4 Mayıs 2013 Cumartesi

Akil sendikacının 1 Mayıs İstanbul ihaneti


Saflar çok netleşti.
 
KESK (Kamu İşçileri Sendikaları Konfederasyonu) Genel Başkanı Lami Özgen
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan
"Akil Adam" olmayı kabul ettiler.
 
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, "Çözüm süreci ihanet sürecidir" diyerek akil adam olmayı kabul etmedi.
Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı İsmail Tutoğlu'na açık anti-emperyalist konumundan dolayı teklif bile götürülmedi.
 
İşçi sınıfı, dinsel ve etnik bölücülüğe karşı mücadele ederek sınıf oldu.
Akil adamlığı kabul eden sendikacılar, işçi sınıfını da parçalayacak olan etnik bölücülük için ABD, PKK ve AKP planlarında rol almış oldular.
Ancak, işçi sınıfı buna onay vermeyecektir. 30 yıllık etnik bölücü faaliyetlere rağmen, işçi sınıfı bölünmemiş, toplumun çimentosu olarak birlik içinde dimdik durmuştur.
TEKEL, PTT ve diğer tüm mücadelelerde işçi sınıfı etnik ve dinsel ayrım göstermeden birlik içinde hareket etmiştir.
 
Anadolu'yu dolaşıp milleti "barışa" yani bölünmeye ikna etmeye çalışıyorlar. Ancak milletin karşısına çıkamıyorlar.
Her gittikleri yerde protesto ediliyor, boş salonlara konuşuyorlar.
 

Başkanı oldukları sendika üyelerinin bile karşısına çıkamazlar.
Türk-İş ve Hak-İş Genel Başkanlarına:
"Taşeron yasasına, kıdem tazminatının kaldırılmasına, esnek çalışma saldırısına karşı niçin sesinizi çıkarmıyorsunuz?"
Memur-Sen Genel Başkanına:
"Memurun devlet güvencesi ortadan kaldırılırken, sürgünler planlanırken neden susuyorsunuz?"
KESK Genel Başkanı'na
"Öcalan'ın tasdikçisi misiniz?"
diye sormayacak mıdır sendika üyeleri?
 
1 Mayıs'ta kürsüden Hükümete şu uyarıları yapmaları gerekirdi:
- Kıdem tazminatını kaldırırsan genel grev yaparız
- Her yeri taşeron cehennemi yapma planından vazgeç
- Özelleştirmeleri derhal durdur, yeter memleketi sattığın
- Esnek çalışma saldırısından vazgeç, kiralık işçi büroları kurmaya sakın niyetlenme
- Ülkeyi, milleti parçalayacak Yeni Anayasadan vazgeç.
 
Hiçbirini diyemezler. AKP Hükümetinin kullandığı aletler haline gelmişlerdir. Onlar, hükümetin sütliman sendikacılarıdır.
AKP Hükümetinin işçilere ve memurlara karşı yaptığı bunca saldırıya hiç seslerini çıkarmadıkları, tam tersine, çalışan kitleyi etnik temelde bölünmeye götürecek planlarda rol aldıkları apaçıktır.
Görevleri, ülke parçalanırken milleti ve işçi sınıfını susturmak.
1 Mayıs'ta kürsülere çıkıp: "Etnik ve dinsel olarak parçalanmayı kabul edin" mi diyeceklerdi? Diyemezlerdi.
 
İşçinin, memurun çıkarlarını savunmadıkları için, işçi sınıfını da meydanlara dökemediler.
AKP Hükümeti, bu yüzden İstanbul'da terör uygulayıp göstericileri dağıtabildi. AKP'nin Akil Sendika Başkanları, AKP'ye işçileri dağıtma olanağını altın tepsi içinde sundular.
İşçileri kazanma şansı olmayan bir mücadeleye soktular. 500 bin işçi toplayabilselerdi, polis barikatları kağıt gibi parçalanırdı. Kurmaylık böyle olur. Kazanamayacağın muharebeye girmeyeceksin, askerini boş yere kırdırmayacaksın.
Ama Akillerin görevi, AKP için çalışmaktı. Kazanma değil, kaybetme planı yaptılar. İşçi sınıfı, bu ihanetten elbette ders çıkaracaktır.
 
