13 Mart 2012 Salı

Bir CHP düşmanı; Kılıçdaroğlu

Sanki CHP Genel Başkanı değil, bir CHP düşmanı konuşuyor.
Evet, CHP'ye düşman olduğu için "Yeni CHP" demektedir.
Maalesef artık CHP diye bir parti mevcut değildir. Bay Kemal'in başında olduğu parti artık başka bir partidir, adı da "Yeni CHP".
 
İşte söyledikleri:
 
"CHP Dersim'de katliam yaptı"
"Sabahattin Ali'yi CHP öldürttü"
 
CHP'yi karalamak, yerin dibine batırmak için elinden geleni yapıyor.
İşte son incisi:
 
“AKP iktidarına karşı mücadele ederken ben bazen kendimi 1940’lar CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sanıyorum.
Çünkü AKP iktidarı aynen 1940’lar CHP iktidarının ortamını, koşullarını yarattı."
 
Ankara’da Filistin Caddesi’ndeki Bay Nihat Restoranı'nda Habertürk Gazetesi yazarlarıyla buluşmasında aynen böyle dedi.
 
 Serdar Turgut, bu CHP ve İnönü düşmanı açıklamaya şöyle gaz veriyor:
"Ben bugüne kadar çok sayıda siyasetçi ve liderle konuştum ama bugüne kadar Kılıçdaroğlu’nun söylediği cümle kadar çok katmanlı anlamlar içeren ve güçlü olan cümle kuranını görmedim”
 
********
 
Dersim iftirasını çok konuştuk
Şimdi, pek bilinmeyen Sabahattin Ali olayına bakalım.
Bu cinayet hakkında ortada hiçbir delil olmamasına rağmen "CHP öldürttü" demek apaçık bir iftiradır.
 
********
 
Okan İrtem, 17 Şubat 2012 günlü Aydınlık köşe yazısında konuya açıklık getiriyor:
 
"CHP'nin Meclis boykotu sırasında tekel basının "uzlaş, uzlaş" bağırışlarını emir telakki eden Kılıçdaroğlu, tutuklu milletvekillerini AKP'ye rehin bırakarak Meclis'e girmeyi kabul etmişti.
Ama görünen o ki, bütün bunlar Kılıçdaroğlu'na yetmemiştir; "daha, daha" demektedir.
Üzerinde çalıştığı replik ise şöyledir: "Sabahattin Ali'yi kim öldürttü? CHP"
 
Sabahattin Ali'yi oldukça iyi tanıyan Aziz Nesin'in bu açıklamasını da mı bilmez:
 
"Bana göre Sabahattin Ali'yi devlet ya da devletin herhangi bir kuruluşu öldürtmüş olamaz.
Çünkü devlet eliyle işlenecek böyle bir cinayetin hiçbir mantıksal nedeni yoktur."
 
"MİTöldürmüşse ne diye öldürecek? Markopaşa'yı çıkarıyor diye...
Markopaşa'yı benim çıkardığımı herkes biliyordu, MİT de biliyordu...
Markopaşa çıkmasın diye adam öldürmek gerekseydi, beni öldürürlerdi, ne diye Sabahattin'i öldürsünler."
 
Bunlar Aziz Nesin'in yazdıklarıdır ve Sabahattin Ali'nin ölümündeki sorulara işaret etmektedir.
 
Bununla birlikte, buradaki tartışmamız, Sabahattin Ali'nin nasıl ve ne için öldürüldüğü değil;
              bunun hâlâ aydınlanmamış bir ölüm olduğunu göstermemiz bu yazı için yeterlidir.
Mesele, böyle tartışmalı bir konu için Kılıçdaroğlu'nun,
     "Evet, biz yaptık" diyerek ortaya çıkmasıdır.
 
                   Başka hiç mi işi yoktur,
CHP'yi küçük düşürmeden rahat edememekte midir?
             İşlevi CHP'yi rezil etmek midir?
 
Cumhuriyet rejimine saldırmak için sebep gereksinmeyen Kılıçdaroğlu'nun yargıdaki cemaat örgütlenmesi üzerine açıklaması ise, herhalde "Sabahattin Ali'yi biz öldürdük" açıklamasına bir ektir:
"Yargı içinde cemaat kadrolaşması vardır demeyi doğru bulmuyorum."

 CHP ve Cumhuriyet düzenine yönelik saldırılarındaki fütursuzluğuyla, 
          cemaat konusundaki aklayıcılığı hep bir aradadır. 
 
