11 Aralık 2019 Çarşamba

Kayıp eşeği bulduk: Köyler yine köy olacak

Allah fakiri sevindireceği zaman eşeğini kaybettirip buldururmuş.
Ancak bu arada eşeğin semeri, kolanı kaybolurmuş, olacak o kadar.

Köyler yeniden köy olacak belki ama, bu arada meralar ve diğer köy
orta mallarının bir kısmı elden gitmiş olsa da mecburen sevineceğiz.



Tayyip Erdoğan, Üçüncü Tarım Şurası Sonuç Bildirgesi'ni açıkladı.
60 maddelik bildirinin 17. Maddesi şöyle:

"- Büyükşehir belediyelerinde mahallelerin kırsal ve kentsel olarak
    yeniden yapılandırılması
 - Kırsal mahallelerde köy tüzel kişiliği yapısının korunması
 - Kırsal yaşamın Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde bütüncül,
   ve entegre bir bakış açısıyla koordine edilmesi..."

Tercümesi:
AKP Hükumeti "Tıpkı Ergenekon olayında olduğu gibi bu konuda da
aldatıldık, meğerse bu Büyükşehir Yasası tam bir belaymış, geri dön
meye çalışıyoruz" demektedir.

AKP Hükumetleri önce aldatılarak feci yanlışlar yapmakta, kafamızı
gözümüzü kırmakta, sonra da yanlıştan dönüp bizi sevindirmektedir.

+++

Prof. Dr. Cengiz Çakır, 9 Aralık 2019 günlü Aydınlık'taki köşesinde
bu maddeyi şöyle açıklıyor:

"Uygulama aşamasına geçildiğinde yapılacak ilk işlem kırsal ve kentsel
mahalle ayrımıdır. Bu işlemin bir yasa değişikliği ile olması gerekecektir.
Eskiden köy iken mahalleye dönüştürülen yerlerin tümünün kırsal yerle-
şim yeri sayılması süreci kısaltabilir."

+++

5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu 2004 yılında kabul edildi.

Bölge Kalkınma Ajansları, Avrupa Birliği Özerklik Şartı, Sınır Ötesi Bele-
diye Birlikleri gibi bölücü girişimler sonuç vermeyince bütün dikkat Bü-
yükşehir belediyelerine verildi.

Plana göre Ankara'dan yönetilen belli başlı hizmetlerin (eğitim, sağlık,
bayındırlık) yönetimi belediyelere verilecekti. Bol miktarda PKK'lı terö-
rist çalıştıran özel güvenlik şirketleri ve Belediye Zabıtaları vasıtasıyla
da özerk bölgenin güvenlik örgütlenmesi sağlanacaktı. Bu girişimler de
sonuç vermedi.

Bütün bunlar yerelleşme, yönetimde yerel örgütlere daha fazla yetki
verilmesi perdesi arkasında yapılıyordu ama, ilçe belediyelerinin bü-
yükşehir denetimine alınması, bir çok belde belediyesinin ortadan kal-
dırılması, köylerin mahalle yapılarak muhtarların yetkilerinin tamamen
tırpanlanması, aslında bölücü büyükşehir belediyesinin bölgede tam
merkezi denetim sağlamasını amaçlıyordu. 

İkinci aşamada valilerin de belediye başkanları gibi seçimle iş başına
gelmesi düşünülüyordu. Tüm bu girişimler sonuç vermedi ve Silivri
duvarlarının yıkılıp PKK ve FETÖ ile mücadelenin başlaması üzerine
özerklik hayalleri sona erdi.

+++

Geriye "Burası mahalle, tavuk besleyemezsin, hayvan otlatamazsın,
ne gerek var meraya, biz el koyup satacağız, tarlaları imara açacağız"
saldırısı ile tarım ve hayvancılığın baltalanması kaldı.

Prof. Dr. Cengiz Çakır, bu felaketi şöyle anlatıyor:

"2012 yılında çıkarılan Büyükşehir Yasası ile köy orta malları belediyelere
devredilmiş ve maalesef pek çoğu yağmalanmıştır.

