9 Aralık 2011 Cuma

Devrimci önderler çocuklarını cepheye göndermişti


Ercan Dolapçı, 28 Kasım 2011 Aydınlık

 
GÖKÇEN’İ DERSİM’E ATATÜRK YOLLADI
+++++++++++++++++++++++++++++++++++

Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen, Eskişehir Hava Komutanlığı’nda askeri pilot olarak görev yaparken, 1937 yılında Dersim isyanı çıkar.
Gökçen, isyanı bastırmak için düzenlenecek operasyona katılmak için gönüllü olur.
Komutanları Atatürk’ün iznini isterler, Atatürk tereddütsüz kabul eder.
 
Atatürk Gökçen'e şunları söyler:
“Alacağın görev oldukça çetin! Aldatılmış bir eşkıya çetesi ile karşı karşıya kalacaksın.
Onların da ellerinde bir takım silahlar var.
Uçağın arıza yapacak olursa mecburi inişe geçecek ve sonunda onlara teslim olacaksın.”
 
Bu sırada kendi silahını çıkarıp Gökçen’e uzatan Atatürk şöyle der:
“Ya karşındakini vuracak ya da kafana sıkacaksın! Teslim olmak yok!”

Gökçen görevini başarıyla tamamlayıp Dersim’den döner. Madalya alır. Dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak tarihe geçer.

Sabiha Gökçen



ALMANLAR STALİN'İN OĞLUNU KURŞUNA DİZDİLER
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya, Rusya’ya saldırdığında milyonlar cepheye koşar.
Gönüllüler arasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği lideri Stalin’in oğlu Yakov da vardır.
Yakov, 1941 yılında onbaşı olarak Batı Cephesi’ne gider. Bir süre sonra Almanlara esir düşer.
 
Almanlar bir ‘ganimet’ ele geçirdiklerini düşünerek hemen Stalin’e haber gönderirler:
“Yakov’un karşılığında, esir düşen Alman generalleri geri istiyoruz!”

Stalin şu yanıtı verir:
“Benim oğlum onbaşı rütbesindedir. Karşılığında size ancak bir onbaşı gönderirim.”
Almanlar kabul etmez, tekliflerinde ısrarcı davranınca Stalin bu kez şu yanıtı verir:
"Benim oğlum bir general etmez!"

Daha sonraki yazışmalar da sonuç vermez. Almanlar Yakov’u kurşuna dizerler.
Yakov, tarihe, İkinci Dünya Savaşı’nda ölen 20 milyon Sovyet vatandaşından sadece biri olarak geçer.

Yakov Çugaşvili, Stalin'in oğlu

MAO: OĞLUM BİNLERCESİNDEN BİRİYDİ
+++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Mao Anjing, Çin devriminin önderi Mao Zedung'un en büyük oğlu idi.
Mao Anjing'in annesi Yang Kayhui, Kuomintang gericileri tarafından 1930'da idam edildi.
Anjing, çocukluğunun bir kısmını sokaklarda yetim olarak geçirdi.
Daha sonra Moskova'da okudu, İkinci Dünya savaşı sırasında Sovyet Ordusu'na katıldı.
1946'da Çin'e döndü.

Moskova’da eğitim aldıktan sonra Pekin’e dönen Anjing, halkını tanımak için köylerde ve fabrikalarda çalışır.
ÇKP yöneticisidir. 1950'de Kore Savaşı başladığında gönüllü yazılır. Daha 23 yaşındadır.Anjing, General Peng Dehuay’ın piyade birliğine gönderilir. Rusça bildiği için irtibat subayı olarak burada görev yapar.
Çin birlikleri, Kore sınırını sessizce geçer; bundan sonraki saldırılarda ABD uçakları Anjing’in karargâhını bombalar.
24 Kasım 1950’deki bombardımanda Anjing’in birliği bir tünelin içine sığınır.
O ise, açık alanda bulunan bir barakada mahsur kalır. Bombardımanda ölür... Anjing arkadaşlarının yanına defnedilir.

