9 Mayıs 2016 Pazartesi

Davutoğlu ve PKK kabul etti, Tayyip reddetti (Saray Darbesi - 4)



PKK'nın Kandil şeflerinden Duran Kalkan Saray Darbesi hakkında şöyle konuştu:

ABD, Türkiye ve PKK'dan silahların susmasını istedi. PKK ve Başbakan
Davutoğlu kabul etti, Tayyip Erdoğan reddetti. PKK ile mücadelenin durmasını
isteyen Davutoğlu hükumetinin başını Erdoğan yedi.

AKP üzerinde Erdoğan ve ABD'nin ciddi bir çekişmesi ve mücadelesi var.
ABD, Erdoğan'ın savaş politikasını aşacak bir siyaset istiyor. Erdoğan bu yüzden
Davutoğlu hükumetinin başını yedi.

Türkiye'nin PKK ile mücadele etmesi ABD politikalarına hizmet etmiyor,
bu yüzden ABD Türkiye içinde bir çatışma ortamı istemiyor.

Erdoğan ile ABD'nin politikaları karşıttır. Erdoğan ve ABD arasında, 7 Haziran
seçimi öncesine benzeyen bir durum yaşanıyor. Sanki ABD, Erdoğan'ın
üzerine bir çizgi çekmiş durumda.


arşiv:
Yeni Osmanlı olsaydık Serok Ahmet'in kellesi gitmişti (Saray Darbesi-1)
Serok Ahmet o gece sabaha kadar ağladı (Saray Darbesi - 2)
Paralel Serok Ahmet Ergenekon'a karşı (Saray Darbesi - 3)


Paralel Serok Ahmet Ergenekon'a karşı (Saray Darbesi - 3)


Serok Ahmet'in 3 koldan yürüttüğü "Paralel Serok Ahmet" projesi derin bir
hüsranla sonuçlandı.

Birinci kol : PKK - PYD koruyuculuğu

Serok Ahmet Açılım'ın sona erdirilmesine, hendekler kazıp bombalar tuzakla-
yarak özerklik ilanına hazırlanan PKK ile mücadelenin başlatılmasına derinden
karşı çıkıyor, bu konularda ABD ve AB yetkilileri ile görüşmeler yapıyordu.

Tayyip Bey ise, PKK - HDP'nin Haziran seçimlerinden sonra her türlü koalis-
yonu destekleyerek başkanlık planlarına karşı hareket ettiğine inanıyordu. Ve bu
yüzden kinlendiği eski Açılım ortağına karşı TSK'nın başlattığı mücadeleyi des-
teklemek durumunda kalmıştı.

Serok Ahmet, TSK'nın "PKK-PYD Fırat'ın batısına, Cerablus'a geçemez.
Kobani ve Afrin kantonlarını birleştirip Türkiye-Suriye sınırının tamamında
hakimiyet kuramaz" kırmızı çizgisine de derinden muhalefet ediyordu.
Bu durum, Foreign Policy dergisinde çıkan yazı ile dünyaya ilan edildi.

Tayyip Bey, PKK-HDP-PYD'nin güçlenmesinin kendi başkanlık planlarına
karşı tehdit oluşturduğunu sezdiği için Amerika'nın PKK planına karşı TSK'nın
açtığı mücadelenin peşine takılmak durumunda kalmıştı, yoksa milli olduğu ve
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü savunduğu için değil.

ABD'nin PKK ve PYD politikalarına tam uyum sağlayan Serok Ahmet, dolaylı
olarak Tayyip Bey'in başkanlık projesine çelme takmış oluyordu.

Diyarbakır'da kendisini "Serok Ahmet" ilan etmesi, "Paralel Serok Apo" olma
hevesinin dışavurumu idi. Böylece ABD'ye "Ben istediğiniz adamım, Tayyip
gibi değilim" mesajını veriyordu.

İkinci kol : Fethullah ile işbirliği

Tayyip Bey, Fethullah Terör Örgütü (FETÖ) konusunda da Serok Ahmet'in
ağır ağır kendi denetiminden çıktığını gördü. Serok Ahmet, 17-24 Aralık'ta
yolsuzlukları bahane edip Tayyip Bey'e karşı darbe yapmaya kalkışan FETÖ
ile dolaylı yollardan dirsek temasına geçmişti. Fethullahçı Abdullah Gül ve
Bülent Arınç Serok Ahmet'in arkasında duruyordu. Tayyip Bey, en tehlikeli
rakibi olan Fethullah ile dirsek temasına geçen Serok Ahmet'in gizli gizli
altını oymasına daha fazla izin veremezdi.