Büyükşehir yapılan illerde il özel idareleri kaldırılmış, tarımsal faaliyetleri
destekleme görevi belediyelere verilmiştir. Personel ve araç bakımından
yetersiz olan belediyelerin bu işi yapması mümkün değildir. Bir kaç göster-
melik proje dışında yapılan ve başarılan bir şey yoktur."

+++

İşte AKP Hükumeti, bu korkunç yanlışından dönmeye çabalıyor.

Büyükşehir felaketinden önce köylerimizin nasıl yönetildiğini Prof. Dr.
Cengiz Çakır şöyle anlatıyor:

"Eskiden köy muhtarı devletin köydeki temsilcisiydi. Bir çok köyde Köy
Konağı vardı. Köy ihtiyar heyeti toplantıları orada yapılırdı.

Muhtarın emrinde üniforması olan, silah taşıyan kolluk gücü olarak
köy bekçisi bulunurdu.

Köyün bütçesi yapılır, her haneden salma adı altında vergi toplanırdı.

Hayvanların ürünlere zarar vermesi halinde onları tokat denilen yerde 
gözaltına alıp sahibine para cezası verdikleri bile olurdu.

Muhtarlar doğum ve ölüm gibi nüfus kayıtlarını tutar, evlenme memuru
gibi nikah kıyarlardı.

Köy adına yapılacak hizmetler için gerek duyulduğunda ihtiyar heyeti
kamu yararı kararı alarak kamulaştırma işlemi başlatabilirdi.

Köy katibi yazı ve hesap işlerini düzenlerdi. Hayvan satışlarına esas
olacak ilmühaber düzenlerdi. Salgın hastalık olduğunda köye hayvan
giriş çıkışlarını yasaklardı.

Köy orta mallarının bakım ve onarımını yaptırırdı. Milli bayramlar kut-
lanır, bayrak töreni yapılırdı.

Muhtar kaymakamlıkta yapılan toplantılara katılır, verilen talimatları
uygulardı.

2012 yılında çıkarılan Büyükşehir Yasası ile kaldırılan bu yapıya geri
dönülmesi yerinde olacaktır."

+++

Yetmez ama evet.

Yalnızca köylerin yine eskisi gibi köy konumuna getirilmesi yetmez.
Büyükşehir Yasası tamamen ortadan kaldırılmalı.
İlçeler tekrar eski bağımsız konumuna getirilmeli.
Kapatılan belde belediyeleri yeniden açılmalı.
Bölücü özerklik projesinin son dayanağı da böylece tarihe karışmalı.
ABD - NATO karşıtı örgütler bu yönde çalışma başlatmalı

+++


arşiv:

+++

Anne sesini duydum geldim. HDP önünde 100. gün

Bugün HDP önünde anaların direniş eylemi 100'üncü günü doldurdu.
58 aile 100 gündür nöbette. Bugüne kadar 7 aile çocuklarına kavuştu.

2 dakika süreli video haber:

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Meltem Ayvalı
Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı Özgür Bursalı
Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı Yıldırım Gençer, 
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Genel Başkan Yardımcısı Pınar Gül
CKDGenel Sekreteri Şen Yazgan
ve Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat
bugün direnişçi aileleri HDP önünde ziyaret edecek

2 dakika 20 saniye süreli video haber:

Analar zafer kazanıyor. Bir genç daha PKK'dan kaçarak teslim oldu.
"Anne sesini duydum geldim" dedi.


Anaları HDP önünde eylem yapmaktan caydırmayı amaçlayan CHP ve
İYİ-P sözcülerinin "Çocuklarınızı yanlış yerde arıyorsunuz. Asıl sorumlu
olan AKP'nin kapısına gidin" yönlendirmesinin ne kadar yanlış olduğu
bir kez daha görüldü..