Cemaatin ve AKP'nin CHP'deki koludur demek muhtemelen daha uygun olacaktır.
 
Çöküşün örgütleyicilerindendir ve CHP'nin AKP'li başıdır."
 
 

12 Mart 2012 Pazartesi

CHP'liler, MHP'liler, sizi isyan etmeye çağırıyorum



CHP'liler, MHP'liler, en başta da Milletvekilleri...
Sizi BOP Eşbaşkanı'nın yani Tayyip Erdoğan'ın yardımcısına isyan etmeye çağırıyorum.
Kim mi bu yardımcı? Fotoğrafı yukarıda: Kemal Kılıçdaroğlu.
********
İşte Kılıçdaroğlu'nun "BOP Eşbaşkanı Yardımcılığı"na terfi ettiği an:
Yer: "Siyaset Meydanı" Programı
Ali Kırca soruyor:
"Yeni Anayasa'da kimlik konusunun nasıl düzenlenmesini öngörüyorsunuz?"
Kılıçdaroğlu yanıtlıyor:
"Yeni Anayasa etnik kökenlere ve inançlara saygılı olmalıdır.
Anayasa'da etnik kimlik tanımı yapılmaması gerekir.
Üst kimlik olarak "Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı" tanımının yapılması uygun olur."
********
Kılıçdaroğlu böylece, Anayasa'dan Türklüğü silme konusunda Tayyip Erdoğan ile kolkola girdiğini ilan etmiştir.
Fethullahçıların Abant toplantısına da yardımcısı Erdoğan Toprak'ı gönderen Kılıçdaroğlu, "özerklik" planına boylu boyunca dalmış, Bölünme Anayasası tezgahında da Tayyip Erdoğan'ın yardımcısı olduğunu açıkça ilan etmiştir.
********
"Türklük", Kılıçdaroğlu'nun yutturmak istediği gibi bir "etnik kimlik" değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı olan herkes, etnik kimliği ne olursa olsun, Türk kabul edilir.
Çeşitli etnik kökenlerden gelen T.C. vatandaşları, cumhuriyeti kurarak Türk Milleti'ni oluşturmuşlardır.
********
Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu, "Türk Milleti" tanımını ortadan kaldırarak "Milleti olmayan bir devlet" yaratma yoluna girmişlerdir.
Dünya yüzünde milleti olmayan bir devlet yoktur, olamaz da zaten.
Fransa vatandaşı "Ben Fransızım" der, ABD vatandaşı "Ben Amerikanım" der, İtalya vatandaşı "Ben İtalyanım" der, ama Tayyip ve Kemal Beylere göre Türkiye vatandaşı "Ben Türküm" dememelidir, yani bizim bir milletimiz olmamalıdır.
Milleti olmayan bir T.C. devleti de olamayacağı için, parçalanıp yok olması kaçınılmazdır. İstenen de budur.
Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi haritasında gösterilen Büyük Kürdistan'a giden yol da buradan geçmektedir.
Tayyip Erdoğan, bu projenin eşbaşkanı olduğunu ilan etmişti. Şimdi Kılıçdaroğlu, eşbaşkanın yardımcılığına soyunmuştur.
********
Mustafa Kemal Atatürk:
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir"
********
Tayyip Erdoğan:
“Etnik unsurlar vardır. Kürt’ü vardır, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Arnavut’u, Boşnak’ı, Türk’ü vardır.
Bunlar ülkemizde bir alt kimliktir. Bunun bir tek üst kimliği vardır; o da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır”
********
Kemal Kılıçdaroğlu:
Üst kimlik olarak "Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı" tanımının yapılması uygun olur."
********
Eski CHP Milletvekili Emekli Büyükelçi Onur Öymen:
“Son zamanlarda sorumluluk taşıyan bazı siyaset adamlarının anayasada üst kimlik olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı’ kavramının kullanılmasını önerdikleri görülüyor. Oysa Atatürk’ün öncülüğüne, ulus devlet anlayışına dayanan Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana Türk vatandaşlarının üst kimliğinin ’Türk Milleti’ olduğu kabul edilmiştir. Atatürk devrimlerinin temel taşlarından biri budur. Bu anlayış bütün anayasalarımızda yer almaktadır
********
CHP Milletvekili İsa Gök:
"Sayın Kılıçdaroğlu'nun SKY TV'de Türklüğü etnik kimliğe indirgeyen Amerikan projesinin savunucusu olduğunu hayretle gördük.
Anayasamızda Türklük bir etnisite değildir.
Fransa'daki "Fransız", İngiltere'deki "İngiliz", ABD'deki "Amerikan" tanımı nasıl etnisiteyi içermezse, Türkiye'deki "Türklük" de bir etnisiteyi içermez.
Türklük kavramı 1921, 1924 ve 1961 Anayasamızda yer alır.
Yargıtay'ın onlarca yıldır verdiği tüm kararlarda Anayasa'daki "Türk" kelimesinin "Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes" anlamında olduğu belirtiliyor.
********
İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey:
“ABD emperyalizminin dayattığı karşıdevrim anayasasının
                      en yıkıcı, en karanlık planı,
    "Türk milleti" kavramının hukuk dışına sürülmesidir”
 