KESK, Memur-Sen, Türk-İş ve Hak-İş Genel Başkanlarının kendi tarafında olmasına güvenen AKP Hükümeti, faşist yüzünü gösterdi. Göstericilere uygulanan şiddet, ancak terör olarak adlandırılabilir.
AKP dikkatleri bu yöne çekti. Güç gösterisi yaptı. Yurtsever vatan-emek güçlerinin bölücü açılıma karşı yurdun çeşitli yerlerinde yaptıkları 1 Mayıs etkinliklerinin haber olmasını engelledi.
Tüm yandaş basın İstanbul'daki AKP terörünü öne çıkardı. Moral bozucu yayın yaptı.
 
Türk-İş'e bağlı birçok sendika ve Hak-İş'e bağlı Oleyis, yurtsever vatan-emek cephesinin düzenlediği 1 Mayıs etkinliklerine katıldılar. Bölücülerin 1 Mayıs'ına katılmayı reddettiler.
Bu, akil sendika ağalarının konfederasyonlarına bağlı sendikaların kontrolünü ellerinden kaçırdıkları anlamına geliyor. İlerde saflar daha da netleşecektir. Yurtsever dalga Memur-Sen ve KESK'e de mutlaka ulaşacaktır.
Yolumuz açık ve aydınlıktır.

Zonguldak 1 Mayıs 2013

********
 Faydalanılan kaynaklar:
Yıldırım Koç, "Akil Sendikacılar" Aydınlık 9 Nisan 2013
Mehmet Akkaya "1 Mayıs Değerlendirmesi ve Görevler" Aydınlık 3 Mayıs 2013
 
********

Tandoğan'da vatan-emek cephesi, Sıhhiye'de bölücü cephe


1 Mayıs 2013 Ankara..
Vatan savunması ile emek cephesinin birleştiği ilk 1 Mayıs'ın başkenti.
 
"Vatan, Cumhuriyet ve Emek Birlikteliği" ile "Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu"nun çağrısı ile bir araya gelen kitle, "Taşeronlaştırmaya, Özelleştirmeye, Vatanın Bölünmesine Karşı" kendi kürsüsünü kurdu.


Tandoğan'daki etkinlikte kürsüdekiler:
Masum Türker, DSP Genel Başkanı
Av. Hasan Basri Özbey, İP Genel Başkanvekili
Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Süheyl Batum, Mevlüt Dudu, Recep Gürkan, Mehmet Kesimoğlu, Gürkut Acar, Ahmet Topbaş, CHP Milletvekilleri.
İsmail Tutoğlu, Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı
Tansel Çölaşan, Vatan, Cumhuriyet ve Emek Birlikteliği Sözcüsü, ADD Genel Başkanı
Salih Kılıç, Türk-İş Eski Genel Başkanı
Ahmet Kılıç, Yol-İş Eğitim Sekreteri
Metin Feyzioğlu, Ankara Barosu Başkanı
Şenal Sarıhan, CKD (Cumhuriyetçi Kadınlar Birliği) Genel Başkanı
Çağdaş Cengiz, TGB (Türkiye Gençlik Birliği) Genel Başkanı
E. Korg. Erdoğan Karakuş, TESUD (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) Başkanı
 
Katılımcı listesi için bakınız:
 
Sıhhiye'de Türk bayrağı yoktu ama Tandoğan bayrak deniziydi.