Mao’ya acı haberi veremezler.
Üç ay sonra General Peng Dehuay, Mao’yla bir görüşmesinde Anjing’in ölümünü ağzından kaçırır ve oğlunu koruyamadığı için utanç içinde olduğunu söyler.
Mao bu haberi aldığında derin üzüntü içinde bir süre susar. Sonra kendisini toplar ve şu sözleri sarf eder:
“Devrimci bir savaşta daima bir bedel ödenir. Anjing binlerce kişiden biriydi.
Söz konusu benim oğlum olduğu için bunu özel bir olay olarak görmemelisiniz!”

Mao Zedung'un oğlu Mao Anjing ve eşi Liu Songlin


ATATÜRK ASKERDEN KAÇAN MOLLALARI AZARLADI
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

İstiklâl Harbi koşullarında da askerlik her vatansevere adeta zorunluydu.
Aydın Kuvayi Milliye teşkilatı 1919'da, 18 yaşındaki gençleri askere çağırdı ve gelmeyenlerin idam edileceğini duyurdu.
İstiklâl Mahkemeleri'nin de en çok uğraştığı konu asker kaçaklarıydı.
 
Yunan ordusunun Afyon önlerinde cephe kurduğu günlerde, Mustafa Kemal, Konya'yı ziyaret etmişti.
Atatürk'e bu gezide eşlik eden Sovyet Büyükelçisi Aralov'un anılarında yeraldığına göre, Konya'da medreseyi ziyaret eden Mustafa Kemal'den bir hoca, 'talebelerin askere alınmamasını' rica eder.
Mustafa Kemal buna sinirlenir ve şu ifadeleri kullanır:
"Ne o, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir?
Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde döğüşür, yurt içinde canlarını feda ederken, siz burada, genç; sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!
Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim!"
 
 
‘Bedelli’ isteyenlerin oğulları askere gitmedi
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Sözcü gazetesinde 22 Ekim’de yayımlanan habere göre:
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın oğlu Mücahit Arınç da askerliğini yapmadı. Arınç, bedelli askerliğin en koyu savunucularından.Abdullah Gül’ün büyük oğlu Ahmet Münir Gül de askerliğini yapmadı. 27 yaşındaki Gül, ABD’de master yapıyor.Eski Çevre Bakanı Osman Pepe’nin iki oğlu var. Her ikisi de ticaret hayatında hızlı yükselişleriyle dikkat çekmişlerdi.
30 yaşındaki Mustafa Pepe ve 27 yaşındaki İsmail Pepe’nin de askerlik yapmadığı öğrenildi.Hüseyin Çelik’in iki oğlu da askerlik görevini yapmadı.Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Burak’ın çürük raporu alarak askerlik yapmadığı biliniyor.
Erdoğan’ın küçük oğlu Bilal de gurbetçilerin çocukları için çıkarılan ‘1111 sayılı Dövizli Askerlik Yasası’ndan yararlandı.
Bilal Erdoğan, kanunun öngördüğü gibi üç yıl yurtdışında kaldıktan sonra belirlenen dövizi ödedi ve 21 gün Burdur’da askerlik yaptı.

BEDELLİ ASKERLİK OSMANLI’DAN KALMA
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++ Bedelli askerlik, eski bir Osmanlı uygulması. Osmanlı döneminde din adamları, azınlıklar ve İstanbul’da doğmuş olanlar imtiyazlıydı. Osmanlı Devleti, ‘bedel-i nakdi’ uygulamasını, bozulan maliyesini düzeltme yollarından biri olarak görürdü. Bir bedel karşılığı özellikle azınlıklar, paşa ve eşraf çocukları da askerlik yapmazdı. Askerliği yoksul Anadolu çocukları yapardı.
**************************

