikleri demeçlerden anlaşılıyor.
AKP yönetimi, önce "Çözüm sürecini hazmedemeyenler"i suçladı, bombaların PKK ile yaptıkları anlaşmayla ilişkili olduğunu ima etti, yani "Ergenekon"cuları suçladı. Bu tutmayınca "İstihbaratla (yani MİT ile) Emniyet arasındaki koordinasyon sıkıntısı"ndan söz etti. Arkasından "Esed yaptı" deyiverdi.
 
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise, milletin gözlerinin içine baka baka: "Kimse kafaları bulandırmaya kalkışmamalı. Reyhanlı saldırısı faili meçhul değil, failleri bellidir, yakalanmıştır" dedi.
Halbuki, soruşturma devam ediyor. Ortada fail yok. Olay yeri raporu tam olarak çıkarılmamış iken, "Cumhurbaşkanı geliyor" bahanesi ile iş makineleri kullanılarak ortalık temizlendi, ne varsa süpürüldü, delil toplama engellendi. 

Aydınlık, 25 Mayıs 2013

Tayyip Bey, El Nusra yamyamlarının suçunu örtbas etmek için Reyhanlı halkına fırça ile karışık gözdağı verdi, şöyle dedi:
"Şu anda oradaki Suriye'den gelmiş kardeşlerimiz eğer evlerinde korku içinde yaşıyorlarsa, dışarı çıkamıyorlarsa, Reyhanlı'daki kardeşlerim de kendilerini şöyle bir masaya yatırmalıdır"
Evet, yanlış duymadınız. Bombayı patlatanlar mağdur, yakınları ölen, yaralanan Reyhanlı halkı suçlu.
 
Tayyip Bey devamla şöyle dedi:
"Esed'in zulmünden kaçan muhacirlere Reyhanlı'daki kardeşlerim Ensar görevini yapmalıdır. Onları suçlu olarak görmemeli, onlara evlerini açmalıdır."
Yani demek istiyor ki, Hz. Muhammed ve inananlar hicret edince Medine'li Ensar nasıl onlara yardımcı oldu ise, Reyhanlı halkı da Ensar gibi davransın.
Peki de, Hz. Muhammed ve ona inanan muhacirler testere ile kafa kesiyorlar mıydı, ciğer söküp kalp yiyorlar mıydı, diri diri insan derisi yüzüyorlar mıydı, Medinelileri öldürüyorlar mıydı, hır çıkarıp dövüyorlar mıydı.
 
Eğer Suriye'den gelen muhacirler silahsız, barışçı kimseler ise doğal olarak geleneksel misafirperverliğimizi gösteririz. Reyhanlı halkı da önce onları hoş karşıladı. Ama onların arasında silahlı teröristler de var. AKP hükümeti, sığınmacıların arasına teröristlerin karışmasına engel olsa idi, bu sorunlar çıkmazdı. Şimdi nasıl onlara evlerimizi açacağız. Normal sığınmacı mı, terörist mi, nasıl anlayacağız?
 
Antakya'da kavga çıkaran, etrafı kırıp döken Suriyeliler yakalandı mı? Hayır.
Apaydın Kampında isyan çıkaran, asker ve polise saldıran sığınmacılar yakalandı mı? Hayır.
Cilvegözü'nde araç patlatıp vatandaşlarımızın ölmesine, yaralanmasına yol açan teröristler yakalandı mı? Hayır.
Akçakale'de bir polisimizi şehit edip birçok asker ve polisimizi yaralayan teröristler yakalandı mı? Hayır.
Gaziantep'te kadınlara, kızlara sarkıntılık eden, evleri, arabaları taşlayan, gençlere bıçak çeken sığınmacılar yakalandı mı? Hayır.
Hatay'da Ehl-i Bey Derneği Başkanı'nın evine girip kırıp döken, "Seni yakacağız" yazılı tehdit mektubu bırakıp giden teröristler yakalandı mı? Hayır.
Reyhanlı'da bir genci döven, gelen polislere saldıran Suriyeliler yakalandı  mı? Hayır.
Gaziantep Kızılhisar Mahallesi'nde, Hatay'da ve hatırlamadığım üç yerde daha bomba yaparken kaza ile patlamaya neden olan Suriyeliler yakalandı  mı? Hayır.
Türk seyyar satıcılar zabıta tarafından engelleniyor. Suriyeli seyyar satıcılara engel olunuyor mu? Hayır.
Bir Türk ruhsatsız tabanca veya silahla yakalanırsa tutuklanıyor. Suriyelilerin her türlü ruhsatsız silahla gece gündüz caddelerde devriye gezmelerine engel olunuyor mu? Hayır.
 