Tandoğan etkinliğine CHP Milletvekillerinin destek vermesine rağmen CHP Ankara İl Örgütü kitlesel olarak Sıhhiye'deki bölücü etkinliğe katıldı.
Ancak, BDP'li bölücüler ve karanlık başıbozuk örgütler alana girer girmez sendikaların çoğu alanı terk ettiler.
Aydınlık'tan İsmet Özçelik'in gözlemlerine göre:
Alandan ayrılan işçiler Necatibey caddesi'nde yürürken kendi aralarında "Biz PKK'lılarla, açılımcılarla yan yana olmayız" diye konuşuyorlardı.
Sıhhiye'yi terk edenlerin tepkilerine bakılırsa, seneye Sıhhiye'nin büyük kesiminin Tandoğan cephesine geleceği kesin gibi.
 
Saflar ayrışmıştır. 1 Mayıs ilk defa kitlesel olarak bölücülerin, karanlık örgütlerin elinden kurtarılmış, ve yine ilk defa milletin siyasal öncüleri ve emekçiler kitlesel olarak bir araya gelmişlerdir.
İşçi sınıfı vatan cephesine katılmaya, bağımsızlığımızı korumanın taşeronlaşma, özelleştirme, sendikasızlaştırma, yoksullaşma ile mücadelede tutulacak ana halka olduğunu görmeye, bölücülüğe kararlılıkla karşı çıkmaya başlamıştır.
İşçilerin bu mücadelesi, akil adamlığa soyunan sendika ağalarına karşı mücadeleyi keskinleştirecektir.
 
4 dakika süreli Tandoğan etkinliği video kaydı:
 
********

3 Mayıs 2013 Cuma

Bornova'da Türk bayrağı, Gündoğdu'da Apo posteri


1 Mayıs 2013'de İzmir.
Bir alanda günün anlamına uygun eylem yapan yurtseverler...
Diğer alanda işçi gününü kendi emellerine alet eden bölücüler...


Cumhuriyet Güçbirliği Bornova'daydı.
Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı etkinlik İstiklal Marşı ve saygı duruşu ile başladı.
Etkinliğe 50'ye yakın parti ve kitle örgütü katıldı.
Emperyalizme ve bölücülüğe karşı bayrak gösterildi. Vatan ve emek güçleri bir araya geldi. Emek güçleri de vatan savunmasına katıldı.
Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır da kürsüdeydi ve bir konuşma yaptı..

fotoğrafı büyütmek için üzerine tıklayınız


Gündoğdu'daki etkinliğe ise 15 bin kişi katıldı.
Gelen yoğun tepkiler üzerine, Tertip Komitesi, imza attığı protokolü uygulamaktan vazgeçti, İstiklal Marşı'na izin verdi. Okunacağı açıklanmış olan Kürtçe bildiri de okunmadı.
Etkinliğin başlarında CHP ve sendikalar alanı doldurdu.
İlerleyen dakikalarda BDP ve diğer bazı guruplar Öcalan posterleri ile alana girmeye başlayınca CHP ve bazı sendikalar alanı terk ettiler.
 
"Başkan Apo'ya özgürlük, Kürt sorununa demokratik çözüm" pankartı açıldı. Kürsüden Kürtçe "Yaşasın 1 Mayıs" sloganları atıldı.
BDP'liler, alandaki TKP'lilere "Siz ulusalcısınız" sözleri ile saldırdılar. TKP-BDP arasında yaşanan arbedede bir kişi yaralandı.
Olayın ardından TKP, alandaki Atatürk büstünün önünde ayrı kürsü kurdu.
 
Tertip Komitesi adına konuşma yapan Türk-İş 3. Bölge Temsilcisi Hüseyin Karakoç dahil hiçbir Komite üyesi Öcalan posterlerine, BDP'nin Kürtçü sloganlarına ses çıkarmadı.
 
Bölücülerin tertiplediği 1 Mayıs etkinliğine katılan CHP, TKP ve sendikalar, umarım ki, yaptıkları yanlışı anlayacaklar ve bundan sonra bölücülerle birlikte hiçbir eylem  yapmayacaklardır.
 