“Yurttaşlar topluluğu, millet değildir. Ahali ile millet, çeşitli etnik kalabalıklar ile millet bir tutulamaz.  
Millet olmaktan vazgeçerek, yurttaş kalabalığı olmanın sonucu, ayakaltında kalmak, dağılmak, devletsiz kalmaktır.
Çağımızda millet yoksa, devlet de yoktur. Yürütülen planın hedefi de budur”
 
           “TC yurttaşlığından söz edenler, 
            ya tarih bilinci olmayan cahiller 
                           ya da 
Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmakla görevlendirilmiş
                        hainlerdir."
 
"Milleti olmayan bir devlet yoktur. Yurttaş ise, o milletin mensubu olan bireyin devletiyle olan bağını ifade eder”
 
“Yurttaşlar topluluğu aldatıcı, sahte bir kavramdır. O nedenle ‘TC yurttaşlığı’, aslında yurttaşlık değildir.
Türk milleti olmazsa, Türkiye Cumhuriyeti de olamaz. Olmayan Cumhuriyetin yurttaşı da olamaz.”
 
“Türkiye halkı Cumhuriyeti birlikte kurarak, devrim yaparak Türk milletini oluşturmuştur.
Mazlumlar Dünyasına örnek bir devrimle Türk milleti olduk!” dedi.
 
"AKP iktidarı döneminde, Türk milleti düşmanlığında Abdullah Öcalan’ın dahi önüne geçildi.
Erdoğan-Güller, şimdi ABD planları çerçevesinde bizi etnik topluluklar kuyusuna atmak ve devletsizleştirmek girişimi içindedirler.
Yandaşları ise PKK’dir.
AKP’nin her ‘açılımı’nda ön alan Kılıçdaroğlu da, katarın son vagonunda yerini almıştır”
 
“ABD’nin tezgâhladığı Anayasa yapılır ve Türk milleti anayasadan çıkarılırsa, bunun sonucu dağılmadır.
Türk milleti kavramını Anayasa dışına sürmek, kabul edilemez.
Bu yolla Kürtlerimizi birlikte yaşamaya ikna etmek de mümkün değildir”
 
"BOP Eşbaşkanlığı Yardımcılığı heveslerini ortaya koyan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Bölünme Anayasası girişimine, “uzlaşma” aldatmacasıyla ortak olmuşlardır.
Ey CHP ve MHP’liler, hiçbir vatansever, sonu ihanet olan bu gidişe seyirci kalamaz. Sizi isyana davet ediyoruz!”
 
“Türkiye, bölünme veya dağılma seçenekleri dayatmasına, devrimle yanıt verecek, Milletin gönüllü birliğini yeniden sağlayacaktır”
 

İnsan yakanlarla centilmenlik anlaşması yapılabilir mi

Ali Serdar Bolat     12 Mart 2012

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu diyor ki:
"Sayın Başbakan'a çağrıda  bulundum. "4+4+4 konusunda uzlaşalım" dedim.
Uzlaşma kültürünü de böylece yerleştirmiş oluruz.
Ama Sayın Başbakan kabul etmedi.
"Hangi konuda uzlaştık ki bu konuda uzlaşalım" diyor.
Anayasa konusunda uzlaştık ya. Uzlaşma Komisyonu kurduk ya.
Ama Sayın Başbakanın bunlardan haberi yok.
Çünkü kendisinde uzlaşma kültürü yok. Postmodern anlayışı var"

Anayasa konusunda uzlaşmışlar ama Başbakanın haberi yokmuş.
Ne bu, komedi filmi mi çeviriyoruz.