Olunmadığı gibi....
Reyhanlı'ya giden CHP Milletvekillerini karşılayan Jandarma yetkilileri arasında sakallı, üniformalı, silahlı tuhaf adamlar da vardı. Bunlar, Esad'a karşı savaşan ÖSO teröristleri idiler. Teröristler sanki Türkiye'nin yasal güvenlik güçleri imiş gibi protokole dahil oluyorlar. Durum bu olunca adamlar akıllarına her eseni yapmazlar mı?
(Bakınız: Yukarıdaki 25 Mayıs günlü Aydınlık kesiğinin sağ alt köşesindeki fotoğraf)
 
Ne suç işlerlerse işlesinler, yakalanmıyorlar. Ne yaparlarsa yanlarına kar kalıyor.
Ne cesaretle bunlara evlerimizi açacağız?
 
********
arşiv:
 
Tayyip Bey'in evlatları Türk polisini öldürdü   2 Mayıs 2013
 
Tayyip bey'in evlatları Türkiye'de terörü tırmandırıyor   11 Mayıs 2013
Bombalar, Reyhanlı halkına teröristlerin gözdağı  12 Mayıs 2013
 
Reyhanlı "Tayyip istifa" sesleriyle inledi  12 Mayıs 2013
********

24 Mayıs 2013 Cuma

Jandarma istihbaratı: Reyhanlı bombaları El Nusra'nın


Redhack isimli Türk Kızıl İnternet Korsanlarının büyük başarısı:


Kızıl Korsanlar, Jandarma İstihbarat belgelerini açıkladı.
Reyhanlı bombaları patlamadan iki hafta önce Jandarma Genel Komutanlığı, Suriye'de Esad'a karşı savaşan El Nusra örgütünün 3 bombalı araçla Türkiye'de saldırı yapacağını hükümete bildirmiş.
 
İşte belgedeki Reyhanlı ile ilgili can alıcı bölüm:
 
"25 Nisan 2013 tarihinde alınan (Suriye ülkesi Rakka şehrinde El Nusra cephesi içerisinde faaliyet gösteren şahıslarca 23 Nisan 2013 tarihinde Mazda 323, Kia Rio ve markası modeli tespit edilemeyen bir araçla birlikte toplam 3 araca bomba düzeneği yerleştirildiği, bu araçlar ile ülkemize yönelik bir saldırıda kullanılacağı) konulu bilgi notunda geçen eylem planlamasıyla..."
 
Demek ki neymiş: 11 Mayıs 2013 Reyhanlı katliamından tam 2 hafta önce, 25 Nisan 2013 günü, "Rakka'da 3 araca Türkiye'de patlatmak üzere bomba yüklendiği" bilgi notu (yani Suriye'deki ajanlarımızdan gelen istihbarat) Jandarma'ya ulaşmış.
Prosedür gereği, bu bilgi notu anında MİT ve Emniyet'e ulaştırılmış. Ama Tayyip Bey'in elinden hiçbir şey gelmiyor. Önlem alması mümkün değil. Çünkü sınır kapıları El Kaide denetiminde. Ayrıca, Türkiye-Suriye sınırının %75'i El Kaide, %25'i PKK denetiminde.
 
Korku içinde eylemi bekliyor AKP hükümeti. Bombalar patlayınca da "Esed yaptı" diye feryadı basıyorlar.
"Bombalı araçlar Rakka'dan geldi" diyorlar. Ama biz "Rakka El Kaide denetiminde, sınır kapıları ve sınırlar da. Esad'ın  bomba yüklü araçlarının Rakka'da hazırlanmasına imkan olmadığı gibi, oradan Türkiye'ye geçmesi de mümkün değil" deyince, kıvırdılar, bu idiayı dolaşımdan çıkardılar.
 