1 Mayıs'ın işçi sınıfına yaraşır şekilde nasıl kutlanması gerektiği Bornova, Antalya, Rize, Tandoğan ve daha birçok yerde gösterilmiştir.
Kefen yırtılmıştır. 1 Mayıs bölücülerin ve karanlık örgütlerin elinden kurtarılmıştır. Yolumuz açık ve aydınlıktır.
 
********
arşiv:
 
 
********

Yandaş basın Tayyip Bey'in silahlarını gizledi


Aydınlık, Tayip Bey'in silahlarını manşetten gördü


Yandaş basın, haberi köşe bucak sakladı. Görünmemesi için sayfa altlarında küçük boy verdiler.
Özgür Suriye Ordusu'nu ellerinden geldiği kadar gizlediler, bu teröristlerin kullandıkları silahları Tayyip Bey'in verdiğini ise hiç yazmadılar.
 
AKŞAM: Sınırda çatışma 1 polis şehit
"Uzun namlulu silahlarla açılan ateş sonucu 1 polis şehit oldu"
Kim ateş açmış anlaşılmıyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Esad'a saldırınca adı "demokrasi savaşçısı" olarak anılıyordu. Şimdi ÖSO'nun adı ortada yok. "Demokrasi savaşçıları polisimize, askerimize ateş açtı" diyemiyor AKŞAM gaz tenekesi...
(karikatürün sağındaki küçük haber)


ZAMAN: Akçakale'de Suriyeliler 1 polisi şehit etti.
"Suriyeli göçmenler ile güvenlik güçleri arasında yaşanan arbede sırasında bir polis memuru hayatını kaybetti.
Belediye başkanı, kim tarafından ateşlendiği belli olmayan kurşunlarla polisin şehit olduğunu anlattı."
Demokrasi savaşçısı teröristlerin adı bile geçmiyor. Terörist göçmen oluvermiş.
(sağ alt köşe)


SABAH: Sınırda olay var
"Akçakale sınır kapısında toplanan Suriyeliler, Türkiye'ye geçmelerine izin verilmeyince görevlilere ateş açtı."
ÖSO yine ortada yok. (sol kenarda karikatürün üzerinde)


POSTA: Türkiye'nin desteklediği muhalifler Türk polisini şehit etti. 
                Akçakale'de Suriye terörü
"Aralarında Suriye Devlet Başkanı Esad'a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu'nun elemanlarının da olduğu gurup olay çıkardı. Önce taş attılar, ardından da polis araçlarını ve nöbetçi kulübesini yaktılar. Daha sonra da uzun namlulu silahlarla ateş ettiler. ...
Reuters haber ajansı, Özgür Suriye Ordusu'nun iki elemanının da öldüğünü duyurdu."
 
Yandaş basın içinde en namuslusu POSTA çıktı. Haberi en altta küçük boyda verdi ama, gerçekleri gizlemedi.
Hatta Reuters'in haberini de verdi ki, ateş açanların Özgür Suriye Ordusu'na bağlı teröristler olduğuna ilişkin bir şüphe kalmadı.
Reuters, teröristleri destekleyen İngiltere'nin haber ajansı.


Yeni Şafak: Akçakale'de terör. 1 Şehit 2 yaralı
Hem de sürmanşetten büyük boy haber. Başlık da doğru. "Acaba hidayete erdiler de doğruları mı yazmaya başladılar" deyu düşünüp altındaki haberi okuyunca değişen bir şey olmadığını anladık. Meğer ateş açıp polisimizi şehit eden Esad imiş....
İşte haber:
"Suriyeli mülteciler ile güvenlik güçleri arasında dün sabah arbede çıktı. Kargaşa ortamını fırsata çeviren Esed'e bağlı Şebbiha milisleri kontrol noktasına ateş açtı."