Oğlu dün teslim olan Hatice ana neden HDP'nin önünde beklediğini
"Tabii ki onlar sorumlu. Yoksa neden burada bekleyelim" sözleriyle
açıkladı. "Dün akşam saat 11'de telefon geldi. Teslim olduğunu söyledi.
Sonra Cumhurbaşkanımız aradı. Saat 12 buçuktu."


+++

7 Aralık 2019 Cumartesi

Baltık Planı'na PYD - YPG şartı sürüyor

NATO'da bir restleşme yaşandı.

PYD'yi terörist olarak gösteren Türkiye ile ilgili güvenlik planına ABD 
itiraz etti. Buna karşılık Türkiye de ABD'nin Baltık - Polonya ile ilgili 
güvenlik planını veto etme kararı aldı. Haberi Royters Ajansı yayınladı.
Türk yetkililer teyit etti.

https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/11/abdye-nato-vetosu-ve-libya-deniz.html

Ancak zirve sonrasında NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Baltık ile
ilgili planın kabul edildiğini, YPG'nin nasıl tanımlanacağının ise görü-
şülmediğini açıklayınca, Erdoğan'ın zirvede geri adım attığı yorumları
yapıldı.

https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/12/erdogan-natoda-geri-adm-att-chp-libya.html
                                             Aydınlık, 7 Aralık 2019

Bu yorumlar üzerine Çavuşoğlu dün bir açıklama yaparak Baltık
Planı vetosundan geri adım atılmadığını söyledi:

NATO'da şu anda 2 adet savunma planı var.
- PYD-YPG-PKK'nın terörist olarak gösterildiği Türkiye Planı
- ABD'nin hazırladığı 3 Baltık Ülkesi ve Polonya Planı

Planların kabulü için NATO'da şu adımlar atılıyor:

1 - Raporlar önce Askeri Komite'ye gidiyor, burada onaylanınca
2 - NATO Konseyi'ne gidiyor. Konseyde Büyükelçiler, Askeri Komite
     ve Genel Sekreter var. Orada da onaylanınca
3 - Tekrar Askeri Komite'ye geliyor, gözden geçirilip yayınlanıyor.

Her üç aşamada da tüm üye ülkelerin onayı gerekiyor.

Türkiye Planı ilk iki aşamadan geçti, Askeri Komite ve NATO Konseyi
tarafından onaylandı. Ancak üçüncü aşamada ABD ve birkaç ülke 
planın yayınlanmasına itiraz etti.

Macron, PYD'nin terörist olarak kabul edilmeyeceğini bir kaç kez
yineledi. İtirazcılardan birisinin Fransa olduğu açıktır.

Bu sırada Baltık Planı Askeri Komite'de onaylanmış ve NATO Konseyi'ne
gelmişti. Bu aşamada Türkiye planı bloke etti. Yani onay vermedi.

İki gün sonra yapılan zirvede Türkiye Planı'na itiraz eden ülkelerin de
ricasıyla Türkiye bir jest yaparak Baltık Planı'nın Konsey'den geçmesine
onay verdi. Stoltenberg'in "Baltık Planı kabul edildi" açıklaması bu onay
üzerine yapıldı.

Şu anda her iki plan da üçüncü aşamada.

Çavuşoğlu açıklamasına şöyle devam etti:

"Konsey'den geçmesine izin verdik ama ancak bizimkiyle eş zamanlı
yayınlanacak. Yani bizim plan yayınlanmadan o plan da yayınlanmayacak.
Neden? Biz elbette onlara (Baltık Ülkeleri'ne ve Polonya'ya) karşı değiliz
ama NATO'nun görevi tüm müttefikleri korumaktır. Bizim plan engellenir-
ken diğer tarafın planını onaylamak hakkaniyet ölçüsüyle bağdaşmaz.

Bu durumu Baltık Ülkeleri'ne ve Polonya'ya gayet güzel bir şekilde anlattık.

Sonuçta şu anda iki plan aynı seviyede, aynı odada bekliyor.
Yayınlanırsa birlikte yayınlanacak.
Sorun çıkarsa ikisi de engellenecek."

