30 Kasım 2012 Cuma

Aydınlık'ın tek amacı askeri darbe


Murat Belge, Taraf gaz tenekesinde döktürmüş:
 
Murat Belge
 
"Aydınlık siyasetinin tek bir amacı var: Bir askeri darbe ile AKP'yi devirmek.
Bu darbeyi hem hazırlamak, yani ordu içinde her türlü ajitprop işini yapmak, aynı zamanda da toplumu darbeye hazırlamak.
Yani: "Darbe iyi değildir ama başka çare bırakmadılar ki" dedirtecek bir ortam yaratmak onların işi.
Bu işi hakkıyla yapıyorlar."
 
*************
 
"Başka çare bırakmadılar ki" denecek ortamı ancak Hükümet yaratabilir. Belge hazretlerini 29 Ekim halk yürüyüşü o kadar korkutmuş ki, ağzından çıkanı kulağı duymuyor.
 
*************
 
Murat Belge kimdir?
Abdullah Gül'e dış gezilerde frakla eşlik eder.
Kitaplarında hilafeti ve monarşiyi cumhuriyete tercih ettiğini yazar.
Hegel'den Marx'tan ve marksist yazarlardan tercümeler yapmış, sol ve sol görünümlü dergilerin kurucuları arasında yer almış.
Hep solcuların yanına yanaşmış, kendisine "solcu" madalyası taktırmak için ömür boyu uğraşmış.
Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin aktif üyesi.
 
Kendilerini solcu sanan avanakları peşine takıp emperyalizmin arabasına bağlamakla görevli.
 
**************
 
Can Yücel, yıllar önce onu nasıl anlatmış.
Şiirin adı: Dönmeyenler
Can Yücel

 
öyle keyifli yazıyorum ki
    bu adamlar hem üniversitede var
    hem gastede yazar
    hem de bozarlar.
 
asaf savaş akat
       ve belgeli murat
 
bu murat belgeli murat
    çok iyi ingilizce bilir
    ama hel'sinkiyle güvey girer.
 
bu özel üniversite randevucuları
   aydın doğan solcuları
   dünyaya bir şey öğreteceklerini sanırlar
 
ekonomi ekonomi diye
   kendilerini unuttukları gibi
   bizleri de unuturlar
 
asaf savaş sakat
belgeli murat
ekonomist mete tuncer
türker alkan, fisun özbilgen
başlangıç celal
laçiner'i sayıyorum
 
adları lazım değil esasında
kendileri lazımlık

28 Kasım 2012 Çarşamba

Devrimi balkondan seyreden "komünistler"

Aydınlık, 6 Kasım 2012
Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız

 
Süleyman Demirel, 17 Eylül 2012 günü Isparta’da bir okulun açılışında minik öğrencilere soruyor: "Çocuklar Atatürk’ü seviyor musunuz?" Minikler coşkuyla hep bir ağızdan bağırıyor: "- Seviyoruz!" 
 
O akşam Ulusal Kanal’da izledim o sevinçli görüntüleri. Ertesi gün hiçbir gazetede görmedim. Oysa Demirel, günün mevzisini ilan ediyordu.
 
Demirel’i ve çocukları izlerken, 2 Mayıs 2012 günü Aydınlık’ta okuduğum bir haberi hatırladım.
1 Mayıs eylemine katılan Erzincan’daki 15-20 TİKKO yanlısı alana “Kahrolsun Kemalist diktatörlük” sloganları atarak girmiş.
Demirel, Atatürk mevzisinde! TİKKOcular, Atatürk’e düşman mevzide!
 
İbretlik dersler, sözde "komünistler"
++++++++++++++++++++++++++++++
 
Çok öğretici bir manzaradır bu.Her toplumsal sürecin belirleyici mevzilenmesi vardır.
 
Siz, istediğiniz kadar keskin laflar edin, “komünistim” deyin, “sosyalistim” diye ellerinizi göğsünüze vurun, eğer temel mevzilenmede yanlış yerdeyseniz, o keskin laflarınız sizi kurtaramayacaktır.
 
Örneğin İstiklâl Savaşı yıllarında İştirakçi (Komünist) Hilmi, Sosyalist Fırka’nın lideriydi ve mangalda kül bırakmıyordu, ama Mustafa Kemal Paşa’nın önderlik ettiği İstiklâl Savaşı’na karşıydı. İstanbul’da sözümona tramvay işçilerine bildiri dağıtıyordu ve bir ayağı İngiliz elçiliğindeydi.
 
Küba’da yurtsever Castro’nun önderlik ettiği silahlı birlikler Havana’ya girerken, Küba Komünist Partisi sokaklarda Amerikancı diktatör Batista’yı destekleyen bildiriler dağıtıyordu.
 
Irak’taki Komünist Partisi bilindiği gibi ABD işgalinden sonra, Saddam düşmanı hükümette sandalye kapmıştı.
 
Bütün kurtuluş savaşlarında ve devrimlerde böyle sözde “komünistler” vardır.
 
Halk hareketi tartışmaya son verdi
+++++++++++++++++++++++++++++
 
Türkiye’de toplumsal mücadele, millî mücadele, devrim mücadelesi, sınıf mücadelesi, ne derseniz deyin hepsi aynı kapıya çıkar, bugün Atatürk mevzisindedir.29 Ekim gününün Ulus Meydanları ve yarın 10 Kasım’ın Tandoğan Meydanı, geleceğimizi belirleyen mücadelenin bugünkü mevzileridir. Çağdaş ve Çalışan Türkiye, milyonlar halinde orada yığınak yapıyor.Hiç kimse, toplumların önüne kafasındaki mevzilenmeyi koyamaz. Milletler ve sınıflar, önlerindeki sorunlara göre saf tutarlar. 29 Ekim’de ayağa kalkan halk hareketi, tartışmaya son vermiştir. Toplumsal mücadele, Atatürk mevzisinde, somut olarak Ulus Meydanı’ndadır.
 
Balkonda “komünistlik”
++++++++++++++++++++
 
“Marksist-Leninistlik” adına siz “Kahrolsun Kemalist Devrim” diye bağırıyorsanız, kusura bakmayın ama karşıdevrim mevzisinin göbeğinde ikamet etmektesiniz.
Veya siz o mücadeleyi balkondan seyrediyorsanız, büyük sermayenin “komünisti"siniz!
 
Mete Ant’ın 6 Kasım 2012 günü Aydınlık’ta çıkan mektubu bu açıdan çok uyarıcıdır.
Emekçi ve Çağdaş İzmir, yüzbinler halinde ABD - AB emperyalizmine ve AKP iktidarına karşı yürürken, kendisine “Komünist Partisi” diyen kardeşlerimiz, balkondan izliyorlar.
Türkiye’nin Şefik Hüsnülerden bu yana emek devrimciliğinin tarihinde böyle bir manzara yoktur.
 
Localara sonsuz özgürlük!
+++++++++++++++++++++++
 
Türkiye iki yüzyıldır, millî demokratik devrim çağındadır. Atatürk, bu sürecin doruğudur.
 
Kemalist Devrim, yaşanmıştır; dünya ölçeğinde kazanımları vardır; milletimize çağ atlatmıştır. O nedenle halkın siperidir.
Büyük sermayenin ve gericiliğin hedefi ise o kaleyi yıkmaktır.
Bugünün görevi, karşıdevrimi altetmek ve Kemalist Devrimi tamamlamaktır.
Program, devleti ve toplumu Kemalist Devrim temelinde yeniden örgütlenmek ve emekçi halkın özlemleri yönünde ilerlemektir.
 
