13 Temmuz 2011 Çarşamba

Suriyeli Kürt lider: "Bölücülük çıkar yol değil"

İşte iki karşıt görüş.
 
AKP koruması altında Hatay'da toplanan Suriye muhalefeti içindeki Kürt temsilciler hem Suriye hem de Türkiye'deki Kürt sorunu hakkında bölücü yaygaralar koparırlarken,
 
Suriye hükümetinin düzenlediği toplantıda, Suriyeli Kürt lider, Türkiye Kürtlerine "Bölünmeyin" çağrısı yapıyor.
 
"İleri demokrat" AKP tarafında mısınız, "Zalim diktatör" Esad tarafında mısınız. karar sizin.
 
Aydınlık yazarı Hasan Bögün ve Gamze Çınlar, Şam'dan bildiriyor:
 
 
Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faruk el-Şara başkanlığında Şam'da toplanan 200 kişilik gurup, Esad'ın reform programını ulusal bir eylem planına dönüştürmak için çalışmalara başladı.
 
Gurupta yer alan Kürt lider Ömer Osso şöyle dedi:
"Suriye Kürtleri, ülkenin bölünmez parçası ve tek (üniter) yapı içinde eşit yurttaşlardır.
Tayyip Erdoğan Türkiye'de de, Suriye'de de bölücülüğü kışkırtıyor.
Başka türlüsü mümkün değil. Suriye'de bölücülük yaparsan, kendi ülkeni de bölersin.
Suriye'de karışıklık çıkaranlar, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) başarıya ulaşmasını isteyenlerdir.
Erdoğan, BOP yüzünden karışıklığa alet oluyor, Türkiye'de olduğu gibi bizi de bölmeye çalışıyor.
Biz Suriyeli Kürtler, bu ülkenin asli unsuru olarak, dış saldırıya karşı sonuna kadar ve şiddetle karşı duracağız"
 
 

Fenerbahçe'ne sahip çık



Cemaat Fener'le başa çıkamaz
++++++++++++++++++++++++++
 
"Şike" yaygaraları ile yapılmak istenen, Fenerbahçe'yi denetim altına almak, diğer kulüplere de aba altından sopa göstermek.
Federasyon, "Mahkeme sonucunu beklemeyiz, delillere göre karar veririz" demekle, AKP'ye biat ettiğini göstermiş oldu.
Böylece "İleri Demokrasi"lerde mahkemelere gerek olmadığını, bazı kurum ve kuruluşların "delillere bakarak" sanıkları cezalandırma hakkı olduğunu da öğrenmiş olduk.
 
Peki, yadeliller Ergenekon, Balyoz vesaire tertiplerinde görmüş olduğumuz gibi polis tarafından düzenlenmişse?
Ergenekon Savcısı, "O CD'leri delil torbasına sehven koymuşum" diye duruşmada itiraf etti.
Avukatlar o CD'lerin "El konulan delil tutanağı"nda olmadığını farkedip işin üzerine gitmeselerdi, o CD'lerin üzerinde Savcının el yazısı ile yazılmış bir kağıt olduğunu tesbit etmeselerdi, o CD'lerdeki sahte Delillere dayanılarak insanlar suçsuz yere mahkum edileceklerdi.
"Şike" delillerinde de benzer bir durumun olmadığı ne malum?
Gerçek olup olmadığı mahkeme tarafından tesbit edilmemiş olan delilere dayanarak Federasyon nasıl karar verebiliyor?
Buna hakkı var mı?
 
Bu bir "Fethullah Operasyonu"dur. İşin özü budur.
 
AKP Milletvekileri, AKP Başbakanı, AKP Cumhurbaşkanı "dokunulmazlık" zırhı arkasına saklanmışlar, "malı götürme" suçlaması ile yargılanmaktan kurtulmuşlar.
AKP belediyelerinin "malı götürme" suçları AKP Bakanının izin vermemesi nedeniyle soruşturulmamış.
Gemicikler hangi parayla alınmış, unlar nasıl akıtılmış, listelesen cilt cilt kitap olur.
 