Pakistan - Çin askeri tatbikatı, ABD'yi çıldırttı

Ali Serdar Bolat   28 Kasım 2011
 
Pakistan Dışişleri Bakanı Hina Rabbani Khar, ABD Büyükelçisi Cameron Munter'i çağırarak NOTA VERDİ.
"Müzik notası mı" diye çamura yatmadı. Büyükelçiye şöyle dedi:
"Saldırı Pakistan halkını ve hükümetini öfkelendirdi.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Pakistan Hükümeti, Pakistan'ın egemenliğine ağır tecavüz anlamını taşıyan asla kabul edilemeyecek bu saldırıyı en sert biçimde kınıyor.
Uluslararası anlaşmaların ihlali anlamını taşıyan saldırı, Pakistan'ın tekrar tekrar dile getirdiği kırmızı çizgilerinin ciddi ihlalidir.
Pakistan ile ABD ve NATO / ISAF ilişkileri üzerinde ağır etkileri olacaktır"

Pakistan Dışişleri Bakanı Hina Rabbani Khar



Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, hükümeti olağanüstü toplantıya çağırdı.
Toplantıda, Amerika ve NATO'nun insansız hava araçlarını yönetmek için kullandıkları Şemsi Hava Üssü'nü 15 gün içinde boşaltılması kararı alındı.
Hükümet, ABD'yi ve NATO'yu, Pakistan askerlerini öldürdükleri için en sert biçimde kınadı.
Hükümet, ABD ile her türlü diplomatik, siyasi, askeri ve istihbarat ilişkilerini gözden geçirme kararı aldı.
ABD ve NATO'nun Afganistan'daki birliklerine Pakistan üzerinden ulaşan ikmal yolları da kapatılacak.

Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani



Afganistan sınırına yakın Salala Köyü'nde bulunan 2 Pakistan karakoluna havadan saldırı düzenleyen ABD ve NATO, karakollardaki 40 Pakistan askerinin 28'ini öldürmüş, 15'ini de yaralamışlardı.
Saldırıya helikopterlerin yanısıra savaş uçaklarının da katılmış olması, saldırının yanlışlıkla yapıldığı ihtimalini ortadan kaldırıyor.
 
ABD ve NATO'yu çıldırtan olay neydi?
              Durup dururken niçin saldırmışlardı?
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Bu saldırı, Çin ve Pakistan ordu birliklerinin Çin-Pakistan sınırında ortak tatbikat yaptıkları sırada yapılmıştı.
 
24 Kasım'da başlayan ve bir hafta sürecek olan tatbikata iki ülkenin seçkin birlikleri katılıyor; belirlenmiş hedeflere ortak saldırılar düzenleniyor ve hedefler imha ediliyordu.
Planı ortaklaşa hazırlanan tatbikatı iki ülkenin yüksek rütbeli subayları izliyordu.
Tatbikatla birlikte, Çin - Pakistan ilişkilerinin askeri ittifak düzeyine ulaştığı ifade ediliyor.
 
Pakistan ekonomisine büyük destek veren Çin, Pakistan'da iki yeni nükleer reaktör inşa ediyordu.
 
Bu durum karşısında çılgına dönen ABD, bu saldırıyı düzenleyerek Pakistan'ı tehdit etmek istedi.
Ama sert direnişle karşılaştı. Karşısında Türkiye'nin başındakiler gibi layt (ılımlı) eşbaşkanlar değil, müzik notası yerine gerçek nota veren gerçek devlet adamları vardı.
 
Hükümetin olağanüstü toplantısına katılan Genelkurmay Başkanı Eşfak Perviz Keyani, NATO benzer bir saldırı düzenlerse Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin aynen karşılık vereceğini söyledi.
Keyani, yayımladığı bildiride, NATO saldırısını "Kabul edilemez düşmanca bir hareket" olarak niteledi.
Bildiride, "Pakistan birlikleri kendilerini savunmak için NATO saldırısına elde bulunan bütün silahları kullanarak karşılık verdi" denildi.
 
****************
 
ABD, Pakistan'da elde ettiği 2 üssü kullanarak insansız hava araçları (predatörler vesaire) ile başta Pakistan'ın kuzeyindeki Veziristan olmak üzere birçok yeri "Terörle mücadele", "Taliban ve El-Kaide ile mücadele" bahanesi ile bombalıyor, arada birçok sivil de ölüyordu.
 