Demek ki araçların Rakka'dan geldiği doğru imiş. Ama araçlar Esad'a değil, El Kaide'ya bağlı El Nusra örgütüne ait.
Hani şu testere ile kafa kesen, ciğer söküp insan kalbi yiyen, deri yüzen sözde şeriatçı El Nusra örgütüne...
 
İşte Jandarma belgesinin fotokopisi:
Belgeyi büyütmek için üzerine tıklayınız:



İşte ayrıntılar:
 
1)
 
63 E 3436 plakalı araçla El Kaide'ye patlayıcı yapımında kullanılan yardımcı malzeme gönderilmesinin planlandığı haber alınıyor.
 
2)
 
Suriye sınırları içinde
-- Lancer marka koyu renkli 022506 plakalı
-- Kia Rio marka gri renkli 667512 Şam plakalı ve
-- İdlib kentinde Saab marka plakası tespit edilemeyen bir araç
olmak üzere 3 aracın bomba ile tuzaklanmış şekilde hazır olduğu
 
Ayrıca:
Türkiye tarafından bir aracın patlayıcı madde ile küçük ve hassas cihazalar taşıdığı,
 
Bu 4 aracın Suriye güvenlik güçleri tarafından arandığı, bu 4 aracın Suriye'ye dönük eylemde kullanılacağı bilgisi geliyor
 
3)
 
Ancak, 25 Nisan 2013 günü Suriye'deki ajanlarımızdan Jandarma'ya ulaşan:
(Suriye ülkesi Rakka şehrinde El Nusra cephesi içerisinde faaliyet gösteren şahıslarca 23 Nisan 2013 tarihinde Mazda 323, Kia Rio ve markası modeli tespit edilemeyen bir araçla birlikte toplam 3 araca bomba düzeneği yerleştirildiği, bu araçlar ile ülkemize yönelik bir saldırıda kullanılacağı) 
konulu bilgi notunda bildirilen araçların, daha önce bilgisi gelen 4 araç ile paralellik arz ettiği (benzeştiği) değerlendiriliyor. Bu 4 aracın Suriye'ye dönük bir eylemde değil, Türkiye'ye yönelik olarak sınır bölgelerimizde kullanılacak araçlar olduğu sonucuna varılıyor.
 
Araçların plakaları, renkleri, markaları belli. MİT biliyor, Emniyet biliyor, AKP hükümeti biliyor...
Buna rağmen ellerini kollarını sallayarak ülkemize giriyorlar, saldırıyı gerçekleştiriyorlar.
 
Jandarma açıklama yapıyor: Sınırları biz kontrol ediyoruz, ama sınır kapıları bizim kontrolümüzde değil.
Durup dururken Jandarma niçin böyle bir açıklama yapar, doğrusu garibime gitmişti.
Şimdi anlaşıldı. Jandarma, "Ülkemizde patlatılan araçların sorumluluğu bizde değil" demek istiyormuş.
 
Sonuç:
İstihbarat eksikliği yok. Teröristlere karşı koyma zaafı var.
Sonucun sonucu: Reyhanlı'nın sorumlusu AKP hükümeti.
 
********
arşiv:
 
Tayyip Bey'in evlatları Türk polisini öldürdü   2 Mayıs 2013
 
Tayyip bey'in evlatları Türkiye'de terörü tırmandırıyor   11 Mayıs 2013
Bombalar, Reyhanlı halkına teröristlerin gözdağı  12 Mayıs 2013
 
********


Fazıl Say'ın müzikleriyle
 
"İÇERDEKİLER"
 
Levent Kırca Tiyatrosu
 
26 Mayıs Pazar  saat  19:00
Bostancı Gösteri Merkezi
 
Bilet almak isteyenler için irtibat: 0532 266 4945
serdarbolat@superonline.com


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Obama'dan El Kaide uyarısı

Tayyip Bey'in El Kaide ve El Nusra sevdası Obama kayasına çarptı.
Yamyamları Suriye Devletinin başına oturtma rüyaları gören olan Tayyip Bey tam anlamı ile hüsrana uğradı.
 