Bütün bu yağmalar hasır altı edilirken, Fenerbahçe olayını "yolsuzluğun üzerine gidilmesi" olarak göstermek, operasyonun asıl amacını gözlerden kaçırmaya hizmet eder sadece.
"Şike" olayının "Çıkar amaçlı örgüt eylemi" haline dönüştürülmesi çabaları, Fenergenekon işaretleri vermektedir
 
 
Neden Fenerbahçe?
İktidarın ve Fetullah tarikatının bir türlü ele geçiremediği bu alan, 20 milyon taraftarı ve milyarlarca liralık rantıyla ağızlarını sulandırıyor.
Aziz Yıldırım'ın adı çeşitli bahanelerle Ergenekon soruşturmalarına karıştırıldı.
Şimdi de şike için "Ergenekon işi" deniliyor.
Ergenekon tehdidi ile tüm kulüpler Fetullah tarikatına boyun eğdirilmek isteniyor

Suriyeli sığınmacılar geri dönmeye devam ediyor

Ali Serdar Bolat    9 Temmuz 2011
 
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 5 Temmuz günü açıkladı:
 
"Suriye'den bugüne kadar 15.351 Suriyeli giriş yaptı.
Bunlardan 5.673 kişi kendi isteği ile ülkelerine döndüler.
Sığınmacı sayısı 9.678'e düştü
Suriyeli sığınmacıların geri dönüşleri devam etmektedir"
 
Bu açıklamadan sonra, 6 ve 7 Temmuz'da 473 sığınmacı daha döndü.
Dönenlerin sayısı 6.096 kişiye ulaştı.
 
Yandaş gaz tenekelerinin geri dönüşleri önlemek için attıkları palavralar işe yaramadı.
İşte faydasız kalan yaygaralarından birkaç örnek:
Türkiye gaz tenekesi: "Suriye dönenleri kurşuna dizdi"   (18 Haziran 2011)
Star gaz tenekesi: "Suriye'ye dönen 65 mülteci öldürüldü" (18 Haziran 2011)
Zaman gaz tenekesi: "Ordu yolları kesti, Suriye'den kaçış zor"  (20 Haziran 2011)
 
Sığınmacı (mülteci) tezgahı böylece boşa çıktı.
Türkiye'den giriş yapıp 120 Suriye asker ve polisini, ve birçok sivili öldürüp cesetleri parçalayan, yakıp yıkan NATO'cu çeteler, Suriye ordusu'nun yaklaştığını haber alınca Türkiye'ye geri kaçarken:
"Biz yandaşları öldürdük, ordu da yönetim karşıtlarını, Sünnileri öldürür, bizimle beraber gelin.
Türkiye'de el üzerinde tutulacaksınız. Amerika, Avrupa bizi destekliyor. Tayyip Bey size ev, bol paralı iş verecek"
diye binlerce kişiyi aldatarak Türkiye'ye getirmişti.
 
Rahat evlerini bırakıp bu masallarına kanarak gelenler, el üstünde tutulmak bir yana, çadırlarda dar bir arazide adeta hapis hayatı yaşamaktan bıkmışlar, çocuklar hastalanmış, yardımlar aşiret ileri gelenlerinin karaborsa ağına düşmüştü.
 
Evlerini özleyenler, ev ve bol paralı işten ümidini kesenler dönmeye başladı.
 
Amerikancı yandaş gaz tenekelerinin sığınmacıların ağzından uydurup yazdıkları
"Canlarını zor kurtardılar. Suriye ordusu kadınlara tecavüz edip göğüslerini kesiyordu. Hamile kadın can havliyle kendini sınırdan Türkiye'ye attı. Her şeylerini geride bırakıp kaçtılar. Ordu tanklarla, toplarla hücum etti. Kendini ormana atan canını kurtardı"
gibi Meşhedi palavraları doğru olsaydı, gelenler geri döner miydi?

"Kirli Fener Kalmasın" yutturmacası

Fenerbahçe ve diğer bazı takımların yöneticileri gözaltına alındı.
Hemen sonra Deniz Feneri sanıkları için de gözaltı kararı çıktı.
 
Yandaş basın yaygarayı bastı: "Kirli Fener kalmasın"
Yani Fenerbahçe ve Deniz Feneri pislikleri temizlenecek, bu iki fener pir-ü pak olacakmış.
Bu dolmayı aziz halkımız ballı börek gibi yiyip yuttu.
Halbuki bu iki fenere yapılan operasyonlar tamamen zıt amaçlara yönelik.
İşte yutturmacanın içyüzü:
 
Fenerbahçe
++++++++++
Başta AKP'li belediyeler olmak üzere tüm yandaşlar hakkında deliller de gösterilerek örneğin CHP'nin açıkladığı yolsuzluk iddialarının soruşturulması için izin vermeyen AKP'nin Fenerbahçe'ye yaptığı operasyonun amacının "yolsuzluğu cezalandırmak" olduğunu pabucuma anlatın.
 