Bu bombalamalardan Pakistan hükümetinin sonradan haberi oluyordu. İşin başında bu araçların ortak kullanılacağı, rotalarının Pakistan ile ortaklaşa tespit edileceği, anında istihbarat paylaşılacağı gibi masallara inanmış olan Pakistan Hükümeti, bombardımanlara isyan eden aşiretlerin öfkesi ile karşı karşıya kalıyordu.
 
Predatörler, Pakistan devlet aygıtını felç etmişti. Bu yüzden Veziristan'da devlet otoritesi kalmamıştı.
Pakistan, Amerikalı casusları yakalayıp sınırdışı ediyor, Amerikanın Şemsi hava üssünü boşaltmasını istiyor, ancak Amerika duymazdan geliyordu.
 
Amerika ayrıca, Şemsi hava üssünün bulunduğu Belucistan eyaletinin Pakistan'dan ayrılması için çalışan bölücülere yardım ediyor, "Hür Belucistan" haritaları bastırıp dağıtıyordu.
(Tıpkı bizde İncirlik Üssü'nü kullanıp PKK'ya destek verdiği, "Hür Kürdistan" haritaları çizdiği gibi)
 
Geçen gün, durumda köklü bir değişiklik oldu.
Amerikan uçakları bu defa Talibanı veya El-Kaide'yi değil, Pakistan ordusunu hedef almıştı.
Bölünmeyi kabul etmeyen ve direnen, ülkesinin bütünlüğünü korumak için Çin ile işbirliğine kalkışan Pakistan hükümetine sopa gösteriliyordu.
 
İşte Pakistan'ı bölüp "Hür Belucistan" kuran Amerika'nın BOP haritası







Kozinoğlu açıkladı: Gül, Tayyip için ne dedi

 
 Abdullah Gül, Dışişleri brifinginde, Başbakan Erdoğan için:
                       "İki cami arasında beynamaz"
                                           dedi

Aydınlık, 28 Kasım 2011
*****************
Kozinoğlu'nun Aydınlık'a yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

 
"İki cami arasında beynamaz"
 
"Bir şahsa ya da ülkeye mi bağırıp çağırıyor,
peşinden gizli gizli 'nasıl barışırım'ın çarelerini arayacaktır."
 (A. GÜL'ün Dışişleri Bakanı olduğunda Bakanlık brifinginde şaka ile söylediği bir ifadedir)
 
"İleride örnekleri görülmüştür.
Örneğin Davos'ta "one minute” dedikten sonra
   Türkiye'ye döner dönmez Dışişleri'ne verdiği ilk emir, 
               'Gizli gizli İsrail'le nasıl barışırız, araştırın' olmuştur.  
 (Kaynak: Dışişleri Müsteşarı Feridun SİNİRLİOĞLU)
 
Şimdi Suriye'ye yükleniyor ve Füze KALKANI, kime yarayacak; İSRAİL'e."
 
R.T.E.'nin en çok çekindiği ülkeler:
 
1-ABD, 2- Almanya, 3-İsrail, 4-Rusya, 5-Çin, 6-Fransa, 7-Özbekistan, 8- İran, 9-Hindistan
 
(Kaynak: Dışişleri Müsteşarı Feridun SİNİRLİOĞLU)
 

Kılıçdaroğlu, Kureyşan Toprak Ağalarına Tapu İstiyor

Kılıçdaroğlu:
"Sayın Başbakan, sana düşen görev özür dilemenin yanında devletin arşivlerini açmaktır.
Açacaksın bunları ve bizler de gerçek nedir göreceğiz. O zaman tarihimizle yüzleşiriz.
Devltin arşivlerini açmak yeter mi? Devletin arşivlerini açmak da bir kısmıyla yetmez.
Özürün devamı olarak birşey var. Dersim sürgünleri vardır. O sürgünlerin de açıklanması lazım.
Ben o defterleri istedim. Vermiyorlar. Ana muhalefet liderinden gizlediğiniz şeyi, bütün millet görsün"
diye konuştu.
 