Aslında Başbakan uzlaşmadı ki. Sadece CHP'yi ve MHP'yi aldattı.
Onlar da bilerek veya bilmeyerek tuzağa düştüler. Her iki olasılık birbirinden beter.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, 4 Mart 2012 Ümraniye Milli Anayasa Forumu'nda dedi ki:
"AKP ile centilmenlik anlaşması yaptık, üzerinde uzlaşılamayan maddeler gündeme getirilmeyecek."

Sayın Kılıçdaroğlu, Kamer Genç, ağzınızdan çıkan lafı kulağınız duyuyor mu?
İnsan yakanlarla centilmenlik anlaşması yapılabilir mi?
Onlarla uzlaşılabilir mi?
İnsan yakan kişi aynı zamanda centilmen olabilir mi?

İnsan yakanlar demokratik Anayasa yapabilirler mi?
Hem "Diktatör" diyorsunuz, hem de "Uzlaştık, uzlaşalım, centilmenlik anlaşması"...
Ne yaman çelişki.

Tuzağa düştünüz. "Bilerek düştünüz" demeye dilim varmıyor.
Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na katılıp masaya oturmakla:
1 - Bu Meclisin yeni Anayasa yapma yetkisi olduğunu,
2 - AKP'nin "Birlikte Anayasa yapılabilecek demokratik, meşru bir parti" olduğunu
kabul etmiş oldunuz.

Anayasamızın 87. Maddesi, TBMM'nin neler yapabileceğini bir bir saymaktadır.
Bunlar arasında "Yeni Anayasa" yapma yetkisi yoktur, ancak değişiklik yapma yetkisi vardır.
CHP ve MHP olarak bunu bile söyleyemediniz. Yazıklar olsun.

12 Eylül 2011 referandumunda AKP'nin Anayasa değişikliği ile Yargıyı Hükümete bağladığını, kuvvetler ayrılığı prensibini yok ettiğini, yani demokrasiyi rafa kaldırdığını gördünüz.
Bunu yapan bir partiden nasıl demokratik bir Anayasa yapmasını bekliyorsunuz?
Hem de AKP "Yargıyı denetimine alan maddeleri Yeni Anayasa'da aynen koruyacağını, bunun kırmızı çizgisi olduğunu" beyan etmişken.
Sizin ise hiçbir kırmızı çizginiz yok.

Uzlaşma Komisyonu'nda üzerinde anlaşmaya vardığınız maddeler TBMM'de oylandıktan sonra, AKP centilmenlik anlaşmasını bir tarafa atarak üzerinde uzlaşılmayan maddeleri de BDP'nin de desteğiyle Meclis'ten geçirecek.
Bunu göremiyor musunuz?  Görmemeniz mümkün değil.
Bu noktadan sonra "Biz bu yeni Anayasa'yı kabul etmiyoruz" diyebilecek misiniz? Diyemezsiniz.
Demek ki, CHP ve MHP'nin Uzlaşma Komisyonu'na katılması, AKP ile PKK'nın ortaklaşa çıkaracakları Bölünme Anayasası'nı kabul edeceklerinin şimdiden beyan edilmesidir.
Böyle olmasaydı, "Bu Meclis Anayasa yapamaz, AKP hiç yapamaz, Meclisten geçirse bile kabul etmeyiz, dünyayı başlarına yıkarız" demeleri gerekirdi.

Siz Anayasa için uzlaşırsanız, AKP sizinle başka konuda uzlaşmaz.
Örneğin Milli Eğitim konusunda hiç uzlaşmaz.
4+4+4 komisyonundan tekme tokat atılırsınuz, gırtlağınız sıkılır.

Sayın Bülent Esinoğlu (İP MKK Üyesi) olayı şöyle açıklıyor:

"Eğer siz Anayasa Komisyonunda, bölünme Anayasasının yapımında, AKP’liler ile bir masaya oturursanız,
Amerika bölünme Anayasasını, sizin üzerinizden meşrulaştırmak isterken, siz onlarla o masaya oturursanız,
Milli Eğitim masasına sizi oturtmazlar. Tekme tokat atarlar.
Bir yerde beraber olup, öte tarafta direnmeye kalkarsanız, sizi halka "bozguncu" diye takdim ederler.
"Darbeciler yargılansın, suçlular ayıklansın" dediğiniz gün, AKP’nin değirmenine su taşımaya başladınız.
AKP artık her konuda sizin üzerinizden meşrulaştı. AKP’nin emperyalizmden aldığı talimatları, yerine getirmesinde hep AKP’ye destek oldunuz
Bundan sonra yeni Anayasa yapımında masada otursanız da oturmasanız da ilkesel olarak kaybettiniz.
Bu AKP dayağından sonra da, masada oturmaya devam edecek misiniz?
Ederseniz, sizin Milli eğitim konusundaki direnişin samimiyetine kim inanır?"
Madımak hala yanıyor
İnsan yakan yaratıkların avukatları AKP üst düzey yönetici koltuklarında oturuyor.
AKP'nin HSYK'sının yetkilisi demeç verdi: "Yapılacak bir şey yok, zaman aşımı kararı verilir."
AİHM'in insanlık suçlarına zaman aşımı uygulanmaması yönündeki kararına uygun olarak verilebilecek olan bir kararı bu talimatı ile önledi.
AKP, "Zaman aşımını uygulayın, çatlak ses çıkımasın" talimatı ile yargıya müdahale etti.
İnsan yakan yaratıkların ceza almaması için böylesine gayret gösteren bir parti ile mi Anayasa yapacaksınız
Dahası, AKP, Danıştay'a başvurulması ihtimaline karşı ilgili Danıştay dairesi hakimlerini değiştirdi.
İnsan yakan yaratıkları koruyanlarla centilmenlik anlaşması yapılır mı, uzlaşma komisyonu kurulur mu

3 Mart 2012 Cumartesi

Anayasa Forumu'na çağrı

"Emek Düşmanı, Bölücü, Gerici Anayasa'ya hayır"

Yöneten:
Ferit İlsever
 
Konuşmacılar: 
Kamer Genç, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, Doç. Dr. Cüneyt Akalın
 
4 Mart Pazar  Prenses Düğün Salonu Ümraniye
Mithatpaşa Cad. No:102  İrtibat: 0216-3440102   0542-3994144

                 *********************

Hüsamettin CİNDORUK ( TBMM Eski Başkanı)
Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL (Dışişleri Eski Bakanı)
Yekta Güngör Özden (Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı) ve
Prof. Dr. Kemal ALEMDAROĞLU (İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü)'nün
                      çağrısıyla başlayan
Anayasa Forumu'nun 8. toplantısı Ümraniye'de düzenleniyor

İlan için tıklayınız:

 

Amerika'nın 2008'deki CHP planı gerçekleşiyor

CHP, 2008 tarihli ABD raporuna göre şekilleniyor.

75 sayfalık raporun tarihi: 18 Ekim 2008
Hazırlayan:
John Hopkins Üniversitesi'ne bağlı ABD-İsveç merkezli Silkroad Enstitüsü
Yani CIA'nın yan kuruluşu

+++

Raporun 72. sayfasında aynen şunları okuyoruz.
"Yolsuzluklar konusunda kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'den istifa etmeye ikna edilecek olan Deniz Baykal'ın yerine geçecek"

+++

Raporu hazırlayanlardan biri olan Svante E. Cornell, bu raporu dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e vermişti.
Onur Öymen, bu raporu şüphesiz Genel Başkanı olan Baykal'a ulaştırdı.
Baykal, "Yahu beni böyle bir şeye nasıl ikna edebilirler ki" diye düşünmüş olmalı ki, raporu ciddiye almadı.
Amerika'nın gücünü küçümsedi.
Kaset ortaya çıkınca, iş işten geçmişti.

Halbuki raporu okur okumaz bir basın toplantısı düzenleyerek: "CIA beni düşürmek için plan yapmış, her türlü tertibi yapabilirler" şeklinde açıklama yapsaydı, tertiplerin önünü alabilirdi. Ama Amerika ile olan bağları buna engel oldu.

Belki de "Ben Anayasayı, kanunları çiğneyerek Siirt'te Tayyip'in seçilmesine yardımcı oldum, bu iyiliğimi ABD unutmaz, bunu bana yapmaz" diye düşünmüş olabilir.
Emperyalistlerde VEFA duygusu yoktur. Kullanır atarlar. "Sifonu çekmeyin" yakarışı her zaman işe yaramaz.

Deniz Baykal'ı "CHP'den istifaya ikna edecek" olan kasetlerin kimler tarafından düzenlendiği gayet açık değil mi?
Rapordan 2 yıl sonra, 2010'da Baykal'ı CHP Genel Başkanlığından istifa etmeye işte böyle ikna ettiler.

Kılıçdaroğlu'nun kimler tarafından CHP'nin başına atandığı da bu belge ile tescillenmiş oldu.

