28 Eylül 2011 Çarşamba

Cebinde özerklikle dönüyor


Ali Serdar Bolat    24 Eylül 2011
Obama, 90 dakikalık görüşmede, Tayyip Erdoğan'ın önüne "özerklik" görevini koydu.
Tayyip Erdoğan, "BOP Eşbaşkanı" olduğunu defalarca kameralar önünde ilan etmişti.
BOP'un en önemli görevi, Büyük Kürdistan kurulması idi.
Bunun için de, Türkiye'nin güneydoğusunun önce özerk, sonra federatif, daha sonra bağımsız olması gerekiyordu.
İlk adım olan özerklik şu anda Erdoğan'ın kucağında.
 
Aydınlık'ın ulaştığı bilgilere göre "Açılım"a hız verilecek.
 
BDP küçültülecek.
Kandil'deki teröristlerin bir kısmı Barzani'nin peşmerge ordusuna katılacak.
Türkiye hükümeti "özerklik" yolunda çamura yatarsa bunlar tekrar PKK üniformaları giyip kaldıkları yerden devam etmek üzere hazır bekleyecekler..
 
Kandil'dekilerin diğer kısmı ise Türkiye'ye dönecek, aftan yararlanıp siyasete atılacaklar.
 
Tayyip Erdoğan ise tarihi bir konuşma yaparak özerkliğin terörü nasıl bitireceğini ballandırarak anlatacak.
"Bu şekilde kan duracak, barış gelecek" diyecek.
 
Amerikancı, Fethullahçı, yobaz, bölücü tüm basın yayın organları "PKK'yı bitirerek teröre son veren" ileri demokrat Başbakan'ı öve öve göklere çıkaracaklar, "İkinci Atatürk" ilan edecekler.
 
Özerklik önce 3 pilot bölgede, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep'te başlatılacak.
Daha sonra, BDP'nin özerklik ilan etmiş olduğu 22 bölgeye yayılacak.
Özerk bölgeler, şu anda faaliyette olan Bölge Kalkınma Ajansları ile sıkı işbirliği yapacak.
 
Toprak ağalarının kanunsuz olarak el koymuş oldukları hazine arazileri 2/B yasası bahane gösterilerek ağalara devredilecek.
Böylece yoksul köylünün toprak umutları mezara gömülecek.
 
Özerk Bölgelerin yerel yönetimleri (Belediyeler), bol miktarda PKK teröristi çalıştıran özel güvenlik şirketleri aracılığıyla yerel güvenlik örgütlenmesi gerçekleştirilecek.
Belediyeler ve özel şirketler, kendileri için gerekli olan sayının çok üzerinde güvenlik elemanı çalıştıracaklar.
Polisimn ve jandarmanın görevini bunlar üstlenecek, vatandaşların şikayetlerini polis veya jandarmaya değil, bu özel güvenlik güçlerine yapmaları teşvik edilecek, güzellikle yola gelmeyenlere zor kullanılacak.
PKK bu şekilde "yasal" olarak yurt içinde silah taşıma hakkına kavuşacak, "özel güvenlik" adı altında bölgeyi silahlı denetim altına alacak.
KCK kararlarında bu sisteme "Öz güvenlik sistemi" deniliyordu.
Bu işlere karşı çıkarak PKK'ya düşmanlık ve şey yapacak hiçbir kamu görevlisi kalmadığı da 5. Oslo görüşmeleri dolayısıyla anlaşılmıştı.
 
Özerk bölgelerde Kürt üniversiteleri kurulması için kredi verilecek.
Zaman içinde eğitim, sağlık ve bayındırlık hizmetleri önce "PKK'ya düşmalık ve şey" yapmayan Valilere, daha sonra da belediyelere devredilecek.
Böylece okulların eğitim programlarını, ders kitaplarını Belediyeler hazırlayacak, öğretmenleri Belediyeler işe alacak.
"Ana dilde eğitim"e böyle geçilecek.
Tüm devlet hastaneleri Belediyelere devredilecek, doktorları ve tüm mhastane çalışanlarını Belediyeler işe alacak.
Bayındırlık hizmetleri de aynı şekilde yerelleşecek.
Bağımsızlığa giden yolda Kürdistan'ın alt yapısı işte böyle hazırlanacak.
Bunlara uygun Yeni Anayasa yapılacak.
Aydınlık'a ulaşan bilgilere göre, AKP, muhalefetle gerekli görüşmeleri yaptı.
CHP ile anlaşma sağlandı, CHP içinde bu plana itiraz edecek 30 civarında milletvekilini de ikna etmek için yoğun çalışma yapılıyor.
MHP'nin de fazla gürültü koparmadan muhalefet sürdüreceği belirtiliyor. Ara sıra: "Bölücülük yapıyorsunuz, Türk Milleti bunu kabul etmeyecek" türü gaz alma demeçleri verecekler. Yapacakları bütün  muhalefet bu olacak.
 