Başbakanın "Arşivler yok" sözüne Kılıçdaroğlu şöyle tepki gösterdi: 
"Arşiv var. O arşivleri açacaksın. Dersim sürgünlere verilen topraklar var. O toprakların bir kısmı ellerinden alındı. O sürgün ailelerin topraklarını, ailelere vereceksin. bunu yaparsan bir meselemiz yok"
 
Kılıçdaroğlu'nun bu sözlerinin anlamını Bülent Esinoğlu açıkladı:
 

Kureyşan Toprak Ağalarına Tapu

Bülent ESİNOĞLU
Güneydoğuda toprak dağılımında ne büyük haksızlıkların olduğunu biliyoruz.
Atatürk toprak reformunu yapamamanın üzüntüsü ile aramızdan ayrıldı.
Cumhuriyet Halk Partisinin içindeki toprak ağaları, Cumhuriyet devrimlerinin önündeki temel engeldi.
Doğuda 50-60 bin dönüm toprağa sahip olan toprak sahipleri ile feodal düzen sürmektedir.
Dersim meselesi de, oradaki aşiretlerin Cumhuriyete isyan etmeleri de hep bu toprak meselesindedir.
Toprak ağaları, düzenlerinin devamı için oldum olası direnmişlerdir.
Eğer bu gün PKK terörünü yaşıyorsak, doğudaki toprak düzenini değiştiremediğimizdendir.
Emperyalizm ve onun işbirlikçileri bu toprak ağaları ile yaptıkları ittifaklarla siyaset yapa gelmişlerdir.
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Mustafa Kemal’i vurmalarını ekranlardan izliyoruz.
 
********************
Erdoğan veArınç’ın Atatürk’e saldırmaları tıynetleri gereğidir.
Ancak, Kılıçdaroğlu’nun, partisinin tabanına rağmen, Soros politikalarını izlemesi, Amerika’nın CHP de ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.
Dersim tartışmalarının başlatanı olan Kılıçdaroğlu, “Özür yetmez, tapularını da vereceksin” diyor.
İngilizler ile birlik olan Kureyşan Aşiretinin Cumhuriyet döneminde el konulan topraklarının tapusunu istemektedir.
Bildiğimiz kadarı ile Kureyşan Aşiretinin mensubu olan Kılıçdaroğlu, bu talebi ile "Toprak ağalarına topraklarını geri ver" demektedir.
Yani aşiret reislerinin mirasını savunuyor.
**********************
Kılıçdaroğlu belki bilmez ama emperyalizmin antropologları, kültür uzmanları, sosyologları Dersim üzerinden Cumhuriyetin nasıl vurulacağını çok iyi bilirler.
Burada sözünü ettiğimiz aşiretler, İngilizlerin kurduğu Kürt Teali Cemiyetinin üyeleridir.
Kureyşan Aşireti Reisi Seyit Riza’nın önderliğinde Cumhuriyete başkaldırının savunulması, Cumhuriyet kurucusu bir partinin başkanına düşmez.
CHP’nin tabanı bu siyasetleri kaldıramaz.
CHP içindeki Soros, artık kendisini gizleyemez hale gelmiştir.
Hem Kemalistlerden oy alacaksın, hem de Kemalistleri mahkûm etmeye çalışanların ekmeğine yağ süreceksin.
Taban ile çelişen bir liderlik olmaz.
           Zaten hiçbir zaman, bir lider olamamıştır.
                           Sadece Erdoğan’ın tamamlayıcısı olmuştur.
 
*************************
CHP’nin temel taşlarından olan
      değerli siyasetçi ve diplomat Onur Öymen de,
             Kılıçdaroğlu’nu "Bir ABD  projesi” olarak tanımlamıştır.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli var oldukça, emperyalizmin işgali gittikçe kurumsallaşmaktadır.
Muhalefet olmayınca, hem ülke doğru yönetilemiyor. Hem de Amerikancı iktidar rahat hareket etme kolaylığını elde ediyor.
Bugün Mustafa Kemal’e sahip çıkmak, vatan bütünlüğüne ve geleceğimize sahip çıkmaktır.
 