+++

Keşke bu açıklama toplantıdan hemen sonra yapılsaydı da, "Türkiye
geri adım attı" yorumunun yapılmasına meydan verilmeseydi.

+++

NATO'nun "Üye ülkeleri Rusya'ya karşı korumak, ama Türkiye'yi bölmek
isteyen terör örgütlerine destek vermek" şeklindeki çifte standardına
artık bir son vermek gerekliydi, ve son verilmelidir.

+++

CHP de artık PYD'nin terörist olmadığı söyleminden vazgeçmelidir.
Erdal Aksünger'ın bu yöndeki açıklaması kabul edilemez.
24 Ekim'deki bu açıklamasını 4 Aralık'ta yineledi:

CHP Disiplin Kurulu Aksünger için bu sözlerinden dolayı bir işlem
yapılmasına gerek olmadığına karar verdi. Çünkü aksi halde Ak-
sünger kurulun önüne Kılıçdaroğlu'nun da aynı şeyleri söylediğine
dair video kayıtlarını koyabilirdi.

ABD ve Fransa başta olmak üzere bir çok ülke PYD'yi terör örgütü 
olarak görmüyor. CHP de onların kuyruğuna takılmış durumda.

Türkiye NATO'ya "PYD'yi terör örgütü olarak kabul et" baskısı yapıyor.
NATO buna yanıt olarak "Sizin muhalefet partiniz bile PYD'yi terör örgütü
kabul etmiyor." derse ne yanıt vereceğiz?

CHP, düşman cepheden ayrılarak Türkiye cephesine acilen geçmelidir.

+++

4 Aralık 2019 Çarşamba

Erdoğan NATO'da geri adım attı, CHP Libya anlaşmasına karşı çıktı

Royters Ajansı, NATO toplantısı öncesinde Türkiye ile ilgili bir haber
yayınladı. Habere göre, PKK-PYD'yi tehdit olarak gösteren NATO
belgesinin yayınlanmasına ABD'nin itiraz etmesi üzerine Türkiye de
ABD'nin hazırladığı Baltık - Polonya'nın Rusya'ya karşı savunma 
planının yayınlanmasına itiraz edecekti.

Erdoğan, Çavuşoğlu ve diğer yetkililer haberi doğrulayan yönde
açıklamalar yaptılar.


Aydınlık, 4 Aralık 2019

Ancak gelen haberlere göre Tayyip Erdoğan toplantıda geri adım attı.
PYD konusu görüşülmedi, Baltık-Polonya planı ise kabul edildi.

Türkiye'nin Baltık planına onay vermesi, "NATO şimdi PYD'yi terör 
örgütü olarak görecek mi?" sorusunu akıllara getirdi. NATO Genel
Sekreteri Stoltenberg YPG'nin nasıl tanımlanacağının zirvede tartışıl-
madığını söyledi.



+++

Sözde muhalefet, yani ABD borazanları. NATO sevdalıları mutluluk
gözyaşları döktüler. İstedikleri olmuştu. NATO planı veto edilmemişti,
PYD de terör örgütü olarak kabul edilmemişti.

Sözde muhalefetin hislerini en etkili şekilde yansıtan Can Ataklı oldu.
NATO toplantısından önce yaptığı konuşmada hükumeti açıkça teh-
dit etti. İşte NATO sözcüsü Can Ataklı'nın sözleri:

"NATO'nun kurallarına göre, bu tür planların kabulü için bütün NATO
üyelerinin evet demesi lazım. Yani biri bile hayır diyemiyor. Buraya
kadar çok çok kritik olmayan konularda böyle bir şey yaşanmadı. 
Şimdi ilk defa Türkiye 'Ben bu plana vermiycem' dedi ve bloke
koydu. Ve bloke koyunca plan şu anda kabul edilmemiş oldu.

Sonuç: Neden? Efendim, NATO benim güneydeki güvenli bölgemi
kabul etsin ve PYD'yi de terör örgütü olarak ilan etsin. Aksi taktirde
yapmıyorum. Bakın, bunun Türkiye'ye yaptırımı çok ağır olur. 
Onu söyliyim."