AKP bu suretle "Yeni İleri Demokratik Anayasa" diye reklam ettiği Federasyon Anayasası'nı muhalefetle işbirliği içinde çıkarmış olacak.
 
Son aşama olarak Öcalan'a "ev hapsi" gündeme gelecek.
 
 
 

21 Eylül 2011 Çarşamba

PKK'lılara radyo televizyon kurma izni verdik

Oslo'daki Hükümet-PKK toplantısında Tayyip Erdoğan'ın Özel Temsilcisi Hakan Fidan övünerek anlatıyor:
(özetliyorum):
 
Yerel radyo ve televizyon kurmak isteyenler Başbakanlığa başvuruyor.
Güneydoğu'da bir ilden başvuru geldi. 4 kişi imzalamış.
Araştırdık gördük ki hepsi PKK üyesi veya sempatizanı.
Valiyi aradık. "Böyle bir talep var, ama hepsi örgüt üyesi, ne yapalım" diye sorduk
Vali dedi ki: "Efendim, zaten örgüt üyesi olmayan yok ki, verin gitsin"
Biz de tamam dedik, radyo-tv kurma iznini PKK'lı teröristlere verdik gitti.
 
Gördünüz mü, "PKK'lılara düşmanlık ve şey" yapmayan çok değerli Vali ve Emniyet Müdürlerimiz nasıl çalışıyor?
 
Olayı bir de Hakan Fidan'ın nefis (!) Türkçesinden okuyalım:
 
Hakan Fidan:
"yerel televizyon ve radyo kurmak isterse müracaatını yapıyor başbakanlığa. Başbakanlık rtüke rtükde başbakanlığa gönderiyor yönetmelikte böyle bir şey var. Başbakanlıkta ilgili kurumlardan verileri topluyor görüş oluşturuyor. İşte benim başkanlığımda bir komisyon toplanıyor atıyor imzayı gönderiyor. Şimdi bir il güneydoğuda oradan bir şey geldi dört tane isim var. Dört ismin dördünede örgüt mensubudur sempatizanıdır diye görüş var. Haklarında valiyi aradık dedikki eskiden benle beraber çalışıyordu. Dedim hayırdır ya dedim ben sana bir şey soracam şimdi nedir böyle böyle bir talep var. Dedi efendim zaten olmayan yok ki dedi verin gitsin dedi. Şimdi tamam dedik öyle verdik gitti."

Hükümet ile devlet arasındaki ilişki

 
AKP Hükümeti "PKK ile Hükümet değil devlet görüştü" saptırmacaları ile işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.
 
Hükümet ile devlet arasındaki ilişki, sürücü ile araba arasındaki ilişki gibidir.
Araba devlet ise, sürücü de hükümettir.
 
Araba kendi başına bir hareket yapamaz. Olduğu yerde durur.
Sürücü frene basarak, gaza basarak, debrayija basarak, vites değiştirerek, korna çalarak, direksiyonu sağa sola çevirerek arabaya birtakım hareketler yaptırır, yani arabayı idare eder.
 
Aynı şekilde, devlet görevlileri de, aynen arabanın tekerleği, freni vesaire gibi, kendileri hareket edemezler.
Hükümetten talimat almadan kendi kafalarına göre bir şey yapmaları mümkün değildir.
Bir eylem yapabilmeleri için Hükümetin emir vermesi gerekir.
Hükümet, programı ne ise, bu emirleri o programa uygun olarak verir. Hükümetin programı devlet görevlileri ve kurumlarınca bu şekilde uygulanır.
 
Başbakanın "PKK ile Hükümet değil devlet müzakere etti" demesi, "Yahu yanlış yola girdin" uyarısı yapıldığında sürücünün "Ben değil, araba girdi yanlış yola" demesi gibidir.
Şoför direksiyonu o yöne çevirmese araba o yola girer mi?
Aynı şekilde, Hükümet devlet görevlilerine "Şunu şöyle yap, bunu böyle yap" diye talimat vermekte, devleti görevlileri de o talimata uygun hareket etmektedirler.
 