********************
 
Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının tamamı için:


Ahmet Taner Kışlalı - 1994 / İşte Dersim Gerçeği

Ahmet Taner Kışlalı'nın 1994 yılında Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısı


İşte Dersim Gerçeği

Gezilerimde zaman zaman karşıma çıkan bir soru var:
"Dersim isyanının arkasındaki gerçek nedir?"
Özellikle gençlerden gelen bir soru bu.
Gençler, inançlarını savunuyorlar. Bilgileri dışındaki sorularla karşılaştıklarında da, yanıtlarını gazete köşelerinde verilmesini istiyorlar...Hem kendileri, hem de kendileri gibi bilmeyenler öğrensin diye.

Doğu ve Güneydoğu'daki başkaldırmalar içinde iki tanesi önemli: Şeyh Sait ayaklanması ile Dersim ayaklanması.
*************

Şeyh Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı.
İngiltere'nin amacı, bu ayaklanma sayesinde, Musul üzerindeki isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmekti.
Kuzey Irak petrollerini kendi denetimi altına almaktı.

"Din elden gidiyor" görünümü altındaki ayaklanma bastırıldı. Ama İngiliz emperyalizmi de amacına ulaşmış oldu.

Gerek Moskova, gerekse Türkiye komünistleri, Şeyh Sait ayaklanmasına (1925) destek vermediler.
Komintern (Komünist Enternasyonal) belgelerinde; bu tutumun nedenleri şöyle açıklanıyor:
"Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye'nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır.
Kemal'e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir."

 
****************

Dersim, bugünkü Tunceli'nin eski adı. Ve Dersim tarihi, ayaklanmalarla dolu.Padişahlara karşı ayaklanmışlar. Meşrutiyette ayaklanmışlar. Jön Türk hareketinde ayaklanmışlar. Sonuncu olarak da cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmışlar.
Kimler bunlar?
Osmanlının bile Tımar sistemine dahil edemediği şeyhler, ağalar, aşiret reisleri...
Yani yargı da kendileri olan, vergiyi de kendileri toplayan, gençleri askere yollamayıp kendi muhafızları yapan, haydut çeteleri oluşturan feodal güçler.. Derebeyleri.
Niçin ayaklanıyorlar?
Bu geri düzen değiştirilmek istendiği için.
Komintern (Komünist Enternasyonal) belgelerinde (1937), son Dersim ayaklanmasına neden olan ortam şöyle anlatılıyor.[1]
"Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır...
Dersim, Türkiye'nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim'de iş yapmayı göze alamazdı.
Devletin Dersim'de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır."

Ve ekleniyor:

"İsyanın arefesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı.
Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti.
İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur."
 
***************

Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir.
Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk'ü ve Kemalizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir:
"Suçlamalar doğru ise Tunceli - yani Dersim - niçin yıllar boyu Atatürk'ün partisine oy vermiştir? Türkiye'de Kemalist partiye - ya da başka bir partiye - verilen oyların yüzde 70'leri aştığı başka bir il var mıdır?"
İşte Dersim gerçeği!.. Gerisi "laf-ı güzal."


++++++++++++++++++++
Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.22-24., Ümit Yayıncılık, 1997.
(Cumhuriyet, Mart 1996)
[1] "Komintern Belgelerinde Türkiye - Kürt Sorunu", Kaynak Yay., İstanbul, 1994







Atatürk İnönü Bayar kalesi



Amerika Birleşik Devletleri, 23 Kasım 2011 Çarşamba günü saat 11.20’de, Ankara’da
"Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak’ın “Katil” oldukları fermanı"nı
bütün dünyaya ilan etti.
 
Washington’dan yapılsa kıymeti olmazdı
++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Bu kez Tayyip Erdoğan’ı ABD’nin BOP Eşbaşkanı kimliğiyle değil,
                       ABD Dışişleri Sekreterliği’nin Sözcüsü olarak dinledik.
 