Serok Ahmet, FETÖ bağlantısını 30 Nisan 2016 günü gazetecilere açıklama
yaparken açık etti. Ergenekon davası ile ilgili yorum yaparken şöyle dedi:

"Ergenekon ve Paralel Yapı benzeri oluşumlarla da, kim olursa olsun, müca-
dele etmemiz lazım. Paralelin mevcudiyeti Ergenekon'u, Ergenekon'un mevcu-
diyeti Paralel'i meşru kılmaz. İkisi de aynı ölçüde illegal yapılardır."

Serok Ahmet, böylece, CIA denetiminde kumpaslar kuran FETÖ ile FETÖ'nün
sahte belgeler düzenleyerek yarattığı gerçekte var olmayan Ergenekon'u aynı
kefeye koymuş oldu. Hem de Yargıtay'ın çok açık kararına rağmen.

Bu tavrı ile Fethullahçı kumpasçılara hak vermiş oldu. Tayyip Bey'in "Kumpas
var, aldatıldık." sözlerini ayağının altına alıp çiğnemiş oldu. Bu tutumu ile de
Tayyip Bey'i çok korkuttu. Artık ona güvenmesi mümkün değildi.

Üçüncü kol: Başkanlık oylaması konusunda acele etmesi

Sanki bir an önce başkanlık kararı çıkarmak istermiş gibi bir tutum içerisinde
idi Serok Ahmet. 330 Milletvekili sayısına ulaşmanın garanti olmadığı bir ortamda
oylamaya gitmek istemesinin asıl amacı oylamayı kaybederek Tayyip Bey'in
başkanlık hayalini sandığa gömmek idi. Tayyip Bey onun bu aceleciliğini işte
böyle yorumluyordu. Onun için de "Şimdi erken, daha olgunlaşması lazım"
deyip duruyordu Tayyip Bey. Amacı erken bir seçim ile HDP'yi ve MHP'yi baraj
altında bırakarak oylarını arttıramasa bile Milletvekili sayısını arttırmak ve 330
sayısını yakalamaktı.

Saray Darbesi'nin perde arkası işte böyle.

Serok Ahmet, bu tutumları ile Kılıçların Efendisi'nin AKP içindeki izdüşümü
görüntüsü veriyordu. Kendisinden helallik almasının nedeni de budur.

Bakınız:
Rıza Zelyut, "Davutoğlu - FETÖ çizgisi" Aydınlık, 6 Mayıs 2016

arşiv:
Yeni Osmanlı olsaydık Serok Ahmet'in kellesi gitmişti (Saray Darbesi-1)
Serok Ahmet o gece sabaha kadar ağladı (Saray Darbesi - 2)
http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2016/05/serok-ahmet-o-gece-sabaha-kadar-aglad.html

Serok Ahmet o gece sabaha kadar ağladı (Saray Darbesi - 2)

Aydınlık, 9 Mayıs 2016

Serok Ahmet cenahınca yayımlanmaya başlayan gaz tenekelerinden
biri olan KARAR yazarı Vahdettin İnce 8 Mayıs 2016 günlü "Silopili yaşlı
amca yalnız mı kaldı?" başlıklı köşe yazısında bu hazin ağlama olayını
ayrıntılı olarak anlattı. İşte o yazının özeti:

********

7 Haziran seçimlerinden sonra Çankaya Köşkü'ne bir çalıştay için gittim.
Barış sürecinin sona erdiği, hendek savaşlarının başladığı, hükumetin de
operasyonlar için düğmeye bastığı günlerdi.

Davutoğlu konuşmasını yaparken, "Bu adam bu kararı verirken eminim
ağlamıştır." dedim. Yanımda danışmanlarından biri vardı. "Sabaha kadar
gözüne uyku girmedi. hep ayaktaydı ve durmadan ağladı." dedi.

Çalıştayda "Sayın Başbakan, bu çatışmayı durdurun" dedim. Çünkü Eski
Türkiye'nin Kürt sorunu karşısında devreye soktuğu tek refleks güvenlikçi
yaklaşımdı. Eski Türkiye, şiddetle, dayakla, ölümle, sürgünle, operasyonlarla
Kürtleri birlikte yaşamaya mecbur bırakmayı temel politika olarak izlerdi.

Yeni Türkiye söyleminin etkin olduğu, bunu destekleyen önemli bir pratiğin
(Açılım demek istiyor) devrede olduğu şu günlerde yeniden şiddetin egemen
olması ortamı zehirleyebilirdi. Bu yüzden bu durumun Başbakan'ın içine
sinmediğini hissetmiş ve "durdurun" demiştim.