Baykal, bu raporu bildiği halde, kasetlerin FETÖ marifeti olduğunu anladığı halde, Pensilvanya'ya mesaj yolladı, "Pes ettim, artik başka kaset çıkarma" demek istedi.
"Hocaefendinin bu işle ilgisi yok" mesajının asıl anlamı bu idi.

Kılıçdaroğlu'nun CHP üst yönetimine FETÖcüleri ataması, "siyaset yapmayan cemaatlere saygılıyız" beyanları ve Şubat 2012'de Amerika'dan gelen Fethullah Elçilik Heyeti'ni merasimle kabul etmesi, Feto'nun kaset hizmetine karşı şükran ifadeleridir.

+++

CHP'den "Yeni CHP" diye söz eden CIA raporunda aynen şunları okuyoruz:
"CHP, yeniden Avrupa tarzı ve Avrupa merkezli bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıkacak"

+++

CIA raporundaki "Yeni CHP" adlandırması Kılıçdaroğlu'nun dilinden düşmüyor.
Raporda gösterilen "Avrupa merkezli sosyal demokrat parti" hedefi, Atatürkçü CHP'liler arasında kısaca "SHP'lileşme" olarak özetleniyor.
Yani "batıcı sol" bir çizgi hakim olacak.

Son kurultay öncesi tüm gaz tenekelerinin hep bir ağızdan "CHP solculaşıyor" diye yaygara koparması ve bu koroya Cumhuriyet ve Sözcü'nün de dahil olması, ABD etkinliğinin genişliğini gösteriyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı FETÖ sevdalısı Gürsel Tekin, konu ile ilgili olarak dedi ki:
"İnsan hakları, demokrasi, özgürlük mücadelesi bir SHP'lilik gibi algılanıyorsa, olabilir.
Bu, CHP'nin eski geleneğinde var"

Enver Aysever ekledi:
"Eğer CHP'nin SHP olması Kürt sorununda çözüme gitmekse, bence bu doğru."

+++

CHP, 26 Şubat 2012 Kurultayı'nda, raporda gösterilen hedefe bir adım daha yaklaştı.
Kılıçdaroğlu, muhalifleri etkisiz hale getirdi.
Delegeler "Belediye Başkanı adayı yaparız, Belediye Meclisi listelerinde ön sıralarda yer veririz, yakınlarına belediyelerde iş ayarlarız" gibi vaadlerle kontrol altına alındı.
Önümüzdeki dönem, muhalifleri tasfiye dönemi olacak.

+++

"Sosyalist Enternasyonal"den CHP'ye mesaj

Emperyalist Batı ülkelerinin denetiminde olan ve amacı kendisini solcu, sosyalist, ilerici olarak gören kişileri emperyalistlerin politikalarına bağlamak olan, bu amaçla da sahtekarca bu adı taşıyan "Sosyalist Enternasyonal"  örgütünün Genel Sekreteri Louis Ayala, CHP Kurultayı'nı izlemek için Ankara'ya geldi ve "Yeni CHP" yönetimini destekleyen bir mesaj verdi.
CHP, maalesef bu uğursuz örgütün üyesi.

Aydınlık, 28 Şubat 2012

+++


2 Mart 2012 Cuma

MGK kararı milli güvenliğimize aykırı


Ali Serdar Bolat   2 Mart 2012


Son MGK toplantısından çok vahim bir karar çıktı.
"Milli Eğitim Bakanı da MGK'ya katıldı, asker 4+4+4 formülüne ayar çekti, evde eğitim ikinci 4 yıldan sonraya alındı, bu da 27 Şubat müdahalesi" gibi zırtapozca yorumlar bu vahim kararı gölgede bıraktı.
Karar şu:
"Suriye'de devam eden şiddet, yıldırma ve toplu kıyım eylemlerine uluslararası toplumun seyirci kalmaması gerektiği vurgulanmıştır"

Peki, nedir bu uluslararası toplum?
Çin, Rusya, İran, Irak, Lübnan, Latin Amerika ülkeleri, BRICS ülkeleri ve benzerleri Suriye'ye müdahaleye karşı olduklarına göre, "Uluslararası toplum" sözü ile bunlar kastedilmiyor.
"Uluslararası toplum" demekle Afganistan, Irak ve Libya halklarının katilleri olan emperyalist ülkeler, yani Amerika ve Avrupa Birliği kastediliyor.
Bir de Katar ve Suudi Arabistan başta olmak üzere emperyalistlerin tetikçileri var, onlar emir kulu, onlara çağrı yapmak gereksiz.


Bu karar, milli güvenliğimize aykırı.
Niçin?