Hükümet, belli bir müddet için devleti idare etmek üzere yetki almış olan insanlar gurubudur.
 
AKP saptırmacaları kimseyi aldatamaz.
 
+++++++++
 
Sürücü, araba ve Hükümet gözle görülür varlıklardır.
Sürücü bir insandır, araba bir makinadır, görebilirsiniz; Hükümet de Başbakan ve Bakanlardan oluşur, bir araya geldiklerinde Hükümeti görebilirsiniz.
Ancak, Yalçın Küçük'ün bugünkü Aydınlık'ta anımsattığı gibi, Hegel'e ve Marx'a göre devlet fiktiftir, yani bir tariftir, bir kurgudur.
"Getirin karşıma devleti göreyim" diyemezsiniz.
Fransa Kralı 14. Lui'nin dediği gibi: L'etat, c'est moi (leta, se mua = devlet benim)
Tayyip Erdoğan'ın demek istediği de bu, ama diyemiyor.
"Devlet başka, ben başka" diye makaraya sarıyor. İleriye dönük oy hesabı var çünkü.
14. Lui'nin oy kaygısı yoktu.
 
Marx'ın ünlü sözü:
Tarihte her şey iki kere yaşanır. İlki trajedidir, ikincisi komedi.
 

Hükümetin bilgisi dahilinde Ankara'da bomba


Ankara'daki bomba Hükümetin bilgisi dahilinde patlatılmıştır.

Başbakan'ın görevlendirdiği MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, kırmızı bültenle aranan ve görüldüğü yerde yakalanması gereken teröristle konuşurken bakın neler diyor:

Sabri Ok:
 "Bizim güçler her tarafta var onu söyleyelim. Türkiyenin her tarafında var 
Karadeniz'de de var Toroslar'da da var."

Afet Güneş:
"Biliyoruz metropolleride doldurdunuz bu arada patlayıcılarla doldurdunuz." 


Sabri Ok:
"Yok canım."


Afet Güneş:
"Hepsini biliyoruz."


+++

Başbakan'ın Özel Temsilcisi Hakan Fidan da, aynı toplantıda şöyle demişti:

Hakan Fidan:
"...geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle daha fazla mevzi kazanalım daha fazla örgütlenelim mantığı içerisinde. Bir noktaya kadar hani tolere edebiliyorsunuz çünkü dediğim gibi alandaki valiler emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda sizi bilmiyorum spesifik olarak isim vererek şikayet edebileceğiniz şu adam düşmandır bu adam şeydir."

Demek ki, Hükümetin örgütün kullanımına açtığı ve geliştirdiği "özgürlük alanı"na Hükümetin "bilgisi dahilinde" patlayıcılar doldurulmuş.

++++++++++++++++++


İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey’in açıklaması şöyle:

Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül Kliğinin, ABD planları kapsamında ve CIA denetiminde PKK ile yürüttükleri Oslo Müzakereleri, Başkent’in göbeğine bomba olarak düşmüştür.

Oslo Müzakerelerinin görüşme kayıtlarından, PKK’nın yurdun değişik yerlerine bombalar naklettiği açıkça ifade edilmektedir.
Yani İktidarın bilgisi dahilinde, PKK’ya açılan yeni özgürlük alanlarında bomba nakli yapılmakta ve patlatılmaktadır.


Saldırıdan Tayyip Erdoğanlar birinci dereceden sorumludur.
AKP İktidarının sürmesi Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir.

Görüşmeler, PKK'nın silah bırakması için yapılmıyor

Ali Serdar Bolat   21 Eylül 2011
 
Yandaş - Amerikancı Fethullahçı basın yayın organları hep bir ağızdan bağırıyor:
"PKK'ya silah  bıraktırmak için görüşülüyor, barış gelsin, kan dursun istemiyor musunuz?"
 