ABD, Atatürk, İnönü ve Bayar’ın “Dersim katliamcıları” oldukları ilânatını Washington’dan yapsaydı, bunun hiçbir kıymeti olmazdı.
Tebligatın “Türkiye’nin Başbakanı” sıfatı verilmiş bir ağızdan, Ankara’dan yapılması, tarihi bir olaydır.
 
Cumhuriyeti kuran partiye Cumhuriyeti yıktırmak!
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
CHP Genel Başkanı koltuğuna oturtulan Soros Vakfı kurucusuna bu hükmün alkışlatılması, tarihi olayın yaldızıdır.
Atatürk’ü, İskender Paşa Dergâhı mensubunun “Dersim katili” ilan etmesi, sıradan bir olay olurdu.
Ama Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi,
    İskender Paşa Dergâhının yargısına iştirak edince, 
                     tarihi bir dönüm noktasında bulunduğumuz 
                                                   bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
 
CHP’nin milletvekillerinin ve örgütlerinin bu gaflet ve hıyaneti seyretmesi, geldiğimiz yerin nezâketini tanımlıyor.
 
Karşıdevrimin Vinçleri
+++++++++++++++++++
 
Atatürk, İnönü ve Bayar’ın “Dersim katliamcıları” olarak mahkûm edilmeleri, karşıdevrim olgusunun en çarpıcı sahnesidir.
Bu olay, vinçlerin heykelleri devirmelerinden daha acıklıdır.
Bir kalabalığın bilinçlerinin kararması ve yüreklerinin nasır bağlaması bu gerçeği değiştirmez.
 
Atatürk, İnönü, Bayar ve Fevzi Çakmak Cumhuriyetin kare asıdır.
Şimdi birdenbire ıslak imzalarıyla “belgeli”, ağır bir insanlık suçunun eylemcileri ilan edilmişlerdir.
Bu olay, Cumhuriyetin değerlerinin hakim sistem katında yerin dibine batırıldığını gösterir.
 
İbişler Seyredebilir, Ama Cumhuriyet Yurttaşı Asla!
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Bir takım ibişler ve budalalar, bu olayı boş bakışlarla seyredebilirler, ama bilinçli Cumhuriyet yurttaşı asla!
Durum, olağanüstünün ötesindedir.
 
Amerikan işbirlikçisi karşıdevrimcileri yeniden devrimle tepelemek, bugün Atatürk’ün, İnönülerin ve Bayarların görevidir.
Ben onların yanına Nâzım Hikmetleri de koyuyorum.
 
Niçin Nâzım Hikmet’siz Olmaz!
++++++++++++++++++++++++++
 
İnönü ve Bayar’ın yolları, Atatürk’ten sonra ayrılmış gibiydi.
Ne var ki onlar aslında 1945 sonrasının “Atlantik Uzlaşması”nda anlaşmışlardı.
Türkiye, İnönü ve Bayar’ın oluruyla “Küçük Amerika” sürecine girdi.
1922’de İngiliz zırhlısıyla kaçan Vahdettin, aslında o gün, 
      kıyafet değiştirerek bir Amerikan zırhlısıyla geri dönmüştü. 
 
Acaba birisi, İnönü ve Bayar’a 1945-1950 arasında,
“Bir gün gelecek sizi Ankara’daki iktidar sahipleri
               ‘Dersim katliamcıları’ olarak mahkum edecekler”
                                                             deseydi, ne cevap verirlerdi?
 
Aslında bu uyarıyı yapanlar vardı.
Sosyalistler daha o zaman bu sürecin nereye varacağını görmüşlerdir.  
                   O nedenle artık Nâzım Hikmet’siz olmaz diyorum.
Atatürk ise Büyük Nutkunu o büyük uyarıyla bitirmişti. Bursa Nutku’yla bizi bir kez daha omuzlarımızdan sarsmıştı.
 
İnönü, Bayar Ve Fevzi Çakmak’ı Yıkmadan Atatürk’ü Yıkamazlar!
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Her neyse, bugüne bakalım.
İnönü ve Bayar’ın olur verdiği Atlantik sistemi, şimdi onları Atatürk ile birlikte “katil” ilan etmiştir.
Kim yanılmıştır?
Atlantikçiler mi?
Yoksa İnönü ve Bayar mı?
 