36 saniye süreli görüntü kaydı:

+++

Kılıçdaroğlu dahil CHP yöneticilerinin çoğu PYD'yi terör örgütü olarak
görmediklerini açıklamışlardı. Muharrem İnce ve diğer bazıları da
"Rusya Türkiye'yi kuşatıyor" diye şikayet etmişlerdi. 

PYD'nin terör örgütü kabul edilmesi konusunun NATO zirvesinde gün-
deme alınmamış olmasına ve Rusya'ya karşı Baltık-Polonya planının
kabul edilmesine onların da çok sevinmiş olmaları gerekir.

Yalnız biz bundan hiç memnun olmadık. Hükumetin ve Erdoğan'ın yapa-
mayacakları bir şeyi dillendirmeleri, sonra da geri adım atmaları devlet
ciddiyeti ile bağdaşmıyor. Ülkemizin saygınlığına darbe vuruyor.

+++

NATO, ABD ve AB'yi arkasına alan Yunanistan, ülkemizi Antalya Körfezi'ne
hapsederek deniz alanlarımıza (Mavi vatanımıza) el koymayı amaçlayan ve 
"Doğu Akdeniz Sevr'i" olarak adlandırılan Avrupa Birliği'nin Sevilla Haritasını
hayata geçirmek için 7 ülke ile Gaz Forumu kurmuştu.

Libya ile imzalan anlaşma ile bu haritayı geçersiz hale getirdik.
Geniş bilgi için aşağıdaki Doğu Akdeniz Arşivi'ne bakınız.

Bu durum Sözde muhalefetin hiç hoşuna gitmedi.


CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz yazılı açıklama yaptı:

"Türkiye ile Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumet (UMH) arasında
27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanları ve Askeri İşbirliği Anlaş-
maları bölgemizde yeni tartışmalara yol açacak belgelerdir."

Daha sonra, sanki Türkiye'nin Akdeniz'deki çıkarlarını savunuyormuş 
gibi görünerek, Güney Kıbrıs'ın Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB anlaşmaları
imzaladığını, bizim geç kaldığımızı, AKP Hükumeti Mısır ve İsrail ile zama-
nında mutabakat yapsaydı aleyhimize gelişmelerin önüne geçebilecek
olduğumuzu söyledikten sonra...

Libya ile imzaladığımız anlaşmaların yeni sorunlarla karşılaşmamıza neden
olabileceğini söylemektedir. Ancak sorunla karşılaşanlar biz değiliz, Kıbrıs
Rum Kesimi ve Yunanistan'dır. Biz bu anlaşmalarla sorunu kendi lehimize
çözmüş olduk. CHP ise Yunanistan ve Rumlar adına kıvranıyor.

Bahanesi de şu: Libya karışıklık içindeymiş. Hükumet BM tarafından meşru
kabul edilen Trablus Hükumeti işle anlaşma yapmayı savunuyormuş ama
BM tarafından meşru kabul edilen Suriye Hükumeti ile ilişki kurmuyormuş.
Peki, ne yapalım? Hükumet Suriye'de yanlış yapıyorsa, Libya'da doğru
yaptığı işe de mi karşı çıkalım? Bu nasıl mantık?

Çeviköz, "Askeri Anlaşma bizi Libya'daki savaşta taraf yapar" diyor. Ve ekliyor:

"CHP olarak uyarıyoruz: Mısır, İsrail ve Suriye ile ilişkilerimiz düzelmeden
atılacak adımlar istenen etkiyi göstermeyecektir"

Yani "Düşman cephe ile uzlaş" diyor. Suriye'yi işe karıştırması aldatmaca.
Çünkü Türkiye karşıtı cephenin kurduğu Gaz Forumu İsrail, Mısır, Güney
Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Ürdün ve Filistin'den oluşuyor. 