********
arşiv:
 
 
********

2 Mayıs 2013 Perşembe

Antalya - Rize - Küba


Antalya ve Rize'de 1 Mayıs için toplanan vatandaşlar, bölünme açılımına set çektiler.
Vatan cephesi ile emek cephesinin birliği sağlandı. Sendika ağalarının bölücü açılıma destek vermesi tabanda destek görmedi.
 
Antalya'daki 1 Mayıs mitinginde bölücüler ve anarşistler yoktu.
Hem kürsüden yapılan konuşmalarda, hem de alanda vatan ve cumhuriyet vurguları öne çıktı.
Resmi rakamlara göre 15 bin yurttaş alandaydı.
 
Bütün sendikalar alana Türk bayrakları ile geldi.

Antalya 1 Mayıs 2013

Pankartalar:
Askere uzanan eller kırılsın
Bölücü anayasa istemiyoruz
Bayrak inmez, TC silinmez
Millet ordu el ele tam bağımsız Türkiye
T.C.
Bizde akil yok, biz vatan delisiyiz
Amerika defol bu memleket bizim
 
Kutlamaya Türk-İş ve Birleşik Kamu-İş'e bağlı sendikalarla İP, CHP, DP, TGB, CKD ve Alevi dernekleri katıldı.
2B mağduru köylüler de alandaydı. Şerife Güven: "Vatanımızı bayrağımıza sahip çıkarak kurtaracağız"
Motorize 07 Gurubu da alandaydı. Gurup sözcüsü Selçuk Günay: "Artık 1 Mayıslar da vatan mücadelesinin alanlarıdır"
 
Birleşik Kamu-İş Antalya İl Temsilcisi Mehmet Balık:
"Torosların yiğit evlatları, ülkenin bölünmesine hizmet eden emperyalizmin işbirlikçilerine boyun eğmez"

Rize 1 Mayıs 2013

Rize'de 35 yıl aradan sonra ilk kez 1 Mayıs etkinliği yapıldı.
Etkinliği Vatan Cumhuriyet ve Emek Birlikteliği düzenledi.
Tek Gıda-İş, Eğitim-İş, Genel Sağlık-İş, İP, CHP, ADD ve TGB alandaydı.
 
Bölücü ve lumpenlerin olmadığı alana Türk bayrakları hakimdi.
 
ADD Rize Şube Başkanı Ömer Toprak:
"Bu dalga daha da büyüyecektir. Bu dalga, ÇAYKUR'un özelleştirilmesini de durduracak dalgadır."

Küba, Havana 1 Mayıs 2013

Tayyip Bey'in evlatları Türk polisini öldürdü


Ali Serdar Bolat   2 Mayıs 2013
 
Burası bir cephe değil, Türkiye'nin Suriye sınırındaki Akçakale sınır kapısı.
Olaylar, Suriye'den kaçan Özgür Suriye Ordusu adlı terörist gruba üye 1000 kişinin Türkiye'ye geçmek istediği sırada meydana geldi.

Teröristlerin yaktıkları araçlardan çıkan dumanlar

Suriye'den Türk tarafına geçmek isteyen Özgür Suriye Ordusu mensubu teröristler, önce gümrükteki yetkililerle tartıştı.
Güvenlik ekipleri izin vermeyince önce tartışma başladı, tartışma kısa sürede büyüdü.
Tayyip Bey'in silahlandırdığı, desteklediği sözde özgürlük savaşçısı teröristler Gümrük Muhafaza memurlarına saldırdılar, bazı araçları ateşe verdiler.
İtfaiye ekiplerinin yangına müdahale etmesini de teröristler önledi.
Olaylar üzerine bölgeye güvenlik güçleri, asker ve polis sevk edildi.
Teröristler, kendilerine engel olmaya çalışan güvenlik güçlerine karşı uzun namlulu silahlar kullandı. Çatışmada 1 polis (Ferhat Avcı) şehit oldu, 1 polis, 5 asker ve 4 sivil yaralandı.
Jandarmaların TOMA arabaları kurşun delikleri içinde kaldı.
Teröristlerin Suriye Ordusu'nun başlattığı büyük imha operasyonundan kaçarak sınıra ulaştığı belirlendi.
 