Bu operasyonla AKP şu mesajı vermektedir:
"Türkiye'de bu işler benim kontrolüm altında yapılır. Hem siyasi olarak karşımda durup hem de benden habersiz böyle işlere kalkışırsan oyarım."
 
Yani Fenerbahçe operasyonunun amacı, tüm takımların yönetimlerini AKP'ye biat ettirmek.
Önce AKP'ye biat et, sonra ister şike yap, ister yolsuzluk, rahat rahat uyu be kardeşim.
 
Deniz Feneri
+++++++++++
Bu davanın dosyaları 3 yıldır bekletiliyor.
Alman mahkemesi: "Asıl suçlular Türkiye'de" demişti 3 yıl önce....
Ama suçlular 3 yıldır ellerini kollarını sallayarak serbestçe gezdiler.
Ergenekon, Balyoz, Fenerbahçe sanıkları gibi sabaha karşı evleri basılmadı, tutuklanmadılar, bilgisayarlarına el konmadı, evleri, işyerleri aranıp evraklara el konulmadı, geçmişe ait telefon konuşmaları basına servis edilmedi.
Çünkü AKP iktidarı, yandaşları olan bu sanıkların suçsuz olduğuna, delilleri karartmayacağına gayetle emindi. (!)
Ergenekon, Balyoz vesaire tertiplerinin sanıkları "kaçabilir, delilleri karartabilir" diye 3-4 senedir tahliye edilmezken, Deniz Feneri Efendileri hortumladıkları paraları bir güzel yediler.
 
Bu arada aziz halkımızın fereranduma "yes" demesi ile, HSYK, Danıştay, tüm yargı AKP'nin eline geçti.
Özel yetkili mahkemeler zaten AKP denetiminde idi.
AKP yandaşı Deniz Feneri sanıklarını AKP denetimine geçmiş olan mahkemelerin yargılamasında bir sakınca kalmamıştı..
Mahkeme sonunda mahkum olmaları gibi bir tehlike kalmamıştı çünkü..
 
Gözaltılar eşliğinde davayı başlatmanın bir başka amacı da, sanıkları Almanya mahkemelerinden kaçırmaktı.
Bir sanık aynı suçtan iki yerde yargılanamıyor.
Alman mahkemesine: "Sanıkları size veremeyiz, çünkü iddianameyi hazırladık, gözaltına aldık, biz yargılayacağız" diye cevap verilecek.
Almanya'daki dava kapanacak, dosya Ankara'ya "emin ellere" gelecek...
Böylece Deniz Feneri Efendileri kurtarılacak.
 
İşte "Kirli Fener Kalmasın" yutturmacasının içyüzü:
Fenerbahçe yöneticileri cezalandırılarak AKP'ye biat etmeleri sağlanacak,
Deniz Feneri Efendileri ise "gözaltı" göz boyaması ile ceza almaktan kurtarılacak.
 
Konuyu Aydınlık çizeri Derya Sayın muhteşem bir şekilde özetledi. Buyrun:
 
 