Ulus Meydanları’nda safa girmez de locanızdaki konforunuzu sürdürürseniz, her türlü gevezelik için sonsuz özgürlüğünüz güvence altındadır.
“Faşizm” dediğimiz rejim, size dokunmaz. Çünkü o da savaş mevzisindedir ve sizinle yalnız yanağınızdan makas almak için karşı karşıya gelecektir.
 
Her konuda yanılabilirsiniz, düzeltilir.
Ama Kemalist Devrim konusunda yanlış yerdeyseniz, kendinizi büyük sermayenin kucağında bulur ve Şeyh Sait ve Saidi Nursi heykellerinin dibinde poz verirsiniz.
 
 
Balkonların güvenliği tehlikede
++++++++++++++++++++++++++
 
29 Ekim halk hareketi, sistemin muhafızlarını rahatsız etti, Cepheden saldırılar yanında bir de “tadında bırakın” çağrıları var. Ertuğrul Özkök, her zamanki konumunda, balkondan gelen seslere göndermeler yaparak, “sakın daha ileri gitmeyin” diyor. Herkes balkonda olsa, yarın Tandoğan Meydanında kimse olmayacak.Herkes, Birinci Meclis’in önünde kurulan barikattaki safını belirliyor. Süreç, balkonların güvenliğini tehdit ediyor.
 
(Doğu Perinçek, Aydınlık köşe yazısı, 9 Kasım 2012)
 
 

27 Kasım 2012 Salı

Sahte solcuların Atatürk düşmanlığı yarışı


Kılıçdaroğlu Bay Kemal, Seyit Rıza için yaptığı toplantıya Atatürk düşmanı sahte solcu sözümona Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyelerini de çağırmıştı.
Atatürkçü örgütlerin çağırılmadığı "Gençlik soruyor, Kılıçdaroğlu yanıtlıyor" adlı bu toplantıda SDP ve diğer sahte sol guruplar, Bay Kemal'e Seyit Rıza desteği vermişlerdi.
 
Bay Kemal, Cuma günü de "Anadilde eğitim" desteği almak için, PKK kuyrukçusu EMEP (Emek Partisi) Genel Başkanı Selma Gürkan ve PKK / BDP desteği ile Milletvekili seçilen EMEP Eski Genel Başkanı Levent Tüzel ile görüştü.
 
Kürt sorunu, açlık grevleri konuşuldu.
EMEP tarafı, Bay Kemal'e: "CHP, solundaki partilerle Türkiye'nin temel problemlerinin çözümünde yol ittifakı yapabilir" önerisi getirdi.
Yani ki, tercümesi: "Özerklik ve anadilde eğitim gibi bölücü uygulamalar için sol partiler CHP'yi destekliyor" mesajını iletti.
 
Bay Kemal, bölücü planlarına karşı koyan CHP içindeki ulusalcıları, Atatürk düşmanı PKK kuyrukçusu bu sahte solculara şöyle şikayet etti:
"CHP'de bazı kanatlar özellikle Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmamızı zaman zaman engellemek istiyorlar. Ancak insan hakları ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde anadilde savunma, tecrit gibi konularda tavrımızı ortaya koyduk. Anadilde eğitim de demokratik zeminde tartışılabilir"
(Hürriyet gazetesinden Okan Konuralp'ın haberi)
 
Atatürk düşmanları yüzlerine "sol" maskesi takmışlar, tozu dumana katıyorlar.
Bay Kemal bir yandan bunlarla işbirliği yaparken, diğer yandan da "Perinçek Apo'nun önünde diz çöktü, çiçek verdi, eskiden Maocu idi" safsataları ile maskeleme yapıyor..
 
SDP ve EMEP böyle de, ÖDP farklı mı?
Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) adındaki bu sahte sol partinin Birgün adlı gazetesinde "Sol, Kemal'i tartışıyor" başlığı ile bir dizi yayımlanıyor.
Tartışanlar hep Atatürk düşmanı sahte solcular.
 
 
 
Doğu Perinçek, 24 kasım günlü Aydınlık köşe yazısında diyor ki:
"Diziye verilen isim her şeyi anlatıyor. Dizi, amacını daha başından ilan etmiş oluyor.
Bırakalım büyük bir devrimciyi, herhangi bir insandan kamuoyu önünde babamızın oğlu gibi adı ile söz etmek, halkımızın terbiyesinde yoktur"
 
"Sol", Fransız İhtilalinden beri devrimcilik anlamına geldiğine göre, sol gelenekte Atatürk her zaman özel bir saygı ile anılır.
 
Doğu Perinçek, Frankfurt Kütüphanesi'nde bulunan Komünist Enternasyonal belgelerini taradı. Türkiye ile ilgili bölümleri 1970'li yıllarda 5 cilt halinde yayımladı.
(Komintern Belgelerinde Türkiye Dizisi, 5 cilt, Kaynak Yayınları)
 
Perinçek, 1977 yılında da, Lenin, Stalin, Dimitrov, Mao, Ho Şi Minh gibi devrim yapmış önderlerin Türkiye ve Kemalist Devrim hakkında yazdıklarını derleyerek yayımladı
(Lenin Stalin Mao'nun Türkiye yazıları, Kaynak Yayınları)
 
"Bütün bu yazılarda Atatürk'e karşı saygısızlık görmedim, hep derin saygı gördüm" diyor Perinçek.
 
Dünya solunun Atatürk'e saygısı böyle. Gelelim Türkiye soluna.
Şefik Hüsnü'lerden başlayarak Nazım Hikmet, Reşat Fuat Baraner, Hikmet Kıvılcımlı, Mehmet Ali Aybar, Mihri Belli, 68 kuşağı devrimcileri, Denizler, Mahirler hep Atatürk'ü saygın bir konumda görmüşlerdir.
 
1954 Budapeşte Radyosu konuşmasında Nazım Hikmet "Kemalizme ihanet ettiniz" diyor. 4 defa "Türk Milleti" diyor. Sol budur.
 
Emperyalist - kapitalist merkezler ise tam tersine Atatürk Düşmanlığı yapmışlardır.
Kurtuluş savaşı sırasında Lenin Atatürk'e yardım ederken, emperyalistler Atatürk'e haydut, eşkıya diyorlardı.
1945'lerde ise ABD emperyalizmi Türkiye'ye girerken "Kemalizmi yıkmazsak Türkiye komünizme gider" saptaması yapıyorlardı.
1990 sonrasında AB şefleri açıkça "Kemalizm'in sonu geldi" "Bu adamın resmi niye burada asılı" demeye başladılar.
 
Şimdi kendilerini sözümona "solcu, sosyalist, komünist" ilan eden bazı zıpçıktılar Amerika'da, Avrupa'da imal edilen bu cereyana kapılarak Atatürk'ü sözümona küçültme gayretleri içine girmişlerdir.
 
Kendilerini "Leninist, komünist" ilan ederler, ama Lenin ve diğer sosyalizm şeflerinin söylediklerinin tam tersini söylerler.
Hatta bunlardan TKP-ML lideri Kaypakkaya Atatürk'ü "İngiliz ajanı", "Kompradorların adamı" ilan edivermişti. Sen istediğin kadar "Ama Lenin Atatürk'ün yurtsever, ulusalcı olduğunu söylüyordu, diğer sosyalist önderler de aynısını söylüyor" de istediğin kadar. Arkadaş dinlemiyor ki. Devrim yapmış, güçlü istihbarat örgütleri kurmuş sosyalist önderler meğerse hep yanılmışlar da, bizim yeni yetmeler gerçeği görmüşler. ABD ve AB sayesinde tabii. (!)
 
Atatürk'e karşı tavır meselesi ÖDP'nin, TKP'nin, EMEP'in, kendisine sol adını veren diğer tüm örgütlerin önündedir.
"Kemal" diyerek Atatürk'ü küçültmeye çalışmak, sol adına, sosyalizm adına yapılıyorsa bundan ancak utanç duyulur.
 
Pernçek diyor ki:
"Her hata düzeltilebilir, ancak yığınakta yapılan hata düzeltilemez.
Bir ülkede yapılmış olan bir devrime karşı cephe tutmak, o ülkede ilerde yapılacak olan devrime de cephe tutmak demektir.
Kemalist Devrim'e karşı tavır almak, cephe tutmak, büyük sermayenin ve Ortaçağ gericiliğinin safına düşmektir.
Veya 29 Ekimlerde Cumhuriyetin ayağa kalkışını balkondan seyretmektir.
Balkondan seyretmek, en sonunda devrime karşı çıkmaya, karşıdevrimle birleşmeye götürür."
 
"Balkondan seyredenler" konusunu ayrıca yazarım.
 

26 Kasım 2012 Pazartesi

"Öcalan'a çiçek verdi" safsatası


Seyit Rıza'ya itibar verme planı CHP Gurubu tarafından red edilince "CHP'yi sahibi eski Maocu olan Aydınlık'ın yönetmesine izin vermem" diyen Bay Kemal'in sinirleri iyice bozuldu.
Çünkü CHP Gurubu Bay Kemal'in değil, Aydınlık'ın istediği şekilde karar almıştı.

Bunun üzerine Bay Kemal:
"Apo'nun önüzde diz çökenler başımıza Atatürkçü kesildi" deyiverdi ve ZAMAN gaz tenekesinin manşetine oturuverdi.
"Eskiden Öcalan'la resim çektirirlerdi, şimdi Kemalist oldular. Apo'ya çiçek verenler, önünde diz çökenler başımıza Atatürkçü kesildi. Millet bunları yemez"



 "Eskiden Maocu idiler, sonradan Kemalist oldular" safsatasının cevabını vermiştim:  ( http://aliserdarbolat.blogspot.com/2012/11/sonradan-kemalist-oldular-eskiden-maocu.html )
Sıra geldi Apo'ya çiçek safsatasına.

Bay Kemal eğer gerçekleri öğrenmek istese idi, danışmanlarına "Perinçek - Apo ilişkisi hakkında rapor hazırlayın" talimatı verirdi
Danışmanlar araştırırken aşağıdaki bilgilere ulaşırlardı.
Ama Bay Kemal'in gerçeği aramak gibi bir niyeti yoktu. CIA'nın, MİT'in önüne koyduğu zırvaları tekrar etmekle görevliydi.


(Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız)





Hiç SHP, MHP veya başka bir parti yöneticisini öldürdü mü PKK? Hayır.
Neden daha asker ve polise saldırmadan Perinçek'in partisine saldırdılar? Amaç TİKP'yi "Kürdistan" dedikleri güneydoğudan kovmaktı. Saldırılar arka arkaya gelip de partinin öncü birikimi şehit olmaya başlayınca, TİKP güneydoğudan çekilmek zorunda kaldı.
Peki neden diğer partiler değil de TİKP?
Çünkü, Avrupa Birliği'ne, NATO'ya karşı olan tek parti Perinçek'in partisi idi. Dolayısıyla PKK'nin ülkeyi bölme hedefi üzerinde duran gerçek engel o parti idi. Avrupa Birliği'ne girme amacı taşıyan partiler, er veya geç bölünmeye razı olacaklardı. PKK bunu biliyordu.

Perinçek buna rağmen Öcalan ile görüşmeye gitti. Görüşme tutanakları önce dergide basıldı, sonra kitap olarak yayımlandı. (Öcalan'la Görüşme, Kaynak Yayınları)
Görüşmenin amacı ne idi? Bütün o görüşmenin özeti tek cümledir. Perinçek, Öcalan'a "Amerika ile birlikte olma" demiştir.
Öcalan'ın uzattığı çiçeği almama seçeneği var mıydı? Ziyarete ve iknaya gidiyorsunuz. "Senin çiçeğini almam" derseniz konuşma başlamadan biter.

"İlerde aleyhime kullanırlar, oy alamam" hesabı içinde olmamıştır. Devrimciler böyle hesaplar yapmazlar. Bir görev vardı. Çağrı ve ikna etmeye çalışma görevi. Bağrına taş basarak gitti.
Görüşmenin bazı bölümleri MGK tarafından basılarak güneydoğuda dağıtıldı. Daha fazlasını söylemek gereksiz.
"ABD'nin ve Avrupa'nın peşinden gitmeyin. Bu yoldan bir yere varamazsınız. PKK'yi dağıtın. Türkiye'nin bütünlüğü içinde yer alın telkinlerinde bulundu" (Apo'nun ifadesi, Hürriyet 18 Mart 1999)

"Rüyalarımı bile Türkçe görüyorum" "Eğitimimiz, mahkemelerimiz Türkçe". Öcalan'ın Perinçek'e itiraflarından bazıları.
CHP Gurubunu "Anadilde savunma hakkı" için kapalı toplantıya çağıran Bay Kemal, görüşme tutanaklarını okusun.

Şevki Kulkuloğlu (CHP Kayseri Milletvekili):
"Kendimi bu partide artık yabancı gibi hissediyorum. Teröristler kendi aralarında telsizle Türkçe konuşur. Ailemden iki şehit verdik. Bizi öldürürken Türkçe konuşanlar niçin savunma yaparken Kürtçe konuşmak istiyorlar? Ailemden ikinci şehidin cenazesinde bir esnaf "CHP niye AKP ve BDP gibi PKK'nın dilinden konuşuyor" diye beni susturdu"

Bay Kemal, biraz utanma lütfen.








24 Kasım 2012 Cumartesi

"Maocu" olmak bilimsel bir zorunluluktur


"Bunlar eskiden Maocu idiler, sonradan aniden Atatürkçü oldular" diye zırvalayıp duruyorlar.
"Bunlar" dedikleri Aydınlıkçılar, Doğu Perinçek ve İşçi Partisi.
 
Bu iddianın bilimsel bir dayanağı yok. Yani, bilimsel değil. Farklı ülkelerin devrimcilerini birbirine düşman gibi gösterme amacına yönelik bir saptırma.
Asıl önemli nokta, iddiayı ortaya atanların Atatürkçü değil, tam tersine Atatürk düşmanları olması. Amaç, Atatürkçü siyaseti savunan tek hareket olan Aydınlıkçılar aleyhinde şüpheler yaratarak Atatürkçüleri bu hareketten uzak tutmak.
 
Atatürk ve Lenin düşman değil, müttefik idiler. Batı emperyalizmine karşı ülkelerinin bağımsızlığını savunuyorlar ve birbirlerine destek oluyorlardı.
Atatürk'ü örnek alarak yurdundan istilacı emperyalistleri kovan Mao da "Çin'in Atatürk'ü benim" diyordu. Eğer aynı dönemde yaşamış olsa idiler, Atatürk ve Mao arasında da benzer bir ittifak olması kaçınılmazdı. Aynı amaç uğrunda aynı düşmana karşı savaşan devrimciler arasında bir düşmanlık düşünülemez.
 
1934 yılında Atatürk'ün Milletvekili ve Atatürk'ün çıkardığı Hakimiyet-i Milliye Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni olan Falih Rıfkı Atay, "Leninizm ve Kemalizm birlikte gelişecektir" diyordu.
Rus, Çin ve diğer ülke devrimcilerini sanki Türkiye ve Atatürk düşmanı imişler gibi gösterme taktiği, Atatürk düşmanlarının eskiden beri kullandıkları bir taktiktir.
 
Aydınlıkçılar sanki "Biz eskiden Maocu idik, şimdi fikir değiştirdik, artık Mao'yu savunmuyoruz, Atatürkçü olduk" demişler gibi bir hava yaratılıyor.
Halbuki böyle bir şey yok. Aydınlık hareketinin doğduğu 1960'lı yıllardan bu yana çıkardıkları yayın organlarından örnekleri vermiştim. Şimdi ne kadar Atatürk varsa, 1960'lardan beri o kadar Atatürk var. Yani Atatürkçülük yeni bir şey değil Aydınlıkçılar için...Bakınız: http://aliserdarbolat.blogspot.com/2012/11/sonradan-kemalist-oldular-eskiden-maocu.html
 
Maoculuk ne demektir
+++++++++++++++++++
 
Bir kere, Maoculuk diye bir şey yok.
Mao'nun bilimsel sosyalizme yaptığı katkıyı öğrenme ve doğru olduğunu anlayıp kabul etme var.
Eskiden, üretim araçlarının devletleştirilmesinden sonra, yani fabrikaların ve her türlü üretim araçlarının burjuvazinin elinden alınmasından sonra, yani burjuva sınıfı mülksüzleştirilerek yok edildikten sonra (öldürerek değil, üretim araçlarını ellerinden alarak sınıfı yok etme anlamında) kapitalizme geri dönüşün mümkün olmadığı sanılıyordu.
Deniyordu ki: İşte, devleti Komünist Partisi yönetiyor, üretim araçları da devletin malı oldu,
Burjuvazinin hiçbir kuvveti kalmadı. Parası, fabrikası, silahlı kuvvetleri yok. Nasıl gelip de fabrikaları devletin elinden alacak??
 
Fakat Mao, süreci bilimsel olarak tahlil etti.
Üretim araçları ellerinden alınan eski burjuvaziden tehdit gelemezdi, ama esas tehdit, Komünist Partisi içindeki kapitalist yolculardan geliyordu.
Mao, SBKP'nin (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) Stalin'den sonra gelen yönetimlerini, uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikaları ve dış siyasetlerini tahlil etti ve partinin üst kademesinin revizyonistlerin, yani kapitalist yolcuların eline geçtiğini saptadı. Yöneticiler bir süre sonra sosyalizmi inkar edecek ve kapitalizme geçeceklerdi.
Yani, sosyalizm süreci boyunca geri dönüş tehlikesi vardı. Eskiden yok sanılıyordu.
Türkiye'de Perinçek gurubu Mao'nun tezlerini inceledi, Sovyetlerin tezleri ile karşılaştırdı, mevcut durumu inceledi ve Mao'nun haklı olduğu kanaatine vardı.
Mao'nun tezi bilimseldi. Çünkü atmasyona değil, somut durumun tahliline dayanıyordu. Bütün göstergeler Sovyetlerin hızla kapitalizme yöneldiğini gösteriyordu.
Başını İGD ve TKP'nin çektiği diğer sol guruplar, bu tezi şiddetle reddettiler. Perinçek'i "Sovyet düşmanı, sosyalizm düşmanı" ilan ettiler.
Moskova Radyosu'nun o yıllarda Sovyetler Birliği yöneticilerinin aslında sosyalist değil, kapitalizm yolcusu olduklarını açıklayan Perinçek gurubunu suçlamak için kullandığı  "Maocu Bozkurtlar" tanımlaması, CIA dahil tüm gerici odakların Aydınlıkçılara yönelttiği "Maocu" suçlamasının kaynağıdır.

Doğu Perinçek 1979 yılında Taksim'de partisinin düzenlediği "Rus Filosu Defol" mitinginde.
 


İşte olay budur.
Bilimsel bir tez kabul edilmiştir. Daha sonra hayat bu tezin doğru olduğunu kanıtlamıştır. Gorbaçov ile birlikte sosyalist sistem yıkılmış, üretim araçları devletin elinden alınarak özel kişilere verilmiş, yeni bir burjuva sınıfı yaratılmıştı.
Böylece, Mao'nun tezinin bilimsel olarak doğru olduğu anlaşıldı. Fizik biliminde, kimya biliminde nasıl kanunlar varsa, örneğin Newton ve Lavazye gibi bilim adamları bu kanunları bulmuş iseler, Mao da sosyal bilimler alanında geçerli bir kanun bulmuştu: Gereken uyanıklık gösterilmezse, komünist partisinin yönetimi kapitalistlerin eline geçer ve ülke sosyalizmden kapitalizme geri döner.
Maoculuk denen şey budur. Eğer buna Maoculuk deniyorsa, Perinçek gurubu hala Maocudur.
Çünkü, bilimsel bir tez önce kabul sonra red edilebilir mi?
Hatta bütün dünya Maocudur. Çünkü artık hiçbir Allah'ın kulu "Hayır, sosyalizmden kapitalizme geri dönülemez" dememektedir. Diyemez, çünkü önünde Sovyetler ve Doğu Avrupa örneği var. Bu gerçeği olmadan önce gördüğü için mi Perinçek gurubuna Maocu deniliyor? Olayı herkesten önce görmek suç mu oluyor?
 
Mao'nun "Sosyalizmden kapitalizme geri dönüş olabilir" bilimsel tezini kabul eden kişi Maocu mu olur?
Kopernik'in bilimsel tezlerini kabul eden kişi Kopernikçi mi olur?
Görelilik kuramının bilimsel bir tez olduğunu kabul eden kişi Aynştayncı mıdır?
 
Bu anlamda Atatürkçülük ile Mao'nun tezini kabul etme arasında ne gibi bir karşıtlık vardır?
Atatürkçülerin bilimsel tezleri incelemesi ve doğru olanları kabul etmesi yasak mıdır? Atatürk "Benden sonra sosyal bilimler alanında yapılacak keşifleri kabul etmeniz yasaktır" mı demiştir?
"Hayır efendim, geri dönüş imkansızdır" deyip kafamızı kuma gömüp sonra da Gorbaçov'a mı çarpsaydık?
 
Devrimciler, her devrimciyi kabul ederler ve saygı duyarlar.
Ama bu demek değildir ki, saygı duyuyorlar diye onların yaptıklarını taklit etmek isterler. Böyle bir şey yok.
Hz. Muhammed'in köleci-feodal devrimini kabul ederiz, ama onun aynısını yapmaya çalışmayız.
Robespiyerlerin demokratik devrimini kabul ederiz, ama onların Fransa'da yaptıklarının aynısını yapmak diye bir şey düşünülemez.
Rus devrimini kabul etmemiz, Lenin Rusya'da ne yaptı ise bizim de Türkiye'de aynı şeyi yapmamızı gerektirmez.
Mao'yu kabul etmek demek, Mao gibi kızıl ordu kurup uzun yürüyüşe çıkmak ve Japonlarla çarpışmak değildir.
Kastro'nun bir devrimci olduğunu kabul etmek, onun yaptığı gibi bir gerilla gurubu kurup Silifke sahillerinden ülkeye çıkartma yapmamız gerektiği anlamına gelmez.
Mümkün de değildir zaten.
Bütün bu yukarıda saydığım devrimler, başka zamanların, şartları değişik olan başka ülkelerin, başka toplumsal düzenlerin devrimleridir.
Biz dünyadaki bütün devrimcileri kabul ederiz, onların bilime yaptıkları katkılar varsa kabul ederiz, ama biz Türkiye'nin devrimcileriyiz, Yeni Osmanlı'lardan, Genç Türkler'den, Meşrutiyet Devrimlerinden, Cumhuriyet Devrimi'nden gelen bir geleneğin takipçileriyiz. Her ülkenin devriminin farklı olması gibi, bizim ülkemizin devrimi de farklıdır ve tüm devrimcilerin, yurtseverlerin Atatürk Devrimleri etrafında birleşmesi ile başarıya ulaşabilir.
 
Hikmet Kıvılcımlı'nın Vatan Partisi programından bugünkü İşçi Partisi programına kadar tüm parti programları Cumhuriyet Devrimlerini koruma ve tamamlama ana fikrine dayanmaktadır.
Bu, ayrı bir yazı konusudur.
 
 
 
Okuma parçası:
+++++++++++++

SSCB Ağır Sanayi Halk Komiserliği (Bakanlığı) yayın organı Stroim (Kuruyoruz) dergisinin Mayıs 1934 tarihli sayısı "SSCB ve Türkiye halklarının dostluğuna" adanmış.
 
Derginin kapağının bir köşesinde ay-yıldız, diğer köşesinde ise orak-çekiç var.
 
İçinde, başta Atatürk olmak üzere dönemin Türk ve Sovyet yöneticilerinin makale ve demeçleri fotoğraf ve imzaları ile yer alıyor.
İşte bazı çarpıcı örnekler:
 
Mustafa Kemal'in demeci:
+++++++++++++++++++++
"Birçok sınavlardan geçmiş olan ve her seferinde daha da güçlenen, herhangi bir üçüncü devlete karşı yönelmiş olmayan, iki ülkeye tam güvenlik sağlayan yeni Türkiye ve Sovyet Rusya arasındaki dostluk, halklar arasındaki ilişkilere nezaketin, güvenin ve mantığa uygunluğun mükemmel bir örneği olmaktadır."
 
İsmet Paşa'nın demeci:
+++++++++++++++++++
"Devrimci ülkelerin 10. yıldönümlerinin ilham veren değerini iyi biliriz. Sovyetler'in 10. yıldönümünü Ankara'da değerli dostumuz Büyükelçi Surits'in ailesiyle birlikte kutlarken o büyük mutluluğu hissettik. Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. yılı kutlamalarında ise Sovyet heyeti bulunmuş ve bayramın değerine değer katmıştır. İki devrimin ortak temel özelliği, zaferi ve mutluluğu teknşkte, toplumsal ve endüstriyel kalkınmada, insan emeğinde görmesidir.
 
Sovyetler'in en önemli dostluk hamlesi, sanayinin kurulması konusunda Türkiye'yi teşvik etmesidir. Kalkınmanın ana kaynağı olan sanayileşme, Türkiye'de SSCB ile işbirliği içerisinde başlamıştır."
 
Falih Rıfkı (Atay) Bey'in demeci:
++++++++++++++++++++++++++
(Hakimiyet-i Milliye Gazetesi Yayın Yönetmeni ve Milletvekilidir)
"Türk-Sovyet dostluğu asla coğrafi ve siyasal düzenin çıkarlarının dikte ettiği resmi bir dostluk değildir. Bu dostluk, her şeyden önce, iki devrimin önünde duran temel görevlerin aynı olmasından, kaderlerinin ortaklığından kaynaklanmaktadır.
 
Birbirini tanımaya başladığı, birbirine elini uzattığı dönemde her iki devrim de yalnızdı. İki devrimin emperyalist çıkarlara ters düşen karakteri, izole edilmelerine yol açmıştı. Mustafa Kemal, Anadolu'ya geçme kararı aldığında daha Moskova ile ilişki kurmamıştı. Ancak yüce Lenin'in bu davada doğal müttefiki olduğunu çok iyi biliyordu.
 
Kemalizm, bir kurtuluş hareketidir. Siyasi, toplumsal, ekonomik, manevi birçok açıdan Kemalizm, terinin son damlasına kadar emperyalizm ve içerde ise emperyalizmin silahları olan küçük bir azınlık ve feodal beyler tarafından sömürülen ve canı çıkarılan halkın hareketidir. Kızıl devrimin önderleri ve kitleleri, bu kadar köklü bir devrimi onaylamaktan, onunla övünmekten geri duramazlardı.
 
Aynı duyguları Sovyetler'e karşı Türk devriminin önderleri ve kitleleri de beslemektedir. Leninizm ve Kemalizm, bütün halk kitlelerinin özgürleştiği, yeryüzünde yeni bir düzen kurulduğu güne kadar birlikte gelişecektir. Dünya, eksenini Bering ile Çanakkale Boğazlarını ve Beyaz Deniz ile Akdeniz'i kesen iki çizgi temelinde değiştirmektedir. Köleleştirilen halk kitlelerinin özgürlük davasını görev edinmiş devrimlere şan olsun"
 
Kazım Paşa'nın (Karabekir) demeci:
++++++++++++++++++++++++++++
(TBMM Başkanı)
"Devrim ve savaşın zor şartlarında başlayan Sovyet-Türk dostluğu, kurucuları yüce Lenin ve kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal'in yüksek önderliğinde bütün halkların can attığı dünya barışının binasına ilk taşı koymuştur. Sadece iki ülkenin hükümetlerinin çabalarına dayanmayan, ayrıca iki barışçıl halkın karşılıklı anlayışında temellerini bulan bu dostluğun anlam ve önemi büyüktür."
 
B. Tal'ın demeci:
+++++++++++++
(Stroim Dergisi Yayın Yönetmeni)
(5 Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde Türk tekstil fabrikalarının kuruluşunda ve kadrolarının yetiştirilmesinde Sovyetler'in oynadığı rolü vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor:)
"Çarlık Rusyası, Sultan Türkiyesi'ne metali ölüm getiren bomba ve kurşun olarak 'gönderiyordu'. Sovyet ülkesi ise, Türkiye Cumhuriyeti'ne en dostane duygularla metali Türk sanayisinin gelişmesine ve teknik-ekonomik bağımsızlığının güçlenmesine yardımcı olan makinalar olarak gönderiyor.
 
İki ülkenin barış ve üreten emek  için verdiği yiğit ve direngen mücadelesinin parlak örneklerinin yer aldığı çağdaş tarihimizin sembolü budur. Bu sembol, büyük devrimin parlatyan ateşinin aydınlattığı yoldur."
 
Karahan'ın demeci:
+++++++++++++++
(SSCB Dişişleri Halk Komiser Yardımcısı)
"Türk halk kitleleri, yüksek manevi gücüyle, öğretmenlerimiz Marx ve Engels'te hayranlık ve saygı uyandırmıştır. Engels, W. Braecke'ye yazdığı 25 haziran 1877 tarihli mektupta şunları belirtir: 'Türk halk kitleleri, yani Türk köylüleri, ve hatta orta ölçekli toprak sahipleri sağlam durduğu sürece, Doğu'nun toplumsal organizması, sert darbelere dayanabilir. Bizanslılardan miras kalan 400 yıllık başkent yolsuzlukları, başka herhangi bir halkı mahvederdi. Ancak Türklere sadece üst tabakayı alaşağı etmek kalıyor, ve onlar, kesinlikle Rusya'nın gücüyle boy ölçüşebilir.'
 
Türkler, 'üst tabakayı' alt ettiler. Sultanın ve halifenin tahakkümüne son verdiler. Ancak devamlı olarak Türkiye'yi tehdit eden eski emperyalist Çarlık Rusyası ile 'boy ölçüşmesi'ne artık gerek kalmadı, çünkü bu eski Rusya'nın işçi sınıfı, Rus Çarlığını ve emperyalizmini tamamen alt etme görevini yerine getirdi ve Türkiye'nin komşusu, güçlü ve dost Sovyet cumhuriyetlerine dönüştü. Ama Türklerin, Türkiye'yi yağma ve talan etmeye ve Türk halkını Avrupa emperyalizminin kölesi yapmaya hazırlanan emperyalist devletlerin birleşik cephesi ile 'boy ölçüşmesi' gerekti. Türk halkı, bu savaşta zafer kazandı ve her yeni savaşta da kazanacaktır"
 
++++++++++++++++++++++
Bugün de, Avrupa Birliği emperyalizmine karşı, AB aday üyeliği ve gümrük birliği ihanetlerine karşı mücadelemizde Karahan'ın bu sözleri geçerliğini koruyacaktır.
++++++++++++++++++++++
Teori Dergisi Eylül 2008 sayısındaki Mehmet Perinçek'in yazısından alınmıştır.
++++++++++++++++++++++
 

23 Kasım 2012 Cuma

"Sonradan Kemalist oldular, eskiden Maocu idiler" muhabbeti


"Siyaset yalan söyleme sanatıdır" derler. Bu söz, çirkin politikacılar içindir.
Halk için siyaset yapanlar yalan söylemezler.
 
Bir parti liderinin cahil olma hakkı yoktur. Ülkesindeki siyasi gurupları doğru tahlil edemeyen bir parti lideri olamaz.
"Her şeyi nasıl bilsin" diyeceksiniz. Kolayı var. Danışmanları var. Onlardan konu hakkında dosya hazırlamalarını ister.
 
Bay Kemal danışmanlarına diyebilirdi ki: "Bu Aydınlıkçıların eskiden Maocu oldukları, Atatürk karşıtı oldukları, sonra birdenbire Atatürkçü oluverdikleri söyleniyor. Konuyu inceleyip bir dosya hazırlayın"
 
Danışmanları Aydınlık kolleksiyonlarını araştırınca şunları göreceklerdi:
 
29 Ekim 1978, 10 Kasım 1978 ve 11 Ağustos 1979 günlü Aydınlık gazeteleri:
(resmi büyütmek için üzerine tıklayınız)

23 Nisan 1980, 19 Mayıs 1980 ve 30 Ağustos 1980 günlü Aydınlık gazeteleri:
(resmi büyütmek için üzerine tıklayınız)

Bunlar gibi birçok yazı, haber, yorum vesaire bulacaklardı.
Bay Kemal bunlara bakıp: "Demek ki 1978'den sonra Maoculuğu bırakıp Atatürkçü olmuşlar. Demek ki Maoculuk dönemleri daha eski. 1978 öncesini de araştırın" diyecekti.
Danışmanlar araştırınca aşağıdaki gibi birçok örnek bulacaklardı:
 
11 Kasım 1969 günlü Türk Solu dergisi:


Ancak, Bay Kemal'in gerçeği aramak gibi bir niyeti yoktu.
Niyeti, Atatürk'ü savunanları karalamaktı. Maocu demekle neyi kasdettiğini bile belki bilmiyordu. Gericilerin Atatürk'ü umacı gibi göstermesi gibi o da Mao'yu umacı gibi göstermek istiyordu.
Ama gayretleri hüsranla sonuçlandı. Seyit Rıza'ya itibar kazandırıp Atatürk'ü mezara gömme hevesi kursağında kaldı. CHP Parti Gurubu bu caniyane girişimi reddetti.
 
Atatürk'ü gömme siyaseti partisi tarafından reddedilen bir Genel Başkan o makamda kalamaz.
Atatürk'ün koltuğunu derhal terk et.

arşiv:


22 Kasım 2012 Perşembe

Seyit Rıza öfkesi


"CHP'yi Aydınlık'ın yönetmesine izin vermem"
 
"Bunlar eskiden Maocu idi, şimdi yurtsever oldular. Yayınlarından etkilenmeyin"
 
Bay Kemal öfkelenince CIA'nın, MİT'in küflenmiş silahlarına, çöplükteki iftiralara sarıldı.
Yalan dolandan medet ummaktan başka çaresi kalmamıştı. Bu, Bay Kemal'in bittiği andı.


 CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Seyit Rıza'nin itibarının iade edilmesi için kanun teklifi vermişti.
Bay Kemal, CHP gurup toplantısında kanun lehinde karar çıkarmak için gayret gösterdi.
 
Aydınlık'ın "Seyit Rıza ittifakı" manşeti Bay Kemal'i çok öfkelendirmişti ve dahi pek korkutmuştu.
"CHP'yi Aydınlık'ın yönetmesine izin vermem" diye gürledi.
 
Ve çok önemli bir sırrı ifşa ederek CHP Milletvekillerini hem aydınlattı, hem uyardı:
"Bu Aydınlıkçılar eskiden Maocu idi, şimdi yurtsever oldular. Yayınlarından etkilenmeyin"
 
Ve çöplükteki iftiraları sıraladı:
"Eskiden Abdullah Öcalan'la resim çektirirlerdi. Şimdi Kemalist oldular. Bizim arkadaşlarımız bunlara alet oluyor. Bu gazetede çıkan haberlere inanıyor."
 
Bu konuşmalar, Gürsel Tekin'e yakınlığı ile bilinen "Gerçek Gündem" internet sitesinde yayımlandı.
 
Toplantı sonrası Bay Kemal'in konuşmasını bir Milletvekili şöyle değerlendirdi: "Şaşkınlık içinde konuşmayı dinledim. Bu tür iddiaları Fethullahçı gazeteler öne çıkarıyordu. En son gizli tanık Sırrı Sakık tarafından Silivri'de dillendirildi. ZAMAN gazetesi de manşetine taşıdı. Yanımdaki arkadaş da aynı tepkiyi verdi: "Genel Başkan bunları söylediğine göre bitmiş" dedi"
 
Aydınlık, 22 Kasım 2012

 
Gelgelelim CHP Milletvekilleri Bay Kemal'in bu sözlerine itibar etmediler.
Tartışmalar sonunda CHP Gurubu, Seyit Rıza'ya iade-i itibar teklifini reddetti.
Red açıklamasını Parti Sözcüsü Haluk Koç yaptı.
 
"Maocu" umacısı işe yaramamıştı. Yurtsever CHP Milletvekilleri Aydınlık ile aynı fikirdeydi.
"Çin'in Atatürk'ü benim" diyen Mao'nun ülkesinde tarih kitaplarında Atatürk okutuluyordu, Seyit Rıza değil.
Seyit Rıza, hiçbir çağdaş ülkede itibar görmüyordu. Seyit Rızaları tepeleyen Atatürk itibar görüyordu.
Olmayan itibarını bir ortaçağ kalıntısına vermek isteyen Bay Kemal'in bu gayreti hüsranla sonuçlanıyordu.
 