Külliyen yalan.
Görüşme tutanaklarını okuyun, silah bırakma konusunda tek bir sözcük geçmediğini göreceksiniz.
Tam aksine, PKK'ya silahlı gücünü koruma güvencesi veriliyor.
İşte Tayyip Erdoğan'ın Özel Temsilcisi Hakan Fidan'ın görüşmede söyledikleri:
 
++++++++
Hakan Fidan:"Çünkü bir şeyi beraber olgunlaştırıyorsunuz o perspektifin sınırları çiziliyor. Bu noktada sınırını çizdiğimiz amacına yönelik bir eylemsizliğin ve devamlılığının ben her türlü meşruiyeti ve ilerlemeyi sağlayacağı noktasında muazzam önemli olduğuna inanıyorum. Bu noktada zaten örgütün imkan ve kabiliyetleri yerinde duruyor. Buna paralel bizim de konuşma ve görüşme zemini içerisine girmemiz gerekiyor. Modalite olarak benim söyleyeceklerim bunlar."
++++++++

Gördüğünüz gibi, konuşulan konu "eylemsizlik".
Yani, silahlı güç varlığını sürdürüyor, ama istekleri adım adım yerine getirildiği için eylem yapmıyor.
Görüşmelerin temel anlayış noktası bu.
Hakan Fidan, "zaten örgütün imkan ve kabiliyetleri yerinde duruyor" diyor, yani PKK'nın silahlı kuvvetlerinin varlığının devam etmesini kabul ediyor.
"Eylem yapmayın ki istediğiniz kararları alıp uyguladığımızda meşruiyet sorunu olmasın" diyor.
Sözleri aynen şöyle:
"...eylemsizliğin ve devamlılığının her türlü meşruiyeti ve ilerlemeyi sağlayacağı..."
Yani diyor ki, eylem yapmayın, askere polise saldırmayın, bomba patlatmayın ki, istediğiniz kararları aldığımızda "Bu kararı aldık ama terör de durdu" diyebilelim.
 
Görüşmeler sırasında, örgütün isteklerinin bir kısmının kabul edilip uygulanması sırasında örgüt eylem yapmıyor.
Alınan tavizler uygulanıp bu mevzi pekiştirilince, sıra yeni bir tavize geliyor.
Eğer devlet ayak sürürse, eylemler yeniden başlıyor. Pusular kuruluyor, bombalar patlatılıyor.
"Barışçı" görüşmelerin devam etmesi terör eylemleri sayesinde sağlanıyor.
 
PKK acele ediyor, Amerika'nın da acelesi var.
AKP'nin oy hesabı yaparak tavizleri zamana yaymasına, işi savsaklamasına meydan vermiyorlar.
Hükümet ayak sürümeye başlayınca eylem başlıyor.
 
Görüşmelere katılan MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, Aydınlık'ta yayımlanan açıklamalarında şöyle diyor:
"Görüşmelere ara verilince eylemler artıyor"
 
"Görüşme" demek, "PKK'nın isteklerinden bir kısmının daha kabul edilmesi" demek.
Salam politikası. Mek parmak mek parmak.

Afet Güneş, AKP'yi ikiyüzlülükle suçladı

Ali Serdar Bolat   20 Eylül 2011
AKP Hükümeti ile PKK arasında yapılan 5. Oslo toplantısına katılan MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş'in değerlendirmelerini Aydınlık gazetesi 3 gündür yayımlamaya devam ediyor.


Afet Güneş şöyle diyor:
 
++++++++++++
 
"Bir taraftan en ince ayrıntıya kadar görüşmeler yapacaksınız, diğer taraftan terör örgütü diyerek aşağılayacak, suçlayacaksınız.
Operasyon yapacaksınız, "Terörle mücadele ediyorum" diyeceksiniz. Bu, ikiyüzlülüktür"
 
Afet Hanım, AKP Hükümetinin "Terörle mücadele ediyorum" demesini "ikiyüzlülük" olarak nitelendiriyor
 
++++++++++++
 
"Bu saatten sonra PKK yok edilemez. Meşru zemine çekilebilir.
Bu da çözümün nihai sonucu değil"
 
Afet Hanım, kurulacak bir Milli Hükümet'in Kandil'e harekat yaparak PKK'yı yok etmesi seçeneğini görmezden geliyor.
ABD-AB-NATO bağımlısı hükümetlerin PKK'yı yok edemeyeceği (etmeyeceği) doğrudur.
Ama bu bağımlılıktan kurtulma seçeneği yok mudur? Afet Hanım'ın bu konudaki düşüncesini anlayamıyoruz.
 
Afet Hanım, PKK'nın meşru zemine çekilmesini, yani yasallaştırılarak siyasi hayata katılmasını "çözümün nihai sonucu" olarak görmüyor.
Yani PKK yasallaştırılsa bile, Türkiye'yi bölme, Kürdistan kurma hedefinden vaz geçmeyecektir.
Teröre ara verse bile, silahlı güçlerini Kandil'de saklamaya devam edecektir.
Çünkü PKK'nın silahlı güçleri, ilerde Kürdistan'ın ordusu haline gelecektir.
Çözüm, Türkiye'nin bölünerek bağımsız Kürdistan'ın kurulmasıdır. Meşru zemine çekmekle PKK'nın bu hedefi yok edilmiş olmaz.
Yani bölünme kaçınılmaz.
 