Başbakan, bana “ ne yapalım?” sorusuyla karşılık vermişti. Bu, ceberut
devletin itiraz etmeye kalkan bir vatandaşı azarlamasına benzemiyordu.
Şiddeti şehirlere taşıyan bir örgütün şiddetle karşılık vermeye mecbur bıraktığı
babacan bir yöneticinin bu anlamda başka seçeneğinin olmamasından
kaynaklanan ızdırabının ifadesiydi.

Çalıştay tamamlandıktan sonra Başbakan’ın danışmanına, Başbakan’a
vermek üzere “Kürdinsan” adlı kitabımı verdim. Kitap dediğim çocukluğumdan
itibaren Kürt sosyal yaşamına dair gözlemlerimden oluşan anlatılardan ibarettir.

Bir gün telefonum çaldı. Başbakanlık’tan arıyorlardı. Sare Hanımefendi
görüşmek istiyor dediler. Heyecanla buyursunlar dedim. Hanımefendi kitabımı
okumuş. "Ben bu kitapta kendimi buldum" anlamında bir ifade kullandı.
"Siz neler çektiyseniz, Batı Anadolu'da biz de aynısını çektik." dedi. Bir ara
sözü hendek savaşlarına getirdi ve "Ahmet Bey bu kararı verirken sabaha
kadar uyumadı. Oradaki çocuklar ne olacak diye ağladı." dedi.

Yazı şöyle sona eriyor: İmam Zeynelabidin her gece yoksulların kapısına gizlice
yiyecek bırakırmış. O ölüp de yiyecekler kesilince kimin getirdiğini anlamışlar.
Serok Ahmet de Kürtlerin derdine deva oluyormuş. O Başbakanlıktan ayrılınca 
Silopili yaşlı amca da yukarıdaki örnekteki yiyecek yardımı kesilenler gibi çaresiz
mi kalacakmış.

Yazının tamamı için bakınız:

arşiv:
Yeni Osmanlı olsaydık Serok Ahmet'in kellesi gitmişti (Saray Darbesi-1)

8 Mayıs 2016 Pazar

Yeni Osmanlı olsaydık Serok Ahmet'in kellesi gitmişti. (Saray Darbesi-1)

"Stratejik Derinlik" kılıfı altında yıllardır ülkemizi komşularıyla düşman hale
getiren ve bu yüzden bölücülerin "Serok Apo" dan sonra ikinci başkan payesi
verip "Serok Ahmet" diye göklere çıkardıkları sevgili Başbakanımız kendi açtığı
derin stratejik çukura düştü.

Dua etsin ki, o kadar uğraştıkları halde Türkiye'yi "Yeni Osmanlı" yapamamışlardı
Eğer yapabilmiş olsalardı Serok Ahmet çukura düşmekle kurtulamazdı, kellesi de
giderdi. Çünkü Osmanlı'da Padişah Sadrazamın kellesini alma hakkına sahipti.

Tayyip Bey nasıl "kandırıldım" diyerek Ergenekon suçunu FETÖ'nün, Açılım
suçunu da PKK'nın üzerine atma becerisini gösterdi ise, şimdi de Stratejik
Derinlik suçunu Serok Ahmet'in üzerine atacaktır. Çünkü Mısır Firavunlarından
beri gelenektir: Muktedir asla hata yapmaz, yanılmaz. Hataların ve günahların
üzerine yıkılacağı bir günah keçisi her zaman bulunur.
Aydınlık, 7 Mayıs 2016

Beyaz Saray'a yakınlığı ile bilinen Foreign Policy (Forın Polisi = Dış Politika)
Dergisi, Tayyip Bey'in yaptığı AKSaray Darbesi'ni "America Loses Its Man
in Ankara" (Amerika, Ankara'daki adamını kaybetti) sözleriyle yorumladı.

Yazıyı odatv Türkçeleştirdi. Bakınız:


John Hudson imzasıyla yayımlanan makalenin açıklamalı özeti şöyle:
(Ayraç içleri tarafımdan eklenmiştir)

Davutoğlu, IŞİD ile mücadelede Amerika'nın sahne arkasındaki müttefiki idi.
Peki şimdi ne olacak?

Davutoğlu ABD için güvenilir bir müttefik olarak görülüyordu ve Erdoğan'ın
artan otoriterliğinin yanında ılımlı bir duruşa sahipti. Becerikli ve saygın bir
diplomattı. IŞİD'e karşı verilen savaşta Amerika için çarpışan Kürtlere
karşı daha toleranslı (hoşgörülü) idi.

General John Allen şöyle dedi: "Yeni Başbakan'ın (IŞİD'e karşı verilen savaş
ve PYD-PKK'ya yaklaşım) konusunda tutumu bütünüyle farklı olabilir."

Şimdiki ve eski (ABD) Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de, Davutoğlu'nun ABD'li
diplomatlarla kurmuş olduğu yakın ilişkilerin kaybedilmiş olabileceğini
söylediler.