********
 
"Doktor Frankenştayn" rolüne heveslenip habire canavar yaratan Amerika, yarattığı canavarların saldırısına uğramıştı.
Taliban'dan pençe yedi. El Kaide kafasına topuzu indirdi. Yamyam El Nusra'nın testere ile kafa kesip ciğer sökmesi, kalp dişlemesi İsrail'i ürküttü.
Amerika'ya özenip Küçük Frankenştayn rolüne soyunan İsrail, yarattığı HAMAS ile uğraşıp dururken bir de yamyamlar zuhur etti. Al başına belayı.
Canavar yaratmanın maliyeti çok yükseldi. Batı kamuoyu da yamyam dehşeti karşısında sarsıldı. Hükümetlerine "Biz kimi destekliyoruz" demeye başladılar.
Bu yüzden Amerika, Avrupa ve İsrail hükümetleri frene basmaya karar verdi.
 
Evet, örgütlerin kurucu liderleri kendilerini kimin yarattığını biliyorlar, ama örgüt üyelerini tam kontrol altında tutmak mümkün değil. Özellikle de El Kaide ve El Nusra. Çünkü bunlar hücreler halinde örgütleniyorlar. Hücrelerden bazıları her an raydan çıkabilir. Alevileri kestikten sonra biraz da Yahudi ciğeri sökmek akıllarına gelebilir. İsrail'in tırsması bu yüzden.
 
ABD, Müslüman Kardeşler'i (İhvan) destekliyor, silahlandırıyor. İhvan tam kontrol altında. Amerika, İhvan'a AKP'yi örnek gösteriyor: AKP gibi ılımlı olmaya devam ederseniz mama var, iktidar var. Ona göre.
 
********
 
Aslında Amerika, Nisan sonlarından beri çeşitli raporlar yayımlayarak AKP'yi uyarıyor. Washington Enstitüsü, Uluslararası Kriz Gurubu, CFR, Soner Çağaptay, James Jeffrey, Henri Barkey ardı ardına döşendiler. Amerikan yönetimi, talimatlarını ve görüşlerini bu kuruluşlar ve kişilerin raporları, yazıları üzerinden açıklar. Deniz Hakan, raporları dosyalamış. (Aydınlık, 21 Mayıs 2013).
Raporların özü, ABD'nin AKP'ye verdiği şu talimat: "Suriye politikanıza fren koyun, sınırları kontrol altına alın, her önünüze gelene (El Kaide ve El Nusra'ya) silah vermeyin."
 
Talimatla birlikte AKP'yi uyarıyor: "El Kaide'ye verdiğiniz silahlar, bombalar bir gün Türkiye'ye karşı kullanılabilir."
Ve kullanıldı da. Reyhanlı olayını Amerika önceden haber vermiş, uyarmış.
Ama Tayyip Bey Obama'nın "Vur" lafını "Öldür" anlayıp da Esad ile tüm köprüleri atınca, manevra alanı kalmadı. Denize düşen yılana sarılır misali El Kaide'ye teslim oldu. Sonuç: AKP gemisi karaya oturdu.
 
İşte o raporlardan birkaçı:
 
********
 
"Türkiye'nin bugüne kadarki en cüretli dış siyaset kumarı, varlığına yönelik bugüne kadarki en büyük tehditle birlikte geliyor olabilir... Kontrol altında tutulamayan bir El-Kaide ve kimyasal silahların da tablonun içinde olduğu bir zayıf ya da başarısız devlet senaryosu, Türkiye'nin güvenliği açısından kabusa dönüşecektir."
"Türkiye'nin Dış Siyaset Kumarı" başlıklı yazı, 29 Nisan 2013
Soner Çağaptay, Director of the Turkish Research Program at The Washington Institute for Near East Policy. (WINEP)

Soner Çağaptay

********
 
"Türkiye'nin karşısında büyük bir tehlike var: Suriye'deki çatışma...
Ankara, Esad rejimini zayıflatma amacıyla Suriye'ye yabancı savaşçılar sokuyor. Bunların içinde Cihadçılar da var. Bu durum, Türkiye açısından büyük risk taşıyor... 
Bu cihadçıların günün birinde Türkiye'yi hedef almayacağının garantisi yoktur."
"Yumuşatılmış İslam" (Yani Ilımlı İslam) başlıklı yazı, 30 Nisan 2013
James Jeffrey, visiting fellow at The Washington Institute for Near East Policy, a member of the Defense Policy Board,  American Council on Germany, and Council on Foreign Relations (CFR), 2008-2010 Ankara'da Büyükelçi.
Soner Çağaptay

James Jeffrey

********
 
"Washington, Suriye'deki savaşa temkinli bir yaklaşım benimserken, Ankara 2011'in sonlarından bu yana isyancıların davasının ateşli bir savunucusu oldu. Beşar Esad'ın düşmesinin kaçınılmaz olduğuna inanan Türkiye, Suriye'deki siyasal ve silahlı muhalefete arka çıkarak Esad'ın ayağını kaydırmaya çalıştı. Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla, Türkiye'nin bu yöndeki çabaları arasında radikal İslamcı gurupların sınırdan geçmesine izin vermek de bulunuyordu. Erdoğan'ın, radikal gurupların kendilerine yer edinmelerine izin vermemesi akıllıca olacaktır."
"Erdoğan Washington'a Geliyor" başlıklı yazı, 7 Mayıs 2013
James Jeffrey, Soner Çağaptay
 
********
 
"Obama, kamu önünde Erdoğan'a gülücükler ve övgüler yağdıracak, ama kapalı kapılar ardında ona şöyle diyecek:
"Nusra savaşçılarının Türk topraklarından sızması, Suriye'deki savaşın mezhepçi doğasını kızıştırıyor. Biliyorum ki sen de mezhepçi kıyımlar olmasını istemezsin. Ama, bizleri bu noktaya senin Katar ile birlikte sürdürdüğün politika getirdi. BM Güvenlik Konseyi Nusra'yı terörist gurup kabul edebilir, haklı da olurlar. Bu, benim için bir baş ağrısı. Putin'in burada haklı olduğu bir nokta var: Bu adamlar bela. Ve sayıları artıyor."
"Obama - Erdoğan Görüşme Notları" başlıklı yazı, 12 Mayıs 2013
Henri Barkey, Carneige Endowment for International Peace 
 
********
 
CIA ajanı Barkey, işte toplantıdan 5 gün önce, Obama'nın neler diyeceğini açıkça yazıyor.
 
Gördüğünüz gibi, Obama, Amerika'nın yarattığı canavarlardan Tayyip Bey'i sorumlu tutuyor, hiç utanıp sıkılmadan... Sanki bu yamyamları Libya'dan, Pakistan'dan, Çeçenistan'dan, Yemen'den toplayıp getiren Amerika değil.
Ancak, Rusya ve Çin barajını geçemeyince, işler istediği gibi gitmeyince, 2 yıllık savaş sonunda Suriye ordusunun yıkılmayacağı belli olunca, Batı kamuoyu "Bu yamyamları mı destekliyoruz" demeye başlayınca, hoop, yamyamlarla ilgili tüm sorumluluğu Tayyip Bey'in üzerine atıverdi. Bu işi Tayyip Bey Katar ile birlikte yapmışmış. Bak hele... İstanbul'daki ÖSO yapılanmasını beğenmeyip Katar'da yeni örgüt kurduran Obama değil mi?
 
Acaba Tayyip Bey, sırtını yasladığı emperyalistlerin ne kadar kolay adam harcadığını biliyor mu? Bilmiyorsa şimdi hissetti mi?
Cihadçı yamyamlara sınırsız ve hesapsız destek veren Katar İstihbarat Şefi El Tani öldürüldü. Tayyip Bey bu Obama'nın cinayetle ilgisini araştırdı mı?
Tayyip Bey, bütün isteklerinden vazgeçip hiç istemediği İkinci Cenevre'yi işte bu ortam içinde kabulleniverdi.
 
Her zaman yaptığı gibi. Ne işi var NATO'nun Libya'da... Patriotların düğmesi bizde olmalı... ve diğerlerinde olduğu gibi...

Henri Barkey

********
 
arşiv:
Tayyip - Obama buluşması: PKK malı götürdü