Barzani ve PKK'nın tüm çabalarına rağmen, Suriye'deki Kürtler ayrılıkçı bir harekete ikna edilemiyordu.
Amerika, Kürtleri Esad'a karşı kışkırtmak için, Suriye'li saygın Kürt lider Meşal Temmo'yu bir suikast düzenleyerek öldürdü ve cinayeti Suriye hükümetinin düzenlediğini öne süren yoğun bir propaganda süreci başlattı.
Ancak Suriye Kürtleri bu dolmayı yutmadılar ve Esad karşıtı cepheye katılmadılar.
Daha sonra PKK, cinayette görev aldığını itiraf etti.

Bu sorunu çözmek için, isyancı "Ulusal Konsey"in Başkanı Burhan Galyun, Tunus toplantısında "Esad'ın devrilmesi durumunda Kürtlere özerklik vereceğiz" diye ilan etti.

Suriye müdahalesinin asıl amacı, Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nin kilit taşı olan Büyük Kürdistan'ın Suriye parçasının da kopartılmasıdır.
Suriye parçası, Irak'tan kopartılmış olan Barzani parçası ile birleşecek, bu kargaşada Türkiye parçası da kopartılacaktır.

Suriye'ye saldırı ve Esad rejiminin yıkılması Suriye'nin parçalanması ile sonuçlanacaktır.
Bu, kaçınılmazdır. Irak'taki senaryo aynen tekrarlanacaktır. Plan budur.
Suriye'nin bölünmesi, Türkiye'nin bölünmesini hızlandıracaktır.
Kürt kökenli yurttaşlarımız, "Barzani bölgesi + Suriye Kürt Bölgesi" birleşik çekim gücünün cazibesine hızla kapılacaklardır.

Zaten PKK çoktan uluslararası topluma "Türkiye'ye müdahale edin" çağrısı yapmıştı.
BDP, Uludere olayı dolayısı ile, uluslararası toplumun mahkemesine Türk Ordusu'nu savaş suçlusu olarak gösteren dava başvurusunu yaptı.
Mahkeme, başvuruyu kabul etti.

Şimdi çelişkiye bakalım:
---Uluslararası toplum Türk Ordusu'nu savaş suçlusu olarak yargılıyor.
---Türkiye uluslararası toplumu Suriye'ye müdahaleye teşvik ediyor.
    Türkiye bu müdahale için neyi bahane ediyor?
    "Şiddet, yıldırma ve toplu kıyım eylemleri" varmış Suriye'de.
   Biliyoruz ki, bu eylemler isyancı teröristlere karşı yapılıyor.

   Peki, yakın gelecekte PKK ve BDP isyana başlarsa, teröristler BDP'nin özerklik ilan ettiği bölgede bu özerkliği hayata geçirmek için köy, kasaba ve şehirlerde köşe başlarını tutarlarsa, aynen bugün Suriye'de olduğu gibi polise askere ateş açmaya başlarlarsa, ne yapacağız? "Aman bunlara karşı ateş açmayalım, yoksa uluslararası toplum toplu kıyım yapıyoruz diye müdahale eder, iyisi mi bırakalım ayrılsınlar, o bölgeden askeri polisi çekelim" mi diyeceğiz?

   Zaten uluslararası toplumun "Ermeni soykırımı yaptınız" diye feryat etmesi bir tarih merakından ileri gelmiyor, amaçları Türkiye'de kışkırtacakları bölücü Kürt ayaklanmasını bastırmaya kalktığımızda: "Ermenilere yaptıkları gibi Kürtlere de soykırım uyguluyorlar" diyebilmek için şimdiden kamuoyu yaratmak.

Siz bugün Suriye'nin silahlı isyancıları bastırmasını "toplu kıyım" olarak nitelerseniz, ilerde çıkaracakları bölücü Kürt isyanını bastırma hareketimizi "toplu kıyım" olarak nitelemelerine nasıl itiraz edebileceksiniz?