Akçakale Devlet Hastenesi önünde toplanan halkın feryatlarından bir kesit:
"Başbakan izlesin"
"Besleyin, besleyin de bizi vursunlar"
"Hastaneye gelemiyoruz, hastanede hep onlara bakıyorlar"
"Bayrağımızı yaktılar"
"Evimizin içine girdiler, çocuklarımızın kafası kan içinde"
"Bizim bir sıkıntımız yok, istediğimizi vurur gideriz diyorlar"
 
Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye'yi kan deryasına çeviren bu teröristler için "Suriye'nin gerçek evlatları" demişti.


1 Mayıs 2013 Çarşamba

Yeni CHP'nin Mandela safsatası


AKP, BDP ve CHP Milletvekillerinden oluşan bir heyet 29 Nisan'da Güney Afrika'ya gitti.
Ziyaret, İngiltere merkezli Soros destekli Demokratik Gelişim Enstitüsü'nün (DPI) daveti ile gerçekleşiyor.
Geziyi, Öcalan'ın avukatı Catriona Vine örgütlüyor. Catriona yenge, DPI'nın müdür yardımcısı ve program sorumlusu.

Aydınlık, 26 Nisan 2013

Haydi AKP ve BDP'yi anladık, onlar aynı yastığa baş koyuyorlar.
Peki, CHP'nin bu geziyi düzenleyecek bilgisi, parası, seyahat acentası yok mudur ki Öcalan'ın avukatına muhtaç oluyor.

Kimler gidiyor CHP'den?
2 kişi: CHP Genel Başkan Yardımcısı PKK avukatı Sezgin Tanrıkulu ve Levent Gök.
Levent Gök: "Bizi Genel Başkan Kılıçdaroğlu görevlendirdi" dedi.

Niçin gidiyorlar Güney Afrika'ya?
"Güney Afrika Modeli"ni inceleyeceklermiş.
Sözde "Kürt sorunu"nun çözümünde o modelden yararalanılabilir mi, araştıracaklarmış.

Kılıçdaroğlu, "Niçin gidiyorsunuz" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bundan daha doğal ne olabilir ki? O zaman o ülkeler nasıl çözdü, yöntem neydi diye bakmak lazım. Biz barışın, çözümün karşısında olsak, başka ülkelerde çözüm sürecini araştırır mıyız?"

Peki, Güney Afrika'da ne sorun varmış, acaba Kılıçdaroğlu biliyor mu?
Biliyorsa, o sorunun PKK ve Kürt sorunu ile uzaktan yakından benzerliği olmadığını bilmiyor mu?
Bilmiyorsa niçin CHP Genel Başkanı olmuş? Hadi diyelim cahildir bilmiyordur, internette gogıl çubuğuna Güney Afrika diye yazıp bilgi edinmeyi de mi bilmiyor? Vazgeçtim, danışmanlarına sor kardeşim.
Ancak, bunların hiçbiri değil. Biliyor da, bilmezden geliyor.

Güney Afrika'da sorun şuydu:
Bu bölgeyi işgal eden Hollandalılar ve İngilizler zamanla karışarak Afrikaans denen bir dil oluşturdular ve kendilerine Afrikaner demeye başladılar. İşte bu Avrupa kökenli beyaz Afrikanerler, ırkçı bir sistem kurmuşlardı. Buna Apartheid deniliyordu. Bu sisteme göre beyazlar, zenciler, renkliler (melezler) ve Asyalılar arasında ayrımcılık yapılıyordu. Esas sorun çoğunluğu teşkil eden zencilerdi.
1948 yılında kabul edilen yasaya göre, ırkların yerleşim yerleri ayrılıyordu. Beyazların mahalleleri, zencilerin mahalleleri gibi. Bazı kırsal bölgelerde sadece zencilerin yaşadığı sözde devletçikler kuruluyor, zenciler buralara hapsediliyordu.  İş bununla da bitmiyordu. Eğitim, sağlık, eğlence yerleri, plajlar, lokantalar, toplu taşıt araçları hep ayrılmıştı. Eskiden ABD'de uygulanmış olan ırk ayrımcılığı daha da katı olarak uygulanıyordu. Beyaz olmayan ırklara daha düşük eğitim, daha kötü sağlık hizmeti veriliyordu. Devlet hizmetleri ve her türlü yönetim bayazlara mahsustu. Aslında bu yasadan önce de ırk ayrımcılığı vardı. Yasa, bu ayrımcılık uygulamasını kurallara bağlıyor ve daha sistemli bir hale getiriyordu.
Zenciler bu bu uygulamaya isyan ettiler. Liderleri Mandela hapse atıldı. 27 yıl hapiste kaldı. Daha sonra dünyanın bu ırkçı sisteme tepki göstermesi dolayısıyla beyaz ırkçı yönetim sorunu çözme kararı aldı. Önce Mandela serbest bırakıldı, ırkçı kanunlar kaldırıldı, serbest seçimler yapıldı, Mandela Devlet Başkanlığına seçildi. (1990)

Kürt kökenli vatandaşlarımızla Güney Afrika zencileri arasında ne gibi bir benzerlik vardır?
Kürt kökenli vatandaşlarımız için daha düşük kaliteli hizmet veren ayrı okullar, ayrı sağlık kurumları, ayrı sinemalar, ayrı lokantalar mı açılmıştır. Onlar için ayrı mahalleler mi kurulmuştur, "Türklerin oturduğu mahallelere giremezsiniz, aynı otobüse binemezsiniz, aynı lokantaya gidemezsiniz" mi denilmiştir. Devlet dairelerinde iş verilmemiş, asker, subay, memur, milletvekili, başbakan olmaları yasaklanmış mıdır.
Evet, cevap verin lütfen. Ne gibi bir benzerlik var da "Onlar zenci sorununu nasıl çözmüş, o modeli Kürtler için uygulayabilir miyiz, yöntemleri neydi" diye oraya heyet gönderip araştırma yapıyorsunuz?
Hiç utanıp sıkılma yok mu.

Öcalan'ın ve PKK'nın programı Mandela modeli. 25 Nisan'da Karayılan işte bu modeli anlattı.
Onun için AKP, BDP ve CHP Güney Afrika'ya gidiyorlar.

Mandela modeli şöyle işledi:
1- Önce Yeni Anayasa yapıldı.
2 - Sonra "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" kuruldu.
3- Daha sonra Mandela serbest bırakıldı.

Bizde de aynı model uygulamaya kondu.
1- Yeni Anayasa tezgahta. Meclisteki 4 parti de Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na üye verdi.
2 -"Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi" amacıyla "Meclis Araştırma Komisyonu" kuruldu. CHP ve MHP üye vermedi.
3- Mandela'nın avukatı Essa Musa demeci patlattı: "Öcalan'ın cezaevinden çıkarılması gerekiyor"

Mandela, mücadelesinde haklı idi. Zencilere yapılan haksızlıklara karşı çıktı.
Öcalan'ı Mandela yapmak isteyenlerde hiç utanıp sıkılma yok mu?

Bu heyetin Güney Afrika'ya çözüm modeli incelemek için gittiğini duyan dünya kamuoyu "Vay be, demek ki Türkler Kürtlere eskiden Güney Afrika'da zencilere uygulandığı gibi baskılar uyguluyormuş" diye düşünmeyecek midir?
Yaptığınız bu seyahat ülkemizi dünya kamuoyu önünde suçlu duruma düşürmüştür. Bunun hesabını verebilecek misiniz?