Türkiyemiz açısından büyük gerçek şudur: Atlantik sisteminin, geldiğimiz yerde, İnönü, Bayar ve Çakmak’a tahammülleri yoktur. Çünkü onlar, İstiklâl Savaşının ve Atatürk devriminin yapıcılarıdır. Demek ki onları yıkmadan devrimin kökünü kazıyamazlardı. Atatürk kalesini yıkarken, onları sağ bırakamazlardı.
 
     Hâl böyle iken bazı cahil ve ahmakların, 
                suçu İnönü’den Bayar’a, 
        Bayar’dan İnönü’ye atma girişimleri 
ve Atatürk’ü sözümona “kurtarma” kurnazlıkları,
                          rezilliktir; 
Cumhuriyet devrimi adına büyük utançtır
        ve karşıdevrimin ayaklarına kapanmaktır!
 
Nilüfer Gürsoy ve Özden Toker ne diyecekler?
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Bu yazdıklarıma acaba Bayar’ın kızı Eski Bursa Milletvekili Sayın Nilüfer Gürsoy ve İnönü’nün kızı Sayın Özden Toker ne diyecekler?
İnönü ve Bayar’ın torunlarının bir sözleri olmayacak mı?
Mutlaka olmalı!
Onları Silivri Kalasından göreve çağırıyorum!
Koruyacakları onur, babalarının ve dedelerinin onurundan önce Türk Devriminin onurudur; Cumhuriyetin namusudur.
 
Cumhuriyetin Yurttaşına Yakışmayan ve Yakışan
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Daha önemlisi, milletin ne yapacağıdır.
Gafillerin ve hainlerin bu alçakça komplosuna Türk milleti boyun eğemez!
                  Bu olayı ibiş ibiş seyretmek, Cumhuriyet yurttaşına hiç yakışmıyor.
Atatürk, İnönü ve Bayar’ın onurları, Cumhuriyetin son kalesidir.
 
Olay, onur meselesinin ötesinde milletimizin başıdik yaşama davasıdır.
Bütün yurttaşlarımı Atatürk’ün önderliğinde
                  İnönü, Bayar ve Nâzım Hikmet kalesinde
                                    Cumhuriyet Devrimi için birleşmeye,
                                          canla başla mücadeleye çağırıyorum.
 
Komployu Bozacak, Komplocuları Bozguna Uğratacağız
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Önce bu alçakça komployu bozacağız.
Sonra bu Cumhuriyet yıkıcılarını yıkacak ve Atatürk’ün milli hükümet ve milli devletini yeniden kuracağız.
 
Hepimiz
    İstiklâl Savaşı ve devrim yıllarındaki
Mustafa Kemal Paşalar, İsmet Paşalar, Celal Beyler, Nâzım Hikmetler
        gibi olacağız.
El ele vereceğiz!
“Felek bütün cefasını toplasın gelsin”;  Atatürk, İnönü, Bayar, Nâzım Hikmet kalesi kurulmaktadır.
Hainler ve gafiller korksun, onları saldırdıkları Cumhuriyet kalesinin hendeklerine gömeceğiz!
 
***************
Doğu Perinçek'in 27 Kasım günlü Aydınlık köşe yazısıdır.
***************

Hükümet-PKK görüşmesini Alman istihbaratı sızdırdı


Kozinoğlu, şöyle yazıyor:
 
"Oslo görüşmelerini Alman gizli servisi sızdırmıştır. Elinde bu bağlamda daha çok bilgi mevcuttur. Alman gizli servisi, PKK'nın tüm arşivine de sahiptir."
 
Kozinoğlu, Almanya Devleti'nin Fethullah Cemaati, AKP ve Hakan Fidan'dan rahatsızlık duyduğu için, Tayyip Erdoğan'ın İsviçre bankalarındaki hesap bilgilerini eline geçirerek koz olarak kullandığını söylemişti.
 
Bu sızdırmanın da bu rahatsızlık kapsamında olabileceğini düşünebiliriz.