3 Temmuz 2011 Pazar

AKP, Filistin örgütlerine: "Milli Hükümet kurmaktan vazgeçin" baskısı yapıyor

3 Temmuz 2011
El-Fetih, Milli Filistin Hükümeti kurmak için HAMAS'a el uzatmış, aracı olması için AKP hükümetine başvurmuştu.
Filistin örgütlerinin birleşerek milli bir hükümet kurmaları ve Birleşmiş Milletler'e devlet olarak tanınmak için başvurmaları Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'ne ve İsrail'in çıkarlarına aykırı idi.
Bu yüzden AKP, El-Fetih'in çağrısına sessiz kaldı.
Olaya Mısır el koydu.
El-Fetih ve HAMAS Kahire'de buluştu, milli bir hükümet kurulması konusunda anlaştılar, diğer Filistin örgütleri de anlaşmaya katıldı.
AKP'nin, dinsiz (!) El-Fetih'e karşı Müslüman HAMAS taraftarlığı yaparak Filistin'in bölünmüş olarak kalmasını sağlama siyaseti çöktü.
El-Fetih, HAMAS ve diğer örgütler aralarında ilelebet çatışıp güçten düşecek, İsrail rahat edecekti.
Bu çatışmaya son vermek için ağırlığını koyan yeni Mısır hükümeti, Mübarek'in ABD-İsrail eksenli siyasetinden farklı bir tutum izleyeceğini ortaya koymuş oldu.
Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abas, Filistin Devletinin kurulması için Eylül ayında Birleşmiş Milletler'e başvuracaklarını açıkladı.
192 üyeli Genel Kurulun 128 üyesi onay verirse Filistin Devletinin kurulması kabul edilecek.
Şu ana kadar 120 devlet onay vereceğini bildirdi.
Ancak, oylama gününe kadar milli bir hükümet kurulması lazım.
El-Fetih ve HAMAS, Başbakanın ve bakanların kimliği konusunda henüz anlaşamadılar.
Tam bu noktada AKP son gayretini göstererek El-Fetih'ten Mahmut Abas'ı ve HAMAS'tan Halid Meşal'i Ankara'ya davet etti.
AKP, Mahmut Abas'a "Halid Meşal da burada, ortak bir basın toplantısı yapıp hükümeti kurmayı ertelediğinizi açıklayın" diye baskı yaptı.
Abas bu emrivakiye sinirlenerek bavullarını toplamaya başladı.
Ancak güçlükle kalmaya ikna edilen Abas, Meşal ile buluşmaya yanaşmadı.
Suudi Basın Ajansı, planı açık eden şu haberi yayımladı.
"Abas, Meşal ile görüşmemekle birlikte, Türk makamları aracılığı ile, hükümeti kurmayı ertelediğini Meşal'e iletti"
Bu yalan haber, Suudilerin de Amerika-İsrail-AKP komplosunda yer aldıklarını gösteriyor.
Abas, AKP'nin baskısına direniyor.
AKP, Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı rolünü oynamaya devam ediyor.

    Aydınlık, 2 Temmuz 2011 sürmanşet 
Konu ile ilgili 10 Mayıs tarihle yazımı tekrar veriyorum:
Filistin'de AKP kaybetti, Mısır öne geçti
+++++++++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat      10 Mayıs 2011
AKP, Filistin politikasını HAMAS'ı destekleme görüntüsü altında yürütüyordu.
HAMAS, dinsiz (!) El-Fetih ile çarpışıyor, Filistin İsrail karşısında bölünmüş, güçten düşmüş bir durumda bulunuyordu.
Sünni HAMAS, bu destek görüntüsü altında Şii İran'dan ve İran'ın müttefiki Suriye'den kopartılmaya çalışılıyordu.
Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olduğunu defalarca ilan etmiş olan Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki görevi, HAMAS'ı kendi tarafına çekerek ABD politikasına bağlamaktı.
Van minıt, Mavi Marmara gösterileri vesaire hep bunun içindi.
HAMAS da, "Böyle bizden yana Sünni kardeşlerimiz varken ne işimiz olur Şiilerle" deyip AKP yörüngesine girecekti.
Daha geniş bir perspektifte, İran'a sempati ile yaklaşmaya başlamış olan Arap kamuoyu ve Suriye dahil bazı Arap yönetimleri de, İran yerine İsrail karşıtı (!) Türkiye'nin çekim alanına gireceklerdi.
Filistin anlaşması soğuk duş etkisi yaptı
++++++++++++++++++++++++++++++++++
El-Fetih lideri Mahmud Abbas, HAMAS ile anlaşma isteğini Türkiye'ye iletti.
Bu haber, AKP'de soğuk duş etkisi yaptı. AKP Hükümeti bu konuda sessiz kaldı.
İsrail, anlaşmaya tepki gösterdi.
İsrail Cumhurbaşkanı Peres şunları söyledi:
"Kurucularından birinin terör örgütü olacağı bir ülkenin oluşumuna dünya destek vermez.
Seçimlerde hem Gazze hem de Batı Şeria'da terör örgütü iktidarı ele geçirebilir.
Bu anlaşma bir Filistin Devletinin oluşturulmasını önler, barış şansını ve istikrarı sabote eder"
Amerika da paniğe kapıldı.
ABD Dışişleri Sözcüsü, Amerika'nın şu an için Filistinlilere yaptığı yardımları devam ettirdiğini, ancak ittifak konusunda daha fazla bilgi almak istediğini belirtti.
Böylece, Türkiye-İsrail-Amerika üçlüsü Filistin barışı karşısında ortak tavır almış oldular.
"Van minıt" ve Mavi Marmara gösterilerinin aldatmaca olduğu bir kere daha ortaya çıktı.