++++++++++++++
 
"Hükümet ile TSK'nın olaylara bakış açıları terstir. Dolayısıyla çözüm çok zor görünüyor."
"TSK yetkisizleştirilirse Kuzey Irak benzeri bir yönetim biçimi oluşur"
 
Ergenekon, Balyoz vesaire tertiplerinin amacı bir kere daha açığa çıkıyor.
Ordu etkisiz ve yetkisiz hale getirilerek güneydoğu bölgemizde Barzani tipi bir Özerk veya Federal Kürt Yönetimi oluşturulacak.
Barzani Devletinin kurulabilmesi için Irak ordusu ABD ordusu tarafından etkisizleştirildi.
PKK devleti kurulabilmesi için de Türk ordusu Ergenekon Balyoz vesaire tertipleri ile etkisizleştiriliyor.
 
+++++++++++++++
 
"PKK'nın üst düzey kadrolarının ABD'li uzmanlar tarafından eğitildiği teşkilatımızca uzun zamandır bilinmektedir"
 
+++++++++++++++
 
"MOSSAD'ın ise uzun zamandır PKK'ya yakın durduğu biliniyor"
 
+++++++++++++++
 
"Görüşmelerden çıkacak sonuca göre "Demokratik Özerk Bölge" ileride telaffuz edilebilir.
Böyle giderse bölgesel özerkliğe doğru koşar adım gidilecek.
Herkes "Türkiye nereye gidiyor" sorusunu sormalı. Yarın çok geç olabilir."
 
+++++++++++++++
 
"Sayın Başbakan kafasındaki planı açıkça halka anlatmalı.
Kabul edilir ya da edilmez. Ama halk bu planı bilmeli."
 
Afet Hanım, yapmayın, kolay mı çıkıp da "Özerklik, Federasyon" demek, ufak ufak o yolda ilerliyor işte...
 
+++++++++++++++
 
"Sayın Fidan ve Başbakan plana inanıyor.
Görüşmelere katılanların konuştukları, şahsi düşünceleri değildir.
Herkes aldığı talimata göre konuşuyor."
 
"Görüşme kayıtları gerçektir.
Teşkilatta (MİT'te) bu tür görüşmeleri olumsuz değerlendirenler veya devlet ciddiyeti ile bağdaştıramayanlar ya atıldı ya da emekli edildi.
Teşkilatta görevliyseniz, hoşunuza gitse de gitmese de görev yapılır.
Eğer yapmak istemiyorsanız emekli olursunuz."
 
Afet Hanım, işten atılmak veya emekli olmak istemediği için, hoşuna gitmediği halde, toplantıda kendisine Başbakan tarafından verilen talimatlar doğrultusunda konuştuğunu anlatmak istiyor.
 
++++++++++++++++
 
"PKK'nın muhatap alındığı görüşmeler 2006 yılında başlıyor"
 
"Önceki Hükümetler de görüştü" iddiasının doğru olmadığı da böylece anlaşılmış oluyor.
 
++++++++++++++++
 
"ABD elini çekmediği sürece kalıcı sonuç beklenmemesi lazım"
 
++++++++++++++++
 
 

Tayyip Erdoğan, Öcalan'la yüzde 95 örtüşüyor



AKP Hükümeti - PKK görüşmesinde Tayyip Erdoğan'ın Özel Temsilcisi Hakan Fidan şunları söylüyor:

(Kurduğu uzun cümleyi parçalara ayırarak ve özetleyerek veriyorum)
(Öcalan) hapiste 10 sene okuyarak çok ciddi şekilde değişmiş.
Yıllar boyu belli olayları yaşamış, belli noktalara gelmiş, belli dersler çıkarmış.
Öcalan şimdi çok daha sağlıklı, çok daha nesnel çözümlemelere ulaşıyor, günlük çatışmalardan etkilenmiyor.
Bunun sonucunda Öcalan ile bütün konularda yüzde 90 - 95 birleşen bir genel çizgiye geldik.
Ama Sayın Başbakan çıkıp da böyle bir şeyi söyleyemez ki.
"Öcalan'la  bütün konularda yüzde 90 - 95 anlaştık" diyemez ki.
Türkiye'deki siyasi rejim ve şartlar yüzünden şu anda kimse böyle bir şey söyleyemez.
İmralı'daki çözüm iradesi (yani Öcalan) olaya iyi niyetle yaklaşıyor.
Sayın Öcalan yıllar içinde düşünsel bir evrim geçirerek, bölgeye (yani Kürdistan kurmak istediği güneydoğu bölgemize) ve ülkeye (yani Türkiye'ye) ilişkin görüşler geliştirmiş.
İşte, Sayın Öcalan'ın geliştirdiği bu görüşler, Tayyip Erdoğan'ın görüşleri ile yüzde 90 - 95 oranında örtüşüyor.
+++++++++++++++++++
Özetin özeti:
Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan (Yani AKP Hükümeti ile PKK) bütün konularda yüzde 90 - 95 oranında fikir birliği içinde...
Fakat Tayyip Erdoğan bunu söyleyemiyor, çünkü şartlar şu an uygun değil.
+++++++++++++++++
Hakan Fidan farkında değil galiba.
Tayyip Erdoğan, bu fikir birliğini Kanal D ekranlarından çıtlatmıştı. (14 Şubat 2004)
"ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir"  
++++++++++++++++++
İşte fikir birliğinin haritası:
Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır'ın nerenin merkezi olacağı açıkça gösterilmiş.
Haritayı çizen de Amerika, Oslo'daki AKP Hükümeti-PKK görüşmesine oturum başkanı olarak CIA görevlisini tayin eden de Amerika.
İşte Amerikan ordu dergisinde yayımlanan haritanın orijinali ve Cumhuriyet gazetesinin yayımladığı tercümesi  




 
İşte Hakan Fidan'ınyukarıda özetlemiş olduğum o sözleri.
O nefis (!) Türkçesi ile bakın nasıl ballandırarak anlatıyor:
 
 
Hakan FidanTabi. Şöyle ifade edeyim benim o zaman notlarım vardı şimdi yanımda değil. Ama ana başlıkları aklımda. Benim açıkçası yıllardır okuduğum kürt sorununun nereden kaynaklandığı ne boyutlara geldiği siyasallaşma süreci örgütleşme süreci sürekli takip ettiğim konular. Yani sayın öcalanla ilgili açık kaynaklara çıkan ve bizdeki olan bütün bilgiler malumunuz. Ama tabi orada bire bir belli konuları tartışmak farklı oluyor. Hapishanede geçen on senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada çözümleme manasında onu görüyorsunuz. Ve tabi yıllar boyu belli olayları yaşamış belli noktalara gelmiş belli dersleri çıkarmış. Şimdi bulunduğu yerden çok daha sağlıklı çok daha objektif çok daha nesnel var olan sıcak şartlardan etkilenmeyen çözümlemelere ulaşıyor. Bunu sürekli satır aralarında felsefi olarak görmek beni memnun etti. En azından orada geçen süre gerçekten verimli bir süre olmuş. Bu noktada şunuda yakından takip etmeye çalıştık belli düşünce dönüşümleri zihinsel atlamaların hangi noktadan nereye geldiğini görmek de şahsen benim düşünce olarak bulunduğum yer açısından önemliydi. Çünkü görüyorsunuzki yüzde doksan doksan beş gelen bütün konularda birleşen bir genel çizgiye gelindi. Ama orada olumlu bir hava var. Kendi dünyasında böyle bir psikoloji içerisinde. Fakat ona şunu söyledik biz türkiye deki siyasi rejimi ve şartları dikkate aldığımız zaman şu an hiç kimsenin özellikle sayın başbakanın çıkıp böyle bir şeyi ifade etme şansı yok. Ama şunu herkes bilir burada olumlu bir şey varsa sizin katkınız olmadan olumlu hale gelmeyeceğini biz hepimiz biliyoruz. Bu bilinen bir gerçek bunun üzerinde konuştuk. Sonuç olarak bütün türkiyenin yönetiminden sorumlu bir devlet adamı siyasetçi kimliğiyle beraber oda geliyor bu psikolojinin algılanmasında ve bu değeri kullanmakta fayda var diye düşünüyorum. Ben kendisine tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralıdaki çözüm iradesini olaya iyi niyetle yaklaşımı sayın öcalanın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi ulaştığı sonuçları ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun ülkeye yönelik vizyonunun yüzde doksan doksan beş oranında kendi çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım.