31 Aralık 2013 Salı

işte böyle laz ismail

"Yeniden Kemalist Devrim, Yeniden Tam Bağımsız Türkiye" mücadelesine omuz verenlerin yeni yılını kutlar, esenlikler dilerim.

Mehmet Bedri Gültekin - Doğu Perinçek - Erkan Önsel - Silivri Esirevi 2013

işte böyle laz ismail

ilerleyen aydınlığın içindeyim
ellerim iştahlı, dünya güzel.
gözlerim doyamıyor ağaçlara
ağaçlar öyle ümitli, öyle yeşil.
güneşli bir yol gidiyor dutlukların arkasından
mapushane revirinde penceredeyim.
duymuyorum ilaçların kokusunu,
bir yerlerde karanfiller açmış olacak.


işte böyle laz ismail,
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele!

Nazım Hikmet
***********

Ahmet Hakan'dan Başbakan'a açık mektup

Ahmet Hakan 28 Aralık günlü Hürriyet'teki köşesinde yazdı.

Başbakan'ın özel olarak görevlendirip sırtlarını sıvazladığı, zırhlı arabasını emirlerine verdiği, ve kendisine düşman olarak gördüğü komutanların, aydınların, gazetecilerin, siyasetçilerin üzerine sürdüğü, sahte deliller hazırlamaları için ortam hazırladığı Savcılar, Başbakan'ın gözünde birdenbire "çete" oluverdiler.

Canavar, kendisini yaratan Doktor Frankenştayn'a saldırmıştı. Bu, toplumsal bir kanundur. Eğer bir canavar yaratırsanız, veya var olan bir canavarı beslerseniz, veya canavarla suç ortaklığı yaparsanız, eninde sonunda onun size saldırması kaçınılmazdır.

Özetleyerek veriyorum.

Başbakan'a açık mektup

Ahmet Hakan

Sayın Başbakan,
-- Yargıya meydan okuyarak,
-- Savcıya meydan okuyarak,
-- Mahkemelere meydan okuyarak
bu krizden çıkamazsınız.

***********

"Ben bu yargıya, bu mahkemeye, bu savcıya çevremdeki insanları teslim etmem arkadaş" anlamına gelebilecek sözler söylemekten, davranışlar sergilemekten vazgeçin.

***********

- Bu ülkede Genelkurmay Başkanları bu yargıya teslim oldu, bu yargının verdiği kararlara uymak zorunda kaldı, bu yargının verdiği kararlar doğrultusunda hapislerde yatıyor.

- Bu ülkede "dokunulmaz" sanılan Generaller bu yargının verdiği kararlar doğrultusunda müebbet üstüne müebbet aldılar, Silivri zindanında yatıyorlar.

- Bu ülkenin gazetecileri bu yargı tarafından yargılandı, bu yargı tarafından hapislere atıldı.

- Bu ülkenin Belediye Başkanları, siyasetçileri yargılandı, bileklerine plastik kelepçeler takıldı, aylardır hapislerde yatıyor.

***********

Soruyorum:
Bu insanların, sizin çevrenizdeki insanlardan ne farkı var, Sa
yın Başbakan?
Onlar söz konusu olduğu zaman "Gidin yargılanın, bir şeyiniz yoksa neden çekiniyorsunuz kardeşim, adalete güvenin" demiştiniz.


Fakat sıra sizin partililerinize ve çevrenize gelince..."Olmaz" diyorsunuz, savcı azarlıyorsunuz, direnişe geçiyorsunuz.
Oysa yargı aynı yargı, mahkeme aynı mahkeme, hatta savcı bile aynı savcı.Yani "paralel devlet" ise aynı "paralel devlet"

***********

Sayın Başbakan... Sizin tutumunuzdan biz ne anlamalıyız?
Şunu mu:

Sizin yakınınızdakiler yargının bile dokunamayacağı kadar pek mühim, çok elit, çok önemli, çok dokunulmaz kişiler...

Sizin yakınınızda olmayanlar ise...
Sonuna kadar vurulacak, dövülecek, hapislere tıkılacak, ağır müebbetlere çarptırılacak kişiler.

Bu mudur yani?
Eğer buysa bunun bildiğimiz o "Eski Türkiye"den ne farkı var Allah aşkına?

***********

Sayın Başbakan...
Eğer siz bugün "Ben bu yargıyı maksatlı buluyorum, bunlara güvenmiyorum" derseniz...
Siz "Başbakan" olarak bunu derseniz...
Bütün vatandaşlarınıza da böyle deme hakkı doğmaz mı?

Soruşturulan her vatandaşın da, "Ben bu yargıyı maksatlı buluyorum, bunlara güvenmiyorum" deme hakkı olmaz mı?

Dahası "Başbakan'ın yakınlarını gözaltına alamıyorsunuz, gücünüz bana mı yetiyor" cümlesi, gayet haklı bir cümle olmaz mı?

Sizin elinizde devasa bir "devlet gücü" var ve siz bu devasa güce dayanarak çevrenizdekileri yargıdan kurtarabiliyorsunuz.
Peki elinde böyle bir güç olmayan sade vatandaşlar ne yapacak?
Onları kim koruyacak?
Onları kim kurtaracak?

***********

Sayın Başbakan...
Etrafınızdakilerin soruşturulup yargılanmalarına izin vermeme gayretleriniz sadece vatandaşlarınızın adalet duygusunu yer ile yeksan etmiyor.
Ayrıca dışarıdan Türkiye'ye bakanlarda da çok derin bir kuşku ve kaygı yaratıyor.

Mahkemelerine, savcılarına, yargısına posta koyan bir Başbakan'ın ülkesini kimse "güvenilir" bulmaz.

Bulmuyorlar da nitekim.
Alıp da kaçıyorlar paralarını...

İşte bakın:
Dolar fırlıyor, borsa çöküyor.
Sizin tutumunuz nedeniyle ekonomi de dibe vuruyor Sayın Başbakan.

***********
Yazının tamamı için:
***********

29 Aralık 2013 Pazar

Tayyip Bey'in ve Fethullah'ın elini tutmayın

"Ellerini tutmayın" sözünü iki anlamda söyledim.

Birincisi: "Ağanın eli tutulmaz" anlamında. Engel olmayın kendilerine. Bırakın Fethullahçı çete AKP'nin yolsuzluklarını, rüşvet suçlarını açığa çıkarsın. "İnlerine gireceğim" diyen Tayyip Bey'i de tutmayın, F tipini dağıtabileceği kadar dağıtsın. ABD aleyhine, ABD Büyükelçisi aleyhine de bırakın istediği gibi konuşsun. "Zaten sen de Amerikancı değil misin?" diye lafını ağzına tıkamayın. Bırakın ABD ile arası iyice açılsın, en büyük desteğinden tamamen mahrum kalsın, yıkılması daha da kolaylaşsın. Aralarındaki çelişkilerin daha da büyümesi için gayret gösterin.

İkincisi: "Uzattıkları elleri tutmayın" anlamında. Ne Tayyip Bey'in tarafını tutun, ne de Cemaatin. Size el uzatmaları tuzaktır. Bırakın yesinler birbirlerini.

Elbette yolsuzlukların üzerine gidilecek. Ama hangi siyasal amaçla, hangi iktidar projesi ile gidilecek, önemli olan budur.

Kılıçdaroğlu, AKP diktasının Tayyip Bey feda edilerek Abdullah Gül ve Fettoş ile devam ettirilmesi planına koltuk değneği olmakta. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni Sarıgül üzerinden Fethullahçı çeteye peşkeş çekmekte. Atatürkçüler bu plana alet olamazlar.

Yanlış bir algı var: AKP ve Cemaat birbirlerine düştükleri için yıkılmıyorlar, onları halkımız deliğe süpürüyor. Alanlara çıkan halk "Hükümet istifa" diye, "Fethullahçı çete dağıtılacak" diye haykırıyor. "Arslan Feto, vur AKP'ye" diyen bir tek kişi var mı, bu anlamda tek bir pankart var mı? Yok. Tersi de yok.

Halkımızın dağıtılmasını istediği Atatürk düşmanı, Amerikancı, şeriatçı çete ile birlik olmak, Atatürk'ün koltuğunda oturan kişiye yakışıyor mu?

Tayyip Bey bu kavgayı kazanıp iktidarını devam ettirirse, bugüne kadarki uygulamalarını aratacak bir yönetim kuracak, açık diktatörlüğe geçecektir. AKP'den istifa eden Milletvekili Haluk Özdalga, istifa konuşmasında bu gerçeği şöyle ifade etti: "Bugünkü gidişin demokratik rejim içinde sürdürülmesi mümkün değildir."

Abdullah Gül - Fethullah ikilisi bu kavgayı kazanıp AKP iktidarını Tayyip'siz devam ettirdikleri taktirde de aynı tehlike söz konusu olacaktır. İktidarın ortakları birbirlerini demokrasi dışı uygulamalarla tasfiye ederlerse, muhalefete ve halka da demokrasi uygulayamazlar. Uygulayageldikleri gizli diktayı açık diktaya çevirirler.

Bunun belirtileri ortaya çıkmıştır. Tayyip Bey, üyelerini kendi eli ile seçip tek tek atadığı HSYK'yı yargılamaktan bahsediyor. Hükümetin yargıyı yargıladığı düzen, demokrasi olabilir mi? Demokrasi, yargının hükümeti denetlediği bir düzendir. Kuvvetler Ayrılığı ilkesi demokrasinin özüdür.

Dağılan Tayyip - Gül - Gülen üçlü koalisyonunun bir kısmı ile birleşip diğer kısmına karşı mücadele etmek, ülkeye demokrasi getirmez. Çünkü üçü de Atatürk düşmanı, şeriatçı ve Amerikancıdır, Türk Ordusu'nun düşmanıdır, Ergenekon tertiplerini birlikte yürütmüşlerdir, dolayısıyla bölücüdürler.

CHP ve MHP yönetimleri, olayı yolsuzluk ve rüşvet çerçevesinde ele alıyorlar. "Hükümet istifa, Fethullahçı çete dağıtılacak" diye haykıran halk hareketini görmezden geliyorlar. Kılıçdaroğlu, ABD'ye, Fethullahçı Gladyo'ya laf söyletmiyor. Halbuki dünya çapında güçten düşen ABD dizginleri elinden kaçırmıştır ve seçenekleri birer birer ıskartaya çıkmaktadır. Irak, Suriye, Mısır, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'da mevzi kaybeden ABD, Türkiye'de de yenilmemek için, Haziran ayaklanması tarafından ülkeyi yönetemez duruma getirilmiş olan Tayyip Erdoğan'ı gözden çıkarmıştır. Milli bir hükümet kurulmasının önüne geçmek için, CHP ve MHP yönetimlerini Haziran ayaklanmasını gerçekleştiren halk hareketinden uzak tutması şarttır.



Ancak, ABD, artık süreçleri denetleyemediği için Türkiye'de de kaybedebilir. CHP ve MHP'nin görevi ABD'nin yenilenmiş bir Güllü AKP iktidarı ile kontrolü tekrar ele geçirmesine yardımcı olmak değil, Arslanlı Yol ile birleşerek Amerikancı AKP'yi Fethullahçı çete ile birlikte tarihe gömmektir. Bu göreve yan çizen yönetimlerin hakkındaki kararı o partilerin tabanı verecektir.

                                                            Aydınlık, 28 Aralık 2013
***********
arşiv:
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması, bir ABD operasyonudur 25 Aralık 2013
***********

27 Aralık 2013 Cuma

AKP ve Cemaat, TSK'ya kumpası birlikte kurdular

Haziran ayaklanması ile sarsılan, sözde şeriatçı katiller sürüsü ile Obama arasında Kararsız Kazım'a dönüp ne yapacağını şaşıran AKP Hükümeti dağıldı, Tayyip-Gül-Fethullah koalisyonu sona erdi.

Yükselen kuvvetler birleşir, çöken kuvvetler dağılır. Son yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında esas görülmesi gereken şey yapılan yolsuzluklar değil, Tayyip-Gül-Fethullah koalisyonunun dağılmış olmasıdır. Halk hareketi vurmuş, Amerikancılar birbirine düşmüştür.

Yıkılacaklarını anlamışlardır, korku dağları sarmıştır. 11 yıllık iktidarları dönemine işledikleri suçları birbirlerinin üzerine yıkmaya çalışarak kendilerini kurtarma telaşı içine girmişlerdir. Suçları birbirlerine yıkmaya çalışırken, işledikleri suçları itiraf etmiş olmaktadırlar.

Fethullah Cemaati Ergenekon tertibinin suçunu Tayyip Bey'in üzerine yıkmak için harekete geçti: "Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat tertiplerini siz hazırladınız." diyerek Tayyip cephesini suçladılar.

14 Kasım 2013 günü Fethullah Gülen, kendisine ait herkul.org sitesinde şöyle yazdı: "Bana dokunan bir yanı vardı, yaşlı başlı adamlar (komutanlar) böyle orada hesap verince ciğerim yanıyor benim. Elimde bir imkan olsa ben onların hepsine "serbestsiniz" derim."

16 Aralık 2013 günlü Taraf gaz tenekesinde, Emre Uslu'nun odaTV operasyonunu yürüten polislerle konuşması yayımlandı: "Operasyonlara Başbakan karar verdi". "Ergenekon operasyonunun her aşamasında, operasyonu yürüten polis ve Savcıların ellerindeki dosyalarla Tayyip Erdoğan'dan onay aldık."

Karşı saldırı biraz geç geldi: Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, gayrı resmi AKP organı Star gaz tenekesinde 24 Aralık 2013 günü çıkan "Ellerinde nur mu var, topuz mu?" başlıklı yazısında Fethullah Cemaati'ni Türk Ordusu'na kumpas kurmakla suçladı. Bakınız:http://haber.stargazete.com/yazar/ellerinde-nur-mu-var-topuz-mu/yazi-820061

Halbuki tüm bu tertipleri beraberce yürüttükleri apaçıktır.

-- Tayyip ve Gül Beylerin sesi olarak bilinen Fehmi Koru, 28 Ocak 2008 günü Kanal 7 ekranında ve 1 Şubat 2008 günü Yeni Şafak gaz tenekesindeki köşesinde şu açıklamayı yaptı: "Ergenekon Operasyonu'nun düğmesine 5 Kasım 2007'de Beyaz Saray Oval Ofis'teki Bush - Erdoğan görüşmesinde basıldı." Bakınız: http://www.ulusalkanal.com.tr/yandas-gazetecilerin-ergenekon-itiraflari-makale,240.html

-- Abdullah Gül'ün "Savcı bulun, delillendirin." talimatı üzerine Fethullahçı Savcı Zekeriya Öz görevlendirildi.

-- Alper Görmüş, 2004 yılında davet edilerek katıldığı Fethullahçı "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı" toplantısında "askeri vesayet"i konuştuklarını yazdı ve şu itirafı yaptı: "Toplantıda aramızdan biri, askeri vesayeti ortadan kaldırmanın yegane yolunun, başarısız kalmış bir darbe girişiminin ardından, eski ve yeni darbecilerin derdest edilip yargılanmaları olduğunu savundu." (Taraf, 4 Kasım 2011). Ergenekon tertibi aynen bu plana uygun olarak yapıldı. Bakınız: http://www.ulusalkanal.com.tr/yandas-gazetecilerin-ergenekon-itiraflari-makale,240.html

-- Tayyip Bey, Ergenekon tertibinin içinde olduğunu defalarca itiraf etmişti: "Ben bu davanın Savcısıyım.", "Silivri'de özel mahkeme kurduk." (2011 AKP seçim broşürü)

TSK'ya, İşçi Partisi'ne, Atatürkçü aydınlara kumpası birlikte kurdunuz, birlikte yıkılacaksınız.

Dağılan Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül - Fethullah Gülen koalisyonunun herhangi bir bileşeninden yana tavır almak son derece yanlıştır. Birlikte yıkılacaklardır. Halkın talebi: Hükümet istifa.

Halk hareketi, Tayyip Erdoğan feda edilerek AKP diktasının Abdullah Gül - Fethullah Gülen yönetiminde devam ettirilmesi planına izin vermeyecektir. Kılıçdaroğlu'nu bu plana koltuk değneği olmaktan vaz geçmeye çağırıyoruz.


Öncelikle yerel, sonra genel seçimlerde Atatürkçü adaylar etrafında toplanarak güçbirliği yapılmalı, hükümetin ABD tarafından belirlenegeldiği sürece son verilmelidir.

arşiv:
Genelkurmay Başkanı görev başına!

26 Aralık 2013 Perşembe

Genelkurmay Başkanı görev başına!

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. Tümgeneral Naci Beştepe, Ankara'da düzenlediği basın toplantısında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'i göreve çağırdı.

                                                            Soldan sağa:
                               Dursun Karadağ - Naci Beştepe - Bülent Esinoğlu


Basın açıklamasından bölümler:

Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Fethullah Cemaatinin Türk Ordusu'na kumpas kurduğunu itiraf etmiştir. Bu düzeyde yapılan bir açıklamanın bilgi ve belgeye dayandığı açıktır.

Yargı organları bu duruma seyirci kalamaz.

Yargıtay aşaması sonuçlanan Balyoz ve İstanbul Casusuluk davaları tekrar görülmek üzere mahkemeye iade edilmelidir. Yargı süreci devam eden Ergenekon, Poyrazköy, Gizli Belge ve 28 Şubat davalarında ise yeniden değerlendirme yapılmalıdır.

Tuzak kurularak tutuklanan ve mahkum edilen askerlerin serbest bırakılması yolu en kısa sürede açılmalıdır.

Bu olayda en önemli sorumluluk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'e düşmektedir.

TSK üzerinde oynanan oyun en yetkili ağızlardan itiraf edilmişken hala "Hukuka saygılıyız... Yargıya güveniyoruz... Adalet yerini bulacaktır..." sözleri ile yetinilemez.

Genelkurmay Başkanı artık personeline sahip çıkmalıdır. Askeri yargıyı harekete geçirmelidir
Askeri Savcıların Yalçın Akdoğan'ı çağırarak bilgisine başvurmasını sağlamalıdır.

İşçi Partisi olarak, Org. Özel'i, Türk Ordusu'nun komutanı olduğunu hatırlamaya, yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.

**********************

***********

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması, bir ABD operasyonudur

                                                         Aydınlık, 23 Aralık 2013

Tayyip Bey'e bağlı basın olayı doğru saptıyor. Bu bir ABD operasyonudur. Bu operasyonda ABD, Cemaati araç (enstrüman, taşeron) olarak kullanıyor. Olay basit bir Tayyip - Cemaat çatışması değil. Ancak bunun bir ABD operasyonu olması, açığa çıkarılan yolsuzluk ve rüşvetlerin niteliğini değiştirmez.

Fethullah Cemaati, gücünü esas olarak CIA'dan almakta ve CIA'nın talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Sessiz ve derinden giden Abdullah Gül bu operasyonda Fethullah tarafında yer alıyor.

Türk Ordusu'na, İşçi Partisi'ne, milli güçlere karşı Ergenekon, Balyoz ve benzeri tertipler de CIA talimatları doğrultusunda AKP Hükümeti ve Fethullah Cemaati tarafından birlikte yürütülmüştü.

Ancak Tayyip Bey son zamanlarda ABD politikasına zarar verecek davranışlarda bulunmaya, hizadan çıkmaya başlamıştı. Gezi olayları ile başlayan Haziran ayaklanmasına karşı aşırı sert tutumu, AKP'nin diktatör yüzünü açığa çıkarmış, ABD'nin AKP yönetimindeki Türkiye'yi İslam ülkelerine "Demokrat Ilımlı İslam" modeli olarak gösterme ve bu sayede o ülkelerde de Amerikancı sözde İslam rejimleri kurma hayalini kökünden baltalamıştı.

Tehlikeyi sezen Mısır halkı, AKP'nin ruh ikizi olan Mursi yönetimini devirerek Mübarek'ten sonra yeni bir diktatörlüğün pençesine düşmekten kurtulmuştu. Tayyip Bey'in devrik Mursi'yi açıkça desteklemeye devam etmesi, Mısır'ın ABD'den uzaklaşmasına yol açmıştı.

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olarak, bu projenin köşe taşı olan Büyük Kürdistan kurulması için çalışması gereken Tayyip Bey, Suriye Kürdistanı'nı kurmaya çalışan güçlere karşı El-Nusracıları destekleyerek projeye köstek olmuştu. Sözde şeriatçı katil sürüsünün şantajı ile BOP Eşbaşkanlığı görevi arasında sıkışan Tayyip Bey, Obama'yı fena halde kızdıran "Kararsız Kazım" pozisyonuna girmişti.

Tayyip Bey ABD yönetimi tarafından seçilmiş, kendisinden söz alınmış, her türlü destek verilerek Türkiye'nin başına oturtulmuştu. Geniş bilgi için bakınız: http://aliserdarbolat.blogspot.com/2011/09/turk-milleti-degil-yahudi-lobisi-secti.html

Şimdi ise, kendisinde bir güç vehmederek, ABD'den bağımsız hareket edebileceği, hizadan çıkabileceği hissine kapılmıştı. Obama önce beyzbol sopası gösterdi. İstediği sonucu alamayınca da Tayyip Bey'i Fettoş sopası ile hizaya getirmeye karar verdi. Eğer hizaya gelmez ise, ABD istediği anda Tayyip Bey'in altından iskemleyi çekebilirdi, Egemen Bağış'ın sözleriyle söylersek, deliğe süpürebilirdi. CIA desteği ile yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının amacı, Tayyip Bey'e bunu göstermekti.

Fethullah ve CIA uzun yıllar sabırla çalışarak, Emniyet'e, Adliye'ye, Bakanlıklara iyice yerleşmişti. Dershaneler, okullar, Işık Evleri tabur tabur Fetocu yetiştiriyordu. Polis Kolejleri, Polis Akademisi Fetocu amir yetiştiriyordu. AKP iktidarında bu Fetocu militanlar, hemen tüm makamları ele geçirdiler. Tayyip Bey ne yazık ki Fethullah ve CIA gibi çalışamamış, kendine bağlı bürokratlar yetiştirip devlet içine sızdıramamıştı. Onun için Fetocuları yani F tipi ekibi kullanmaya mecburdu. Tayyip Bey - Feto ortaklığının maddi temeli budur.

İşte Tayyip Bey cenahının bu acıklı durumunu açığa çıkaran olaylar:

Tayyip Bey'in aleyhinde yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan Savcılar, HSYK'ya (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na) bağlıdır. AKP, Referandumu kazanarak HSYK üyelerini atama yetkisi kazanmıştı. HSYK'nın başkanlığını Adalet Bakanı Sadullah Ergin yapmaktadır. AKP'nin tek tek seçerek atadığı HSYK üyeleri, AKP aleyhinde başlatılan bu soruşturmayı Bakana haber vermemişlerdir.

Tayyip Bey'in bizzat seçerek görevlendirdiği, zırhlı Mercedes otomobilini tahsis ettiği, Ergenekon tertibini yürütüp yurtseverleri içeri atması için sırtını sıvazladığı Savcı Zekeriya Öz, şimdi de özel polis ekibi ile Tayyip Bey aleyhinde bu soruşturmayı başlatmıştı. İçişleri Bakanı Muammer Güler'in bu soruşturmadan haberi olmamıştı.

Tayyip Bey devlet içindeki laik görüşlü bürokratları tasfiye ederek yerine şeriatçı kadrolar atamıştı. Bu şeriatçı kadrolar beklenmedik bir şekilde silahlarını Tayyip Bey'e ve Bakanlarına çevirdiler. Çünkü onlar Fethullahçı çetenin elemanları idiler, kendilerini bu makamlara getirenlere değil, Fethullah'a bağlı idiler. Çağdaş toplumda tarikatlar bunun için tehlikelidir. Amirine değil de şeyhine bağlı memur aslında memur değil, sadece bir mürittir. Tarikatların cirit attığı bir ortamda devlet düzeni tesis etmek mümkün değildir.

Tayyip Bey'in en güvendiği kişilerden biri olan Hakan Fidan'ın başında bulunduğu MİT, soruşturmayı Tayyip Bey'e bildirmemiştir. İki olasılık var. Eğer MİT bu soruşturmayı saptayamadı ise, MİT içinde CIA'ya bağlı olarak hareket eden görevlilerin MİT yönetimini kolayca kör ve sağır edebilecek konumda oldukları sonucu çıkar. Eğer MİT soruşturmayı saptadığı halde Tayyip Bey'e bildirmemiş ise, MİT en tepeden CIA kontrolünde demektir.

Bu durum, Emniyet'i ve Yargı'yı önemli ölçüde kaybetmiş olan Tayyip Bey'in MİT'i de kaybetmiş olduğunu gösterir. Bu durumda, Tayyip Bey'in gücü sadece kendisine en bağlı Milletvekilleri ile sınırlıdır.

Amaç, AKP'yi fabrika ayarlarına döndürmek

AKP, önümüzdeki genel seçime kadar, kendisine verilmiş olan "Büyük Kürdistan kurma" görevinde gereken adımları atmaz ise, Tayyip Bey'in Eşbaşkanı olduğu BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) çöpe gidecek. Çünkü AKP seçimden birinci parti olarak çıksa bile, "sınır değiştirme" görevini yapacak güçten düşer. AKP'nin bu adımlara acilen atabilmesi için fabrika ayarlarına geri döndürülmesi gerekiyor.

Milliyet gazetesinde Kadri Gürsel, fabrika ayarlarına döndürmenin (yani AKP'nin ilk günlerinde olduğu gibi ABD'nin isteklerini kayıtsız şartsız yapar hale getirmenin) Tayyip Erdoğan'lı veya onsuz (yani Gül'lü) seçenekleri olduğunu yazdı. Tayyip Bey çarpışmayı seçer de süreyi uzatırsa tasfiye edilir. Teslim olursa yeni uzlaşmada sembolik bir yeri olur. Cumhurbaşkanlığı gibi.

Büyük Kürdistan için İran'da parça koparmak, İran ile düşman olmayı gerektirir. AKP'nin sıcak para ihtiyacına cevap verdiği için Halk Bankası - İran ilişkilerine geçici olarak göz yumuluyordu. Devam etmesine göz yumulamaz. Çatışmanın kapısı bu yüzden Halk Bankası üzerinden açılmıştır.

Kılıçdaroğlu'nun ümitsiz çırpınışları

ABD, Mısır olayından ders aldığı için Türkiye'de aynı hatayı yapmak istemiyor. İlla Mursi dedi, Sisi geldi. İlla Tayyip derse, içinde İşçi Partisi'nin de bulunduğu Milli Hükümet kurulabilir. Kılıçdaroğlu yarım ağızla da olsa güçbirliğinin faydalarından bahsediyor. Böyle bir tehlike var.

Bu tehlikeyi önlemek, CHP'yi İşçi Partisi'nden, MHP'den, milli kuvvetlerden tamamen koparmak için ABD Kılıçdaroğlu'na havuç gösteriyor. ABD sözde Fethullah kanalıyla CHP'yi destekleyecek, Gül - Gülen - Kılıçdaroğlu hükümeti kurulacakmış. Nam-ı diğer "Restorasyon Hükümeti"... İşte ABD, Kılıçdaroğlu'nu bu ham hayal ile esir ederek milli kuvvetlerden uzaklaştırıyor.

Kılıçdaroğlu, bilerek veya bilmeyerek ABD'nin bu oyununa alet oluyor. Bu ham hayallerle CHP'nin tepesine Fethullahçıları, PKK yandaşlarını doldurdu. Ancak Kılıçdaroğlu'nun bu ümitsiz çırpınışlarının hiçbir faydası yok. Çünkü ABD, Tayyip'li AKP'nin yerine CHP'yi değil, olsa olsa Gül'lü AKP'yi yeğler.

Milli güçbirliğini önlemek, ABD için, AKP'yi fabrika ayarlarına döndürmekten daha önemlidir. Milli Hükümet kurulursa Türkiye'nin NATO'dan çıkmasına kadar varabilecek hayati bir tehlike doğar. İlla Kürdistan kurayım derken Türkiye elden gidebilir. Ne Kürdistan kalır ne Türkiye. Bu, ABD için Ortadoğu'yu kaybetmek demektir.

Kılıçdaroğlu'nun ABD'ye davet edilmesi, operasyon günü ABD Büyükelçisi Ricciardone'nin onu yemeğe çağırması, AKP'ye "alternatifin var" sopasının gösterilmesi amaçlıdır. Bu eylemler, "ABD, AKP'nin yerine CHP'yi hazırlıyor" şeklinde sunuluyor.

Ancak, ABD, AKP'den vazgeçmemiştir. Vazgeçemez. Çünkü, birincisi, BOP, "Ilımlı İslam" ekseninde tasarlanmıştır. CHP hiçbir zaman şeriatçı bir görüntü veremez. İkincisi, CHP "Büyük Kürdistan" için Türkiye'nin bölünmesini kabul edemez. CHP tabanı buna izin vermez. Ancak din eksenli bir taban şeriat devleti uğruna ülkenin bölünmesini kabul edebilir. Bu yüzden, Büyük Kürdistan için ABD AKP'ye muhtaçtır.
ABD, Tayyip Bey'i fabrika ayarlarına döndürmek için Kılıçdaroğlu'nu kullanıyor. ABD'nin amacı CHP'nin de içinde bulunduğu bir koalisyon hükümeti kurulması değil. CHP için en fazla, Gül'ü desteklemek, Tayyip Bey'siz AKP Hükümeti'ne dışardan destek olmak, yani koltuk değnekliği görevi düşünülüyor.

Yani ilk hedef fabrika ayarlarına geri döndürülen Tayyip Bey ile devam etmek, olmazsa Tayyip Bey'in yerine Gül'ü koyarak devam etmek. Böylece Fethullahçı çete de devlet içindeki mevzilerine tekrar kavuşacak. CHP asla plana dahil değil.

Ama bütün bunlar ABD'nin planlarıdır. Gerçekleşmesi garanti değildir. Son sözü Türk halkı söyleyecektir. ABD, CHP'yi bir kolundan tutup milli güçbirliğinden uzaklaştırmak istiyorsa, halk hareketi de CHP'yi diğer kolundan çekip ABD'den, Fethullah'tan, PKK'dan uzaklaştıracaktır. Halk hareketinin buna gücü yeter.

***********
Bu yazı, Hasan Bögün'ün "Operasyon" başlıklı 24 Aralık 2013 günlü Aydınlık köşe yazısı esas alınarak hazırlanmıştır. Bakınız: http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/hasan-boeguen/30610-hasan-bogun-operasyon.html


.
                                                                    Hasan Bögün
***********

22 Aralık 2013 Pazar

TBMM'nin Barzanistan kurulmasına yardım suçu

İstisnasız tüm T.C. hükümetleri, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti yani Barzanistan kurulması için Amerika'ya yardımcı oldular. Böylece, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den kopartılacak topraklar üzerinde Büyük Kürdistan kurulmasını öngören Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi için ilk adım atılmış, Irak parçalanmıştı. Şimdi sırada diğer 3 devletin parçalanması vardı.

Ocak 1991'de ABD Irak'a saldırdı ve kuzeyde bir Kürt ayaklanması kışkırttı. Saddam ayaklanmayı bastırınca, ABD, Silopi ve İncirlik'te konuşlandırdığı Çekiç Güç vasıtası ile, Irak Ordusu'nun kuzeye geçmesini önledi. Böylece, ABD himayesinde Barzani devleti fiilen kurulmaya başlandı. ABD işbirlikçisi tüm Türkiye Hükümetleri, Çekiç Güç'ün görev süresini her defasında uzatmak sureti ile, Barzanistan'ın kurulmasına yardımcı oldular.

İşte Çekiç Güç oylamalarından birkaç kesit:

***********

1
Muhalefetteki DSP'nin Genel Başkanı Ecevit, TBMM Genel Kurulu'nda kendi adına konuşuyor.

Tarih: 27 Haziran 1995.. Tansu Çiller'in hükümette olduğu dönem.
Konu: "Çekiç Güç" (Kuzeyden Keşif Harekatı) için oylama
Yer: TBMM Kürsüsü

Ecevit, çok doğru tesbitler yaparak Çekiç Güç'e şöyle karşı çıkıyor:

"Çekiç Güç'e verilen işlevle, Kuzey Irak'ta ve Türkiye'de huzur sağlanacaktı.......ancak Güneydoğu Anadolu'da -o da sınırlı ölçüde- eylem yapabilen PKK, bu düzenlemeyle birlikte, Kuzey Irak'a yerleşebilmiştir.

Müttefiklerince oyuna getirilen Türkiye, .....huzur sağlama düzenlemesiyle güya, Irak'ın bölünmesine yol açılmayacaktı. Oysa, Irak fiilen bölündüğü gibi, Türkiye de bölünme baskısı altına girmiştir; hem de yalnız PKK'dan değil, müttefiklerinden de gelen bölünme baskısıyla karşı karşıyadır.

"Huzur sağlama düzenlemesiyle, güya, Kuzey Irak'ta bir Kürdistan Devleti kurulması amaçlanmıyordu; fakat kendi güdümlerinde böyle bir devlet oluşturmak için, başta ABD olmak üzere, bazı müttefikler, ellerinden gelen her çabayı göstermiş ve göstermektedirler. Üstelik, Türkiye'yi de bu tertibe alet etmişlerdir. Saddam yönetiminin Kuzey Irak Kürtleriyle uzlaşması ve sınırlı da olsa bir demokratikleşme planı üzerşnde anlaşması ise, ABD'nce engellenmiştir."


"Türkiye'yi yönetenler, 'Körfez bunalımı sürecinde bir kez yanlış otoyola girmiş bulunduk, artık geri dönemeyiz' der gibi bir davranış içindeler. Oysa yanlış otoyoldan geri dönüş kolay olmasa bile imkansız değildir. Yanılgıya kapılıp yanlış yola girmek mazur görülebilse bile, yanlışlığın farkına varıldıktan sonra o yolda direnmenin mazereti yoktur.
(DSP ve MHP sıralarından alkışlar).

"Türkiye, yanlışlıklarda direnmeye de, müttefiklerinin kurbanı olmaya da, müttefiklerinin hatırı için intihar etmeye de mecbur değildir."
(DSP ve MHP sıralarından alkışlar).

***********

2
Abdülhalik Mehmet Çay (MHP Milletvekili, Devlet Bakanı) TBMM'de Hükümet adına konuşuyor.

4 yıl önce Ecevit'in Çekiç Güç karşıtı konuşmasını alkışlayıp Çekiç Güç'e hayır oyu veren MHP, şimdi Çekiç Güç'ü savunuyor. DSP de alkışlıyor.

Tarih: 9 Haziran 1999... DSP-MHP-ANAP Üçlü Koalisyon dönemi.
Konu: "Çekiç Güç" (Kuzeyden Keşif Harekatı) için oylama
Yer: TBMM Kürsüsü

Abdülhalik Mehmet Çay (MHP) şöyle diyor:

"....harekatın devamı, dış politikamız dengeleri açısından önem taşımaktadır. Harekat, ülkemize, Irak konusunda ve bölgede olumlu, yapıcı ve etkin bir rol oynama imkanı vermektedir."
"...Harekata katılan ülkeler, PKK'nın eli kanlı bir terör örgütü olduğu hususunda bizimle aynı görüşü paylaşmaktadırlar..."

"...ABD,...Öcalan'ın....Türkiye'ye getirilmesi ve adalet önüne çıkarılması sürecini çok olumlu bir tavırla izlemiştir."

"..ABD tarafı bize, görüşlerimizi anladığını, Irak'a ilişkin tüm uygulamalarda Türkiye'ye karşı şeffaf davranılacağını, itirazımızı celbedecek adımlar atılmayacağını taahhüt etmiştir."

"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Kuzeyden Keşif Harekatı'nın görev süresinin uzatılması yolunda yetki verilmesini talep eden tezkerenin kabulünü..."
(DSP ve MHP sıralarından alkışlar).

Halbuki ABD Öcalan'ı yağla balla besleme sözü alarak teslim etmiş yani canını kurtarmıştı, adil yargılama konusunda açıklamalar yaparak da Türkiye'yi zan altında bırakmış ve baskı yapmıştı... ABD, Öcalan'ı Suriye'den kendi denetimine almak için kurtarmıştı. 

MHP, tüm bu gerçeklerin üzerini örterek ABD'nin Kürt devleti kurma planına DSP ile birlikte canla başla yardımcı olıyor.

4 yıl önce muhalefette iken ABD'yi Kürdistan kurmakla suçlayan DSP ve MHP, hükümeti kurunca sıkı Amerikancı olmuşlar ve Kürdüstan kurması için ABD'ye yol vermişlerdir.

***********

3
MHP Grubu adına Şevket Bülent Yahnici konuşuyor

Tarih: 9 Haziran 1999
Konu: "Çekiç Güç" (Kuzeyden Keşif Harekatı) için oylama
Yer: TBMM Kürsüsü

MHP açıkça Irak'ın bölünmüş olmasını ve Barzanistan'ın kurulmuş olmasını kabul ediyor, Çekiç Güç'ün kurduğu Kürt devletini Saddam'dan korumaya devam etmesi maksadıyla görev süresinin uzatılması için oy istiyor! Barzani devletinin kurulmasına karşı çıkılmasını "komiklik" olarak niteliyor.

Şevket Bülent Yahnici (MHP) şöyle diyor:

"Şimdi arkadaşlar, hepimiz ellerimizi vicdanımıza koyalım ve düşünelim,.....Irak'ın bugün toprak bütünlüğünün mevcut olduğu söylenebilir mi? Böyle bir şey yok. Irak fiilen bölünmüş bir devlettir. Irak diye bir devlet yoktur dünyada."

"36. paralelin kuzeyini haritada Irak devletinden hariç görmek ve tutmak gerekmektedir....Kuzey Irak'ta ayrı bayraklar dalgalanmaktadır. Türkiye'deki politikacılar, artık Irak konusunda bir gerçeği kabul edelim..."

"O zaman, Irak'ın toprak bütünlüğü, Irak'ın siyasi birliğini korumak filan gibi çok ütopik kalan ve bana göre de artık komik hale gelen sözlerden vazgeçmemiz gerektiği inancındayım."
(DSP ve MHP sıralarından alkışlar).

***********

4
Devlet Bahçeli'nin talimatı üzerine MHP milletvekilleri, DSPve ANAP milletvekilleri ile birlikte, Kürt Devleti kurması için Çekiç Güç'ün görev süresini uzatıyorlar 9 Haziran 1999

26 Aralık 1999 bir daha
28 Haziran 2000 bir daha
17 Aralık 2000 bir daha
27 Haziran 2001 bir daha
25 Aralık 2001 bir daha
18 Haziran 2002 bir daha

Evet, tam 7 defa ABD'ye Kürt Devleti kurması için izin veriyor MHP + DSP + ANAP milletvekilleri..

***********

5
MHP Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu TBMM'de konuşuyor:

Tarih: 17 Aralık 2000
Konu: "Çekiç Güç" (Kuzeyden Keşif Harekatı) için oylama
Yer: TBMM Kürsüsü

Bakın Çakmakoğlu (MHP) milletimizi nasıl aldatıyor, Çekiç Güç için nasıl oy istiyor, 5 sene önce söylediklerinin tam aksini nasıl çekinmeden söylüyor:

"Kuzeyden Keşif Harekatı'nın tabi olduğu ilkelerin başında Irak'ın siyasi birlik ve toprak bütünlüğünün muhafazasının yer aldığının, tekrar tekrar altını çizmek istiyorum.

"Harekata katılan ülkeler, PKK'nın kanlı bir terör örgütü olduğu hususunda, bizimle aynı görüşü paylaşmaktadırlar.....Bu şekilde harekata katılan ülkelerin, özellikle ABD'nin, uluslararası alanda ülkemizden yana, açık ve kuvvetli tavır aldıkları da, bu sebebe dayalı olarak görülmektedir."

MHP'li Bakan, PKK'yı Kandil'de barındıran, eğiten ve besleyen ABD ordusunu sanki PKK ile mücadele ediyormuş gibi göstermektedir.

***********

6
Üçlü koalisyon döneminde, Çekiç Güç koruması altında, ABD Kongresi'nin kabul ettiği "Kuzey Irak'a parasal yardımlar"la bölgede Kürt idari yapısı oluşturuluyor,

CIA kontrolündeki NGO lar Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a serbestçe girip Kürtleri örgütlüyor, peşmergeler düzenli birliklere dönüşüyor, meclisi, hükümeti, polisi olan bir devlet yapılanmasına gidiliyor, Türkiye sınırının karşısına "Kürdistan'a Hoş Geldiniz" tabelası asılıyor, bölgeye girenlerin pasaportlarına "Kürdistan" damgası basılıyor.

Bunlardan çok hoşlanan MHP + DSP + ANAP ortaklığı tam 7 defa bu işlerin daha güvenli yürütülmesi için Çekiç Güç'e EVET oyu veriyor.

Sözde Atatürkçü DSP, sözde milliyetçi MHP elele kolkola işte böyle Kürt devleti kuruyorlar ABD ile birlikte.

***********

7
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin basın toplantısı.

Tarih: 27 Şubat 2003
Yer: MHP Genel Merkezi

AKP hükümeti döneminde MHP muhalefete geçti ya, bakın neler diyor Sayın Bahçeli:

"Türkiye'nin milli varlığını, güvenliğini ve geleceğini doğrudan ilgilendiren Kuzey Irak'taki 'Kukla Devlet girişimleri' konusunda hangi tedbirler alınmıştır? Yoksa oldu bittiye razı mı olunmuştur??"

Güler misiniz, ağlar mısınız. 4 sene boyunca Kukla Devleti kurması için Çekiç Güç'e oy veren ben miydim??

***********

Muhalefette doğru söyleyen partilerin iktidara gelince Kürt devleti taraftarı olmasının nedeni ABD'ye, NATO'ya ve AB'ye körü körüne bağlılıktır.

"AB'ye tam üye olmak hedefimizdir" diyen bir parti, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin Büyük Kürt Devleti kurma amacı ile ABD tarafından parçalanmasına karşı duramaz.

Çekiç Güç'e evet oyu verip Irak'ın kuzeyinde Barzanistan kurması için ABD'ye yardımcı olan partilerin bugün de "Esad diktatör" diyerek Suriye'nin kuzeyinde Kürt devleti kurması için ABD'ye yardımcı olmaya devam ettiklerini görüyoruz. CHP ve MHP'nin bugün yaptıkları budur.

ABD, NATO ve AB taraftarı olduğunuz müddetçe Atatürkçülüğünüz de, milliyetçiliğiniz de, sağcılığınız da, solculuğunuz da göstermelik olmaktan, halkı aldatma amaçlı olmaktan öte gidemez.

***********

Kaynak; Emcet Olcaytu ; Devlet Bahçeli'nin Dokuz Sabıkası, Kaynak Yayınları, sayfa 36 - 46

***********

21 Aralık 2013 Cumartesi

Apo'nun taşeronluk dönemleri

Apo, yurtdışından getirildikten hemen sonra kendisini sorguya çeken yurtsever komutanlara "Biz taşeronuz" itirafında bulunmuştu. Aydınlık gazetesi, Apo'nun bu sorguda söylediklerini 16 Aralık Pazartesi gününden beri yayımlıyor. Bu yazı dizisinin amacı, Apo ve PKK'nın gerçek yüzünü, yani taşeron niteliğini göstermektir.

Bu taşeronluğun temel özelliği şudur: Apo, ve onun üzerinden PKK, her dönemde, kendilerini yönetme olanak ve yeteneği olan güç hangisi ise, onun düdüğünü çaldılar. Stratejik düzlemde başka güçlerin siyasetlerini uyguladılar, kendilerine ait bağımsız bir stratejik hedefleri olmadı. Ancak, taktik düzlemde inisiyatif kullanabildiler.

PKK, kurululundan başlayarak, çeşitli devletlerin politikalarına alet olmayı değişmez strateji olarak belirledi. Gerekçesi ise, "Taktik yaptık", "O devletleri ve istihbarat örgütlerini kullandık" gibi uydurmalardır.

Tarih sırasına göre PKK'nın taşeronluk dönemleri şöyledir.

1
1975 - 1980 arası
MİT ve Gladyo'nun (dolayısıyla ABD'nin) taşeronu

Gazeteci Avni Özgürel, Bekaa'da (Lübnan sınırları içinde o günlerde Suriye denetiminde olan bir vadi) görüşmeleri sırasında, Öcalan'a, kendisini 1966-1967 yıllarında Fikir Ajansı'ndan anımsadığını söyledi. Öcalan, "Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım" diye cevap verdi. Refik Korkut'un yönetimindeki Fikir Ajansı, MİT'in bir yan kuruluşu idi. Demek ki, 1948 doğumlu olan Öcalan, daha 18 yaşında iken, 1966 yılında, MİT için çalışmaya başlamıştı.
Geniş bilgi için bakınız:

Gerçekten Avni Özgürel söyleşisinde ne demişti:
"1966–67 yıllarında Ankara’da İzmir Caddesi'nde MİT`e ait bir yerde anti-komünist yayınları ve bildiriler alırdık, kara yağız genç bir delikanlı hep orda bulunuyordu, oraya her gittiğimde onu orada görüyordum. Daha sonraları Apo’yu sık sık medyada görünce acaba bu o mu diye kendime sorardım. Tabi insan yaşlanınca görüntü de değişiyor. Ancak 1993’de Apo basını Bekaa’ya çağırınca, Panorama dergisinin genel yayın yönetmeni olarak ben de oraya gittim. Daha sonra haftalık dergi olan Panorama adına özel bir söyleşide bulundum. Kendisine Ankara’da İzmir Caddesi'ndeki Fikir Ajansı diye bir yerde “sanki görmüşüm, yanlış hatırlıyorum olabilirim “ diye sordum, Öcalan’da “Yoo doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım" dedi. Avni Özgürel kendi yoldaşını iyi hatırlamıştı, tabi Abdullah da.
Avni Özgürel, bu kuruma MİT elemanları dışında kimsenin giremeyeceğini, MİT’in tam güvendiği kimselerin girebileceğini söylüyor.

Apo, 12 Mart döneminde Doğu Perinçek (Aydınlık) gurubu tarafından gizli olarak basılan Şafak gazetesini dağıtırken yakalandı ve tutuklandı. Aydınlıkçılarla birlikte 3 ay kadar Mamak Cezaevi'nde kaldı. Ve serbest bırakıldı. Oysa, onun durumunda olan diğer Aydınlıkçılar 7,5 yıl hüküm giydi.
Apo'nun Askeri Savcı Baki Tuğ ile ilişkisi dillere destan oldu. Uğur Mumcu, bu konu üzerinde çok durdu.

PKK, 1980'e kadar polise ve askere karşı eylem yapmadı. Sol partilere, devrimci örgütlere saldırdı sadece. "Böcek yiyen böcekler" taktiğini uygulayan Kontrgerilla (Gladyo), bu saldırılara göz yummuş, hatta destek vermiştir.
O nedenle, Apoculara o dönem "Doğu'daki MİT" tanısı konmuştu.

Apocular, 1980 öncesinde, Doğu Perinçek gurubunun o zamanki partisi olan Türkiye İşçi Köylü Partisi'nin (TİKP) Güneydoğu'daki 5 önemli önderini pusular kurarak şehit ettiler:
-- Gaziantep İl Başkanı Zeki Ön
-- Tunceli İl Örgütü Yöneticisi Adil Turan
-- Nazımiye İlçe Başkanı Hasan Erkılıç
-- K.Maraş İl Örgütü Yöneticisi Mehmet Ongan
-- Pazarcık Yöneticisi İnan Özdemir

Birçok parti üyesi de pusulardan yara alarak kurtuldu. Güvenlik güçlerinin desteği ile, günlük olarak yayımlanan Aydınlık gazetelerine el koyarak yaktılar.
Sadece Aydınlıkçıları değil, diğer sol örgütlerin ve başta Kawa ve Denge Kawa olmak üzere Kürt örgütlerinin 100'ün üzerinde önderini öldürdüler. Bu cinayetler yalnızca PKK'nın diğer sosyalist örgütlere düşmanlığı ile açıklanamaz. MİT'in, Gladyo'nun bu düşmanlığı kışkırttığı ve cinayetlere destek olduğu ortadadır.

3-4 yıl süresince solu yaygın ölçülerde kıran ve ezen bu cinayetlerin arkasında o zamanki işbirlikçi iktidarların ve ABD'nin bulunduğu apaçıktır. MİT ve polis, Apocuların bu eylemlerini desteklediler. Sonuç olarak, halk milliyet ekseninde bölünme sürecine girdi ve ABD'nin Türkiye'yi bölme (Büyük Ortadoğu Projesi - BOP) planının uygulanabilmesi için gereken ortam yaratılmış oldu.

PKK'nın MİT ile ilişkileri üzerine eski PKK yöneticilerinin açıkladığı somut bilgiler yayımlanmıştır.
1980'li yılların başlarında Suriye'de Apo ile Dev-Yol adına cephe kuran Taner Akçam, bu konuda şu bilgiyi veriyor:
"Apo, eşi Kesire'nin babasının MİT elemanı olduğunu biliyordu. Bana kendisi söyledi. Suriye'de ilk karşılaştığımızda, bana "Bizim Kesire'nin babası MİT'tendir. Bizi kullanmaya kalktılar. Zor attım kendimi Suriye'ye" dedi. Belki ilk başlarda öteki Kürt örgütlerine karşı Apo'yu kullanmaya kalkmışlardır ve o da kendini kullandırtmıştır. Ama sonuçta kusura bakmasınlar, kendi eşekliklerini şimdi marifetmiş gibi söylemeleri anlamlı değil."
(Taraf, 13 Mart 2012); (Doğu Perinçek, Türkiye Solu ve PKK, Kaynak Yayınları, sayfa 26-28)

Öcalan ile Kesire Yıldırım'ı 1978 yılında evlendiklerinden 3 ay sonra Ankara'dan Diyarbakır'a götüren ordudan ayrılma Pilot Necati Kaya da MİT ile ilişkili idi. Öcalan, yılar sonra, bu ilişkileri "MİT'İ kullandım" diye 180 derece tersinden açıklamaya çalıştı.

2
1980-1991 arası
Suriye'nin taşeronu

12 Eylül 1980 darbesi sol gurupları etkisiz hale getirmişti. Apo'ya verilecek bir görev bulunamadı. Suriye istihbarat örgütü Muhaberat, darbe yönetiminden kaçarak Suriye'ye sığınan Rızgari ve diğer Kürt guruplara silahlı eğitim için Lübnan'da kamp yeri ve destek önerdi. Rızgari Lideri İbrahim Güçlü, Doğu Perinçek'e, Suriye'nin bu önerisini reddettiklerini anlatmıştır.
Diğer örgütlerin reddettiği bu öneriyi Öcalan kabul etti ve Bekaa Kampı kendisine verildi. Öcalan, eylemsiz kalan örgütün dağılacağından endişe etmişti.

1981 sonrasında Dev-Yol yöneticisi olarak Suriye'de bulunan Taner Akçam anlatıyor:
"Suriye, Türkiye'den gelen örgütlere birtakım şartlar ileri sürmeye başladı. Bu şartlar, açıkça, Türkiyeli sol örgütlerin Türkiye'ye karşı kullanılması anlamına geliyordu. Türkiye'de bazı işleri yapmanı isteyebilecek şeyler söylüyordu Suriye... Ben bu konuyu Öcalan'la konuştum, ona: "Biz Suriye'den çıkıyoruz. Terk etme kararı aldık. Biz kendimizi kullandırtmayız. İsveç'e ya da başka bir yere gidersen iyi olur" dedim. "Beni kullansınlar, önemli değil. Bana birkaç yıl lazım." dedi.
(Taraf, 13 Mart 2012); (Doğu Perinçek, Türkiye Solu ve PKK, Kaynak Yayınları, sayfa 28-29)

Suriye'nin Türkiye'ye karşı eylem yapma kararı almasının ve bu amaçla Apo'yu kullanmasının nedeni şuydu:
ABD, Suriye'deki Hafız Esad rejimini yıkmak için Müslüman Kardeşler Örgütü'nü isyan çıkarmakla görevlendirdi. 12 Eylül faşist rejimi ve Turgut Özal'dan yardım gören Müslüman Kardeşler, Hama ve Humus kentlerinde ayaklanmalar düzenledi. (Tıpkı bugün AKP Hükümeti'nin yaptığı gibi). Esad da, karşılık olarak, PKK'nın Türkiye içinde şiddet hareketlerine başlamasını örgütledi. 15 Ağustos 1984'te Siirt'in Eruh ve Hakkari'nin Şemdinli ilçelerine yapılan baskınlarla terör saldırıları başlatılmış oldu.

Hafıs Esad rejiminin bu şekilde misillemeye başvurması elbette onaylanamaz, nitekim Suriye 1999 sonrasında bu konuda hatalı davrandıklarını resmen açıkladı. Ancak, Türkiye'nin başına açılan bu terör belasını tetikleyenlerin ABD planlarına alet olan 12 Eylül rejimi ve Turgut Özal olduğu apaçık görülmektedir.

PKK'nın Suriye denetiminde olduğu1980-1991 yılları arasında ABD ve AB, PKK'yı uluslararası alanda yalnızlaştırma çabası içinde idiler.Avrupa'da yapılan Kürt konferanslarına PKK konuşmacı olarak alınmak bir yana, PKK yandaşları konfarans salonlarının kapısından bile içeri sokulmadı. Hatta binaya yaklaştırılmadılar bile.

3
1991-1998 dönemi
PKK'nın iki başlı duruma gelmesi
Örgütün gövdesi Barzanistan'da ABD denetiminde, Apo Şam'da Suriye denetiminde

Ocak 1991'de ABD Irak'a saldırdı ve kuzeyde bir Kürt ayaklanması kışkırttı. Saddam ayaklanmayı bastırınca, ABD, Silopi ve İncirlik'te konuşlandırdığı Çekiç Güç vasıtası ile, Irak Ordusu'nun kuzeye geçmesini önledi. Böylece, ABD himayesinde Barzani devleti fiilen kurulmaya başlandı. ABD işbirlikçisi tüm Türkiye Hükümetleri, Çekiç Güç'ün görev süresini her defasında uzatmak sureti ile, Barzanistan'ın kurulmasına yardımcı oldular.
Geniş bilgi için bakınız: Emcet Olcaytu, Devlet Bahçeli'nin Dokuz Sabıkası, Kaynak Yayınları, Sayfa 36 - 46

PKK 15 gün içinde saf değiştirdi. Yapılan tahlil çok yalındı: "Irak'ın kuzeyinde Kürtlere bir devlet sağlayan ABD, aynı işi Türkiye'nin güneydoğusunda da yapacak"

Örgütün gövdesi Irak'ın kuzeyine, Barzanistan'a giderek ABD denetimine girdi. Ancak Öcalan Şam'dan ayrılamadığı için Suriye'nin de isteklerini yapmak zorunda kalıyordu. Örgüt iki başlı hale gelmişti.  

4
1998-2004 dönemi
Apo Türkiye'de yurtsever komutanların denetiminde
PKK Kandil'de ABD denetiminde

Apo'nun Suriye'den çıkartılarak "kurtarılması", ABD için bir zorunluluk haline gelmişti. ABD, her zaman olduğu gibi, bu kez de maşa olarak Türkiye'yi kullanacaktı.

1 Eylül 1998'de, T.C. Devleti -Öcalan görüşmeleri sonucunda PKK ateşkes ilan etmişti. Bu ateşkes, 1 Haziran 2004'e kadar altı yıl boyunca sürecekti.
Ama, Apo'yu denetim altına almak isteyen ABD'nin çomak sokması ile, T.C. Devleti bir anda, deyim yerinde ise, "aklını oynattı"

Taraf gaz tenekesinde Yıldıray Oğur anlatıyor:
"1998 yılının Eylül ayında devletimize bir şey olur. Ortada ne büyük bir çatışma, ne de yeni bir gelişme vardır. Ama devletin canına bir anda tak demiştir artık: Öcalan, savaş pahasına, 19 yıldır kaldığı Suriye'den çıkartılacaktır"
"Tam aksine 1998 eylül ayında Öcalan onlarca Türk gazetecinin MED TV’de katıldığı bir tele-basın toplantısıyla ateşkes ilan etmiş, ateşkesi ilan ederken “Türk askeri bölgede olduğu gibi dursun, hükümranlığını tartışmıyoruz” gibi sözler söylemiş, 13 eylülde telefonla bağlandığı MED TV’de çıtayı biraz daha yükseltip “Kimlik, ulusal demokratik hakları versinler PKK’yı tümüyle lağvedeyim, başkanlık dahil tüm sıfatlarımı terk etmeye hazırım’’ diyen bir Öcalan vardır.
Uzun bir aradan sonra çatışmalar bitmiş. Bir çözüm ümidi belirmişken nedense hiddetlenen Ankara, bunca yıldır çatışmalar tavan yapmışken pek bir şey demediği Suriye’yi “Öcalan’ı barındırmayı sürdürürsen sana savaş açarım” diye tehdit etmeye başlıyor."
"Ardından 1 ekim günü sahneye önce Meclis açılışında, sonra ani bir kararla Hatay Üniversitesi tarafından verilen fahri doktora unvanını almak için kendisini Suriye sınırında bulan Cumhurbaşkanı Demirel çıkar. Devlet Suriye’ye Öcalan’ı bırak yoksa karışmam demektedir
"Sonra yarı tiyatral bir gösteri izleriz: 15 Eylül'de Hatay Reyhanlı’da Suriye sınırında bir vesile yaratılıp konuşturulan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye’yi Öcalan konusunda tehdit eder

Türkiye'nin baskıları sonunda 10 Ekim 1998 günü Suriye'den çıkartılan Öcalan, 15 Şubat 1999 günü Türkiye'ye teslim edildi.
Ecevit, "ABD Öcalan'ı bize niye teslim etti anlamadım" diyerek dünyadan haberi olmadığını ilan etmektedir.

21 Şubat 1999 günlü Aydınlık'ta çıkan "ABD'nin Apo Hediyesinin Arkasında Ne Var?" başlıklı Doğu Perinçek'in başyazısı, bu sorunun cevabını vermektedir. (Doğu Perinçek, Türkiye Solu ve PKK, Kaynak Yayınları, sayfa 33-38). Perinçek dışında hiçbir sol örgüt veya lider bu saptamaları yapamamıştır. Yapamazlardı ve bugün de yapamıyorlar.

Halbuki, Öcalan kendisi açıkça itiraf etmişti ki:
1-- Beni Suriye'den ABD ve İsrail çıkarttı.
2-- Suriye'den çıktıktan sonra NATO'nun özel operasyon biriminin kontrolündeydim. Beni enterne eden NATO Gladyosudur.
3-- İmralı'da da ABD'nin arkasında durduğu, AB'nin kontrol ettiği bir sistemin içindeyim.
(Özgür Halk Dergisi, Aralık 1999; Öcalan'ın "Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü" adlı kitabı, Doğu Perinçek, Türkiye Solu ve PKK, Kaynak Yayınları, sayfa 32-41)

Ancak bir sorun vardı. Öcalan, İmralı'da yurtsever Türk komutanlarının denetimine girmiş, dünya ile bağı kesilmişti. İşte bu dönemde, Öcalan, kendisini sorgulayan komutanlara Kemalist olduğunu, Türkiye ile işbirliği yapacağını söyledi. Çünkü o dönemde güç yurtsever Türk komutanlarında idi. "Kendisini yönetme olanak ve yeteneği olan gücün taşeronluğunu yapma" ana stratejisinin gereği olarak, Öcalan, Türk komutanlarının taşeronu olma isteğini dile getiriyordu. Aydınlık gazetesinde 16 Aralık 2013 gününden beri devam eden "Kendi ağzından Apo" dizisi, bu dönemde söylediklerini vermektedir.

5
2004'de başlayan son dönem
PKK, ABD taşeronu olan AKP'nin taşeronu
Taşeronun taşeronluğu dönemi.

ABD'nin Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den koparacağı toprak parçaları üzerinde Büyük Kürdistan kurmayı öngören Büyük Ortadoğu Projesi'nin yürümesi için, Apo'nun bu defa da yurtsever Türk komutanlarının elinden kurtarılması gerekiyordu. Ki, örgüt artık iki başlılıktan kurtulsun.

2004 yılında Ergenekon tertibinin başlaması ile, bu sorun çözülmüş oldu. Yurtsever komutanlar tutuklandı. İmralı, MİT'in, AKP'nin, dolayısı ile ABD'nin denetimine girmiş oldu. Öcalan, Tayyip Erdoğan'a biat mektubu gönderdi. Örgütün 1991'den beri süregelen iki başlılığı sona erdi. 

"Hükümet ile PKK ve Öcalan arasında müzakereler olduğu" bir masaldır. Büyük Ortadoğu Projesi ABD'nin projesidir. Tayyip Erdoğan, bu projenin Eşbaşkanı olduğunu defalarca teyit etmiştir. Öcalan, bu ABD projesinin uygulanmasında projenin Eşbaşkanı olan Tayyip Erdoğan'a bir mektup ile biat etmiştir. "Müzakere" denilen şey, bu projenin uygulanmasında hangi adımların hangi zamanlama ile atılacağı üzerinedir. AKP - Kandil - Öcalan arasındaki danışıklı sözde tartışmalar, gerçekten müzakere yapıldığı sanısını yaratmak içindir.

"Eğer dış görünüş ve şeylerin özü aynı olsaydı, bilime gerek kalmazdı"
Karl Marks

***********
arşiv:
Apo taşeronluğa nasıl başladı 18 Aralık 2013
Kendi ağzından Apo... Kelime kelime, olduğu gibi... 15 Aralık 2013