HAMAS: "Suriye'ye sırtımızı dönmeyiz"
+++++++++++++++++++++++++++++++++
HAMAS'ın siyasi kadrosu, çalışmalarını çok uzun zamandır Şam'da sürdürüyor.
Batı destekli bir kısım Arap medyası "Hamas Suriye'yi terk edecek, Mısır ya da Katar'a gidecek" yönünde haber yaptı.
Sözde Suriye yönetimi Alevi idi, ve ayaklanan çoğunluktaki Sünnilere karşı katliam yapıyordu.
Bunun için, Sünni HAMAS da Suriye muhalefetinin yanında idi ve bu yüzden HAMAS yönetimi Suriye'yi terk edecekti.
HAMAS lideri Halid Meşal bu haberi şöyle yalanladı:
"Şam'da kalacağız ve Suriye yönetimine destek vermeye devam edeceğiz.
Hamas, zor günlerinde Suriye'ye sırtını dönmeyecektir"
HAMAS siyasi kanat üyesi İzzet el-Raşk da, örgütün siyasi kadrosunun Şam'dan ayrılmasının söz konusu olmadığını açıkladı.
Bu yalanlama, BOP görevlilerinde ikinci soğuk duş etkisine neden oldu.
Mısır öne geçti
++++++++++++
El-Fetih lideri Mahmud Abbas'ın anlaşma isteğini Türkiye duymazdan gelince, Abbas yüzünü Mısır'a çevirdi.
Mısır olaya el koydu.
Mahmud Abbas, HAMAS'ın kontrolündeki Gazze'de seçimlere gitmeye hazır olduğunu söylemişti.
Yeni Mısır yönetimi, hemen HAMAS ile temas kurdu. Birkaç gün içinde HAMAS'ı ikna etti.
HAMAS yöneticileri anlaşmayı imzalamak için Şam'dan Kahire'ye giderken Ankara'ya haber vermediler.
AKP'nin uzun uğraşılar sonunda HAMAS ile ulaştığı düzlem, El-Fetih'in müdahalesi ile anında çöktü.
El-Fetih, Amerika'dan aldığı yardımları kaybetme riskini göze alarak Filistin Ulusal Birliği için esaslı bir adım attı.
Politikasını Filistin'deki bölünme üzerine inşa etmiş olan AKP kaybetti, Büyük Ortadoğu Projesi büyük bir yara aldı.
Yeni Mısır yönetimi, Filistin Ulusal Birliği'ni sağlama yolunda attığı adımla eski Mübarek yönetiminin İsrailci-Amerikancı politikasından sapma gösterdi.
"Mübarek'e karşı isyanı Amerika düzenledi" iddiası derin bir yara aldı.
Sonuç olarak:
-- El-Fetih Amerikancı politikasından ayrılma işaret verdi
-- Yeni Mısır yönetimi, eski yönetim gibi kayıtsız şartsız İsrail-Amerika yörüngesinde olmayacağı işaretini verdi
-- HAMAS, Amerikancı AKP yörüngesine girmekten kurtuldu.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İsrail şıkır şıkır oynuyor

AKP Hükümeti Haçlı saldırganların öncü kuvveti olarak Suriye ile hır çıkarma yolunda ilerledikçe, İsrail sevinçten ne yapacağını bilemiyor, şıkır şıkır oynuyor.

İsrail hükümetinin görüşlerini yansıtmasıyla tanınan Haaretz gazetesinde Zvi Barel imzası ile yayımlanan yazıda özetle şunlar söyleniyor:

"İki taraftan (Türkiye ile İsrail kastediliyor) iyi niyetli insanlar (Türkiye ve İsrail Başbakanları kastediliyor) ilişkileri düzeltmeye çalışıyorlar.
Örneğin İsrail Başbakanı Netenyahu, Tayyip Erdoğan'ı seçim zaferinden dolayı kutladı.
Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin soğuması da, (Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin düzeltilmesine) yardımcı oluyor."

Zvi Barel, asıl müjdeli haberi yazısının sonuna saklamış. Diyor ki:

"Türkiye, hiçbir ülkenin (İran ve Suriye kastediliyor)
                       İsrail ile ilişkilerini koparması konusunda
                                               kendisine baskı yapmasına izin vermedi."