Uluslararası toplum bugün nasıl Suriye'de isyan tezgahlıyorsa, ilerde Türkiye'de de tezgahlayacak.
Amerika haritasını bile yaptı. 4 ülkeden parça koparıp "Büyük Kürdistan" kuracak.
Irak tamam. Bugün Irak'ta yapılan Suriye'de tekrarlanmaya çalışılıyor. Sırada Türkiye.
Bugün Suriye'ye yönelttiğiniz her suçlama, yarın bölücü Kürt ayaklanması durumunda Türkiye'ye yöneltilecektir.
Bugün Suriye'ye saldıranlar, yarın Türkiye'nin bölünmesinin önünü açtıklarının acaba farkında mıdırlar?
ABD görevlilerini, yandaş medyayı kastetmiyorum, onlar yaptıklarının bilincindeler. Onların yaygaralarına kapılanlara soruyorum

4 Türk komutan Suriye'de esir alındı

Hassaniye saldırısı
++++++++++++++++
 
23 Şubat 2012 sabahı Hatay - Altınözü - Karbeyaz yakınlarında sınırı geçen eşkiya çetesi Hassaniye yakınındaki Suriye karakoluna saldırdı.
Karakolun etrafındaki 3 mayın patladı, 7 eşkiya parçalanarak öldü.
Suriye birliğinin açtığı ateş sonucu yaralananlar oldu, bozguna uğrayan gurup kaçarken etrafa ateş açtı, Kavur Köyü'nden Muti Gandur öldü, birkaç köylü yaralandı.
Kaçanları takip eden Suriye askerleri, 5 eşkiyayı yaralı olarak ele geçirdi.
Sağ kalan diğerleri Türkiye'ye geri kaçtılar.
Saldırganların başında, 120 Suriye asker ve polisinin öldürüldüğü Cisreşşuğur baskınını yapan Sari Hammudi ve Mahmun Hammudi ile kod isimleri Zafer ve Dabığ olan 2 kişi vardı.
Yaklaşık 40 kişilik gurubun çoğunluğunu Libyalı, Yemenli ve Suudi "Vahhabi Cihadçılar" oluşturuyor.
 
Humus'ta 2 Türk istihbaratçısı daha yakalandı
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Suriye yetkili kaynakları, 22 Şubat 2012 günü Humus'ta 2 Türk istihbaratçısının ve üst düzey bir Suudi subayın yakalandığını, Türklerin kendilerini "diplomat" olarak tanıttıklarını duyurdu.
Daha önce de Suriye'de 49 Türk istihbaratçı yakalanmıştı. Onların iadesi için anlaşma sağlandı, ancak anlaşmanın uygulandığı teyit edilmedi.
 
Azaz  saldırısı
++++++++++++
  
Kilis yakınlarından Suriye'ye giren çete ile Suriye ordusu arasında 25 Şubat Cumartesi günü başlayan çatışma 3 gün sürdü.
Çatışma Selam sınır kapısına yakın Azaz kasabası yakınlarında yoğunlaştı.
Çetecilerden çoğu öldürüldü, kaçabilenler Türkiye'ye döndü.
Yakalananlar arasında 4 Türk ile 1 Fransız vatandaşı da var.
İddialara göre 4 Türk resmi görevli idi ve çetecilere komutanlık yapıyorlardı.
(Not: "Komutan" sıfatını "Türk Ordusu'na mensup subay" olarak anlamayınız. "Çeteye komuta eden kişi" anlamındadır)
 
Suriye resmi haber ajansı SANA, Türkiye'den giriş yapan bir araçta 26 silah yakalandığını duyurdu.
 
Humus'ta yakalanan Fransızlar
++++++++++++++++++++++++++
 
Humus'un Bab el-Amr ve Hamidiye semtleri ile Zabadani'de yakalanan 1500 civarında  isyancı terörist arasında bulunan Fransızlar "Savaş esiri hukuku istiyoruz" dediler.
Suriye makamları, "Fransa'nın Suriye'ye açıkça savaş ilan etmediği" gerekçesi ile isteği reddetti.
 
Lübnan'dan sızan ve Fransız askerlerce yönetilen Libyalı, Yemenli, Suudi ve Iraklı teröristlerin oluşturduğu "Vahhabi Lejyonu", Humus'un bu iki semtinde hakimiyet kurmuştu.
20 kadar Fransız asker ve Fransız İstihbarat Örgütü DGSE'ye mensup bir subay yakalandılar.
Lejyon vasıtasıyla Suriye'ye sızmış olan bir Amerikan gazeteci ve bir Fransız foto muhabiri de olaylar sırasında öldüler.
Suriye, ölen gazetecilerin ülkeye kaçak girmiş olmaları nedeniyle sorumluluk kabul etmeyeceğini bildirdi.
 
Bir hafta sonra Fransa Rusya'dan yardım istedi, ayrıca evvelce geri çekmiş olduğu Büyükelçisini Şam'a geri gönderdi.
Pazarlıklar devam ediyor.

********
Saldırılara ait haritalar için tıklayınız:
********