ABD, iki yıldır, Türkiye'yi IŞİD'e karşı mücadeleye odaklanması için ikna etmeye
çalışıyordu. Fakat Erdoğan PKK'ya karşı mücadeleyi sürdürmekten yana idi.

Şu anda Türkiye, Amerika'nın Suriye'deki Kürt güçlere (PKK'nın Suriye kolu olan
PYD'ye ve onun silahlı gücü YPG'ye) verdiği destek konusunda keskin bir
şekilde Amerika ile ters düşmüş durumdadır.

Dört ay süren kanlı bir çatışmanın ardından Kobane'yi IŞİD'in elinden almayı
başaran (PKK'nın Suriye kolu) YPG Batı'nın ve ABD'nin saygısını kazanmış
ve ABD'nin bölgede en önem verdiği kara gücü olmuştu.

Fakat Ankara, PKKnın uzantısı olduğunu öne sürdüğü YPG'yi Türkiye'nin
ulusal güvenliği için tehlike olarak tanımlamaktadır.

(Bu yüzden), Suriye-Türkiye sınırındaki Menbic'de oluşturulan yabancı savaş-
çılar (Amerikancı yobaz teröristler) için güvenli geçiş yolu kapanmak üzeredir.
(Çünkü) Türkiye, Kürt savaşçıların (PYD-PKK'nın) Menbiç'i ele geçirmelerini
engellemektedir. (TSK'nın "PYD Fırat'ın batısına geçemez" kırmızı çizgisini
kastediyor)

ABD Dışişleri görevlisi McGurk (Mekgark)'ın Kobane'de YPG ile görüşmesinin
fotoğrafları yayımlanınca Erdoğan ABD'yi Türkiye'nin düşmanları ile işbirliği
içerisinde olmakla suçlayarak "Size nasıl güveneceğiz? Sizin ortağınız biz
miyiz yoksa Kobane'deki teröristler mi? demişti.

Davutoğlu, ABD'nin Suriye'deki Kürtleri (PKK'nın Suriye kolu PYD ve YPG'yi)
desteklemesi konusundaki tepkileri ılımlı bir şekilde karşılayan (tepkileri azalt-
maya çalışan) bir muhataptı. Gerçi eli zayıf bir Başbakandı ve düşük seviyede
bir güce sahipti ama ABD'li yetkililerin düşüncelerini ve kaygılarını nakletmek
için (kullanabildikleri) iyi bir kanaldı.

Türkiye-Suriye uzmanı Andrew Bowen şöyle dedi: "Davutoğlu'nun ayrılması,
Erdoğan'a hükumetin Kürtlere pragmatik bir çerçeveden bakmasını tavsiye
edecek önemli bir sesin kısılması anlamına geliyor."

(Tercümesi:
Davutoğlu'nun ayrılması, Tayyip Bey'e "Amerika'nın PYD ve YPG'ye yardım
etmesine, PKK-PYD'nin Menbic, Azez ve Cerablus'a girerek tüm Suriye
sınırımızı ele geçirmesine karşı çıkma. Nasıl Barzani'nin Irak'ın kuzeyinde
devlet kurması Türkiye için tehlike değilse, PKK'nın da Suriye'nin kuzeyinde
devlet kurması tehlike değil." diye tavsiyede bulunabilecek önemli bir sesin
kısılması anlamına geliyor.)

Adını vermek istemeyen ABD'li bir yetkili, Davutoğlu'nun gitmesinden sonra
Ankara'nın muhtemelen Suriye'deki Kürt Güçleri (PKK-PYD) konusunda
ABD'ye karşı daha fazla direnç göstermeye başlayabileceğini söylüyor.

Kürt azınlık (PKK terörü) konusunda Davutoğlu belirgin şekilde güvercin
olarak tanımlanabilecek bir çizgideydi.

Geçtiğimiz ay bir gazeteye konuşan Davutoğlu, PKK'yı silah bırakmaya ikna
etmek için yeniden müzakere masasına oturduğunu söylemiş, ancak Erdoğan
bu görüşü kınayarak PKK'nın bütünüyle bozguna uğratılmasının ön şart olduğunu
söylemişti. Bunun üzerine Davutoğlu 5 Nisan günü sözlerini geri almıştı.

Erdoğan'ın olumsuz tutumu Kürt gurupları ile (PKK ile) çatışma yaşamalarına
neden oluyor. Erdoğan'ın sert tutumu bu sorunu çözmesine ve şiddeti sona
erdirmesine (Açılım'a geri dönerek PKK ile mücadeleye son vermesine) engel
oluyor. Erdoğan'ın deneyimleri bunları yapması için yeterli değil.