Hızını alamayarak, bakın İsrail hükümetine ne öneride bulunuyor:

"Türkiye ile yeni bir girişim başlatmanın en doğru zamanı.
Türk vatandaşlarının öldürülmesi konusunda Türkiye'den özür dilemek İsrail için felaket olmaz.
Özür dilemek suçu kabul etmek anlamına gelmez"

Plan şöyle:
Türkiye hır çıkarıp Suriye ile ufak çapta çatışma çıkarsın, NATO da "Üyemiz Türkiye'ye yardıma gidiyoruz" bahanesiyle Suriye'ye saldırabilsin.
Çünkü Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya'nın şiddetli muhalafet yüzünden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden Libya için çıkardıkları gibi bir kınama kararını Suriye için çıkaramıyorlar.
Çıkarabilseler, aynen Libya'ya yaptıkları gibi durumdan vazife çıkarıp Suriye'yi de bombalamaya başlayacaklar.
Ama karar çıkaramıyorlar, tek çare Türkiye'nin hır çıkarması, yani Haçlı ordusunun öncü birliği görevini görecek Türkiye.

Türkiye eğer bu görevi başarı ile yapar da Esad rejimi yıkılıp aynen Irak'ın bölündüğü gibi Suriye de bölünür ve Kuzeydoğu Suriye'de özerk bir Kürt bölgesi kurulursa, İsrail değil özür dilemek, AKP'nin ayaklarının altını bile öper.

Çünkü o zaman, Suriye'deki Kürt bölgesi, Irak'taki Barzani devleti ile birleşip, Türkiye'den güneydoğu bölgesini koparmak için daha büyük bir kuvvetle yüklenebilecektir.

İran başta olmak üzere bölge ülkelerini karşısına almış olan Türkiye bölgede yalnızlaşacak, Barzani Devleti + Suriye Kürt Bölgesi + PKK birliğinin baskılarına karşı koyamayarak parçalanacaktır.

Silivri Esiri E. Org. Çetin Doğan'ın dediği gibi:
"Suriye'ye müdahale, Türkiye'yi bölünmeye götürebilir.
Suriye veya İran'a yapılacak bir harekata katılmak, ülkemize ihanet olur."


Yeni Şafak'ın başına hangi taşın düştüğü anlaşıldı

Asia Times Online yazdı, İşçi Partisi MKK Üyesi Bülent Esinoğlu açıkladı:

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, 2003 yılında Amerika'nın zulmünden kaçıp Suriye'ye sığınan 1,5 milyon Sünni Iraklı Arabı Irak'a geri gönderme tehdidinde bulunmuş.

Böyle bir durum ne Irak'ın, ne de Irak Başbakanı Maliki'nin işine gelir.
Çatışmalar artar, Irak'ta şu anda görülen sahte denge bozulur.
Amerika'nın Suriye'de yaratmaya çalıştığı huzursuzluk Irak'a aktarılmış olur.

Bu yüzden, Şam Valisi Esad'a "Çekil git" diyen Osmanlı Sultanı'nın sesi kısıldı, 
başta Yeni Şafak olmak üzere tüm yandaş gaz tenekeleri, Amerikancı holding medyası şaşkınlığa düştü.
Bu yüzden Yeni Şafak gaz tenekesi
"Hatay'daki mülteciler ülkelerine dönmeye başlarken,
 Batı basını Türkiye ile Suriye arasında gerilimi tırmandırmaya çalışıyor.
diye yazdı, Hatay'daki kamptan Suriye'ye dönen sığınmacıların otobüsün pencerelerinden Esad lehine sloganlar attığını yazdı.

Ben de, 8 Haziran tarihli yazımda:
"Suriye düşmanlığı körükleyen Yeni Şafak gaz tenekesi nasıl oldu da gerçekleri yazdı, başına taş mı düştü, itiraf edeyim anlayamadım"
demiştim.

Osmanlı Sultanı'nın ve gaz tenekelerinin başına düşen taşın Suriye'deki 1,5 milyon Iraklı Sünni Arap sığınmacı olduğu anlaşıldı.
Bülent Esinoğlu'nun dünkü yazısının başlığı "Anlaşıldı" idi.

"Sünnilere eziyet ediyor", "Sapık Nusayri, Alevi diktatör" diye karalanmaya çalışılan Beşar Esad'ın 1,5 milyon Sünni sığınmacıya kol kanat gerdiği, yedirip içirdiği, barınak ve yiyecek temin ettiği gerçeği ortaya çıkacak, yalanları anlaşılacak diye gaz tenekeleri korku içindeler.