Bu cephe NATO, ABD ve AB'yi arkasına alarak Türkiye'yi Akdeniz'den
dışlamayı amaçlayan Sevilla haritasını uygulamayı kararlaştırmış. Yani
sana savaş açmış. Yıllardır Akdeniz'de Türkiye'yi hedef alan askeri tat-
bikatlar yapıyorlar. Bunlarla ilişkilerini nasıl düzelteceksin?



Düzeltmenin yolu Libya ile anlaşarak Yunanistan - Kıbrıs arasındaki
deniz yetki alanı bağını kesmek ve haritayı çöpe atmak. 

İşte bunu yaptığımız için CHP yönetimi Türkiye düşmanı Gaz Forumu
hesabına feryat ediyor. Her zamanki gibi NATO borazanlığı yapıyor.



+++

Doğu Akdeniz Arşivi:

Doğu Akdeniz MEB haritamızı yayınladık   3-12-2019


Doğu Akdeniz'i kaybedeceğini anlayan Yunanistan çılgına döndü 30-11-2019


ABD'ye NATO vetosu ve Libya Deniz Anlaşması darbeleri    28-11-2019



Kıbrıs - Doğu Akdeniz Arşivi:



+++

3 Aralık 2019 Salı

Doğu Akdeniz MEB haritamızı yayınladık

Birleşmiş Milletler'e Doğu Akdeniz mektubu verdik.
Libya ile muhtıra imzalamadan önce, 13 Kasım 2019 günü yollanan
mektupta kıta sahanlığımızın dış sınırları tarif edildi.
Ana karalara karşı adaların deniz yetki alanı yaratamayacakları ilkesi
vurgulandı.

+++

Libya anlaşması TBMM'de onaylandıktan sonra BM'ye bildirilecek.

+++

Dışişleri Bakanlığı, 2 Aralık 2019 günü MEB haritamızı yayınladı:

https://www.aydinlik.com.tr/disisleri-bakanligi-meb-sinirlarinin-haritasini-yayinladi-turkiye-aralik-2019


A - B : Türkiye ile KKTC arasında 2001 Anlaşması ile belirlenen hat
B - C : Kıbrıs Rum Kesimi ile Türkiye arasındaki muhtemel sınır
C - D - E : Türkiye - Mısır  ana karaları arasındaki ortay hat
E - F : Libya - Türkiye 2019 Anlaşması

Ancak, haritanın yayınlanması tek başına bir anlam ifade etmiyor.

Türkiye, diğer ülkelerle anlaşma yapmayı beklemeden tek taraflı olarak
resmen MEB ilan etmeli.

Tek taraflı MEB ilan edilebilir. Örneğin Türkiye Karadeniz'de 200 millik
MEB ilan etti, tek taraflı olarak olarak.

Suriye, Lübnan, Libya ve Fas da aynı şekilde MEB ilan ettiler.

+++

Enerji Uzmanı Volkan Özdemir, Libya - Türkiye Mutabakatını değerlendirdi:

1
Libya ile imzalanan belge bir anlaşma değil, bir mutabakat muhtırası.
Onun için, bir an önce bu belgeyi uluslararası geçerliliği olan bir anlaşma
haline getirmek gerekiyor.

2
Libya ile yapılan anlaşmanın benzeri Suriye ve Lübnan ile de yapılmalı.

3
Bölgede deniz altındaki gaz yataklarının bulunması, paylaşımı ve pazarlan-
ması amacıyla Mısır'ın başkenti Kahire'de 7 ülke tarafından Doğu Akdeniz 
Gaz Forumu (DAGF) Ocak 2019'da kuruldu
İşte o ülkeler:
Mısır
İsrail
Yunanistan
Kıbrıs Rum Kesimi
İtalya
Ürdün
Filistin

Evet, bölgeye çook uzak olan İtalya bile var.
Ama, bölgede en uzun kıyısı olan Türkiye yok.
Suriye yok.
Lübnan yok...

Neden?
Çünkü dışlanan bu 3 ülke ile İsrail'in çıkarları çatışıyor.