Çin'de liselerde okutulan tarih kitabının ilk sayfasında Atatürk, dünyadaki 4 saygın devrimciden biri olarak gösteriliyor.
Lenin, Pugaçev, Gandi ve Atatürk



21 Kasım 2012 Çarşamba

Seyit Rıza ittifakı

Aydınlık, 20 Kasım 2012


 
Kılıçdaroğlu, İstanbul'da, "Gençlikle Buluşuyoruz" toplantısı yaptı.
Toplantıya Atatürk karşıtı "sol" maskeli guruplar çağırıldı.
Atatürkçü öğrencilere saldırılar düzenleyen sahte solcu sözümona Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) en gözde katılımcı idi.
 
Sosyalist Demokrasi Partisi'nin eylemlerinden birkaçı şöyle:
TGB Denizli Şube Başkanı'na bıçakla saldırı
Kocaeli Üniversitesi'nde bir öğrenciyi cami çıkışında bıçakla yaralama, öğrenci yurdu basma cam çerçeve kırma.
1 Mayıs'ta Ankara'da Atatürkçü öğretmenlere saldırı
 
Buna karşılık, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) gibi Atatürkçü örgütler çağırılmadı.
Çünkü amaç Atatürkçülük değil, Seyit Rızacılık yapmaktı.
Seyit Rıza'nın itibar gördüğü bir yerde Atatürk'ün olmaması çok doğaldı.
 
Toplantıda Seyit Rıza ittifakı kuruldu.
 
Kılıçdaroğlu'na "Seyit Rıza'nın itibarının iade edilmesi" konusu soruldu.
Bay Kemal, "Seyit Rıza'yı yargılayan mahkeme de özel mahkemedir. Biz özel mahkemelere karşıyız" cevabını verdi.
 
Kılıçdaroğlu, bir CHP'li gencin "Fethullah Gülen sempatizanı Faik Tunay'ı neden Milletvekili yaptınız?" ve "Millet 29 Ekim'de biber gazı yerken Çankaya Köşkü'ne giden Faik Tunay'a karşı bir yaptırım düşünmüyor musunuz?" sorularına cevap vermedi. Bunun üzerine CHP'li genç sorularına neden yanıt verilmediğini sordu.
 
"Toplantının adı "Gençlik soruyor, Kılıçdaroğlu yanıtlıyor" idi.
Kılıçdaroğlu yanıtlamadı.
 
İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal:
"Seyit Rıza gibi Cumhuriyet'e resmen başkaldırmış, oradaki, insanları sömüren feodal nitelikli bir şeyhe  iade-i itibar vermek, Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü gömmek demektir. O yüzden buradan sesleniyorum CHP'ye. Artık yeter. Hiç kimse Atatürk'ün koltuğunda oturarak Atatürk'e fatura çıkaramaz. Çıkın gidin oradan!"

arşiv:
+++++
 
 
 
 
 

Yeni CHP'nin kahramanı Atatürk değil, Seyit Rıza
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Ali Serdar Bolat   23 Ağustos 2012
 
Artık CHP diye bir parti kalmadı.
Bay Kemal'in lideri olduğu parti CHP değil, Yeni CHP.
Veya AK CHP
 
CHP'nin kahramanı Atatürk idi. Yeni CHP'ninki Seyit Rıza.
Konu ile ilgili bir yazı aktarıyorum:
 
 
 
Tunceli’nin merkezinde Belediyenin önünde Atatürk heykeli var. 
 
Hüseyin Aygün ve CHP Milletvekilleri, basın açıklamasını Atatürk’ün önünde yapmıyorlar. 
En aşağıya Munzur suyunun kenarına inip, kamuoyuna oradan sesleniyorlar. Çünkü orada Seyit Rıza var. 
 
Yaslanacakları tarihi böyle belirliyorlar. Topluma, “Bizim kahramanımız Seyit Rıza’dır” bildiriminde bulunuyorlar. 
Zaten Hüseyin Aygün’ün açıklaması, baştan sona Seyit Rıza’nın ruhunu şad ediyor.
 
********
 
Kılıçdaroğlu da CHP’yi bağlamıyor mu?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, "Hüseyin Aygün’ün söyledikleri kendi görüşüdür, Partiyi bağlamaz diyor.
Nasıl bağlamaz?

- Hüseyin Aygün’ü “Dersim Milletvekilliğine” atayan, 
- Dersim Harekâtı nedeniyle Atatürk ve Cumhuriyet adına özür dilemeye kalkışan, 
- AKP’nin Onur Öymen’e karşı yürüttüğü Batı merkezli kampanyaya katılan, 
- AKP’nin önüne fırlayarak ABD ve PKK’nin "yerel özerklik" planının fedaisi konumunu alan,
- AB’nin “Yerel Özerklik Şartı”nın bayraktarlığını AKP’nin elinden almak için üstün bir gayret gösteren,
- İnönü düşmanlığında Tayyip Erdoğan ile yarışa giren
Kılıçdaroğlu değil midir? 

“Dersim soykırımdır, sorumlusu CHP’dir, İnönü’dür ve Atatürk de haberdardır” 
diye ilanatlarda bulunan Hüseyin Aygün, bu cüreti kimden alıyor?

 
Kimse bu rezaleti Hüseyin Aygün’ün üzerine yıkarak, milleti aldatma ve kendini kandırma yollarına başvurmasın, her şey apaçık ortadadır.
 
********
 
AK CHP'ye yakışan tarih
 
Kılıçdaroğlu ekibi artık kimliğini bütün boyutlarıyla sergilemektedir. 
Seyit Rıza, bu kimliğe yakışan tarih kahramanıdır.

Diğer CHP Milletvekillerinin Seyit Rıza önünde Hüseyin Aygün’ü yalnız bırakmayışları, CHP’nin geldiği yeri tanımlıyor. 
Her ihanet, gafillerin eşliğinde ilerler.
 
********
 
CHP Seyit Rıza üzerinden kimlerle birleşiyor

CHP, bölücülüğe ve gericiliğe yaptığı açılımın simgesi olarak Seyit Rıza’dan daha uygun bir seçim yapamazdı.

Açık İnönü düşmanlığı ve sinsi Atatürk karşıtlığıyla ulaşılacak tarihsel miras ancak bir aşiret lideri olabilirdi. Oraya da ulaşılmıştır. 
CHP, herhangi bir parti değildir. Atatürk’ün İstiklal Savaşının ateşi içinde kurduğu partidir. 

Dünya tarihini etkileyen bir devrimin öncü partisinin milletvekillerinin, o devrime karşı silahla isyan etmiş bir Ortaçağ şeyhinin heykeli önünde poz vermeleri, fikir özgürlüğü kapsamında görülemez. 

Bu duruşa ses çıkarmayan bir CHP,  gericilikte AKP ile, bölücülükte de PKK ile birleşiyor.
 
********
 
Soros Vakfı’na Seyit Rıza ve Fethullah Gülen yakışır

Kılıçdaroğlu’nun Soros Vakfı kurucu üyeliğinden vazgeçmeyişi şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.
Soroslar, 150 yıldır ülkemizde Seyit Rızaları, Derviş Vahdetileri, Saidi Nursileri, Şeyh Saitleri, İskilipli Atıf Hocaları ve Fethullah Gülenleri destekliyorlar.
Atatürk ve İnönü’yü Dersim suçlusu ilan edenlerin Fethullah Gülenleri keşfetmeleri kaçınılmazdı. Onu da keşfetmişlerdir.
 
********
 
Tunceli’de Seyit Rıza, Ankara’da Atatürk???

Bir siyasal kadroda aranacak birinci nitelik, dürüstlüktür.
Tunceli’de Seyit Rıza heykeli önünde basın açıklaması yapan CHP’nin, Ankara’da kongresine Atatürk resmi asması, ne kadar inandırıcıdır?
Atatürk Devrimciliğinin sınandığı yer, bugün Tuncelidir; Diyarbakırdır.