Şimdi yapılacak iş, Türkiye - Suriye - Lübnan arasında Doğu Akdeniz
Enerji Forumu kurmak.

Çünkü olay çok büyük. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi verilerine göre
halen bölgede keşfedilmeyi bekleyen 10 trilyon m3 doğal gaz rezervi var.



+++

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Yönetimi hariç
diğer ülkelerle de zemin uygun oldukça benzer görüşmeler yapabile-
ceğini söyledi.

"Şu anda bilinen sebeplerden dolayı bazı ülkelerle şimdi yapılması
mümkün görünmese de ileride bunlar da mümkün olabilir"

Burada Lübnan, Suriye, Mısır ve İsrail kastediliyor. Suriye için Esad
Mısır için de Sisi karşıtlığından vazgeçilmesi gerekiyor. Diğerleri ile
anlaşma imzalanınca İsrail'in yapacağı bir şey kalmayacak.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile anlaşma yapan Mısır da, tıpkı Libya
örneğinde olduğu gibi, Türkiye ile anlaşma yaptığı zaman 40.000 km2
daha fazla deniz alanına sahip olacak. 

Vatan Partisi Dış İlişkiler Bürosu Başkanı Amiral Soner Polat, 2015
yılında Mısır Dışişleri yetkilileri ile görüşürken bu konuyu gündeme
getirmiş ve Mısırlılar neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Mısır hazır.
Tayyip Erdoğan'ın da hazır olması bekleniyor.

+++

Sadece gaz değil. Balıkçılık kotası konusu da var.

Suriye, Mısır ve Kıbrıs Rum Kesimi bayraklı balıkçı tekneleri karasuları-
mızın hemen dışında avlanıyorlar. MEB ilan etmediğimiz için caydırıcı
yaptırımlar uygulayamıyoruz. Balık kotası koyamıyoruz. Kota olmayınca
da, karasularımız dışında ama MEB ilan edemediğimiz bölgede yabancı
balıkçı teknelerini engelleyemiyoruz.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz'e göre, yalnızca orkinos avcılığından 
bu nedenle kaybımız yıllık 400 milyon doların üzerinde.

Buna karşılık, Cezayir, İspanya, Libya ve Malta'nın balıkçılık koruma böl-
geleri ve Güney Kıbrıs ile Fas'ın da MEB ilan etmesi nedeniyle Türk
balıkçılarının avlanmalarından dolayı milyonlarca avro ceza ödüyoruz.

+++

Bir de yapay adalar konusu var.

Kıyı devleti, MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) içinde yapay adalar kurma
hakkına sahip. Bu adalar üzerinde tesis ve yapılar kurabilir; gümrük, maliye,
sağlık, güvenlik ve göç hizmetleri - etkinlikleri düzenleyebilir.

+++

Amiral Cem Gürdeniz:
"Adı konulmamış bir savaşın içindeyiz.
Suriye ile de yan sınır anlaşması imzalanmalı.
Artık hiç bir şey olmayacak demektir.
Artık Türkiye'nin hata yapma lüksü yok."

13 dakika süreli video kaydı:

+++

Türkiye'ye karşı koyabilecek bir güç yok.
MEB ilan etmediğimiz halde
2002 yılından başlayarak 14 yılda 14 yabancı gemi
son 2 yılda ise 1 sondaj platformu ve 6 gemi
Türk donanması tarafından engellendi.


Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında yapılan deniz yetki alanı
anlaşmasını geçersiz kılan Libya - Türkiye anlaşması Yunan gazete-
lerinde şöyle yankılandı:

Dimokratia: 
"Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de şah - mat hamlesi"

Etnos:
"Atina uykuda yakalandı"

+++

Amiral Cem Gürdeniz:
"Doğu Akdeniz'deki Sevr'i parçaladık"

İşte Yunan rüyası : Doğu Akdeniz Sevr haritası:


Sevr haritasının ayrıntılı hali:


Ve işte Sevr haritası böyle parçalandı:



+++