Tunceli’de Seyit Rıza’ya sığınanlar, Atatürk bayrağını nerede yükseltecekler? Gündoğdu Meydanında, ahaliyi kandırmak için mi?

Tanımıyorsunuz, Tuncelililer de aydındır, ne yaptığınızı görür ve devrim karşıtlığından hoşlanmaz. 
Seyit Rıza, yalnız Türkiye’yi değil, Tunceli’yi de böler. 
 
********
 
Seyit Rıza enternasyonalizmi!

Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, Seyit Rıza, "devrim karşıtlığı ve Ortaçağ temsilciliği"  olarak tanımlanır. 
Atatürk ise, dünyanın her yerinde, 20. yüzyılın en büyük devrimcilerinden biri olarak tanınır.
Kılıçdaroğlu yönetimi, Seyit Rıza tercihiyle, dünyanın her yerinde şüpheli konumundadır.
 
********


Değişim: Atatürk ve İnönü’den Seyit Rıza ve Fethullah Gülen’e doğru

Seyit Rıza heykeli önünde Türkiye’ye verilen poz, CHP’deki “Değişimi” olanca çıplaklığıyla sergilemiştir. 

CHP, dün Onur Öymen’lerin ve Şahin Mengü’lerin partisiydi; bugün Hüseyin Aygün’lerin, Sezgin Tanrıkulu’ların ve Kılıçdaroğlu’nun partisidir.

Bu, bir karşıdevrim manzarasıdır. Bu manzara küçük kurnazlıklarla gözlerden gizlenemiyor.
 
********
 
Doğu Perinçek'iin 18 Ağustos günlü Aydınlık köşe yazısıdır
 
********
********


AKP CHP’yi Dersim’de mayın tarlasına sürüyor
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Ali Serdar Bolat    25 Nisan 2011
 
 

Yeni CHP yöneticileri, bir süredir AKP’ye “Yiğitsen Dersim Arşivi’ni aç” kışkırtmasında bulunuyordu.
Şimdi daha da ileri fırlayarak, “Dersim Arşivi’ni açacağız” iddiasında bulunuyor.
 
 Herkes sormalı CHP yöneticilerine ve elbette en başta Kılıçdaroğlu’na:
 Amacınız ne?
 
 AKP’nin “Dersim katillerini ilan etme" planına alet olarak hangi hedefinize ulaşacaksınız?
 
Dersim Arşivlerini açma planı AKP’ye ait.
Kılıçdaroğlu ekibi, yine AKP açılımının arkasına takılmış bulunuyor.
Yeni CHP’nin, AKP’den rol çalmak dışında bir yaratıcılığını, bir buluşunu bugüne kadar görmedik.
 
Tayyip Erdoğan, bir ara Cumhuriyet Devrimi önderliğini Dersim harekâtıyla suçladı.
Hatta İnönü’yü Hitler’e benzetmeye bile kalkıştı. Dersim Arşivi’ni de bu bağlamda gündeme getirdi.
 
AKP’nin amacı belli: Mafya-Tarikat rejiminin anayasasını hazırlıyor.
Özeti milli devletin, Türk milletinin, toprak bütünlüğünün ve laikliğin ruhuna fatiha okunacak.
Bu fiili durumu hukuka geçirmek için, Büyük Devrimci Atatürk’ün bitirilmesi gerekiyor.
 
Cumhuriyet yıkıcısı AKP, Dersim’i, kendine göre, Atatürk’ün zayıf noktası olarak görüyor.
Laiklik cephesinde Dersimliyi yanına çekemeyen AKP, “Dersim katliamı” gündemini yaratarak bu emeline ulaşmak peşinde.
Ayrıca ABD ve AB’nin devrim düşmanı, “İnsan hakları” budalalarını yeni bir “soykırım” teziyle harekete geçirmek için uygun malzemenin de Dersim’den üretileceği umudundalar.
 
Sayın Kılıçdaroğlu’na da imzalayarak göndermiştim.
“Kemalist Devrim-7 Kürt Sorunu ve Toprak Ağalığı” başlıklı kitabımın geniş bir bölümü Dersim harekâtını tahlil eder.
 
Cumhuriyet Devrimi, 1930’larda, Dersim’de, Ortaçağın derebeylik sistemiyle karşı karşıya gelmiştir.
Bugün Tunceli halkı, Doğu’nun en aydınlık, en özgür insanlarıysa,
                                                                bunda Atatürk Devrimi’nin ve Dersim Harekâtı’nın payı büyüktür.
Kurtuluş Savaşı’nda Batı bölgesinde iç gericilikle hesaplaşmalar neyse, Dersim’de yaşananlar da odur.
 
Harekâtta devletin yaptırım gücünün kullanılmasındaki ölçüsüzlük derin acılar bırakmıştır.
On yıllardır bunları anlatan bir Parti’nin Başkanı olarak vicdan rahatlığıyla yazıyorum.
 
Dün Kürdümüze yapılan baskı ve şiddetin karşısına dikilmek devrimci görevdi.
Bugün ise görev, ABD ve AB emperyalistlerinin Türkiye’yi bölme girişimine göğüs germektir.
AKP’nin Mafya-Tarikat anayasası girişimini bozguna uğratmaktır. Bu görev, Kürt-Türk herkesindir.
 
Yeni CHP, AKP açısından ne kadar tehlikeli girişim varsa,
                                        orada AKP’nin fedaisi konumuna getirilmiştir.
 
 Türban ve cemaatler açılımından sonra, şimdi de Dersim ve Kürt açılımı!
 
 Strateji AKP’nin!
 Hedefler AKP’nin!
 CHP’ye ise, AKP stratejisi içinde görevler düşüyor.
 
Dersim’de Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar mı hedef, AKP yalnızca hedefi gösteriyor.
Mayınlara sürülen ise Yeni CHP!
 
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Tarafımdan kısaltılarak renklendirilmiştir ASB
 ++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

********
 
 
CHP Tunceli 2. sıra Milletvekili adayı
++++++++++++++++++++++++++++++
 
Ali Serdar Bolat  4 Mayıs 2011
 
Kılıçdaroğlu, sağcı partilerden, Fethullahçılardan, bölücülerden yaptığı transferleri yeterli bulmamış olacak ki, bir de sahte soldan transfer yapmış.
 
Bu aday da "sosyalist sol" (!) dan gelmiş imiş.
Atatürk düşmanı ol da ne olursan ol gel, ister sağcı, ister bölücü, ister "sosyalist sol"...
 
İşte iftiharla verdiği demeç, bilhassa Atatürkçü CHP'liler okumalı:
 
"CHP üyesi olmadığım gibi, CHP'ye adaylık başvurusu da yapmamıştım.
Sosyalist soldan gelen bir insan olarak adaylık teklifini Kılıçdaroğlu'ndan aldım.
Sayın Genel Başkanımızdan Alevi, Dersim ve Kürt sorunlarında "yeni bir dönem" açılacağının ve genel olarak ülkedeki siyasal havayı özgürlük ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda dönüştürme yönünde işaretler aldığımdan ötürü bu teklifi hiçbir tereddüt göstermeden kabul ettim"
 
"1938'in katliam olduğu resmen kabul edilmeli,
Dersimliler'den özür dilenmeli,
Seyid Rıza'nın itibarı geri verilmeli"
 
Yani: Atatürk'ün katil olduğunu kabul edeceğiz.
CHP'li arkadaşlara sesleniyorum: Kabul edecek misiniz???